Cinque Terre
Esir Osmanlı Askerlerinin Mektupları Torunlarına Ulaştırılacak
B
resim
irinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerce esir alınarak Arakan’a götürülen 12 bin Osmanlı askerinin ailelerine yazdıkları mektuplar, Türk Kızılayı tarafından arşivlendi. Mektupların, şehit askerlerin torunlarına ulaştırılması için çalışma başlatıldı.

Barınma, yiyecek, ilaç ve giyecek gibi birçok alanda dünyanın her yerinde ihtiyaç sahiplerinin yanında olan Türk Kızılayı, 1914-1918 yıllarındaki Birinci Dünya Savaşı'nda da bir yandan ihtiyaçların temininde görev alırken diğer yandan vatan topraklarından çok uzakta olan askerlerin hem kayıtlarını tuttu hem de aileleriyle iletişimlerinin devam etmesinde rol oynadı.

Dört yıl süren savaş döneminde esir düşen yaklaşık 12 bin Osmanlı askeri, o dönem adı Hilal-i Ahmer olan Türk Kızılayı tarafından kurulan köprüyle Osmanlı İmparatorluğu'nun dört bir tarafındaki aileleriyle haberleşti. Esir askerler, yaşadıklarına dair bilginin ailelerine ulaştırılması ve ailelerinden haber alabilmek için binlerce mektup yazdı. Kızılay, bu mektupları Selanik’ten Halep’e, Diyarbakır'dan İzmir’e kadar birçok bölgedeki asker ailesine ulaştırdı.
Tarihi belgeler yeniden arşivlendi

Türk Kızılayı Genel Müdürü İbrahim Altan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kurumlarının gelecek yıl 150. yaşını kutlayacağını belirterek yapılan hizmetlerin yanı sıra çok büyük bir arşive de sahip olduklarını vurguladı.

Tarihi öneme sahip çok sayıda malzemenin, 2006 yılında başlatılan bir çalışmayla yeniden arşivlendiğini ve bu çalışmaların 2010 yılına kadar sürdüğünü ifade eden Altan, arşivlerin 2010 yılından sonra kullanıcılar için hizmete açıldığını aktardı.

Altan, arşivlerde hem kuruma ait hem de kurumun çalışma alanına ilişkin belgelerin yer aldığını söyledi.

"Balkan ve Dünya Savaşları dönemlerinden 308 bin esir kartı var"

Türk Kızılayının, arşivleriyle tarihe de ışık tuttuğunu belirten Altan, "Bizim elimizde esir düşen askerlerle ilgili 308 bin esir kartı var. Bunlar sadece Osmanlı askerleri değil, çeşitli milletlerden esir alınan askerleri de kapsıyor. Balkan Savaşları, Birinci ve İkinci Dünya savaşlarına ait elimizdeki esir kartlarında, askerlerin hangi cephede esir alındığı ve sağlık durumlarına ilişkin notlar bulunuyor." dedi.

O dönem esirlerin ulaştırılamayan mektupları torunlarına verilecek

Arşivlerde Osmanlı askerlerinin yanı sıra farklı ülkelerden esirlere ilişkin belgelerin de olduğunu anlatan Altan, "İkinci Dünya Savaşı döneminde esirlerin değişimiyle ilgili de belgeler mevcut. Kızılay, esirlerin değişiminde, işlemlerinde, aileleriyle yazışmalarında ve ihtiyaçlarının giderilmesinde rol alan bir kuruluş." dedi.

Altan, arşivde yer alan mektupların sahiplerinin ailelerinden şu ana kadar kendilerine ulaşan olmadığını ifade ederek, "Bu konuyu araştırıp bununla alakalı bir çalışma yapmamız, belki de aileleri bularak onları şehitliklere götürmemiz üzerimize bir borç olacak. O dönem ulaştıramadığımız mektupları bugün esir askerlerimizin torunlarına ulaştırmak için bir çalışma başlatacağız." açıklamasında bulundu.

Esir kartlarından örnekler

Arşivde yer alan esir kartları ve defterlerinden bilgiler aktaran Altan, ailesinden haber alamadığını belirterek Kızılaydan yardım isteyen esir askerlerin mektuplarından da örnekler verdi.

Esir kartlarından birinin onbaşı Hüseyin Mustafa isimli 25 yaşındaki Osmanlı askerine ait olduğunu ifade eden Altan, kartta onbaşının 181. tabur 1. bölük 3. takımda görev yaptığı ve Kastamonulu olduğu bilgisinin yer aldığını söyledi.

Esir askerlerin mektupları

Esir Osmanlı subaylarının ve ailelerinin birbirlerini bulmak için yazdığı mektuplardan da örnekler sunan Altan, Ankara Keskin'den Süleyman oğlu Hacı Dede isimli askerin, mektubunda 3 yıldır esir olduğunu, ailesinden bugüne kadar hiçbir bilgi alamadığını ve bu nedenle büyük üzüntü duyduğunu dile getirdiğini söyledi.

Altan, askerin mektubunda, babasının hayatta olup olmadığını merak ettiğini yazdığını ifade ederek, bu konuda yardım istediğini söyledi.

Bir diğer mektubun da Hindistan'da esir düşen Çakalı oğlu Ahmet Çavuş Mahtumu Veli'ye ait olduğunu söyleyen Altan, esir askerin yaklaşık bir yıldır babasından mektup almadığını, bu nedenle babasının hayatından endişe ettiğini ve üç kardeşi ile annesinin durumlarını sorduğunu bildirdi.

Başlık
Esir Osmanlı Askerlerinin Mektupları Torunlarına Ulaştırılacak
Kazakistan Latin Alfabesine Geçti
Orta Doğu ve Balkanlarda Osmanlı Ruhu Yeniden Canlanıyor
Kazakistan Latin Alfabesine Geçiyor
Tika'dan Türkçe Lügat
15 Temmuz'un Yıl Dönümünde Türkiye Meydanlara Sığmadı
Bağcılar'dan Almaatı'ya Gönül Sofrası
Dilimiz Elden Gidiyor
Ertuğrul Gazi Türbesi'nde Nöbetler Başladı
Kırgız Türkü Şehit Korucu Son Yolculuğuna Uğurlandı
Çanakkale Kara Muharebelerinin 102. Yıl Dönümü Kutlandı
Kerkük Türk'tür Türk Kalacak
Hocalı Katliamının Acısı Devam Ediyor
Sultan Abdülhemid Han Gerçeği Gün Yüzüne Çıkıyor
Azerbaycan’da Camiler Çoğalıyor
Cengiz Aytmatov İçin Asra Bedel Anma
Orta Asya'dan - Anadolu'ya Türk Tarihi Film Oluyor
104 Yıl Sonra Ezan Sesi
Abdulkerim Satuk Buğra Han Camii İbadete Açıldı
Türkmenistan Havalimanı Hizmete Girdi
İhlas Vakfı'nın Kurban Hizmeti
Macaristan'da Türk Şenliği
Türkler Yeniden Şahlanıyor
Afganistan Türkmenleri'de Türkiye'nin Yanında
Türk Dünyası Darbeye Karşı Tek Yürek Oldu
Kardeş Topraklardaki Kahramanlar
Türkistan'ın Manevi Merkezi
Kazan'da 10 Bin Kişiye İftar
Özbek Türklerinden İmece Usulü İftar
Macaristan’da Osmanlı Heyecanı
Yesevi Otağı ve Türbesi’nin Maketi Törenle Ziyarete Açıldı
Türk Birliğine Engel Alfabe Dil Meselemiz Konulu Kitap Çıktı
Moğolistan bozkırlarından Hoton Türkleri
''Tuna Güzellemesi'' Çıktı
Türkistan’i Türkislam Yaptı
Hocalı Katliamı Unutulmadı
Kırım Türkler'in Asli Yurdudur
78 Milyon 600 Kazak'tan Selam Getirdim
Türkname ile Dünya Türkçeyi Keşfedecek
Asrın Yesevisi: "Ahmet Arvasi" Yadedildi
T
ürk İslam dünyasının önemli fikir adamlarından Seyyid Ahmet Arvasi ölümünün 27.yılında törenle yadedildi.
İhlas Koleji Tarih Kulübü tarafından düzenlenen törene merhum Arvasi’nin öğrencileri, arkadaşları ve çok sayıda vatandaş katıldı. Konuşmacılar “Asrın Yesevisi” olarak bilinen Arvasi hoca hakkında şunları söyledi:
İhlas Koleji Okul Müdürü Hamdi Özakay:  Türk İslam dünyasına bilhassa gençliğe şekil vermiş ilişkileri ve hayatları ile örnek olmuş büyük şahsiyet Seyit Arvasi Hocayı öğrencilerimize onun talebeleri ile anlattık. Onun sahip olduğu tarihî, medeniyeti, kültürü ve coğrafyaya tanık olmuş oldular.
Eğitimci-Yazar Hasan Yavaş: 1968 yılında Balıkesir’de Seyyid Ahmet Arvasi hocamdı. Psikoloji derslerine giriyordu. İyi bir Müslümandı. Çünkü Peygamber efendimizin evladı idi. Türk milletini seven, Türk milletinin gençlerine hizmet etmeyi gaye ve dava edinen bir insandı. O bakımdan Türk milliyetçileri arasında uzun yıllar çile çekmesine rağmen bu hizmetlerine devam etti. Kendisine sıkıntı verenler olduğu halde hiç davasından vazgeçmedi. O bize örnek bir şahsiyetti. Sohbetleri kitap gibi bir kişiydi.
Eğitimci-Yazar Mehmet Ozan Semerci: 6 yıl fiilen talebesiydim. Ama sık sık evine sohbetlere gittik. Ulaşabildiğimiz kadarıyla kendisinden hiç kopmadık. İlmiyle alim bir insandı. Yani ne biliyor ne söylüyorsa onu yaşıyordu. Arvasi beyin gönlü çok açıktı. Tıpkı şu dizelerde olduğu gibi: “Pişman olur da bir gün geri dönersen bana,  gönül kapım açıktır çalmadan gir içeri.”  Arvasi bey gönül kapısı hep açık biriydi. Şimdi bu soruyu kendime sormaya çekiniyorum.
TRT'den Sovyet dizisi: Büyük Kafkas Sürgünü TRT1'in yeni dizisi "Büyük Sürgün Kafkasya" 15 Aralık'ta ilk bölümüyle ekrana gelecek. Büyük Sürgün, 1944 yılında Sovyetler Birliği lideri Stalin'in emriyle sürgün edilen Ahıska Türklerinin trajik hikâyesini anlatıyor.  
Büyük Sürgün, 1944 yılında Sovyetler Birliği lideri Stalin'in emriyle sürgün edilen Ahıska Türklerinin trajik hikayesini anlatıyor. Yaşadıkları topraklardan sürgün edilen binlerce insanın sahipsiz unutulmuş bir halkın yürek burkan hikayesi Büyük Sürgün Kafkasya 15 Aralık'tan itibaren sadece dört bölüm olarak TRT1 ekranlarında yayınlanacak.
Fırat Sünel'in 'Salkım Söğütlerin Gölgesinde' ve Gürsel Balcı'nın 'Sınırdaki Sır' adlı romanlarından serbest olarak uyarlanan dizinin senaryosu Ali Can Yaraş ve Özge Efendioğlu tarafından kaleme alındı. Çekimleri Makedonya'da gerçekleşen Büyük Sürgün Kafkasya, Ahıska Türklerinin trajik hikâyesini seyircisiyle buluşturacak.  Büyük Sürgün Kafkasya 15 Aralık'ta yayınlanmaya başlayacak!
Irak Türkmen Boyları Kitabı Çıktı
B
u haftaki kitabımız Ötüken Yayınları’ndan. “Irak Türkmen Boyları” isimli eserin yazarı, kendisi de bir Irak Türkmeni olan Kerküklü Prof. Dr. Suphi Saatçi.
Suphi Bey için Kerküklü dediysek de ülkemizin önde gelen ilim adamlarındandır.
Mimar Sinan ve Osmanlı mimarlığının klasik çağı, şehir ve medeniyet, geleneksel Türk evi üzerine araştırmaları yanı sıra Irak Türkmenleri üzerine çeşitli sahalarda yazılmış 14 eseri bulunmaktadır.
Halen Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölüm başkanlığını yürütmektedir.
“Irak Türkmen Boyları” isimli eserde; Irak’taki Türkmen yerleşim merkezlerinde önce yaşayan boyları, oymakları, aşiret ve aileleri, sonra da Türkmenlerin yerleşim merkezlerinin tanıtılması amaçlanmış.
Böylece irili ufaklı Türkmen şehir ve kasabalarının monografik kimlikleri ortaya konulmaya çalışılmış.
Eserin mihenk taşını şu ifadeler oluşturmakta.
“Uzun yıllara dayanan bu araştırma, bilimsel verilen üzerine oturtulmuş, belge ve kaynaklar titizlikle değerlendirilmiş ve bölgenin fotoğrafı abartısız bir biçimde sunulmuş.
Küçülen dünyadaki uluslararası ilişkiler ve politik mücadeleler, uzak yakın komşuların hem doğal hem de beşeri coğrafyalarını doğru tanımakla başlar.
Komşu ülkelerin dillerine ve medyasına bu denli yabancılaşan bir ülke, bu komşularla birlikte geleceğini nasıl inşa edebilir?
Bin yıldan fazla aynı kaderi paylaşan ülkelerin, sorunlarını üçüncü bir dille anlaşarak çözmeleri kolay olabilir mi?
Irak ve Suriye’yi Arapçayla, İran’ı Farsçayla okumaksızın, başka bir dille dostluk ilişkileri, ticari alış veriş yapılması sanıldığı kadar kolay değildir”.
Evet, İngilizceye yüklendiğimiz kadar komşularımızın diline önem verebilseydik, belki bugün en azından halklar arasında daha büyük bir kaynaşmaya sebep olabilirdik.
Lakin öve öve bitiremediğimiz ve çağdaşlaştığımızı zannederek, çağdışı kaldığımız “dil devrimi” yüzünden, bırakın komşu ülkelerle iş birliğini, aile fertlerimiz arasındaki uçurumları hala kapatamıyoruz. Neyse, bu yara derin, kitaba dönelim.
Suphi Saatçi, komşu ülkelerin dillerine bu denli yabancılaşmamız üzerine sözlerini şöyle sürdürmekte.
“Bu gerçekleri hesaba katarak yıllardır üzerinde çalıştığımız Irak Türkmen coğrafyasının; coğrafi, beşeri, sosyal ve etnik yapısını, boy ve oymaklarını, mezhebi ve kültürel yapılarını doğru bilmek, bölgeye bakışımızı etkileyecek, düşünüş tarzımızı ve yorumlarımızı daha sağlıklı kılacak ve hiç kuşkusuz, elimizi daha da güçlendirecektir.
Irak’ın vatandaşı olan Türkmenler, kendi topraklarında insanca yaşamak istiyorlar. Bu onların en doğal ve en demokratik haklarıdır.
Bugüne kadar bağlı bulundukları siyasi otoriteye başkaldırmamış, silaha sarılıp devlete karşı isyan etmemiş olan Türkmenler, ne yazık ki, hak etmedikleri zulme, baskıya, asimilasyon ve soykırımlara maruz kalmışlardır.
Türkmenleri tanımak isteyenler, bu eserle sağlıklı bir yol haritasına sahip olacaklardır”.
(Hüseyin Öztürk)
Yörükler İçin Eğitim Seferberliği Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) tarafından yaptırılan Makedonya'nın Merkez Jupa beldesine bağlı Dılgaş köyündeki Necati Zekeriya İlköğretim Okulu'nun yeni binası törenle hizmete açıldı. 
Okulun açılışına TİKA Başkan Yardımcısı Ali Maskan, Debre Belediye Başkanı Ruzhdi Luta, Merkez Jupa Belediye Başkanı Ariyan İbrahim, Uluslararası Balkan Üniversitesi Rektörü İsmail Kocayusufoğlu, köy halkı ve diğer davetliler katıldı.
TİKA Başkan Yardımcısı Maskan, burada yaptığı konuşmada, bölge halkı gibi kendisininde yörük olduğunu belirterek, yöre halkından vatanlarını terk etmemelerini istedi. Maskan, okulun yeni binasında eğitim görecek öğrencilere de başarılı bir eğitim hayatı diledi. Merkez Jupa Belediye Başkanı İbrahim de desteklerinden dolayı TİKA'ya ve Türkiye'ye teşekkür ederek:
"Allah bizi Türkiye'siz ve TİKA'sız bırakmasın. Kuvvetli bir Türkiye varsa, biz de güvenli bir şekilde burada yaşayabiliriz. Maddi destek olmasa bile manevi destekleri bizim için çok önemli" dedi. 
Makedonya'nın güneybatısındaki Merkez Jupa, ülkedeki iki Türk belediyeden biri. Belediye sınırları içerisinde bulunan Dılgaş köyü ise 300 nüfuslu bir Yörük köyü.
Türkmenler Hürriyetinin 24. Yılını Kutladı 27 Ekim 1991’de hürriyetini kazanan Türkmenistan’da, bağımsızlığın 24. yıl dönümü törenlerle kutlandı.Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla 27 Ekim 1991’de yapılan referandumla hürriyet kararı alanTürkmenler, 24. yıl dönümü kutlamalarını Aşkabat Stadyumu‘nda yaptı.

