
Uygurların alfabesi Sogd kaynaklı olup sâdece 14 harflidir. Göktürk alfabesi ise 38 harflidir. Buna rağmen Uygur metinleri bir hayli fazladır.
Bu arada Budist Türklere âit “Sekiz Yükmek” adlı kâğıt veriler de dikkat çekicidir. İslâmiyetle birlikte Kâşgâr, Balasagun ve bütün Mâverâünnehir bir ilim merkezi olmuştur. 11. asır, kültür bakımından “Türk ilim inkılâbı” gibidir. “Dîvânü Lugâti’t-Türk” ve “Kutadgu Bilig” İslâmiyetin Türklere kazandırdığı iki büyük eserdir. Bunlar lügat, coğrafya, siyâset ve eğitim alanında yazılmış çık kıymetli ilk eserlerdendir. Gerek Kâşgârlı Mahmûd ve gerekse Balasagunlu Yusuf Hashâcib çok kıymetli iki bilgindir.
Oğuz Kağan’la başlayan “Türk cihan hâkimiyeti mefkûresi” artık ordularla fetihlerin dışında eserlerle de cihan fethine adım atmış bulunuyorduk. Oğuz Kağan’la başlayan “uruşgu”lar cihâda dönüp İ’lâ-yı kelimetullah idealine dönüşmüş oluyordu. Bu kavram güneşin doğuşu ile batışı kızıllığındaki dünyâ coğrafyasında “Kızılelma” dolayısıyla önce “Turan” sonra bir cihan mefkûresi oluyordu.
İLK MEDRESELER
İlk medreseler Karahanlılar devrinde ortaya çıkar. Bunlar Müslüman Türklerin ilk ciddî eğitim kurumlarıdır. Bu medreselerde Fârâbî, İbni Sînâ ve Bîrûnî gibi dünyâ çapında büyük âlimler yetişmiştir. Bugün bütün dünyâda en önemli ilim başlangıç metodu olan “Eğitim Bilimleri”nin kurucusu da Fârâbî olmuştur.
Uygurlar da medrese benzeri kurumlar kurmuşlar daha ziyâde Budist öğretim sistemlerini geliştirmişlerdi.
Karahanlılar, Semerkand, Buhâra, Taşkend, Balasagun, Yarkend ve Kâşgâr gibi şehirleri ilim merkezleri hâline getirmişlerdir. İlk teşkîlâtlı külliyeler (kampüsler) buralarda vücut bulmuştur.
Bir beldede eğer yöneticiler bilim adamlarına ve bilime değer verirlerse ve onlara maddî destekte bulunurlarsa orada ilim çok gelişir. Bu meyânda Buğra Han Hârûn, İlig Han Nasr, Yusuf Kadir Han, Aslan Han bilim adamlarına bütün imkânları sunan yöneticilerdir.
Kısacası bir zamanlar hem dînî hem de pozitif bilimlerin berâberce verildiği medreselerden Türkistan, Selçuklu ve Osmanlıda çok büyük âlimler yetişmiştir. Buraları miskinler ve tembeller yuvası olarak niteleyenler Türk eğitim târihinin özellikle 10.-16. asırlar arasını çok dikkatle okumalıdırlar. Unutulmasın ki Harizmî “sıfır” sayısını bulmasaydı matematik Roma rakamları gibi sıfırsız olacaktı…
Mâzîmiz iftihar ve şeref levhaları ile doludur. Bugüne kadar bunlara yabancı nesiller yetiştiren eğitim sistemimiz tekrar dizayn edilmelidir.