Cinque Terre
Sultan Abdulhamid Han'ın Efsanevi Mirası Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
P
resim
aranın, en büyük güç olduğunu bilen Sultan Hamid, iktisatlı ve rasyonel tasarruflarıyla, büyük bir servet elde etmişti. Jön Türkler tarafından yağmalanan bu servetten, padişahın vârisleri mahrum bırakıldı.
 
Osmanlı Devleti’nde "Hazine-i Âmire" adındaki devlet hazinesi yanında, padişahın hususî geliri ve servetinden meydana gelen bir de "Hazine-i Hâssa" adında padişah hazinesi vardır. Sarayın masrafları; padişahın yakın çevresinin maaşları; ecnebi hükümdara giden hediyeler; Mekke ve Medine’ye gönderilen hediyeler; rejim aleyhinde çalıştığı için sürgüne gönderilenlerin maaşları, hep Hazine-i Hâssa’dan karşılanır.

Paranın, zamanın en büyük gücü olduğunu bilen Sultan Hamid, iktisatlı ve rasyonel tasarruflarıyla, bu hazineyi büyütmüş ve zenginleştirmiş; âdeta bir holdinge dönüştürmüştü. Böylece dünyanın en zengin hükümdarlarından biri hâline geldi.

1908’de darbeyle iktidara gelen Jön Türkler, padişahı tahttan indirdikten sonra sarayı yağma edip, saray kadınlarının kulaklarındaki küpeleri bile çekip aldıkları gibi, padişahın Hazine-i Hâssa’daki menkul ve gayrı menkul bütün mallarına da el koydular. Çaldıkları mücevherleri de Avrupa’da sattılar. Mensuplarını cüz’i maaşlara bağladıkları hânedan, giderek fakirleşti.

1918’de tahta çıkan Sultan Vahîdeddin, el konulan malları Hazine-i Hâssa’ya iade etti. Bunun üzerine 1918’de ölen Sultan Hamid’in vârisleri, 1920’de mahkemeye müracaat edip, bir verâset ilâmı çıkartarak babalarının mirasından hâlâ adına kayıtlı bulunanları talep etti. Fakat İstanbul’u işgal altında tutan İngilizler, mahkeme kararının tatbikini engelledi. Zira bu talepler, Musul petrol havalisi ve Filistin gibi İngiliz işgalindeki hassas mıntıkalar için de emsal teşkil edebilirdi.

Cumhuriyet hükûmetleri, bu hususta İngiliz politikasını devam ettirdi; üstelik hânedanı 1924’te topyekûn sürgüne gönderdi. Mallarını bir sene içinde tasfiye etmeleri istendi. Kendilerine verilen birkaç günlük müddet içinde yok pahasına sattılar; ya da güvendiklerini birine vekâlet verdiler. Bu kişilerin çoğu malların üzerine yattı!

Sürgün kanunu, önceki padişahlar adına tapuya kayıtlı gayrı menkullerle, saraylardaki eşyaya da el koyuyordu. Halbuki herkesin malı, vefatlarıyla hemen vârislerine intikal eder. Böylece miras hakkı ellerinden alınarak da insan hakları ihlal edilmiş; üstelik kanun geriye yürütülerek, umumi hukuk prensipleri çiğnenmişti.
 
Petrol Kokusu
 
I. Cihan Harbi’nde elden çıkan Osmanlı topraklarında, işgalciler, milletlerarası teâmüllere uyarak, hususî mülklere dokunmadılar. Ama 1909’da Jön Türkler tarafından devletleştirildiği için, hânedana ait gayrı menkullere el koydular. Hânedanın Musul petrol arazisindeki hak taleplerini milletlerarası platforma taşıyıp kazanma ihtimalinden korkuyorlardı.

Yeni rejimin Türkiye’deki mallarını vermesinden ümidi kesen sürgündeki hânedan, Türkiye sınırları dışındaki mallara bel bağladı. Bunun için İngiltere hükûmetine müracaat etti. Dünya çapında hukukçular, hânedanın taleplerinde haklı olduğu cihetinde raporlar hazırladı. Almanya, el koyduğu Kayzer’e ait mülkleri iade etmiş; bazısı için de tazminat ödemişti. Londra, işi mahallî mahkemelere havale etti; bir yandan da bu taleplerin kabul edilmesini el altından engelledi.  