Devlet Başkanı Gurbangulu Berdimuhamedov‘un gelmesiyle başlayan törenlerde,mahalli kıyafetli gençler çeşitli gösteriler sundu.

Ahal Teke atlarıyla yapılan gösteriler, stadyumu dolduranlarca beğeniyle seyredildi. Törenlerde daha sonra askeri geçit yapıldı. Türkmenistan silahlı kuvvetlerinin envanterindeki silah ve araçlar sergilendi.

Türkmenistan milli marşının okunduğu ve ülke bayrağının göndere çekildiği törende, savaş uçaklarıyla yapılan gösteriler, seyredenlerin adeta nefesini kesti.

Türkmenlerin, müstekilliği anlamına gelen “Garaşsızlık” ismini verdikleri kutlamalar, Aşkabat Hipodromu‘nda yapılan Ahal Teke atlarının yarışlarıyla tamamlandı.
Bakan Yalçın Topçu da Türkmenistan'da 
Türkmenistan’ın hürriyeti günü töreninde, Türkiye’yi Kültür ve Turizm Bakanı Yalçın Topçu başkanlığındaki,  TRT Genel Müdürü Şenol Göka‘nın da bulunduğu heyet temsil etti.

Topçu, temasları kapsamında Devlet Başkanı Berdimuhamedov tarafından kabul edildi. Görüşmede, Sultan Alparslan’ın mezarının bulunması için yapılan çalışmaların desteklenmesi benimsendi.

Bakan Topçu, Türkmenistan Bakanlar Kurulu Eğitimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Sapardurdu Toyluyev, Kültür ve Medyadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Maysa Yazmuhammedova ve Kültür Bakanı Annageldi Garacayev’la da bir araya geldi.

TİKA Hayırlı Hizmetlere Devam Ediyor Azerbaycan'daki 12 Bin El Yazması Eser Koruma Altına Alındı
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, Azerbaycan’da kültürel eserlerin korunmasına yönelik çalışmalara destek oluyor. Bu amaçla, TİKA desteğiyle Konya Yazma Eserler Bölge Müdürlüğü Kütüphanesi uzmanlarından oluşan heyet, Azerbaycan’da çalışmalara başladı. Kafkas Müslümanları İdaresi ve Bakü İslam Üniversitesi’nin kütüphanelerinde bulunan toplam 3.752 adet eserin kataloğunun çıkarılması, restore edilmesi, dijital ortama aktarılması ve kütüphane çalışanlarının eğitilmesi için Türkiye’den giden uzmanlar incelemelerde bulundu. 
Bahaeddin Veled Medresesi İhya Ediliyor Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, yaklaşık 20 yıldır iç savaşın hüküm sürdüğü Afganistan’da faaliyetlerini aralıksız sürdürüyor. Mevlana Celalettin Rumi’nin babası Sultanul Ulema Bahaeddin Veled’in ders verdiği Belh’te bulunan medresenin restorasyonu ve yıkılmış bölümlerin yeniden inşası çalışmaları devam ediyor. 
Osmanlı Belgelerinde Azerbaycan Türk Dünyası Belediyeler Birliği (TDBB), “bir millet iki devlet” olarak anılan Türkiye - Azerbaycan münasebetlerinin tarihi derinliklerine ışık tutan “Osmanlı Belgelerinde Azerbaycan” adlı kitabı yayın hayatına kazandırdı.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan orijinal belgeler değerlendirilerek oluşturulan ve iki ülke arasındaki tarihi münasebeti belgeler ışığında ortaya koymayı gaye edinen kitap, orijinal belge görüntüleri, metinler, tarihi haritalar ile Azerbaycan üzerinde çalışan yerli ve yabancı araştırmacılara, her iki ülke entelektüellerine kaynak teşkil edecek bir eserdir.

Söz konusu kitapta iki devlet arasındaki tarihi süreç, “Safeviler Öncesinde Azerbaycan, Safeviler ve Nadir Şah Döneminde Azerbaycan, Azerbaycan’da Hanlıklar Dönemi, Rusların Kafkaslardaki Varlığı ve Azerbaycan’ın Durumu, Bolşevik İhtilali ve Azerbaycan’ın hürriyet Serüveni, Azerbaycan’da Sovyet Yönetimi, Azerbaycan’ın Hürriyeti” adı altında ana bölümler halinde ele alınmakta; 
Azerbaycan Tarihi ile ilgili detaylı bilgilerin verildiği Giriş kısmından sonra Osmanlı arşiv vesikalarının genel bir değerlendirmesi yapılarak, kitabın aslını oluşturan belgelerin görüntüsü, transkripti ve özetleri verilmektedir
Hoca Ahmet Yesevi dünyaya tanıtılıyor A hmet Yesevi Üniversitesi, tarihte bilinen ilk büyük Türk mutasavvıfı olan Ahmet Yesevi'nin hayatı, eserleri, menkıbeleri ve hikmetlerinin yer aldığı “Ahmet Yesevi” isimli eseri yayınladı.

Prof. Dr. Necdet Tosun'un editörlüğünü yaptığı eserde Hoca Ahmet Yesevi'nin Divan-ı Hikmet'inde önemli görülen 123 adet hikmet seçilerek aralarında Kazak Türkçesi, Rusça ve İngilizcenin de bulunduğu birçok dile çevrildi. Hikmetlerin Arap harfli yazımı, Latin harfli okunuşu, sadeleştirme ve tercümeleri birlikte verildi.

Hazret-i Piri Türkistan olarak da bilinen Hoca Ahmet Yesevi'nin dünyaya tanıtılması amacı taşıyan eserde, hat ve minyatür sanatları da kullanıldı. Hoca Ahmet Yesevi, Türk dünyasında hem İslamiyet'in yayılmasında hem de ahlak ve maneviyatın kökleşmesinde önemli katkıları olan önemli bir âlimdir. Anadolu'da Ahi Evran, Hacı Bektaş, Mevlana, Taptuk Emre, Yunus Emre gibi veliler onun yolundan yürümüşler ve Türk dilini, edebiyatını, kültürünü özellikle İslam dinini doğru olarak gelecek nesillere aktarmışlardır.

Sade bir Türkçe ile Halkın anlayacağı, sohbet tarzındaki Hikmet adlı şiirleri, Çin´den, Anadolu'ya kadar yayılıp, Türk Milletine manevi ışık olmuştur. Ahmet Yesevi hazretleri Hicri 590 (1194) de Yesi (Türkistan) şehrinde vefat etmiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kırım Tatarları Milli Lideri Kırımoğlu'nu Kabul Etti
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kırım Tatarları Milli Lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ve beraberindeki heyeti kabul etti. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde basına kapalı olarak gerçekleştirilen toplantı, yaklaşık 1 saat 20 dakika sürdü.




625 yıl sonra Kosova Sokaklarında Mehter Marşı Kosova'nın tek Türk belediyesi olan Mamuşa'da, Düzce Belediyesi Mehter Takımı'nın Mamuşa sokaklarından geçerek gerçekleştirmiş olduğu gösteri büyük ilgi gördü. Osmanlı'nın Balkanlara girişinden 625 yıl sonra Düzce Belediyesi Mehter Takımı Mehter Marşını ilk defa Kosova sokaklarında çaldı.

Mamuşa Belediyesi tarafından bu yıl 7'ncisi düzenlenen Uluslararası Domates Festivali'ne Kosova, Batı Trakya, Türkiye'den çok sayıda belediye başkanının yanı sıra Balkanların birçok ülkesinden davetli katıldı. Festivalde ayrıca bu yıl 2'nci defa verilen Türk Dünyası Hizmet ödülleri de sahiplerine dağıtıldı. Ödül töreni gecesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın özel doktoru Prof.Dr. Cevdet Erdöl, Bolu Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz, Borçalı Türkleri Lideri Zelimhan Memmedli ve İskeçe Müftüsü Ahmet Mete gibi isimler Türk Dünyası Hizmet Ödülleri'ne layık görüldü.

Kosova'nın tek Türk belediyesi olan Mamuşa Belediyesi tarafından bu yıl 7'ncisi geleneksel olarak düzenlenen Uluslararası Domates Festivali bin kişinin katıldığı akşam yemeğiyle başladı. Yemeği ardından Düzce Belediyesi Mehter Takımı, Mamuşa merkezinde geçiş töreni düzenledi. 7 yıldır geleneksel olarak düzenlenen Uluslararası Domates Festivali kapsamında bu yıl 2'nci defa dağıtılan Türk Dünyası Hizmet Ödülleri, Kosova, Batı Trakya, Türkiye yanı sıra Makedonya'da yaşayan Türk soydaşlara verildi. Geceye Türkiye'den katılan dernek temsilcilerinin gösterisi büyük ilgi gördü.

'Osmanlı'nın Savaş Esirleri' İngiltere Parlamentosu'nda
1. Dünya Savaşında Osmanlı cephelerindeki esirlere ait orijinal fotoğrafların ve belgelerin yer aldığı sergi bugün İngiltere Parlamentosu'nda açıldı.
Londra Yunus Emre Enstitüsü Merkezi, ünlü koleksiyoncu ve araştırmacı Kemal Giray'ın zengin arşivinden derlediği orijinal belgelerden oluşan bir sergi açılışına imza atıyor. 1. Dünya Savaşı süresince Osmanlı cephelerinde esir düşen askerlerin hikâyelerine ışık tutan “Passed by Censor: POWs in the Great War on the Ottoman Front” isimli sergi; Enfield Southgate Milletvekili David Burrowes'un ev sahipliğinde bugün açıldı. Filatelik malzemelerin yanı sıra mektuplar, kartpostallar, fotoğraflar ve esirlerin hayatlarından izler taşıyan çeşitli orijinal belgelerden oluşan serginin adı, belgelerin sansür heyetleri tarafından üzerlerine vurulan mühürlerden hareketle “Passed by Censor” olarak seçildi.
13-17 Temmuz tarihleri arasında İngiltere Parlamentosu Upper Waiting Hall'de gösterilecek sergi Parlamentodan sonra 21-31 Temmuz tarihleri arasında Londra Yunus Emre Enstitüsünde ziyarete açık olacak. Küratörlüğünü Fahri Aral'ın, tasarımını ise Sadık Karamustafa ve Ayşe Karamustafa'nın yaptığı sergide, esir kamplarındaki gündelik hayata ve savaşın insan ruhunda bıraktığı izlere dair kesitler sunuluyor. Yunus Emre Enstitüsünün 1. Dünya Savaşı'nın 100 yıllık tarihini “100 Yıllık Barış” vurgusuyla andığı etkinlikler kapsamında düzenlenen serginin farklı ülkelerdeki Yunus Emre Enstitülerinde de gösterilmesi planlanıyor.
Eğitimde Türkiye Kazakistan İş Birliği
Üniversiteler arasında düzenlenen iş birliği çerçevesinde Kazakistan'dan yirmi üniversiteyi temsilen, rektör ve rektör yardımcılarından oluşan bir üniversite grubu İstanbul'a geldi. Yirmi üniversiteyi temsilen gelen hoca ve yöneticilerden oluşan grup ile karşılıklı olarak iş birliği yapabilecek alanlar, bunlarla ilgili projeler, araştırma çalışmaları, öğrenci ve öğretim görevlisi değişimleri gibi konular üzerinde çalışmalar yapılacak.
İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi ev sahipliğinde yapılacak çalışmalarda Türkiye'nin Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile çok öteden beri süregelen ilişkilerinde, eğitim yönünden özellikle öğrencilerin ve öğretim görevlilerinin arasındaki bağın güçlenmesi sağlanacak. İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu: ''Ülkemiz ile Orta Asya Türk Devletleri arasındaki ilişkinin gelişmesi açısından üniversitelerin bireysel olarak bu çabanın içerisine girmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu noktadan hareketle biz de İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi olarak onları İstanbul'a davet ettik.Yirmi üniversiteyi temsilen gelen hoca ve yöneticilerden oluşan grup ile karşılıklı olarak iş birliği yapabileceğimiz alanlar, araştırma çalışmaları, öğrenci ve öğretim görevlisi değişimleri gibi konular üzerinde konuşuyoruz. Biz de Kazakistan'a giderek temaslarımızı daha da derinleştireceğiz. Buradan doğacak bir sinerjinin, birlikte üretilecek bir değerin dünya bilim havuzuna önemli katkılar sunmasını diliyoruz'' diye konuştu.
Hoca Ahmed Yesevi'nin Kitabı 5 Dilde Yayınlandı
Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı tarafından başlatılan projeye, Prof. Dr. Necdet Tosun'un editörlüğünde hazırlanan, Ahmed Yesevî'nin hayatı, eserleri, menkıbeleri ve hikmetlerinin yer aldığı "Ahmed Yesevî" isimli eser yayınlandı.
Prof. Dr. Necdet Tosun, eserin ön sözünde şu ifadelere yer verdi:
"12. yüzyılda Orta Asya'da yaşamış olan Hoca Ahmed Yesevi, hem İslamiyet'in yayılmasında, hem de ahlak ve maneviyatın kökleşmesinde önemli katkıları olmuş, ayrıca söylendiği hikmet tarzı şiirlerle Türk dili ve edebiyatına önemli hizmetleri geçmiş bir âlim, mutasavvıf ve şairdir. 
Yesevi'nin gönül dünyasını günümüze taşıyan bu şiirler, Doğu Türkçesi yazı dili geleneği içerisinde, Çağatay Türkçesiyle kaleme alındığı için günümüzde rahatça anlaşılamamaktadır. Bu şiirlerin hem çağdaş Türk lehçelerine hem de İngilizce ve Rusça gibi dünyada yaygın konuşulan dillere çevrilerek insanlığın istifadesine sunulması önemli bir ihtiyaçtı. Bu ihtiyacı kısmen de olsa karşılamak için Divan-ı Hikmet'ten önemli gördüğümüz hikmetler seçilmiş ve Türkiye Türkçesi, Kazak Türkçesi, Arapça, Rusça ve İngilizce'ye çevrilerek birçok kişinin okuyup anlayarak istifade edebileceği bir seçmeler mecmuası meydana getirilmiştir. 
Esasen Ahmed Yesevi gibi bir değerimizin şimdiye kadar farklı dillere çevrilip dünyaya yeterince tanıtılamamış olması bir kayıp idi. farklı dillere tercümeleri, hat ve minyatürleriyle hem ilim hem de sanat eseri olan bu çalışma, Ahmed Yesevi'nin dünyaya tanıtılması konusunda da önemli bir katı olacaktır."
Eserde Dîvân-ı Hikmet'ten 123 adet Hikmet, Hiktmetlerin Arap harfli yazımı, Latin harfli okunuşu, sadeleştirme ve tercümeleri eserde bir arada yer alıyor. 
Çerkezler Atalarını Yadettiler
Çerkezler, 21 Mayıs 1864 yılında zorla göç ettirilen ve yaklaşık 500 bin insanın hayatını kaybettiği Büyük Çerkez Sürgünü'nün 151'inci yılında, mecburi göç esnasında hayatlarını kaybeden atalarını Kocaeli'nde yadettiler. 
Geçtiğimiz yıllarda yapılan merasimlere oranla bu yıl katılım yüksek oldu. Çerkezler atalarının ilk karayla buluştukları Kocaeli'nin Kandıra ilçesine bağlı Kefken Babalı köyü sahilinde merasim yaptı. Merasimde protokol üyelerinin gelmesiyle birlikte başlayan kortej yürüyüşünün ardından, denize karanfiller ve çelenk bırakıldı. Daha sonra sahilde toplananlar büyük sürgünde hayatını kaybedenler için dualar okudu. 
Çerkezlerin kendi dillerinde yaptıkları konuşmaların ardından Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, "Çerkezler çok büyük acılar yaşadı ama onurlarından asla vazgeçmediler. Şeyh Şamil'in torunları onurlarıyla yaşadı. 300 yıllık mücadelede hayatını yitirenlere rahmet diliyorum. Birlik ve beraberliğimizi bozmadan bu vatanı ilelebet savunmalıyız. Milli şuur ortak tarihe sahip çıkmakla olur. Karadeniz 500 bin canımızı almış olabilir ama sizler onurlarınızla yaşıyorsunuz."dedi.
Dombra ile Türk Dünyasının Bağları Sağlamlaştı
Türkiye’de, “Dombra” şarkısıyla ünlenen ve Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanı da verilen Kazak Sanatçı Sultanbekov, şarkının Türk Dünyasının bağlarını sağlamlaştırdığını söyledi. Sultanbekov, Orta Asya’nın zor şartlar altında geçen bir kış günü eve gittiğinde, dinlenmek için domrayı eline aldığını ifade etti. O an içinden gelenleri söze döktüğünü belirten Sultanbekov, “Küçük bir şarkıydı. Benim için 20 dakikalık bir çalışmaydı” diye konuştu. Dünyanın, Nogay Türklerini “Dombra” şarkısıyla tanıdığını belirten Sultanbekov, “Domra şarkısı Türk dünyasının bağlarını da sağlamlaştırdı. Türkçe, Kırımca ve Kazakça bir konser vermek için çalışmalara başladım” diye konuştu. Liderlerin “Dombra” şarkısından duyduğu memnuniyetle onurlandığını dile getiren Sultanbekov, Türk dünyasına sanat çalışmalarıyla hizmet vermeye devam edeceğini söyledi. Kuzey Kafkasya kökenli Nogay Türklerinden olan 50 yaşındaki söz yazarı ve besteci Sultanbekov, “Rusya etkisinin ardından çocukken annemin uyumadan önce bizlere öğrettiği, surelerle namaza başlamıştım. Bir gün dua esnasında Allah’a, ‘Nogay kültürü için çalışacağım’ diye söz verdim. 15 ve 16. Yüzyıla ait Nogay kültürünü en iyi müzikle yaşatmak istedim. Var olan sorunların kültürle sanatla ortadan kaldırılabileceğine inanıyorum” şeklinde konuştu.
Kırım Kan Ağlıyor Moskova Yalan Söylüyor Kırım’ın kanunsuz işgali bir yılını aştı. Peki bu arada Kırımlı kardeşlerimiz için ne değişti? Vaziyet iyiye mi, kötüye mi gidiyor? Bütün bunları KTKD (Kırım Türkleri Dayanışma Derneği) İstanbul Başkanı Celal İçten’e soruyoruz. Bize içtenlikle anlatıyor:

