Aydın Reis, mübarek bir saatte İstanbul limanına girdi. Bütün toplarını ateşleyip cihanın padişahını selâmladı. Kadırgalardan 300 esir çıkarıldı. Her biri sırma cepken ve en değerli kumaşlardan yapılmış libaslar giymişlerdi. Hepsi türlü ganimet eşyası taşıyorlardı. İstanbul şehrinin zarif halkı, caddelere doluşup seyre çıkmışlardı.
Şevketlü hakanımız Sultan Süleyman Han, Aydın Reis'i diğer bir reisle beraber kabul buyurdular. Nâmemi alıp okudular. Aydın'a iltifat ettiler. Çıkarlarken Aydın'a 500, yanındaki reise 300, kapdanıma 200'er, gemi imamlarına 100'er, diğer zabitlerime 50'şer altın ihsan edildi. Ayrıca Aydın Reis'e çok değerli birer kılıç, hil'at ve dürbün verildi. Bütün leventler Tersane'de misafir edildi. Aydın Reis'e tayinat verildi. Aydın, bütün vezirleri ve büyük kaptanları ziyaret etti.
Aydın Reis Sultan’nın Hediyeleri ile Döndü
Aydın Reis bir ay İstanbul'da kaldı. Ay sonunda tekrar Cihan Hakanı'nın huzuruna çıktı. Sultan Süleyman Han, bana verilmek üzere Aydın'a murassâ bir kılıç, murassâ hançer, sırmalı hil'at, altınla işlenmiş sancak ve iki büyük pırlantalı sorguç tevdi etti. Ayrıca 20 oturak 3 kadırga da ihsan eyledi. Henüz kızaktan inmiş olan bu tekneler, mükemmel şekilde donatılmıştı. Çok güzel topları vardı. Üstelik ağzına kadar cephane ve direk, katran, zift, halat gibi malzemeyle doldurulmuştu. Malzemenin ağırlığından koca kadırgalar iyice suya gömülmüş, değil ambarlarda, güvertelerde bile fare gezecek yer kalmamıştı.
Huzurdan ayrılırken Aydın Reis'in kavuğuna mücevherli bir sorguç sokuldu. Bilhassa gemilere ve gemilerin içindeki malzemeye çok memnun olan Aydın, sevinçle saraydan ayrıldı. Cihan Hakanı filomun Sarayburnu önlerinden ayrılmasını seyir buyurmak için Yalı Köşkü'ne inmişlerdi. Filo, bütün toplarını kuru sıkı ateşleyerek cihanın padişahını selâmladıktan atarak Cezayir Limanı'ndan çıktılar.
Aydın Reis’i Hemen Kabul Ettim
Aydın'ı hemen kabul ettim. Hakanımızın ‘‘nâme-i hümâyûn’’larının bulunduğu al kadife keseyi kemâl-i ihtiramla alıp üç defa öptüm, başıma koydum, sonra açıp ayakta okudum, şöyle başlıyordu:
"Sen ki Cezâyir beylerbeyim Gazi Hayreddin Paşa'sın her ahvâlin, mûcibince atabe-i hümâyûnıma mâlum olmuştur. Gönderdiğin 300 kâfir esiri makbûl-i hümâyûnumdur. Cenâb-ı Hak seni ve yoldaşlarını mansûr ve muzaffer eyleyip dünya ve âhirette yüzün ak olsun. Gönderdiğim cephane ve malzemeyle mükemmel donanma düzüp Akdeniz'de düşmân-ı azîmimiz olan İspanyol kâfirine göz açtırmayasın. İhsân ettiğim çelenkleri kavuğuna sokup, sancağımı baştardana as. Sırmalı al sancağımın şeref ve haysiyetine zinhar toz kondurmayasın."
Hakanımızın Emirlerini Yerine Getirdim
Hâkanımızın irâdeleri mûcibince, sırmalı al sancaklarını Cezâyir'e paşa kapısının önüne muallâ bir mevkie astırdım. Her gün güneş batarken merasimle mehter vurdurup sancağı indirip kılıfına koydurur, ertesi gün güneş doğarken gene merasimle çektirirdim. Sefere çıkarken sancağı, bulunduğum kadırgaya aldırırdım.
Hayır ve Hasenatlar Yaptım
Bu yıl da Cezâyir şehri ve çevresindeki bütün yetim ve fakir oğlancıkları ve gelinlik kızları toplattım. Oğlancıkları sünnet ettirip, kızları evlendirdim. Her birine ihsanlarda bulundum. Evsiz olanlara ev verdirdim, işsiz olanları işe koydum. Cenâb-ı Hak, hayır yolunda sarfedilen her emeğin ve servetin karşılığını fazlasıyla ihsan buyurur. Bunu bizzat ben hayatım boyunca tecrübe ettim. Hayır yolunda ne kadar servet harcadımsa, tez zamanda Allah, birkaç mislini ihsan eyledi.