1920-1924 arası Fransa Cumhurreisi olan avukat Etienne Millerand, hânedanın vekili sıfatıyla Ankara’ya müracaat ederek, vaktiyle Sultan Hamid’in şahsî mülkü olup, hükûmetçe el konulan mallardan hânedana sembolik bir yer verilmesini istedi. Buna istinaden La Haye Adalet Divanı’nda dava açarak, Türkiye dışındaki arazilerinde hânedanın hak iddia edeceğini bildirdi. Filistin’de 4000 km² arazi ile Musul petrollerindeki padişah hissesi de bunlar arasında idi. Böylece hem sürgündeki hânedan perişan hâlinden bir nebze kurtulacak; petrol sebebiyle bu işten Türkiye de kazanacaktı. Zira hânedan, petrollerdeki hisselerinin çoğunu Türk hükûmetine devretmeyi va’dediyordu. Ancak hânedanın zenginleşmesini asla istemeyen Ankara, talebi derhal reddetti.

Padişahın Tek Vârisi!
 
Bu arada Sultan Hamid’in eşlerinden sürgüne tâbi olmadığı için Türkiye’de kalanlar, tapuya kocaları adına kayıtlı olup henüz el konulmamış mallardan miras talebinde bulundular. Türk mahkemesi, 1934’te dâvâcıların lehinde karar verdi. Temyiz Mahkemesi de bunu tasdik etti.  

Bu arada Atatürk’ün yakın çevresinden Yahudi dişçi Sami Günzberg, hânedan mensuplarının çoğundan vekâlet aldı; vermeyenlerin de imzasını taklit ederek pek çok gayrı menkulü üzerine geçirdi. Müvekkillerini de az bir para ile avuttu. Bu sebeple vaktiyle, “Sultan Hamid’in tek vârisi, Sami Günzberg’dir” şeklinde espri yapılmıştır.

İşin büyüyeceğinden korkan hükûmet müdahale etti; 1949’da Türkiye’deki hânedan mensuplarının, ne Türkiye’de, ne de Türkiye sınırları dışındaki mallardan miras talep edemeyeceği istikametinde kanun çıkarttı. Bu da, hanedana ait mülklerin çokça bulunduğu Irak, Suriye, Lübnan, İsrail, Kıbrıs gibi ülkelerin elini güçlendirmiş oldu.

İntikam!
 
Osmanlı ailesinin, eski Osmanlı topraklarındaki malları miras olarak elde etmesi, uzun vâdede Türkiye’nin de işine yarayacak iken; saplantı hâlini almış bir Osmanlı düşmanlığı yüzünden, bir aile, büyüğünden küçüğüne, yokluğa ve sefâlete mahkûm edildi; bir yandan da büyük bir fırsat kaçırıldı.
Hânedanın 1952’de kadın; 1974’de de erkek mensuplarına Türkiye’ye dönüş izni verildi. Ama malları iade edilmedi; tazminat da ödenmedi. Her iki kanun da, 1924 sürgün kanunundaki “padişahlara ait mallar devlete geçmiştir!” hükmünü teyit ediyordu.