 “Ukrayna’nın askeri gücü de ekonomik gücü de yoktu. Dağılımın ardından Ruslar ağır silahları alıp götürmüşlerdi, korunmasızdılar. Nasıl Karabağ krizinde Azerilerin eli kolu bağlıysa, Ukrayna da aynı durumdaydı. Ruslar Sivastopol’dan, Akyar’dan girdiler, ardından takviyeler geldi. Her ne kadar bunlara milis dense de apoletsiz donanma askeriydiler aslında. Putin, dünyayı oyalayacağını oldubittiye getireceğini zannetti. Ama Batı saf değil. Nitekim ABD, AB ve ingiltere yaptırımlara girdi. Petrol fiyatlarıyla oynayıp Rubleyi pul yaptılar.

 Eğer Türkiye ne kadar güçlü olursa Orta Asya’da, Balkanlar’da, Kıbrıs’da, Orta Doğu’da ve Kırım’daki kardeşlerimiz o kadar rahat uyurlar. Hükümet farklı davranabilirdi, Putin’in Türkiye ziyareti fırsata çevrilebilirdi. Petrol anlaşmalarında Kırım da mevzu edilebilirdi pekala. Biz ayak bağı olmayız, sadece kendi haklarımızın peşindeyiz. BM’e göre “yerli ve kökenli” halkız, Ruslardan evvel biz vardık orada. Kırım’da muhatap alınmak zorundayız, her ne kadar nüfusun %14’ü olsak da.

Referandum Kandırmaca

 Düşünün, militanlar sokaklarda sandık gezdirerek referandum yaptılar, buna rağmen katılım %32. onlara sorarsanız Kırım’ın yarısı Rus. Demek ki Ruslar da Putin’den hazzetmiyor. Bu oylamanın bir manası yok, çünkü dünya tanımıyor. Biz de tanımadık, katılmadık. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünden yanaydık, işgale ilhaka karşı olduğumuzu haykırdık.

 Ukrayna’da baskı görmüyorduk, seyahat hürriyetimiz vardı, miting yapabiliyorduk. Artık “18 Mayıs Sürgün” günlerini anmamıza yasak geldi.

 Müftü efendiyi de baskı altına aldılar, Kazan’dan getirdikleri din adamlarıyla alternatif bir müftülük kurdular. Onlar da iyi insanlar olabilir ama yapacakları bir şey yok. Neticede Putin’in memuru, uymak zorunda ona. Yıllardır Yunanista’da, Bulgaristan’da oynanan oyunları biliyorsunuz, şimdi aynısını yaşıyoruz Kırım’da. 

 Ruslar oylama öncesi neler vadettiler neler? Güya Tatarlar kendi dilinde eğitim görecek, parlamentoda temsil edilecek, milli mektepler açılacaktı. Aksine camileri basıyor, ilmihalleri, cüzleri, elifbaları topluyorlar. Ders kitaplarına İncil’den pasajlar koyuyor, Kur’an-ı kerimlere yasak yayın muamelesi yapıyorlar. Diyanetin 30’a yakın imamı vardı, oturum ve çalışma izinlerini iptal edip geri yolladılar. Biz bilhassa onları istiyoruz çünkü Hanefiyiz, Maturidiyiz. Diyanet çekilirse boşluğu selefiler vehabiler doldurur, onları da biliyorsunuz girdikleri yeri karıştırıyorlar.

Ambargo Delinmesin!

 Türkiye Rusya ticareti haliyle azalacak, hesaplar bankalarda donduruldu zira. Mal versen de paranı alamazsın bu saatten sonra. Bütün dünya tavır almışken, Türkiye ambargoya karşı duramaz. 

 Moskova sıkışırsa geri adım atar. Afganistan’da yaşananları biliyorsunuz koca SSCB dağıldı bir anda. Gorbaçov ve Yeltsin, cini şişede tutamayacaklarını anladılar, Putin de anlayacak sonunda.

 Rusya’da demokrasi filan yok, Putin ile Medvedev münavebeli cumhurbaşkanı başbakan. Oyun oynuyorlar adeta. Ancak bu defa onları destekleyen iş adamları büyük zarar etti. Ruble eridi gitti. Ruslar da eskisi gibi değil, rahatlığa alıştılar, Akdeniz’e tatil yapmak, marka giyinmek istiyorlar. Doğu blokundan kaçanların nereye gittiğini gördük, koşa koşa sığındılar Batıya. Hani Berlin duvarı? Doğu Almanya kaldı mı ortada?

Stalin'in Yolunda

 Ukrayna yeni yeni millet oluyor. Snaypırlara rağmen meydanı boşaltmadılar. Rusya baktı gidiyor, neresinden koparırsam kar dedi, yüklendi Kırım’a. Sadece Ukrayna değil Litvanya, Polonya da tedirgin, Romanya, Bulgaristan ona keza. Dinyester’de Gagavuzya bölgesinde Rus askerleri gün be gün çoğalıyor. İnsanlar endişeli, fırtına öncesi sessizlik hüküm sürüyor. Ama Batı, yedirmemekte kararlı, yerli halklar da Moskova’ya mesafeli duruyor. Ayrılıkçı denilenlerin alayı Rus askeri. Talimliler, donanımlılar zırhlı araç da kullanıyor, roket de atabiliyorlar. 

 Biz 23 yıllık sürgünün ardından geri döndük yurdumuza. Ama kimseye “burasi bizim evimiz çık” demedik asla. Ha satın alanlar oldu o başka. Kırım Tatarları bir insanı evinden kovmanın acısını bilir. Kardeşlerimizin durumu zayıf çünkü sürgünün yaralarını saramadılar daha. Bir yandan ev ocak, bir yandan iş kurmak kolay olmuyor. Babam evinden hala kömür sobasını atmadı, yarın doğalgazı kesiverirler diye düşünüyor. Adamcağız 1919 doğumlu, neler yaşadı ki güvenmiyor Ruslara.

Silahlar Doğruldu

 Kırım’da 13 askeri üsten Akmescid ve Akyar haricindekiler atıl haldeydi. Şimdi sil baştan donattılar. Bırakın Türkiye’yi, İtalya’yı vurabilecek durumdalar. Devletimiz Kırımdaki kardeşlerimize insani yardım yapıyor, bunları inkar etmeyiz asla. Bizim kavga ile kazanacağımız bir şey yok. Mustafa Kırımoğlu akıllı uslu nesiller yetiştirmek istiyor. Eğer bir masum göz yaşı döküyorsak bunun adı mücadele olmaz, bir yere varamazsınız asla.

 Ruslar Kazan’da da baskıyı artırdılar. Tatar edebiyatı üzerine doktora yapanlara bile Rusça sunum şartı koydular. Yarın orada bir Rus cumhurbaşkanı olursa şaşma.

Kara Propaganda

 Kırım’da artık bir araya gelemiyoruz, çaşıtlar kulaklarını açmış ihbar ediyor. Mevlüt okunan evlere altından kalkılmaz para cezaları yazılıyor. Rusların propagandası güçlüdür malum, bir Tatar buluyor bütün Kırımlılar adına konuşturuyorlar. Şöyle rahatız, böyle mutluyuz filan.

 Maksadları nedir bilmem Türkiye’de bazı yazarlar Kırım’ı güllük gülüstanlık gösteriyor. Bunlar iğrenç şeyler, gelip sorsalar anlatırdık onlara. Televizyonlar da Kırım’ın işgalini es geçiyor, bile bile küllendiriyorlar. Eskiden Moskova’dan yana solcular oynardı, şimdi bir haller oldu sağcılara.

 Liderimiz Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu yasaklı, yurduna giremiyor. Kırım Tatarlarına ait ATR TV kapandı, Meydan Radyosu kapandı, Kırım Haber Ajansı kapandı. Lale diye bir cocuk kanalı vardı onu da kapattılar. Masala bile tahammülleri yok. Bu nasıl özgürlük? Gelsin biri anlatsın bana.”
Sultan Alparslan'ın Türbesi Macan'da
Anadolu Kapılarını Türklere Açan Mühteşem Lider Malazgirt Fatihi Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan'ın türbesini ortaya çıkarmaya yönelik Türkmenistan'ın Merv şehrinde TİKA'nın başlattığı kazılarda önemli bulgulara rastlandı.
Selçuklu Sultanı Alparslan'ın Merv şehrindeki türbesini ortaya çıkarmaya yönelik yürütülen kazı çalışmalarının eş başkanlarından Selçuk üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Fakültesi Üyesi Prof. Dr. Osman Eravşar, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhammedov arasında "Sultan Alparslan'ın Kabrinin Bulunması ve Türbesinin İnşaası Projesi" protokolünün imzalandığını ve projenin, TİKA bünyesinde yürütüldüğünü söyledi. Sultan Alparslan'ın Türbesi için çalışmalara Merv'de yüzey araştırması yaparak başladıklarını anlatan Eravşar, Sultan'ın kabrinin nerede olduğuna dair Ortaçağ kaynaklarını incelediklerini, Sultan Sencer Türbesi yakınındaki Macan Cuma Camisi'nin etrafında dikkatli araştırmalar yaptıklarını bildirdi.
Heyecanlandıran Kitabe
Alandaki topografik özellikler ve yüzeydeki bulguları dikkate alarak, geçen mayıs ayında kazıya başladıklarını anlatan Eravşar, şu bilgileri verdi: "Macan Cuma Camisi alanının içerisinde dört farklı alan belirlendi. Türkmen bilim adamlarının önerdikleri bölgelerde vardı. Alanın güneydoğu kısmında daha fazla çalışmalar yapmaya başladık. çalışmalar sırasında bölgede çok önemli bir Selçuklu yapısına ait olduğunu düşündüğümüz çini ve mimari parçalar ele geçirildi. Bunların içerisinde bir kitabe parçası var ki bu bizi heyecanlandırdı. Ancak ne yazık kı kırılmış, tahrip olmuş. Çalışmalara başladığımız ilk günden itibaren doğru yerde olduğumuzu düşünüyoruz. Türbeyi doğru yerde arıyoruz. Çalışmalarda caminin zemin döşemelerini bulduk. Caminin içerisindeyiz ama neresindeyiz? Öncelikli Hedefimiz türbeyi bulmak. Önümüzdeki yıllarda bulacağımız diğer bulgularla eldeki bilgileri desteklersek, Alparslan'ın türbesine çok yaklaştığımızı söyleyebiliriz."
Uygur Türkleri Çin Zulmünden Türkiye'ye Kaçıyor
Etnik ve dini baskıya maruz kaldığını söyleyen yüzlerce Uygur Türkü doğduğu toprakları terk ediyor. Kaçışın boyutunu gösteren resmi bir rakam yok ancak son yıllarda sayının binleri bulduğu tahmin ediliyor. Yasadışı yollardan kaçanların çoğu aylarca süren, son derece tehlikeli bir yolculuğu göze alıyor. Açlıktan ve hastalıktan ölen bebekler, binlerce kilometre kat etmek zorunda kalan hamile kadınlar, sınırda yakalanıp öldürülen ya da Çin'e iade edilen edilen babalar kaçış yolculuğunun alışılmış görüntülerini oluşturuyor. 
Kaçak olarak girdikleri ülkelerdeki hapishanelerdeki kötü şartlardan dolayı hastalanıp ölenler, güzergahta bulunan ülkelerde kiraladıkları evde yakalanmamak için için bir yıl boyunca dışarı çıkamayanlar, gruplar halinde götürüldükleri için eşini veya bir başka yakının bir sonraki kafileye bırakıp bir daha bu kişilerden haber alamayanlar... Her birinin hikayesi ayrı insanın yüreğini sızlatıyor.
Tek Hedef Türkiye
El Cezire'nin haberine göre tehlikeli yolculuğun tek bir hedefi var; özgürlüğe ve Türkiye'ye ulaşmak. İşsizlik ve ekonomik sıkıntılardan yakınan, İslama uygun yaşamanın "siyasi suçlu" olmalarına sebep olduğunu savunan Uygur Türkleri, çocuk kotası sebebiyle de bebeklerini devletten saklayarak büyütüyor. Çin yönetiminin bölgeye Han Çinli nüfüsu yerleştirerek asilmilasyon politikası uyguladığını belirten Uygurlar, her geçen gün gelişen bölgede yeni açılan fabrikalara kendilerinin değil, Han Çinlilerinin işe alındığını söylüyor. Çin, 1990'larda Uygur nüfusunu 8 milyon olarak gösterdi. Uygurlar ise kendi nüfuslarının 20-30 milyon olduğunu iddia ediyor. 
Dede Korkut Kitabı Yeniden Basıldı Dede Korkut Kitabı ilk defa orijinal nüshalarına sadık kalınarak yeniden basıldı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği(TOBB) tarafından yayına hazırlanan kitap sadece iki orijinal nüshasının bulunduğu Vatikan ve Dresden’deki yazma örneklerindekinden yola çıkılarak hazırlandı. Dede Korkut Kitabı’nın editörü Hasan Erbay bin 492 sayfadan oluşan eserin on üç aylık bir çalışmanın ürünü olduğunu söyledi. Vatikan ve Dresden’teki yazma örneklerinin tıpkıbasımı olan kitapta yer alan 20 minyatür 18 sanatçı çizildi. İlk özgün baskı TOBB tarafından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hediye edildi. İleriyi anlamak için oku “Dede Korkut’u okumadan Türk’ü anlamak mümkün değildir. Pembe İncili Kaftan’dan haberi olmayan bir Dış İşleri mensubu, bu aziz milletin karakterini ne kadar temsil ediyorsa, Dede Korkut’u okumadan üzerine düşünmeyen tartışmayanlarında Türk karakterinin ne olduğunu anlaması mümkün değildir” diyen Dede Korkut Kitabı’nın editörü Hasan Erbay, “Geriye dönmek için değil ama ileriye akmak için tarihe bakmak ve yeniden yenilenmek zorundayız. Dede Korkut bunun için iyi bir başlangıç" dedi.
Türkmenistan Devlet Başkanı Türkiye'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Suudi Arabistan gezisinin ardından ayağının tozuyla, resmi ziyaret için Ankara'ya gelen Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhamedov'u ağırladı. Erdoğan, Beştepe Sarayı'nda Berdimuhamedov'u makam aracından inişinde karşıladı. Törenin ardından iki lider baş başa görüşmenin ardından heyetler arası görüşmelere başkanlık etti, ortak basın toplantısı düzenledi. 
Erdoğan Türkmen Liderine şöyle seslendi: Kadirli Doğanım
Berdimuhamedov'a “Kadirli doğanım, değerli dostum” diye hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Görüşmelerimizde Türkmen gazının Türkiye'ye ve Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına taşınmasına yönelik fikir teatisinde bulunduk. Vizyonlarının aynı olduğunu bir kez daha müşahede ettik” dedi. Berdimuhamedov ise “Geçen yıl ticaret hacmimizde yüzde 26'ya varan bir artış meydana geldi. Bu çok sevindirici” ifadesini kullandı. 
Mehter Marşıyla Türbe Nakli
Suriye'de bulunan Süleyman Şah Türbesi, mehter marşıyla, al yıldızlı bayrağımız inmeden, Suriye-Eşme'deki yeni yerine nakledildi.
-Havanın kararması ile operasyon başladı. 80'i Özel Kuvvetler'den olmak üzere yaklaşık 650 asker, operasyona katıldı. -Askeri birlikler, hem Mürşitpınar Sınır Kapısı'ndan hem de önceden belirlenen 2 ayrı noktadan Suriye topraklarına girdi. -Savaş uçakları ve askerî helikopterler sürekli uçuş yaptı ve güvenliği sağladı. Aynı zamanda İnsansız Hava Araçları'ndan da görüntü alındı. -Operasyon sırasında sınırın iki tarafı olan Mürşitpınar ve Kobani'de tüm sinyaller kesildi; telefonlar sustu. -Operasyon öncesi sınırdaki karakolda uzun süre mehter marşı çaldı. 

