Sibirya'daki esir Türk subay ve erleri Çar hükümetinin düşmesinden ve meydana gelen karmaşadan istifade ederek kafile kafile Türkistan'a kaçıp dağıldılar. Ben de Türkistan’ı dolaşarak Semerkant’a geldim. Orenburg’taki cemiyetimize yardımlarda bulunan Sabir Canef’in evinde bir hafta kadar kaldım. Şehri gezdik. Timur’un muhteşem türbesini gördük. Semerkant’tan ayrılıp Aşkabat’a geldik. Bu illerde yabancıya pek az tesadüf edilir, halkın hemen hepsi Türkmenlerdendir.
Bir gün sabah erkenden ekmek almak için fırına gittim. Beş yüz kişi kadar bir topluluk ekmek için sıraya dizilmişlerdi; bunların içinde geceden gelip sıra bekleyenler de vardı. Ben de sıraya girdim, öğleye kadar bana sıra gelmeyecek düşüncesiyle önümde bekleyen on iki yaşlarındaki Türk çocuğuna “Bala biz Osmanlı esirleriyiz. Arkadaşlarımızla Türkmen köylerine kaçak olarak gideceğiz, buradan ekmek almamın çaresi nedir?” dedim.
Bunu işiten Türkmen yavrusu birden coştu, hemen o da önündekine cümlemi iletti. Önündeki daha önündekine ulaştırdı; haber en önlerdeki bir gence ulaşınca kendisi ilk sırayı bırakıp benim yerimi aldı.
Böylece ekmeği en evvel ben aldım ve arkadaşlarımla yola çıktık. Köyleri gezerken Osmanlı esirleri olduklarımızı söyleyince bütün ihtiyaç ve istirahatimiz hemen temin ediliyordu.
Hatta bir gün, bir köyün çocukları toplanmış ardımız sıra geliyor ve bastığımız yerin toprağını kapışıyorlardı. Bir tanesine bu toprakları ne yapacaklarını sorduğumda “Bastığınız bu topraklar hastalarımıza ve mallarımıza şifa getirecektir” diye cevap aldım. Osmanlıya karşı olan bu muhabbet ve bağlılığın bu asil örneği ne kadar da büyüktü.
Kaynak: Türk Ellerinde Hatıralarım - Fahrettin Erdoğan