Bugün Sultan Hamid soyundan gelenler, demokrasinin getirdiği rahatlıktan da istifade ederek, hâlâ dedelerinin adına kayıtlı kalan malları alabilmek için senelerdir mahkemede uğraşmaktadır. Ancak davanın hukukî değil de, siyasî olduğunu düşünen mahkemeler, karar vermekten çekinmektedir.
Başlık Yazar
Sultan Abdülhamid Han’ın Naaşı Önünde Ahmet Refik
Sultan Abdülhamid Han'ı Tanımak Prof. Ekrem Buğra Ekinci
Yahudilerin Sultan Abdulhamid Han’a Teşekkürü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz
Sultan Abdulhamid Han'ın Efsanevi Mirası Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Sultan Abdülhamid Han’nın İçtimai Siyaset Anlayışı Melik Arvas
Sultan Abdulhamid Han’ın İspanyol Elçisine Verdiği Muhteşem Cevap Ö. Serdar Akın
Sultan Abdülhamid Han’ın Osmanlı Devleti İle Japonya’yı Mukayesesi Doç. Dr. F. Şayan Ulusan Şahin
Sultan Abdülhamid Han ve Müşfika Hanım Ö. Serdar Akın
Sultan Abdülhamid Han’ın Verdiği Ders Vakanüvis
Sultan Abdülhamid Han'ın Dış Siyasetteki Hassasiyeti Ö. Serdar Akın
Sultan Abdülhamid Han’ın Söğüt Bölüğü Tahsin Paşa
Sultan Abdulhamid Han Bütün Osmanlı Coğrafyasını Fotoğraflaştırdı Murat Öztürk
Abdülhamid Han’ın Ramazan-ı Şerif ve Hırka-i Saadet Ziyaret Günleri Şadiye Osmanoğlu
Mazlum Bir Padişah: Sultan Abdülhamid Han Rahim Er
Sultan Abdülhamid Eğitim ve Araştırma Hastanesi Rahim Er
Sultan İkinci Abdülhamid Han ve Eğitim Politikası Ayhan Çiftçi
Üç Kıtanın Son Hükümdarı Sultan İkinci Abdülhamid Han İbrahim Akkurt
İttihatçı Basının Abdülhamit Hân Düşmanlığı Yavuz Bahadıroğlu
Sultan Abdülhamid Han’ın Habeşistan Siyaseti Prof. Dr. A. Hâluk Dursun
Abdülhamit Han'ın Büyük Bir Kültür Hizmeti: Yıldız Kütüphânesi Ö. Serdar Akın
II. Abdülhamid Han'ın ABD Elçisine Anlattıkları Yavuz Bahadıroğlu
Abdülhamid Han’ı ‘‘Gazi’’ Yapan Zafer 1897: Türk-Yunan Savaşı Ömer Faruk Yılmaz
Sultan Abdülhamid Han Zamanda Ermeniler İle İlgili Bir Muhtıra-i Hümâyûn Mehmet Hocaoğlu
Sultan Abdülhamid Han Ekonomik Krizi Nasıl Aştı? Ziya Şakir
Dolmabahçe Sarayında Bayramlaşma Merasimi Şadiye Osmanoğlu
Sultan Abdülhamid Han’ın İsmini Yaşatan Hizmeti: Hamidiye Etfal Hastanesi Göksel Erdoğan
Abdülhamid Han’a Kızıl Sultan Diyen Kimlerdi? Mehmet Hocaoğlu
Sultan Abdülhamid Han’ın En Büyük Projesi: Hicaz Demiryolu Cüneyt Teke
Sultan Abdülhamid Han’ın Türkçe Hassasiyeti Prof.Dr.Vahdettin Engin
Sultan Abdülhamid Han’ın İsmini Yaşatan Hayırlı Bir Hizmeti: Hamidiye Suyu Abdullah Zülgaip Akkuş
Abdülhamid Han’ın Büyük Din Gayreti Nurettin Topçu
Sultan Abdülhamid Han’ın Fazilet Mirası: Darülaceze Selman Keklik
Sultan Abdulhamid Han'ın İleri Görüşlülüğü Sara Korle
Sultan Abdülhamid Han'ın Uzak Doğu Siyaseti Editör
Sultan Abdülhamid Han'ın Büyük Basiret ve Cesareti Editör
Çanakkale’nin Gerçek Kahramanı Bir Devrik Sultan: “Abdulhamid Han” Resul Tosun
Sultan Abdulhamid Han'ın Tıp ve Eczacılığa Verdiği Büyük Önem Said N.Duhani
Sultan Abdülhamid Han Devrinde Yıldız Saray’ından Bir Hatıra Ayşe Osmanoğlu
Sultan Abdülhamid Han’a Çirkin İftira Ö. Serdar Akın
Sultan Abdülhamid Han’ın Şefkat ve Merhameti Ziya Şakir
Sultan Abdülhamid Han’ın Tahtan İndirilmesine Japonlar Müteessir Oldu Abdurreşid İbrahim
Sultan Abdülhamid Hân’dan Van’a Kitap M. Ali Demirbaş
Sultan Abdülhamid Han'ın, Günlük Meşguliyetleri Ziya Şakir
İleri Görüşlü Sultan: II. Abdülhamid Han Yrd. Doç. Dr. Mustafa Şeker
Sultan Abdülhamid Han Hayranı Bir Yunanlı Yazar Tercüme eden: Hayrettin Turan
Sultan Abdülhamid Han’ın Dinî Hassasiyeti Ve İnce Siyaseti Ziya Şakir
Sultan Abdülhamid Hanı Şifaya Kavuşturan Dua Ziya Şakir
Sultan Abdülhamid Han Siyasette Olduğu Gibi Sanatta da Dehaydı Ziya Şakir
Abdülhamid Han’ın Kıyas ve İctihad İle İlgili Fikirleri Ö. Serdar Akın
Sultan Abdülhamid Han'ın Cesaret ve Vakârı Ö. Serdar Akın
Sultan Abdulhamid Han'ın Ecdadı Karakeçili Aşireti ve Ertuğrul Gazi'ye Vefası M. Şakir Ülkütaşır
Amerikalı Bir Doktorun Gözü İle Abdülhamid Han ve Hamidiye Hastahanesi Dr. Hasan Fevzi Batırel
Sultan Abdülhamid Han'ın Ramazan-ı Şerif Hassasiyeti Prof. Dr. Vahddin Engin
Güney Afrika'dan Sultan'a Mektup Var Osman Sarper
Sultan II. Abdülhamîd Han Editör