İmamlara Dans Zulmü  Çin devleti, Uygur Türklerine uyguladığı baskılara her gün yenilerini ekliyor. Çin İşgal yönetimi, Doğu Türkistan'ın Urumçi şehrindeki bütün camilerde görevli imamlar bir meydana toplayarak, zorla dans ettirirken öğretmenlere de çocukları dinden uzak tutma yemini ettirdi. Komünist yöneticiler üniversite öğrencilerinin önünde zorla dans ettirdikleri imamlara "ülke barışı gönüllere huzur veriyor" sloganları da attırdı. Uygur memurlar ise baskı altında "Maaşımızı Allah değil Çin Komünist Partisi veriyor" diye bağırmak zorunda kaldı.
Şehitler Hiyabanı karanfillerle süslendi
Azerbaycan'da, 1990 yılında yaşanan ve tarihe “Kanlı Ocak” olarak geçen “20 Ocak Katliamı”nın 25. yılı anma törenleri için hazırlıklar son safhaya geldi.Bakü Şehitler Hiyabanı ve çevresi, katliamın kurbanlarının sembolü haline gelen kırmızı karanfillerle süslendi. Törenler için hazırlık çalışmaları sürerken, öğretmenleri eşliğinde gelen çocuklar da mezarlara karanfiller bıraktı. Azerbaycan'ın yurt dışındaki temsilcilikleri de konuya yönelik etkinlikler düzenleyecek ve bulundukları ülkelerin kamuoyunu bilgilendirecek. 20 Ocak'taki törene Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve diğer üst düzey yetkililer de katılacak. Azerbaycanlılar, 1990 yılının başlarında Ermenilerin artan toprak taleplerine ve Sovyet yönetimine tepkilerini göstermek için Bakü'nün Azadlık Meydanı'nda uzun süreli mitingler düzenledi. Sovyet ordusu, 20 Ocak'ta Bakü'ye girerek aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 150'ye yakın sivili katletti. Saldırıda yüzlerce kişi de yaralandı.
Cumhurbaşkanlığı Sarayında 16 Türk devleti Temsil Edildi Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı, çeşitli dönemlerinde tarih sahnesinde yer alan 16 Türk devletinin askerlerini giysileriyle temsil eden uygulamayı, Cumhurbaşkanlığı Sarayındaki resmi karşılama törenlerinde kullanmaya devam edecek.

Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayının bando, tören taburu gibi unsurlarına 16 Türk devletinin askerlerini temsil eden askerler de eklendi.Yeni proje, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bilgisi dahilinde Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı tarafından gerçekleştirildi.
Muhafız Alayına mensup 16 askerin, resmi karşılama törenlerine, Cumhurbaşkanlığı forsunda yıldızlarla simgelenmiş durumdaki Türk devletlerinin askerlerinin giysileriyle katılmaları bundan sonraki resmi karşılamalarda da sürecek.

Törene, temsil ettikleri devletin askerlerin üniformalarıyla iştirak eden 16 muhafızın nerede ve nasıl duracakları konusunda kesin bir kural bulunmuyor. Farklı planlamalarla tören alanında farklı biçimde konumlandırılmaları da mümkün olacak.
Seyyid Ahmed Arvasi Yâdedildi Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Bağcılar İlçe Başkanlığı, “Vefatının 26. yılında Seyyid Ahmed Arvâsi'yi Anlamak” konulu bir program düzenledi. 
MHP Bağcılar İlçe Başkanlığı Konferans Salonunda düzenlenen toplantının açılış konuşmasını MHP Bağcılar İlçe Başkan Vekili Mehmet Demir yaptı. Ardından Dr. Yusuf Gedikli, Arvasi'nin fikir adamlığı üzerinde durdu. Daha sonra programda konuşan gazeteci yazar Hüdavendigâr Onur, Arvasi'nin hayatı ve eserlerinden kısaca bahsettikten sonra bazı görüşleri hakkında bilgiler verdi. 
Ahmet Arvasi'ye göre, insanın hayatında ilmin, güzel sanatların ve dinin çok önemli yeri olduğunu anlatan Onur, kültür ve medeniyetlerin bunlarsız olamayacağını belirtti. Onur sözlerini şöyle sürdürdü: “Yani ilim sahası ilimsiz, estetik sahası güzel sanatsız ve din sahası dinsiz kalamaz. Bu sahalar ihmal edilemez. İhmal edilirse saha boş kalmaz ama soysuzlaşır. İlmin yerini 'şarlatanlık', güzel sanatların yerini 'iptidailik ve çirkinlik', dinin yerini 'istismar ve boş inançlar' doldurur. Böylece fert ve cemiyetler çöker. Arvasi Hoca, Allah'ın insanlara ilim vermek sureti ile onların derecelerini artırdığını belirtmektedir.” 
Ahmet Arvasi'ye göre, insan hayatında; ilmin, güzel sanatların ve dinin çok önemli yeri var. Kültür ve medeniyetlerin gelişimi bunlarsız olamaz.
Ata Yurduna Türkiye Damgası Türk tarihinin en eski yazılı belgelerinin bulunduğu Tonyukuk Abidesi'ne daha kolay ulaşılabilmesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatıyla başlayan yol çalışması tamamlandı.

Moğolistan'da bulunan abide için yapılan modern yola Türk Bayrağı da konuldu. Yolun yapım kararı Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, “Başbakan” olduğu dönemdeki Moğolistan ziyaretinde alındı.

Erdoğan, Bilge Tonyukuk Abidesi'ni ziyaret etmek istemiş, yolculuğu esnasında 11 km'lik toprak yolu kullanmıştı. Erdoğan, ulaşım sıkıntısını görünce yolun modern hale getirilmesi talimatını vermişti. Bu talimat üzerine TİKA tarafından “Bilge Tonyukuk Karayolu Projesi” başlatıldı. 2013 sonunda imzalanan protokol sonrası yoldaki temel atma törenini de o dönem Dışişleri Bakanı olan Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından gerçekleştirilmişti. 
Türkiye Dukha Türklerini de Unutmadı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Başkanı Serdar Çam, yaptığı açıklamada, Moğolistan'ın uç noktasında yaşayan Dukha Türkleri'nin zorlu kış şartlarında yaşam mücadelesi verdiğini öğrendiklerini ve bunun üzerine bir çalışma yaptıklarını anlattı.
Çadırlarda kalan, tarım ve hayvancılıkla uğraşan Dukha Türkleri'ne giysi ve çeşitli yardım malzemeleri gönderdiklerini belirten Çam, şöyle konuştu:
"Dünyanın en uç noktalarından birisi... Yardımlarımız, dondurucu soğuklarda, 8 metre derinliğinde, 60 kilometre uzunluğundaki donmuş gölü geçerek oraya ulaştı. Dukha Türkleri'nin mevcut doğa koşullarında daha güçlü olmaları adına yaz döneminde, onlar için, yaşamlarında önemli bir yer tutan Ren Geyiği temin edeceğiz. Ren Geyikleri, ulaşım gibi taşımacılık gibi pek çok alanda Dukha Türkleri'nin günlük yaşamını kolaylaştırıyor. Zorlu doğa şartlarına karşı Ren Geyiği önemli.''
Dukha Türkleri'nin yaşadığı bölgede Ren Geyiği yetişmediğini de ifade eden Çam, ''Farklı bir coğrafyadan temin edeceğiz. Dünyanın en uç noktasındaki kardeşlerimize, soydaşlarımıza ulaşılması noktasında devletimizin, hükümetimizin bize verdiği talimatlar çerçevesinde süreci takip ediyoruz. Onlara kadar ulaşan bir Türkiye var'' dedi
Kırım’ın Dramını Dile Getiren bir Film: Vatanları için Öldüler AOnlar ne Alman’dı ne de Rus. Zoraki savaşın içine sürüklenen esir Türklerdi. Müthiş bir savaşın ortasında tek hedefleri vardı. Vatanlarına geri dönebilmek… Kırımlı: Rus devriminin ateşi Kırım’ı da sarar. Rus baskısındaki Kırım’da Türk alfabesi yerine Kiril alfabesiyle eğitim başlar. İnançları yasaklanır, camiler yıkılır. 2. Dünya savaşı başladığında Kırım Türkleri de askere alınıp zorla cepheye sürülür. Sadık Turan, Kızıl Ordu safında subay olarak bir yandan hayatta kalma diğer yandan birlikte cepheye gönderildiği arkadaşlarına siper olma mücadelesi içindeyken Almanlara esir düşer… Berlin’in Kırım’ı Ruslardan kurtarıp özgürlüğüne kavuşturma vaadiyle Müslüman Türklerden birlikler oluşturma kararı doğrultusunda Alman ordusunda görevlendirilir. Ancak kısa süre sonra Sadık Turan Almanya’nın kendilerine oyun oynadığının farkına varır ve Tatarları Kırım’ın kurtuluşu için örgütlemeye başlar.
Nizâmülmülk Vefa Bekliyor Alpaslan ve Melikşah’a vezirlik yapmış ünlü devlet adamının İsfehan’daki türbesine kilit vurulmuş. Dünyanın en büyük devlet adamlarına vezirlik yapan Nizâmülmülk’ün İran’ın İsfahan şehrindeki türbesi, köhne bir vaziyette bulunuyor. 1092’de Hasan Sabbah’ın fedaisi tarafından öldürülen efsanevî devlet adamının yattığı türbenin kapısı da kilitli tutuluyor. Tarihi türbeye ait kitâbe muhafaza edilemediği gibi, girişinde de tabela yer almıyor. Türbenin içindeki kabir, ancak karşısında bulunan Mescid-i Mehdi’nin çatısına çıkarılarak görülebiliyor. Ziyaretçileri bu ilgisizlikten çok müteessir olduklarını belirtiyorlar. Büyük Türk veziri Nizâmülmülk’ün türbesi Türkiye’den alâka beklediğini söylüyorlar… Sultan Tuğrul, Alpaslan ve Melikşah gibi üç büyük Selçuklu hükümdarına vezirlik yapmış olan Nizâmülmülk, Ortaçağın en büyük devlet adamlarından sayılır. Nizamiye medreseleri adıyla İslâm dünyasında ilk müstakil üniversiteyi kurdu. 10 şehirde yükselen bu medreseler, bütün Müslüman medreselerine numune teşkil etti. Avrupalılar da üniversitelerinde, bu sistemi örnek aldı. Nizâmülmülk’ün devlet adamlarına nasihatlerini ihtiva eden Siyasetnâme kitabı meşhurdur. Aynı zamanda hadis âlimi idi. Ehl-i sünnetin güçlenmesine çok hizmet etmiş; bu yolda hayatını vermişti.
Kırımoğlu, Erdoğan ile Davutoğlu tarafından kabul edildi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kırım Türklerinin Lideri Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu’nu Çankaya Köşkü’nde kabul etti. Görüşme basına kapalı gerçekleşti. Kırımoğlu ve  beraberindeki heyet, bu görüşmenin ardından Başbakan Ahmet Davutoğlu ile de TBMM’deki makamında biraraya geldi. Görüşme yaklaşık bir saat sürdü.
Ay Sultan "Alpaslan" Kitabına Fuarda Büyük İlgi Selçuklu, Osmanlı ve Türk hayranı olan ve Türk halkının kalbini Türk çayının tarihini yazdığı "Bir Çay Daha Lütfen" isimli kitabı ile fetheden ABD'li yazar Katherine Branning'in "Ay Sultan" ismiyle yayınlanan kitabı, TÜYAP Kitap Fuarındaki imza gününde kitapseverler tarafından büyük ilgi gördü.
Türk tarihinin en ihtişamlı dönemlerinden birine, Türk Selçuklu tarihine yeni bir perspektifle bakan yazar Katharine Branning'in, yürekleri kimi zaman pır pır ettiren kimi zaman da dağlayan bir ilham eseri olan son kitabı "Ay Sultan"ın TÜYAP Kitap Fuarı'ndaki imza günü, yoğun bir okuyucu ilgisiyle gerçekleşti. İki saat sürmesi planlanan buluşma, yoğunluk sebeyle 4 saat sürdü.
Kemik Kardeşimiz Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkmenistan'da Devlet Başkanı Gurbangulı Berdimuhamedov ile bir araya geldi. Baş başa ve heyetlerarası görüşmelerde iki lider, ilişkilerin önemine değindi. Ortak basın toplantısında konuşan Erdoğan, gösterilen misafirperverliğe teşekkür etti ve “kemik kardeşimiz” dediği Türkmenistan'da bulunmaktan duyduğu heyecanı anlattı. 
Ülkede Türk müteahhit firmalarının yüklenmiş olduğu proje toplamının 42 milyar dolar olduğuna işaret eden Erdoğan, “Ulaştırma ve enerji alanındaki işbirliğimiz, ilişkilerimize stratejik bir boyut kazandırıyor. Özellikle bu alanlarda keşfedilmeyi bekleyen önemli bir potansiyelin olduğu kanaatindeyiz. Türkmen gazının Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına taşınmasına yönelik ortak vizyonumuzu bir defa daha teyit ettik” ifadelerini kullandı. 
Berdimuhamedov da, “Şu bir gerçek ki Türk ve Türkmenin dini de dili de tarihi de kültürü de aynıdır. Manevi değerlerimiz bizleri birleştiriyor” dedi.
En Az 5 Çocuk Tavsiyesi

Daha sonra İş Forumu'nda katılımcılara hitap eden Erdoğan, Türkiye'nin büyük projeleri hakkında bilgi verdi. Üçüncü havalimanından bahseden Cumhurbaşkanı, şunları kaydetti: 
“Projenin bitiminde 150 milyon insan bu havalimanından istifade edecek. Bakıyorsunuz bazı hazmedemeyenler kenarda, köşede 'vazgeçme düşünceleri var' bir şeyler yazıp çiziyor. Hazımsızlık çok kötü. Oturdu mu bir daha halledemezler. Onun için bunların acil operasyonlara ihtiyacı var. Köşeye oturup masanın başından yazı yazmakla bu işler olmaz. Şöyle bir zahmet buyur da çık, o havalimanı inşaatının olduğu yere kadar git, orada iş makinelerinin nasıl çalıştığını yerinde bir gör.” 
Türkmenlere en az 5 çocuk tavsiyesinde bulunan Erdoğan, “500 bin kilometrekareye yakın bir yüzölçümüne sahip Türkmenistan'da nüfusu, bir kardeşiniz olarak doğrusu çok az buluyorum. Bu nüfusun çoğalması lazım. Ben Türkiye'de 'en az 3' diyorum, Türkmenistan'da en az beş olması lazım ki ülke güçlü olsun” şeklinde konuştu.
Yabancı İlim Adamları Dertli: "Dukha Türklerinin Dili Kaybolma Tehlikesinde" Cambridge Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ragagnin ve Dukhalı kadınlar, tehlike altındaki dilin kaybolmaması için masal kitabı hazırlıyor. Moğolistan'ın kuzeyinde yaşayan Dukha Türkleri'nin tehlike altındaki dilinin kaybolmaması için Cambridge Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Elisabetta Ragagnin ve Dukhalı kadınlar, 3 dilde masal kitabı hazırlıyor.
Dukha Kültürünü Yaşatmalıyız

Söz konusu dil hakkında 2011 yılında gramer kitabı çıkarttığını ifade eden Ragagnin, şöyle konuştu:

"Bu konu hakkında birçok makale yazdım. Şu anda Dukhaca'yı 200-250 kişi kullanıyor. Dukha dili, tehlike altında. Çünkü, bu dili gençler ve çocuklar kullanmıyor. 15-20 yaşındaki Dukha Türkleri, artık Moğolca'yı tercih ediyor. Dukhaca'yı biliyorlar ancak kullanmıyorlar. Bu dilin yaşaması için emek harcayan birkaç kadın var. Onlarla birlikte Dukha kültürü ve masalları hakkında iki kitap hazırlıyoruz. Moğolca, Dukhaca ve İngilizce basılacak."
Yeniden Cihan Devleti Kuruyoruz Başbakan Ahmet Davutoğlu, baba ocağı Konya'dan sonra ikinci yurt içi gezisini Osmanlının beşiği Bilecik'e yaptı. Davutoğlu, Bilecik'in Söğüt ilçesinde düzenlenen 733. Ertuğrul Gazi'yi Anma ve Söğüt Şenlikleri'nde konuştu. Ahmet Davutoğlu, sözlerine, “Bir tohumdan bir çınar, bir obadan bir beylik, bir beylikten bir devlet, bir devletten bir dünya düzeni, bir nizam-ı alem çıkaran Türkmen obalarının, yörük obalarının yiğitleri, Ahiyan-ı Rum'un, Bacıyan-ı Rum'un torunları, bu mübarek mekanda Ertuğrul Gazi'nin huzurunda, bu kutlu mekanda, devletimizin tohumunun atıldığı mekanda hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum” diyerek başladı.

Milletlerin gelenekleriyle, geleneklerin özünü taşıyan ahlaki erdemle yaşadığını vurgulayan Davutoğlu, “Milletler kurdukları düzenlerle tarihe derin izler bırakırlar. İşte bu milletler, tarihin özne milletleridir, öncü milletleridir, lider milletleridir. Bugün huzurunda bulunduğumuz Ertuğrul Gazi'nin attığı tohum, bütün insanlık tarihine göstermiştir ki bizim milletimiz tarihte ancak ve ancak özne olarak var olabilir, nesne olamaz, köle olamaz, müstevliler karşısında baş eğemez. Bizler aldığımız kültürle, aldığımız irfanla hep bu geleneği yaşatmanın mücadelesini verdik” diye konuştu.
Kızıl Meydan'da Osmanlı rüzgarı Rusya'nın başkenti Moskova'da düzenlenen Spaskaya Başnya Uluslararası Askeri Müzik Festivali'ne davet edilen İznik Mehter Takımı, Kızıl Meydan'da gösteri yaptı.

Mehter takımının tarihi Kızıl Meydan'da, bayrak ve kılıçlarla yürümesi, renkli görüntüler oluşturdu. Mehter takımının söylediği marşlar, Kızıl Meydan'da yankılandı. Mehteranların kılıç kalkan gösterisi seyirciler tarafından merakla takip edilirken, tribünleri dolduran sanat severler, Mehter takımının gösterisini beğeniyle takip etti. İznik Mehter Takımı, festival çerçevesinde 7 Eylül'e kadar Kızıl Meydan'da sahne alacak.



Kırgızistan Değil Van Afganistan'ın Pamir Yaylası'ndan 1982 yılında Türkiye'ye göç eden Kırgızlar, Erciş ilçesinde kendileri için oluşturulan Ulupamir köyünde yaşıyor.
Özellikle 2003 yılından bu yana Kırgızistan'da milli spor olarak kabul edilen "buzkaşı" (kökbörü) oyununu, köylerinde yaşatmaya çalışan Kırgızlar, resmi günlerde ve düğün törenlerinde oynadıkları buzkaşı ile binicilikteki maharetlerini de  sergiliyor.

Bozkır hayatını temsil eden oyunda iki takıma ayrılan biniciler, yerdeki oğlak postunu kapmanın mücadelesini veriyor. Tozla kaplı alanda çekişmeli geçen ve post parçalanıncaya kadar devam eden iki takım arasındaki mücadele renkli görüntülere sahne olurken, seyircilere de keyifli dakikalar yaşatıyor.
Davetlilere ikram edilmek üzere hazırlanan düğün yemeğinin yanı sıra köyün aksakallıları için de koyun ve keçi gibi küçükbaş hayvanların kellesini pişiren Kırgızlar, 30 yılı aşkın süredir Türkiye'de ve Van'da bulunmaktan mutluluk duyduklarını dile getiriyor.
4. Hun-Türk Turan Kurultayı Macaristan'da başladı Dördüncü Dünya Hun-Türk Turan Kurultayı, Macaristan'ın Bugac kasabasında başladı. İlki 2008 yılında yapılan ve iki yılda bir düzenlenen kurultaya bu yıl 27 ülkeden katılım gerçekleşti. 4'üncüsü yapılan kurultaya Türkiye bu yıl ilk defa bin kişilik bir ekiple katılırken Türkiye'den 500 Türk vatandaşı ve Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden de 500 üstünde Türk organizasyonda yer aldı.

200'ü aşkın Turan çadırının kurulduğu kurultayda, 320 Turan atlısı yaptığı nefes kesen gösterilerle izleyicileri büyüledi. Organizasyonun açılışını Macaristan Parlamentosu Başkanvekili Milletvekili Sandor Lezsak yaptı. İki gün sürecek kurultaya 300 binin üstünde ziyaretçi gelmesi beklenirken, organizasyona katılan ülke bayrakları at üstünde tek tek sergilendi.
Kurultaydaki ortam 500-1000'li yılların orta Asya Turan halklarının yaşamını gösterirken, Türkiye ve Avrupa'dan gelen Türk dernekleri çeşitli konserler verdiler. Almanya'nın Nürnberg şehrinde faaliyet gösteren Medina Türk Müzesi Müdürü Cemalettin Özdemir, bu organizasyona başından beri geldiklerini, kendilerinin yanı sıra Almanya'nın çeşitli şehirlerinden de gelen Türklerin olduğunu kaydetti. Özdemir, açıklamasında ayrıca kurdukları ekipte Osmanlı-Türk kıyafetlerini sergilediklerini, Macaristan'da düzenlenen bu kurultaya katılmaktan ötürü büyük zevk aldıklarını, kardeşliği gördüklerini ve bu organizasyona devam edeceklerini söyledi.

Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Macaristan Delegesi Suat Karakuş ise 4. kez katıldığı bu kurultayda 27 ülkeden katılımın olduğunu, Türk ve Hun soylarının olduğu ülkelerin bu kurultayda yer aldığını, Sayın Büyükelçi Şakir Fakılı'nın da katılımıyla Türk delegasyonu olarak burada bulunduklarını, bu kurultayın bütün Türk ve Hun ulularına hayırlı, uğurlu olmasını diledi.

Türkiye'nin Macaristan Büyükelçisi Şakir Fakılı da, Türk dünyasından çok çeşitli ulusların, kavimlerin katıldığı şenlik havasında geçen bir festival olduğunu, bu festival için Macar hükümetine teşekkür etmek gerektiğini, kendilerinin de Macar Turan Vakfı'nın daveti üzerine bu kurultaya katıldıklarını ve gerçekten çok mutlu olduklarını açıkladı.
500 Uygur Türkü Öldürüldü Doğu Türkistanlılar Derneği Genel Başkanı Erkinbeğ Uygurtürk, Çin polisi ve askerlerinin Doğu Türkistan'ın Yarkent ilçesinde katliam yaptığını açıkladı.
Bayramın birinci günü başörtülü kadınların Çinli askerlerce taciz edildiğini ve buna karşı koyan Uygurlara ateş açıldığını iddia eden Uygurtürk, “Olaylarda 500'e yakın Uygur Türkü hayatını kaybetti, iki köy de haritadan silindi” dedi.
Çin polisi ve askerlerinin gençleri tutuklamaya başladığını söyleyen Uygurtürk, “Bölgede internet kesildi, yollara barikatlar kuruldu. Uygurlar, sadece Türk ve Müslüman oldukları için öldürüyor” diye konuştu.
Türkiye olmasaydı biz şimdi toplu mezardaydık Başbakanı Derviş Eroğlu, Türkiye’yi, iyi ve kötü günde her zaman yanlarında hissettiklerini belirterek, “Eğer bugün Türkiye olmasaydı biz toplu mezarlarda olurduk” dedi. 

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız başkanlığındaki heyeti kabul eden Eroğlu, Kıbrıs Türk halkının Türkiye’yi her zaman anavatan olarak gördüklerini ve anavatansız bir KKTC’nin olamayacağını belirterek, “Biz bu topraklarda huzur ve güven içerisinde yatıyorsak bunu anavatanımız Türkiye’ye borçluyuz. Eğer bugün anavatanımız olmasaydı bugün hepimiz toplu mezarlarda olacaktık. Bugün de desteğinizi almış olmamızın huzuru ile yaşıyoruz” dedi. 

Seçimlerin demokratik şekilde yapılacağını belirten Eroğlu, “AB ülkelerinde olması gereken özellikler bizde de mevcuttur. Bu ülkede demokrasi yok diyenler, demokrasiden nasibini alamayanlardır” diye konuştu. 
Srebrenitsa'da Açılar Tazelendi Sırpların, 19 yıl önce Srebrenitsa'da katlettiği Müslümanlardan 175'i daha kabrine kavuştu. En küçüğü 14 yaşında Senad Beganoviç, en büyüğü 79 yaşında Hurem Begoviç olan Boşnaklar defnedilirken acılar tazelendi; gözyaşları sel oldu. 
Potoçari Anıt Mezarlığı'nda düzenlenen ve Türkiye'yi Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'ın temsil ettiği törene, kurban yakınlarının yanı sıra dünyanın farklı ülkelerinden birçok vatandaş katıldı. 

Törene ayrıca Bosna Hersek Üçlü Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Bakir İzzetbegoviç, Konsey'in Hırvat üyesi Jelyko Komşiç, AB'nin Bosna Hersek Yüksek Temsilcisi Valentin İnzko, Saraybosna'da görev yapan büyükelçiler de katıldı.
Bursa’dan Üsküp’e Dost Eli Makedonya'nın başkentinde bulunan ve sadece bir duvarı günümüze ulaşan tarihî Arasta Camii, Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin çalışmalarıyla restore edildi. Tarihî ve kültürel mirası ayağa kaldırma çalışmalarını sadece Bursa'da değil Osmanlı coğrafyasındaki bütün ülkelerde sürdüren Bursa Büyükşehir Belediyesi, Üsküp'te bulunan bir önemli eseri daha ilk günkü ihtişamına kavuşturdu. 

Osmanlı Çarşısı'nın içinde bulunan ve komünizm döneminde ibadete kapatılan, ardından 1963 depreminde tamamına yakını yıkılan 15. yüzyıl eseri Arasta Camii, restore ettirilerek ibadete açıldı. Sadece giriş kemeri ile kısmen bir duvarı ayakta kalarak günümüze ulaşan ve kümes olarak kullanılan tarihî cami, hayırsever iş adamları Rafet Kahraman ve Feridun Kahraman'ın destekleriyle ilk günkü ihtişamına kavuştu. Çarşının tam merkezinde bulunan tarihî camiden yaklaşık 70 yıl sonra yeniden ezan okunması, açılışa katılan Müslümanların duygulu anlar yaşamasına sebep oldu.
Bu tarihî ana şahitlik eden Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, fethedilen Balkanlar'daki ecdat yadigarı eserleri bir bir ayağa kaldırmanın mutluluğunu yaşadıklarını ifade etti. Balkanlar'daki dost ve kardeş, akraba topluluklarının dillerini, dinlerini ve kültürlerini yaşatması konusunda destek olmaya devam edeceklerini dile getiren Altepe, “İstiyoruz ki buradaki insanımız kendi kültürünü,  dilini, dinini yaşasın. Hürriyet yüzyıllar boyunca devam etsin. Bunun için buradayız” dedi.

Makedonya İslam Birliği Başkanı Süleyman Recebi de Arasta Camii'ne gelen Müslümanların kıyamete kadar huzur içerisinde ibadet etmesi için dua etti. Caminin açılış törenine Ümraniye Belediye Başkanı Hasan Can, Üsküp'ün Çayır Bölgesi Belediye Başkanı İzzet Mecid, Ankara Müftüsü Prof. Dr. Mefail Hızlı ve Üsküp Müftüsü İbrahim Şabani de katıldı. Başkan Altepe, Üsküp'te İshak Bey Türbesi'ni de ziyarete açtı.
Ortak Dil Türkiye Türkçesi İçin Esas Alınmalı Eskişehir 2013 Türk Dünyası Başkenti Ajansı tarafından Anomen Otel’de yapılan “Türk Dünyası Tarih ve Dil Kurultayı”nın ardından bildiri yayımlandı. Bildiride, Türk dünyasıyla ilgili yayınların eksiksiz takip edilerek toplanacağı Türk dünyası kütüphanesi kurulması gerektiği belirtildi.
Kurultayda ayrıca şu kararlar alındı: Ortak “Türk Dili” için Türkiye Türkçesi'nin esas alınması, alfabe, yazı kuralları, ortak terimler, ortak sözlük ile gramer konusunda çalışılması gerektiği kaydedildi. Türk dünyasında gerçekleştirilen çalışmalar akademik âleme duyurulmalı. Başta tez çalışmaları olmak üzere akademik çalışmaların ortak veri tabanında toplanması gereklidir.

Kurultayda Kırgızistan Manas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Kayıpov,  Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna’ya Türkçe-Kırgızca Manas Destanı sözlüğü hediye etti.
Türk Dünyası Dil ve Tarih Meseleleri Kurultayı Eskişehir’de Başladı Eskişehir Valiliği ve Kültür Konseyi tarafından organize edilen “Dünya uygarlığı içinde Türk uygarlığı: Dil ve Tarih meseleleri” konulu kurultay başladı. Kurultaya Türk dünyasından 73 bilim adamı katılıyor. Kurultayda dil, edebiyat ve tarih konularında toplam 57 tebliğ değerlendirilecektir. Eskişehir Valisi ve Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı Başkanı Güngör Azim Tuna açılışta yaptığı konuşmada delegelere hoşgeldiniz diyerek şunları söyledi: “Sovyetler Birliği’nin dağılması, Türk ve Türk dili halk ve topluluklar için önemli bir tarihi fırsatı ortaya çıkarmıştır. Bu tarihi fırsat çerçevesinde söz konusu halk ve toplulukların, çok yönlü ilişkiler ağı içerisinde olması icap etmektedir. Ancak bu ilişkilerin, önemli bir çok adım atılmış olmasına rağmen, bugüne kadar hala olması gerektiği gibi, özellikle kültürümüzün temel meseleleri olan dil ve tarih konularında kurumsallaşmış olduğunu söylemek çok güçtür. Bunun en önemli sebebi, çok geniş bir coğrafyaya yayılan Türk halk ve topluluklarının ortak kültür değerleri üzerinde temel araştırmaların yapılmaması ve geleceğe yönelik bir ufkun ortaya konulabilmiş olmamasıdır. Bu bakımdan ‘bir atanın balları (çocukları)’ olan halk ve toplulukların tarihleri ve dili üzerinde müşterek ilmi toplantılar yapmak, istişarelerde bulunmak ve uygulanabilir ortak bir vizyon ortaya koymak büyük önem taşımaktadır. “
Başkan Topbaş'a Tataristan ve Yakutistan'da Büyük İlgi İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve UCLG Başkanı Kadir Topbaş, Belediye Başkanı Ilsur Metşin'in davetlisi olarak gittiği Tataristan Başkenti Kazan'da Sabantuy (Bahar) Bayramı törenlerine katıldı. 
Tören alanında Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rustam Minnihanov tarafından karşılandı.
Kendisini evinde hissettiğini ifade eden Başkan Topbaş, "Size Türkiye'den selam getirdim" dedi. Başkan Topbaş, daha sonra Yakutistan (Saha) Cumhuriyeti'nin Başkenti Yakutsk'a geçerek Cumhurbaşkanı Yegor Barisov ile görüştü. 
Borisov, Yakutistan'da kıymetli madenler çıkarıldığını belirterek, İstanbul'un tecrübelerinden faydalanmak istediklerini söyledi. 
Topbaş, Borisov'un THY'nin Yakutistan'a direkt sefer yapması talebini görüşeceğini belirtti.
ABD'den Ahıska Türklerine Övgü 1944 sürgününden sonra Orta Asya'da birçok yeri kalkındıran Ahıska Türkleri şimdi de ABD’nin Orta Batı bölümüne umut oldu. Dayton şehrinde yaşayan Ahıska Türkleri, başarılarıyla New York Times’tan sonra Time dergisine de konu oldu. Time dergisinde çıkan bir makalede, son 5 yılda 3 bin Türk mültecinin Dayton’a yerleştiği ve bu “yok olmuş bölgeyi” yeniden inşa etmeye başladığı yazıldı.

Time dergisinden önce New York Times gazetesinde çıkan yazıda, Ahıska Türklerinin Kuzey Dayton’da ‘’kıyamet sonrası manzaralı”, sahipsiz şehirleri ayağa kaldırdıklarını dile getirmişti.
ABD’nin Ohio eyaletine bağlı Dayton şehrinde yaşayan Ahıska Türklerinin başarı hikayesine New York Times gazetesinden sonra ünlü Time dergisi de yer ayırdı. Dergi yazıyı, Ahıska Türkleri ile ilgili yazıyı ‘’Amerika İçin Çözümler’’ başlığı altında kullandı.
Son 5 yıl içinde Ahıska Türklerinin bulundukları bölgelerde hem mahalli hem eyalet bazında siyasi, ekonomik ve sosyal başarılara imza atmaları Amerikan medyasının ilgisini çekti. İlk önce New York Times gazetesi Ahıska Türkleri hakkında bir makale yayımladı. Ardından Time dergisinin yeni sayısında ‘’Amerika İçin Çözümler’’ başlığı altında Dayton’daki Ahıska Türklerinin bölgeye katkıları aktarıldı. 
Time dergisinde Alex Altman imzalı makalede, son 5 yılda 3 bin Türk mültecinin Dayton’a yerleştiği ve bu “yok olmuş bölgeyi” yeniden inşa etmeye başladığı yazıldı. Ahıska Türk Amerikan Toplum Merkezi (ATACC) Başkanı işadamı İslam Şahbendarov’un açıklamasına yer veren Time, Ahıskalı Türklerin “Amerikan rüyasını gerçekleştirdikleri” ifadesine yer verdi. 
ABD’nin sahipsiz Orta Batı şehirlerine umut oldular 
Time’daki yazıda, Dayton’da 1960 yılından bu yana nüfusunun yüzde 40 azaldığı ve üretime bağlı işlerin azalmasının orta sınıfı zayıf bıraktığı ifade edildi. Şehir yöneticisi Tim Riordan’ın bu durumla igili, ‘’Biz gerçekten sert çarpıldık’’ sözüne yer veren dergi, 2009 yılında Dayton’ın ekonomisini yenileme ve büyütme yönünde farklı bir yol çizmeye başladığı kaydedildi.
Kulaktan kulağa duyulmasıyla Rusya’daki zulümden kaçarak mülteci statüsünde ABD’ye gelen devletsiz “bir avuç vatansız etnik azınlık olan Ahıska Türklerinin” 2006 yılında ucuz konut ve iş cazibesi nedeniyle Dayton’a yerleştiği ifade edildi. Dayton’daki Türk toplumunun liderlerinin Dayton’un en iyi destekçileri olduğu ve yabancı yatırımları davet ettikleri, ayrıca kendi nakitlerini kamyon taşımacılığı, lojistik ve gayrimenkul işletmeleriyle yerel ekonomiyi pompaladıkları belirtildi.
 NYT: ‘’Sahipsiz şehirleri ayağa kaldırdılar’’ 
New York Times gazetesinde  de çıkan yazıda, Amerika’nın can çekişen Orta Batı şehirlerine göçmenler yerleştirildiği ve bunlar arasında Ahıska Türklerinin Kuzey Dayton’da ‘’kıyamet sonrası manzaralı”, sahipsiz şehirleri ayağa kaldırdıklarını dile getirmişti.  Dayton başta olmak üzere Louisville, Seattle, Atlanta, Philadelphia, St. Louis, Portland, Chicago, Denver, Houston ve New York şehirlerinde yaklaşık 20 eyalette 20 bine yakın Ahıskalı Türk yaşıyor.
Orhun Abideleri İstanbul'da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş., Orhun Abideleri'nin orijinal boyuttaki maketlerini yaptırarak Topkapı Türk Dünyası Kültür Mahallesi'nde sergilemeye başladı. Sergide, Göktürk İmparatorluğu'nun ulu hükümdarı Bilge Kağan ve kardeşi Kültigin'e ait birer, vezir Tonyukuk'a ait ise iki adet taş kitabe ve çeşitli tarihi figürler bulunuyor.

Tarihi abidelere ait maketler, yılın her günü yerli ve yabancı turistler tarafından ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek. Ayrıca tıpkı Miniatürk'te olduğu gibi maketlerle ilgi pek çok dilde sesli bilgilendirme sistemi de olacak.

Göktürk Alfabesiyle yazılmış

Abideler Türk dili, tarihi, edebiyatı, sanatı, töresi hakkında önemli bilgiler veriyor. “Türk” ve “Türkçe” adı, ilk defa Doğu Göktürkler dönemine ait bu yazıtlarda geçiyor. Yazıtların üçü çok önemli. İki taştan oluşan Tonyukuk 716, Kültigin 732, Bilge Kağan 735 yılında dikilmiş. Kültigin, Bilge Kağan'ın kardeşi, buyrukçu ihtiyar Tonyukuk ise veziridir. Anıtların olduğu yerde yalnızca dikilitaşlar değil, yüzlerce heykel, balbal, şehir harabeleri, taş yollar, su kanalları, koç ve kaplumbağa heykelleri de bulunuyor.


Kırım’lı Cengiz Dağcı’nın “Korkunç Yıllar” adlı romanı film oldu. Eskişehir 2013 TDKB ajansının “Kalıcı Eserler” projeleri çerçevesinde hayata geçirilen, meşhur Kırımlı yazar Cengiz Dağcı’nın “Korkunç Yıllar” romanından adapte edilen “Kırımlı Korkunç Yıllar” filmi gösterime giriyor. 24 Ocak 2014 günü Afyon ve Bolu Aladağlar’da kurulan platolarda çekilen filmi gazeteci-yazar Avni Özgürel projelendirdi. Senaryosunu Atilla ve Nil Ünsal’ın kaleme aldığı “Kırımlı Korkunç Yıllar”ın başrollerini Murat Yıldırım, Selma Ergeç, Bülent Alkış, Gülçin Santırcıoğlu ve Burç Kümbetlioğlu paylaşıyor. Filmin aslına uygun olması için Aladağlar’da kurulan Nazi toplama kampı gerçeği aratmıyor. Toplam çekimler toplam 150 kişi tarafından yapıldı. Zor şartlar altında çekilen “Kırımlı Korkunç Yıllar” hakkında bilgi veren Yapımcı Ayfer Özgürel, “Kırım Türkleri'nin vatanlarından sürülüp çektiği açıları anlatan bir film. İçinde hazin bir aşk hikayesi de saklıyor. Cengiz Dağcı’yı da bu vesile ile rahmetle anıyoruz, onun eserini hikayeleştirdik.” dedi.
Üç bakan Türkçe konuşup Türkçe anlaştılar Türkiye, Azerbaycan ve Türkmenistan Dışişleri Bakanları Üçlü Toplantısı Bakü'de yapıldı. Heyetler arası görüşmelerin ardından Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov ve Türkmenistan Dışişleri Bakanı Raşid Meredov ile ortak basın toplantısı düzenledi.

Bakan Davutoğlu şu mesajları verdi:

“Bugün Türkçemizin 3 boyunu kullandık. Türkmen Türkçesi, Azeri Türkçesi, Anadolu Türkçesiyle konuştuk. Başka bir dil girmedi aramıza. Bir prensip kararı aldık, inşallah bundan sonra her yıl 2 defa toplanmaya çalışacağız. Avrasya'nın merkezindeki ülkeler olarak uluslararası barışa katkı yapmakta kararlıyız. Kardeş Azerbaycan ile sahip olduğumuz 'bir millet iki devlet' anlayışını Türkmenistan'la da paylaşıyoruz. Allah bu 3 bayrağı dünyanın her yanında birlikte dalgalandırsın.”

Davutoğlu daha sonra Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'i ziyaret etti.
Roma’da Türkçe Zamanı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ocak ayında açılışını yaptığı Yunus Emre Enstitüsü Roma Türk Kültür Merkezi, başta İtalyanlar olmak üzere Türkçe’ye ilgi duyan ve Türk kültürünü yakından tanımak isteyenler için Türkçe kurslarına başlıyor. 
Faaliyetlerine 2009 yılında başlayan, 25'i aşkın ülkede çok sayıda merkezi bulunan Yunus Emre Enstitüsü'nün Roma'daki merkezi, enstitünün temel görevlerinden biri olan Türk dilinin tanıtılması konusundaki hazırlıklarını tamamladı.
İki Aylık Yaz Kursu
Yunus Emre Enstitüsü Roma Türk Kültür Merkezi Müdürü Sevim Aktaş,  19 Mayıs'ta  iki aylık yaz kursunu başlatacaklarını belirterek, "Toplam 48 saat, haftada ise 6 saat olacak. Dili temel ve orta seviyede bilenler için bir de konuşma gruplarımız var. Talep bazında başlatacağız kursları. Şu an için her seviyeye talep var" dedi.
Uzun yıllardır İtalya'da yaşayan ve Türkçe okutmanlığı yapan Aktaş, "Türkçe’ye çok büyük bir ilgi var. Ben ilk başladığımda 5-6 öğrenci vardı, şimdilerde ise böyle bir kültür merkezimiz olmadığı halde 35-40 öğrenciye çıktı bu sayı" diye konuştu.
Türk dili ve kültürünün yurt dışında tanıtılma şuuruna varılması için çok çaba harcadığını dile getiren Aktaş, "Nihayet, çok şükür böyle bir merkez açıldı. Türkiye'ye büyük merak var. Üniversitelerde de çok fazla araştırmalar var. Sadece Türkiye üzerine de değil, Osmanlı da araştırılıyor. Türkçe’ye çok büyük bir ilgi var. Bir ilgi var ama, insanlar nereye başvuracaklarını bilmiyorlar. Bizim buradaki varlığımız bir nimet, kolaylık olacak" ifadesini kullandı.
Aktaş, son dönemde İtalya'nın ekonomik kriz geçirmesi, Türkiye'nin ise refah ve hayat standardı bakımından iyi durumda olması sebebiyle İtalyanların işbirliklerini arttırdığını ve bazı İtalyanların da iş bulmak için Türkiye'ye gitmeye başladığını anlattı.
Türkçe matematiksel bir formül gibi 
Yunus Emre Kültür Merkezi Müdürü Aktaş, şöyle devam etti:
"Türkçe konuşurken 'ne, nerede, ne zaman' onların hepsini söylemek lazım. Bizimki çok sistematik. İlk etapta cümle kurmakta çok zorlanıyorlar. O eşiği geçenler zaten az ama geçtikten sonra bayağı iyi oluyor. Memnunlar. Çok hoşlarına gidiyor. Matematiksel olduğu için biraz da oyun gibi geliyor. Her seferinde cümle kurduklarında matematik problemi çözmüşçesine çok seviniyorlar. Legolar gibi sürekli ekleri çıkarıyorlar, ekliyorlar; hoş oluyor."
İkinci Bir Dile Müracaat Etmeden Türkçe Öğretilecek
Yunus Emre Enstitüsü Roma Türk Kültür Merkezi'nde Türkçe okutmanı olarak görevlendirilen Firdevs Kapusızoğlu da "Derslerimizin en önemli özelliği, ikinci bir dile müracaat etmeden Türkçe’yi öğretmek. Burada İtalyanca veya İngilizce’yi kullanmadan bir dil eğitimi tahmin etmekteyiz. U düzeni şeklinde oluşturulan oturma düzeni ve en fazla 15 kişilik gruplara A1, A2, B1, B2, C1 ve C2 seviyelerinde Türkçe eğitimi sunacağız" diye konuştu.
Kapusızoğlu, toplam 12 kur bulunan kursta her kurdan geçme notunun 100 üzerinden 60 olduğu bilgisini verdi.
Tarihi dokusu nedeniyle Roma'yı seçtiğini ve kenti İstanbul'a benzettiğini belirten Kapusızoğlu, Roma'da ilk iş tecrübesini yaşayacağını dile getirerek, "Ben İtalyanca bilmediğim için, İtalyanlarında İngilizce dile çok ilgili olmadıkları için sadece Türkçe konuşacağız. Bizim için çok büyük avantaj. " ifadesini kullandı.
Kırım Türkleri Endişeli Kırım Türkleri, büyük sürgünün 70. yılında, tarihin tekerrür etmesinden endişe ediyor. “Kırım Özerk Cumhuriyeti”nin tek taraflı olarak Ukrayna'dan ayrılıp Rusya'ya bağlanma kararı alması sebebiyle, resmi rakamlara göre şimdiden 1.500 Türk, Kiev yakınlarındaki bölgelere göç etmiş durumda. İleride bu rakamın daha da artmasından endişe ediliyor. 
Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Tuncay Kalkay, sürgünün 70. yılında Kırım'ın yeniden Rus işgali altında olmasının büyük bir acı olduğunu belirterek her geçen gün Kırım Türkleri için durumun kötüleştiğini ifade etti. Kırım Türk Milli Meclisi (KTMM) de Rusya yanlısı yönetimin yasağı üzerine, sürgünün 70. yılında anma mitingi yapmama kararı aldı. 
Kırım Türklerinin lideri ve Ukrayna milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Rusya tarafından kendisine getirilen “Kırım'a giriş yasağı” sebebiyle bu yıl anma törenlerine katılamayacaktı. Kalkay, “Kırımoğlu sembol bir isimdir. Ona yapılan, bütün Kırım Türküne yapılmış olarak algılanır” dedi. 
Kırım'ın asli unsurlarından olan Türkler Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) lideri Joseph Stalin'in sürgün politikası sebebiyle, 18 Mayıs 1944 tarihinde vagonlara doldurularak Ural dağlarıyla Sibirya ve Orta Asya çöllerine sürgün edilmişti. İkinci Dünya Savaşı'nın devam ettiği sırada, ağırlıklı olarak kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan 430 bin kadar Türk, kısa bir süre içinde vagonlara doldurularak sonu meçhul bir yolculuğa çıkartıldı. Resmi verilere göre, sürgün sırasında ortaya çıkan salgın hastalık, açlık gibi çeşitli sebeplerden dolayı 430 bine yakın Türklerin yarısı hayatını kaybetti.
Kerry'den sürgün mesajı
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry de Kırım Türklerinin sürgününün 70. yılı sebebiyle bir mesaj yayımladı. Kerry, mesajda;
 “Biz 1944 yılı trajedisini buruk bir yürekle anıyoruz, bugün de kendi toplumlarına karşı yeni bir tehditle karşı karşıya olan Kırım Türkleriyle dayanışma içinde bulunuyoruz” dedi. 
Kırım Türklerinin ülke dışına kitleler halinde çıkarılmasından doğan acının kelimelerle tarif edilemeyeceğini belirten Kerry, yaşanılanların birçok Kırım Türklerinin hafızasında hala canlı olduğunu, Rusya'nın Kırım'ı işgali ve yasa dışı ilhak etme girişiminin “eski yaraları deştiğini” ifade etti.
Bu arada sürgünün yıl dönümü sebebiyle New York'ta yaşayan Kırım Türkleri tarafından New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde bir tören düzenlendi. Törende, 18 Mayıs 1944 yılında Orta Asya ve Sibirya'ya yapılan sürgünde hayatını kaybedenler yâd edildi.
Tiran'da Bir Osmanlı Mirası Arnavutluk'un başkenti Tiran'da Osmanlı'dan günümüze kalan tek cami olan Ethem bey Camisi, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) tarafından restore edilecek.

Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler'in, geçtiğimiz günlerde Arnavutluk'u ziyareti sırasında restorasyon müjdesi verdiği cami, Tiran'ın kurucusu olan Süleyman Paşa'nın ailesinden Ethem Bey tarafından yapımına başlanmış, ancak ölümünün ardından 1793 yılında çocukları tarafından tamamlanmış. Osmanlı döneminde Tiran'da 20'nin üzerindeki camiden günümüze sadece Ethem bey Camisinin ulaştığını kaydeden Çetin, restorasyonun iki yıl sürebileceğini söyledi.

Camiye adını veren Ethem Bey'in, Tiran şehrinin kurucusu olan Süleyman Paşa'nın ailesinden olduğunu kaydeden Prof. Dr. Çetin, İstanbul'da yetişmiş, Türkçe ve Farsça divanı olan, şiir ve edebiyata meraklı Ethem Bey'in, İstanbul'a duyduğu özlemi, cami içindeki kalem işlerine yansıttığını söyledi. 
Kırım Türkleri Lideri Vatanına Giremedi R  usya’nın kısa bir süre önce işgal ettiği  Kırım’a giriş yapmasına izin verilmeyen  Kırım Tatarları lideri Cemil Kırımoğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i arayarak problemi  çözeceğini söyledi. Ukrayna televizyonuna konuşan Kırımoğlu, Erdoğan’ın Kırım’a giriş yapması konusunda yardımcı olacağını kaydetti.

Erdoğan Söz Verdi Tatar Meclisi eski Başkanı Kırımoğlu, "Başbakan Erdoğan bana, yakın zamanda Putin’i arayarak problemi barış yoluyla halledeceğini ifade etti. Türk yönetimi kan dökülmesinden kaçınmak için sınır bölgesini terkederek Kiev’e dönmemi rica etti. Daha sonra Ankara meseleyi çözmeye çalışacak." dedi. Kırım Tatarları lideri, Cuma günü, Moskova havaalanında, Rusya’ya giriş yasağı olduğu gerekçesiyle Rusya Federasyonu’na alınmadığını söylemişti. Kırımoğlu, uçakla Kiev’e dönmek zorunda kalmıştı. Kırımoğlu’nun, Rusya hakimiyetine geçen Kırım’a girişine izin verilmeyince Tatarlar Cumartesi günü sınırda askeri kordunu yararak liderleriyle görüşmeyi başarmıştı.Ahıska Türkleri'de Zor DurumdaUkrayna'nın doğusundaki federe bir yapı için referandum talep eden ayrılıkçıların kontrolündeki Slavyansk'ta yaşayan 2 binden fazla Ahıska Türkü zor günler geçiriyor. Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti Donetsk Temsilcisi Nebican Basatov, şehirdeki Çervoniy Malaçar, Semenevka, Hrestişe köylerde yaşayan Ahıska Türküne, hükümet yanlıları veya referandum talep eden ayrılıkçılar tarafından baskıların uygulandığını söyledi. Basatov, “Ayrılıkçılar barikatlarda görev yapmamızı, hükümet yanlıları ise kendi taraflarına geçmemizi istiyor” dedi. Ahıska Türklerinin bölgedeki taraflardan biriyle karşı karşıya kalmaması ve olaylara alet olmaması için Türkiye Cumhuriyeti'nden kendilerine sahip çıkmalarını isteyen Nebican Basatov, “Türkiye Cumhuriyeti, 2 bine yakın Ahıska Türkü'nün yaşadığı Slavyansk'taki olaylara yakından baksın ve önem versin” diye konuştu. Basatov, Ahıska Türklerinin can güvenliği sebebiyle Türkiye'ye göç etmek istediklerini dile getirdi. 

Bu arada Ukrayna'daki Ostroh Akademisi Ulusal Üniversitesinde görevli Dr. Mikhaylo Yakuboviç, “Kırım'ın Rusya tarafından işgal edilmesinin ardından 10 bin Kırım Tatarı evlerini terk etti” dedi. Avrupa Birliği'nin Kırım konusunda daha aktif olması gerektiğini vurgulayan Yakuboviç, Rusya'ya sadece yaptırım uygulamanın yetersiz olduğunu belirtti. Öte yandan Kırım Tatarları lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu'nu karşılamak isteyen 2 bine yakın Kırım Tatarının evlerine dönmesine izin verilmedi. Askeri birlik ve silahlı grupların engellemesi sebebiyle Tatarlar sınırda bekliyor. Kırım Tatarları Meclis Üyesi Darp Edildi

Kırım Tatarları Meclis Üyesi Abdurrahman Egiz, Garkova caddesinde aracını park ettiği sırada yanına doğru yaklaşan bir gurubun kendilerinin milis güçleri olduğunu belirterek Egiz’den kimlik vermesini, arabasını aramak istediklerini söylediler. Egiz, sadece polise kimlik verebileceğini ifade edince elleri kelepçelenerek emniyete götürülmek istendi. Egiz karşı çıkınca milisler vurmaya başlayarak darp ettiler. Andurrahman Egiz, Kırım Türkleri Meclis Başkanı Refat Çubarov ile görüşerek resmi şikayet konusunda karar vereceklerini ifade etti.
Taşkent'in Muhteşem Eserlerinden Zengi Ata Külliyesi Hoca Ahmed Yesevi'nin ilk hocası Arslan Baba'nın torunu, Tac Hoca'nın oğlu, Süleyman Hakim Ata'nın halifelerinden olan, Türkistan'ın büyük evliyalarından Zengi Ata, Özbekistan'ın başşehri Taşkent'te 12 ve 13'üncü yüzyıllarda yaşadı. Zengi Ata, 1258 yılında Taşkent yakında Zengin Ata köyünde vefat etti ve burada defnedildi.

Zengi Ata'dan Önce Öleceğim

Zengi Ata'nın kabrinin üstüne inşa edilen türbenin yapılışına dair rivayetlere göre, Emir Timur, Türkistan'a gelip ustalarını toplayarak Hoca Ahmed Yesevi'nin kabri üstüne, mükemmel bir türbe yapmalarını emretti. Türbe bittikten sonra bir gece türbenin temeli yıkıldı. Tekrar yapılan türbe yine yıkıldı. Emir Timur, bu durumun sebebini öğrenmek üzere Türkistan şehrindeki mollalar, evliyalar ve gazileri topladı. Gelenlerden biri, Hoca Ahmed Yesevi'nin, sağlığında, “Zengi Ata'dan önce öleceğim fakat türbe benden önce Zengi Ata'nın mezarına yapılsın, sonra bana” dediğini aktardı.  Önce Zengi Ata'nın, sonra da Hoca Ahmed Yesevi'nin mezarları üzerine türbe yapılması gerektiğini ifade etti. Bu sözler üzerine Emir Timur, bütün askerlerini ve ustalarını toplayıp Zengi Ata köyüne gelerek türbeyi inşa ettirir. Türbe bittikten sonra Emir Timur, Türkistan'a dönüp ustalarına, Hoca Ahmed Yesevi'nin türbesini acele ekilde yeniden yapmalarını emreder.

Zengi Ata Bayramı Hayatı, evliliği ve halifeleri konusunda ölümünden önce ve sonrasına dair menkıbeler bulunan Zengi Ata için onun adını taşıyan köyünde bir zamanlar “Zengi Ata Bayramı” kutlanıyordu. Özbek halkı, önceleri Zengi Ata'nın türbesini ziyaret etmeyi dini bir tören olarak kabul görürken daha sonra bu tören normal bir bayrama dönüştü. Bu bayramı hem Taşkent halkının hem de şehir çevresinde yaşayan mahalli halkın sabırsızlıkla beklediği, Taşkent dışından da birçok kişinin bu bayramı kutlamak üzere köye geldiği anlatılıyor. Türbeyi Emir Timur Yaptırdı

Taşkent'te 13'üncü yüzyılda inşa ettirilen türbe ve külliye, ülkenin en fazla ziyaret edilen tarihî mekanları arasında yer alıyor. Başkente yakın Zengi Ata köyünde yer alan külliye, iki türbe, mescit, medrese ve kabristandan oluşuyor.
Gül, Türkmenistan'da At Bayramı Törenlerine Katıldı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkmenistan'da At Bayramı etkinliklerine katıldı. Türkmenistan Devlet Başkanlığı Atçılık Spor Kompleksi'nde düzenlenen törenler öncesinde Gül, Türkmenistan Cumhurbaşkanı Gurbanguli Berdimuhamedov ile kahvaltıda bir araya geldi. Keyik Restorandaki kahvaltı basına kapalı gerçekleşti.

Türkmenistan Devlet Başkanlığı Atçılık Spor Kompleksi'ndeki açılış törenine Rusya Federasyonu Tataristan Cumhurbaşkanı Rustam Minnihanov ve Türkmenistan Cumhurbaşkanı Gurbanguli Berdimuhamedov ile katılan Gül, at gösterilerini ve yarışları seyretti.
Gül adına at yarışı düzenlendi

At Bayramı şenlikleri dolayısıyla düzenlenen 7 at yarışından biri de Türkiye Cumhurbaşkanlığı Koşusu oldu. Yarışı Türkmen At Bakanlığının atı Dalbedew kazandı. Yarışın sonunda düzenlenen ödül töreninde Dalbedew'in jokerine ödülünü Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker verdi.

Afganistan Türkmenleri’nin Bursa’ya Gelişlerinin 20. Yılı Kutlandı Afganistan’ın Kuzey bölgesi Uluğ Türkistan’ın bir parçası olup, Güney Türkistan olarak bilinmektedir. Bu bölgenin Akça şehrinde yaşayan ve “İşanlar” olarak bilinen Seyyid Türkmen bir aile, Sovyetlerin Afganistan’ı işgali sırasında şehirlerini, ülkelerini, terk ederek önce Pakistan sonra İran ve daha sonra da Türkiye’ye hicret ettiler. Bu hicret esnasında çok büyük sıkıntılar çektiler, büyük tehlikeler atlattılar.

İhlas Vakfı Bursa Erdoğan Dinçbaş Öğrenci Yurdu tarihi bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Yurt Müdürü Turan Satık, Afganistanlı bu Türkmen ailenin Bursa’ya gelişlerinin 20. Yılı dolayısıyla aile mensuplarına ve dostlarına bir yemek verdi. Turan Satık, “Bu kıymetli arkadaşlarımızla birlikte olmaktan ve onlara hizmet etmekten memnuniyet duymaktayız” dedi.

Enver Ören’in Büyük Hizmeti

Bu ailenin Bursa’ya yerleşmesini Türkiye Gazetesi’nin sahibi Merhum Enver Ören istemişti. O zaman Türkiye Gazetesi’nin Bursa Bölge Temsilcisi olan İhlas Vakfı Türk Dünyası Koordinatörü Numan Aydoğan Ünal bu hususta şunları söyledi:

“ Enver ağabey, bu ailenin bütün ihtiyaçlarının karşılanmasını, hepsine iş verilmesini, her türlü problemlerinin halledilmesini istedi. Ailenin ikamet izni ve kimlikleri yoktu. Enver ağabey  aile fertlerinin T.C vatandaşı olmaları için o zamanki İçişleri Bakanıyla defalarca görüştü. Bursa’ya geldiklerinde ailenin büyüklerini ziyaret edip, dualarını alırdı” 

Yemekte aileyi temsilen bir konuşma yapan Muhammed Salih Yıldırım’da:

“ Biz on kişilik aile olarak Bursa’ya geldiğimizde hiçbir şeyimiz yoktu. Rahmetli Enver ağabey bize maddi ve manevi her hususta yardımcı oldu. Ev ve iş verdi. T.C vatandaşı olmamız için çok gayret sarf etti. Çocuklarımızı İhlas Koleji ve İhlas vakfı yurtlarında okuttu. On kişilik bir aile iken, evlenmelerle şimdi on aile olup yüz kişiyi geçtik. Hepimiz T.C vatandaşıyız. Bursa’da huzur içinde yaşıyoruz. Çocuklarımızdan bir Yrd. Doç. oldu. Biri hariciye üzerine doktora yapıyor. Dört mühendis, bir hukukçu, bir gazeteci, bir işletmeci yetişti. Küçük çocuklarımızın hepsi de orta tahsiline devam ediyor. Biz de mobilya fabrikası kurduk, imalat ve ihracat yapıyoruz. Kavuştuğumuz bütün bu nimetler Enver ağabeyin sayesinde olmuştur. Onun kaybından bütün ailemiz çok müteessir olduk. Kendilerine, hepimiz ailecek gece-gündüz dua ediyoruz, ruhu şâd olsun” dedi.

Yemekten sonra, Merhum Enver Ören ve Erdoğan Dinçbaş’ın ruhu için Kuran-ı Kerim okundu.
Gül'den Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’na Cumhuriyet Nişanı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ukrayna Parlamentosu Milletvekili ve Kırım Tatar Millî Meclisi Eski Başkanı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’na törenle Cumhuriyet Nişanı tevcih etti. Kırımoğlu’na Cumhuriyet Nişanı tevcih eden Cumhurbaşkanı Gül, Kırım’ın gönüllerde çok müstesna bir yeri olduğunu belirterek;

"Kırımoğlu, Kırım Tatarlarının var olma ve insanca yaşama mücadelesinin bayraktarlığını yapmaktadır; onun hayatı adeta Kırım halkının çektiği çilelerin bir özetidir"
dedi. 
Çankaya Köşkü’nde düzenlenen törende, ilk olarak Mustafa Kırımoğlu’nun özgeçmişi ile Cumhuriyet Nişanı tevcih edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı okundu.
Törende yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kırımoğlu’na takdim edilen Cumhuriyet Nişanı’nın ülkemizde Devlet Başkanları haricindeki zevata verilen en üst nişan olduğuna işaret ederek sözlerini şöyle sürdürdü: 

"Kırım Tatarlarının var olma ve insanca yaşama mücadelesinin bayraktarlığını yapan, bu uğurdaki büyük fedakârlıklarını takdirle izlediğim Sayın Kırımoğlu’na bu nişanın verilmesini, aslında iki sene önce düşünmüştüm. Bunu Dışişleri Bakanlığımıza ve Bakanlar Kurulumuza tavsiye etmiştim. Bakanlarımız ve Bakanlar Kurulumuz da biraz önce dinlediğiniz gibi gerekli düzenlemeleri yaptılar ve bitirdiler. Şüphesiz ki bunlar bir zaman aldı. Geçen sene bitirdiğimizde Ukrayna’da ilk olaylar ortaya çıktı onun üzerine biraz bekleyelim ve ortalık sakinleşsin ve ona göre bu merasimi yapıp, nişanı tevcih edelim diye düşündük Ama daha sonra zaman gösterdi ki bu olaylar geçici değil. Yeni ve kritik bir süreç içerisinde. Onun üzerine bugün sizlerin de iştirakiyle bu nişanı, büyük kahraman, büyük mücahit, değerli kardeşim Kırımoğlu’na tevcih edeceğiz. Bu nişanı ömrünü Kırım Tatarlarının haklı davasını dünyaya duyurmaya adayan Sayın Kırımoğlu’na takdim etmekten çok büyük gurur duyuyorum, onur duyuyorum."
Kırım’ın Gönlümde Çok Müstesna Bir Yeri Vardır

Gönlümüzde çok müstesna bir yeri bulunan Kırım’ın, Tatar kardeşlerimizin anavatanı olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Gül, bölgenin yerli sakinleri olan Tatarların Kırım’daki geçmişlerinin, 13. yüzyılda kurulan Altınordu Devleti’ne kadar uzandığını, Tatarlar’ın, yüzyıllar boyunca bu topraklarda barış ve huzur içinde yaşadıklarını işaret etti.

Kırım için çile döneminin ise, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından başladığını söyleyen Cumhurbaşkanı Gül, "1944’ten itibaren Sovyet komünizmi altında uygulanan sürgün ve zorunlu göçlerle, Tatarlar anavatanlarından kopartılmıştır. Kırım Tatarları bu kapsamda Özbekistan, Romanya ve Bulgaristan ile Baltıklar ve Rusya’nın birçok bölgelerine sürgün edilmişlerdir. Ayrıca, yüz binlercesi anavatanlarını terk ederek, Türkiye’ye gelmişler ve Türkiye’ye yerleşmişlerdir. Böylece öz yurtlarında azınlık durumuna düşen Tatarlar, çok daha aşırı biçimde Kırım dışında yaşamak zorunda bırakılmışlardır" dedi.

Kırımoğlu’nun Hayatı Kırım Halkının Çektiği Çilelerin Kısa Bir Özetidir
Özbekistan’a 1944’te daha 6 aylıkken sürgün edilen Kırımoğlu’nun, ömrünü Kırım Tatarlarının anavatanlarına geri dönüş mücadelesine vakfetmesinin sebebinin de bu olduğuna temas eden Cumhurbaşkanı Gül, Kırımoğlu’nun hayatının, adeta Kırım halkının çektiği çilelerin kısa bir özeti olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Gül konuşmasında şöyle söyledi, "Biraz evvel ıstıraplı hayat hikâyesini birlikte dinlediğimiz bu fedakâr insan, uluslararası baskılar yüzünden 1986’da tahliye edilene kadar, 15 senesini hapishanelerde, sürgünde veya çalışma kamplarında geçirmiştir ki – O dönemleri hatırladığınızda ve rejimi hatırladığınızda, bu çilelerin ne olduğunu çok daha iyi idrak edeceğiz - davası kutlu, azmi sabit olunca; elbette çekilen çileler karşılıksız kalmamıştır. Böylece Kırım Tatarları, anavatanlarından sökülüp atılamayacaklarını bütün dünyaya ispatlamışlardır. Sayın Kırımoğlu’nun liderliğindeki bu hürriyet mücadelesi, tarihe altın harflerle kazınmıştır."

Kırım Tatarları, Ciddi Bir İmtihandan Geçmekteler

Cumhurbaşkanı Gül sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu, artık bölgenin bir gerçeğidir. Kırım Tatarları, bu şartlar altında ciddi bir imtihandan geçmektedirler. Böylesine sıkıntılı dönemlerde herkesle barışık, farklılıklara saygılı ve ağırbaşlı bir yaklaşım sergilenmesi, Tatar kardeşlerimizin huzurlu geleceklerinin teminatı olacaktır. Tatar kardeşlerimizin, bu doğrultuda milli kahramanları Sayın Kırımoğlu’nun etrafında kenetlenerek, kaderlerini ve geleceklerini, birlik ve beraberlik ruhu içinde tayin için bir defa daha topluca hareket edeceklerine inanıyoruz. Temennimiz; bu zorlu günlerin, diyalog, karşılıklı saygı ve anlayış temelinde atılacak adımlarla geride bırakılmasıdır. Tatar kardeşlerimizin, şimdiye kadar olduğu gibi, bu süreçte de üzerlerine düşeni yapacaklarına güveniyoruz."

Cumhurbaşkanı Gül sözlerini şöyle tamamladı; "Bu duygu ve düşüncelerle, Cumhuriyet Nişanı’nı, Kırım Tatarlarının Yolbaşçısı Sayın Kırımoğlu’na büyük bir mutlulukla tevcih ediyor; şahsında tüm Kırımlı Tatar kardeşlerimize en kalbi selam, sevgi ve muhabbetlerimi sunuyorum."

Bu Nişan Türkiye’nin Kırım Tatarlarına Verdiği Bir Nişanedir

Kırımoğlu’u da törende yaptığı konuşmada, Nişan ve Beratı almaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bunu zor günlerinde Türkiye’nin Kırım Tatarlarına verdiği desteğin bir nişanesi olarak gördüklerini belirtti.

Giresun Üniversitesinde Ahıska Günleri Giresun Üniversitesi ile TİKA işbirliğinde düzenlenen Ahıskalı Türklerin Hukuki ve Sosyal Problemleri Sempozyumu, Giresun'da başladı. Sempozyumda konuşan Vali Hasan Karahan, "Türkiye'nin güçlenmesi diğer Türk toplulukları için bir umuttur, bir güçtür." dedi.
GRÜ Rektörü Prof. Dr. Aygün Attar ise, çok önemli bilimsel bir toplantıya ev sahipliği yapmanın onurunu yaşadıklarını belirtti.

Daha sonra, Dünya Ahıska Türkleri Birliği Genel Başkan vekili Prof. Dr. İlyas Doğan, Kırgızistan Rashad Shamilov, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zakir Avşar ve sürgün şahidi Molla Yusuf Besetov konuşma yaptı. 
Çankaya Sofrasında Tarihçiler Kırım'ı Anlattı Köşk'te zaman zaman bilim adamlarını ağırlayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dün tarihçileri misafir etti. Tarihçiler, Çankaya Sofrası'nda Kırım ve Tatarlar'la ilgili görüş ve fikirlerini anlattı. 
Yemeğe, Galatasaray Üniversitesi'nden Prof. Dr. İlber Ortaylı, Sakarya Üniversitesi'nden Prof. Dr. Yücel Öztürk, Bilkent Üniversitesi'nden Doç. Dr. Hakan Kırımlı, ODTÜ'den Doç. Dr. Ayşegül Aydıngün, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'nden Doç. Dr. Nuri Kavak, İstanbul Medeniyet Üniversitesi'nden Doç. Dr. Fehmi Yılmaz katıldı. Yemekte Cumhurbaşkanılığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Koray Ertaş da hazır bulundu.
Kırımoğlu; "İşgal Altındaki Bir Toprakta Refandum Olmaz" Kırım Tatar Milli Meclisi eski Başkanı ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, BM'de konuştu. Ukrayna'da alınması gereken tedbirler, Kırım'daki insan hakları ve basın özgürlüğü konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) üyelerine bilgi veren Kırımoğlu, Kırım'ın Rusya'ya bağlanması kararı çıkan referandumu eleştirdi. 
Kırımoğlu, "İşgal altındaki bir toprakta nasıl referandum olabilir? Ayrıca bu referandum Ukrayna kanunlarına aykırı. Referandum yapılacaksa bütün ülkenin oy vermesi lazımdı" dedi. 
Kırımoğlu sözlerini, "Başbakan Erdoğan'ın, Rusya Devlet Bşkanı Vladimir Putin'i aradığını, kırım Tatarlarının akrabaları olduğunu ve onlara bir şey olması durumunda Türkiye'nin tepkisiz kalamayacağını bildirmiş olduğunu duyduk bundan çok memnun olduk" şeklinde tamamladı. 
Türk Dünyasında Kültürel Birliğe Engel Olan Faktörler Üzerinde Akademik Bir Çalışma İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde Mehmet Can tarafından “ Türk Dünyasındaki Birliğe Engel Olan Alfabe ve Dil Faktörü” konulu tez hazırlandı. Tezde özet olarak şöyle denilmektedir:

“Tarihte ve günümüzde, Türk dünyasının fizikî veya coğrafî olarak birleştirilmesi hususunda çeşitli görüş ve düşünceler ortaya konulmuştur. Türklerin yaşadığı coğrafyanın çok geniş olması, dünyada ve özellikle Avrasya’daki devletlerin politik ve konjonktürel yapıları itibariyle, coğrafî bir birlikteliğin bugünkü şartlarda çok zor olacağı anlaşılmaktadır. Ancak, Türk milletinin tarih ve medeniyetinden gelen birikiminden dolayı, “kültürel” manada bir birliğin gerçekleşmesi mümkün görülmektedir.
10 milyon km2den fazla bir coğrafyada yaşayan 225 milyon civarındaki Türk milleti, geçtiğimiz asırda bazı totaliter rejimler altında kaldıkları için birbirleri ve Türkiye ile irtibatları tamamen kesilmişti. Özellikle XX. asrın sonlarında Sovyetlerin dağılmasıyla yeni Türk cumhuriyetleri kuruldu. Bu cumhuriyetler ve diğer Türk toplulukları arasındaki münasebet imkânı yeniden doğdu.
Bir asır önce Türk coğrafyasında alfabe ve dil birliği vardı. XX. asrın başlarında alfabelerine müdahale neticesinde, âdeta birbirlerine yabancı oldular. Hatta bulundukları ülkelerin dilleri ana dillerinin yerine geçti, aralarında konuşamaz ve yazışamaz duruma düştüler. Türk dünyası aydınları tarafından geçmişte ve günümüzde bu sahada pek çok çalışma yapılmışsa da henüz müspet bir netice alınamamıştır. Özellikle de Sovyetlerin dağılmasından sonra bu konuda kongre, seminer ve kurultaylar yapılmış, çeşitli fikirler ortaya konulmuştur.
Günümüzde Türk gençliği bu durum hakkında yeterli bilgiye sahip değildir. Bu araştırmamızın esas maksadı, Türk milletinin maruz kaldığı bu büyük kültürel asimilasyonu ana hatları ile ortaya koymak ve Türkiye’nin Türk dünyası ile sosyal ve kültürel entegrasyonun gelişmesine katkıda bulunmaktır. 
Bu çalışma neticesinde Türk dünyasında kültürel birliğe engel olan en önemli faktörlerin başında alfabe ve dil geldiği ortaya konulmuştur.”
Mehmet Can, Tezin yakında kitaplaştırılacağını belirterek,  çalışmanın bu saha bundan sonra yapılacak araştırmalara ışık tutacağını ifade etti. 
Türk Dünyası Niğde Üniversitesi’nde Buluştu
Son yıllarda gösterdiği büyük değişim ve gelişim atağı ile dikkatleri üzerine çeken Niğde Üniversitesi düzenlediği “1. Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Sempozyumu” ile Türk dünyasını Niğde’de bir araya getirdi.
Niğde Üniversitesi, Kazakistan Devlet  Pedagoji Üniversitesi ve Rusya Federasyonu M. Akmolla Başkurt Devlet Pedagoji Üniversitesi işbirliği ile “I. Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Sempozyumu” düzenledi.
Niğde Üniversitesi Kaşgarlı Mahmut Uygur-Çin Araştırmaları Merkezi tarafından organize edilen ve 18-21 Mart 2014 tarihleri arasında gerçekleştirilen olan sempozyum, Niğde Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Konferans Salonunda düzenlenen açılış töreni ile başladı.
Açılış törenine Niğde Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adnan Görür, Kazak Devlet Kızlar Pedagoji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Dinar Nöketayeva, Rusya Federasyonuna bağlı Başkurdistan Cumhuriyeti M. Akmulla Devlet Pedagoji Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zaki Alibayev, Kazak Devlet Kızlar Pedagoji Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bahadır Aliyev, Kazakistan Aktöbe Devlet Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Rahim Beknazarov, Kosova Priştina Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ergin Jable, Kosova Milletvekili Hamza Bale, Kosovalı Hukukçu Refki Taç, üniversitemiz öğretim elemanları, öğrencilerimiz ile yurtiçi ve yurtdışından çok sayıda bilim insanı katıldı.
Törende ilk konuşmayı Rusya Federasyonuna bağlı Başkurdistan Cumhuriyeti M. Akmulla Devlet Pedagoji Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zaki Alibayev yaptı. Sempozyumun Türk Dünyasındaki dillerin, kültürlerin yok olmaması ve korunması açısından büyük öneme sahip olduğunu belirten Alibayev;

 “Bu sempozyumun gelecekte eğitim ve öğretimde gönül bağları kurulmasına vesile olacağına canı gönülden inanıyoruz. Katkıda bulunan herkesi gönülden kutluyorum” dedi. Alibayev katılımcılara çağrıda bulunarak “Ülkelerimize ve dillerimize fedakârca hizmet edelim. Gelecekte de el ele tutuşup halkımıza, milletimize, medeniyetimize ve aydınlanmamıza birlikte hizmet edelim” diyerek konuşmasını tamamladı.  
Kazak Devlet Kızlar Pedagoji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Dinar Nöketayeva ise daima bir mücadele ve savaştan ibaret olduğunu belirttiği zamanın milletlere kendi dil, kültür ve medeniyetini korumak için yeni ve zorlu görevler yüklediğini belirterek “Kökbörülü sancağın sahibi ve mirasçısı bu günkü Türk nesli, Türk Dünyasının birliğini korumak, kendi köklerimizi, dilimizi, kültürümüzü, medeniyetimiz ile maddi ve manevi değerlerimizi araştırmak, gelişmesine katkı sağlamak için Türk Dünyasının güzide bir coğrafyasında, seçkin bir üniversitede toplanmış bulunuyoruz” dedi.
Kardeş Türk halklarının müştereklerinin sayılamayacak kadar çok olduğunu ifade eden Nöketayeva “Soyumuz ve kökümüz bir, dilimiz ve edebiyatımız bir, dinimiz ve gönlümüz bir, kültür ve medeniyetimiz bir, tarihimiz ve geleceğimiz ortak." diye konuştu.
Prof. Dr. Dinar Nöketayeva konuşmasını şu şekilde tamamladı; “Türk dilli halkları bir araya getiren bugünkü toplantının, bütün Türk Dünyası için önemli meselelerin ortaya atılıp tartışılmasına, yarının inşasına ve yeni gelişmelere katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Türk kardeşlerimizin kutsal toprağında bir araya gelmiş olan bilim adamları ve araştırmacıların Türk Dünyasının önemli meselelerini çözmeye esas olacak yeni yöntemler geliştirmek, yeni bilimsel esaslar ve fikirlerle ve yeni bakış açıları bulacaklarını ümit ediyoruz”
Törende son konuşmayı Niğde Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adnan Görür yaptı. Rektör Görür; Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Başkurdistan, Tuva, Doğu Türkistan, Moğolistan, İran, Ürdün, Afganistan, Arnavutluk, Kosova, Makedonya, Ukrayna, Amerika, İtalya, Çin, Rusya ve Japonya’dan gelen sempozyum katılımcılarını Niğde Üniversitesi’nde misafir etmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek;

“Çeyrek asra yaklaşan geçmişinde birçok milletler arası organizasyon gerçekleştirmiş olan üniversitemiz için bu sempozyumun ayrı bir yeri bulunmaktadır. Birçok yönüyle büyük önem taşıyan I. Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Sempozyumu, öncelikli olarak üniversitelerimiz arasında imzalanmış olan ikili akademik işbirliği anlaşmalarının hayata geçirilmesinin bir göstergesidir. Bundan sonrasında yapılabilecek ortak çalışmalar ve yürütülecek ortak projeler için önemli bir adım niteliği taşımaktadır.
Üç ortak üniversite için özel anlamlar içeren sempozyum, Türk Dünyası açısından da büyük öneme haizdir. Bu sempozyum, Türk devlet ve topluluklarının çeşitli kurumları arasında işbirliği ve dayanışmayı güçlendirerek, yeni işbirliklerini teşvik edecektir. Türk Dünyası ile ilgili konuların akademik bir anlayışla ele alınıp tartışılmasını, uygun olanların ortak projelere dönüştürülmesini, bu doğrultuda çalışan bilim insanlarını bir araya getirmek suretiyle bilgi üretimine katkı sağlanmasını, çalışma ve araştırmaları paylaşacak etkileşim ortamının oluşturulmasını ve yeni bakış açıları sunulmasını sağlayacaktır” dedi.


Kırım'ın Rusya'ya İlhakı Hukuk Dışıdır
Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkanı Rıfat Çubarov, Kırım Parlamentosu'nun aldığı Rusya'ya bağlanma kararının hiçbir şekilde meşru olmadığını vurgulayarak, "Parlamentonun kararı hukuk dışıdır. Kararı boykot ediyoruz. BM askerlerini buraya gelmesi gerekiyor" dedi. 
Çubarov, Akmescit'te düzenlediği basın toplantısında, kendileri için şu an en önemli konunun Kırım Tatarlarının güvenliğinin sağlanması olduğunu belirtti. Çubarov, "Parlamentonun kararı hukuk dışıdır, kararı boykot ediyoruz. Böyle bir ortamda referanduma katılmayacağız" dedi. BM'yi de göreve çağıran Çubarov, "BM askerleri çok geç olmadan buraya gelmelidirler" dedi. 
Parlamentonun aldığı kararın bir provokasyon olduğunu vurgulayan Çubarov, "Önce karar alıp sonra halka fikrini soracaklarını söylüyorlar. Provokasyonlar olabilir, biz bunu önleyecek güçte değiliz. Kırım'ın yerel yönetimi, kendilerine verilen emirleri yerine getiriyor, bunlar kuklalar. En önemli görevimiz milletimizin güvenliğini sağlamaktır" dedi.
Hocalı Katliamı Unutulmadı
Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesini 21 yıl önce 26 Şubat 1992 tarihinde işgal eden Ermeniler, Hocalı Kasabası'nda 613 insanı öldürmüştü. İnsanlık suçunu bir defa daha gündeme getirmek için aralarında Azerbaycanlılar Derneği'nin de bulunduğu çok sayıda sivil toplum kuruluşu eylem yaptı. ‘Justice for Khojaly' (Hocalı için adalet) yazılı tişörtler giyen yaklaşık 300 kişilik grup, Dolmabahçe Sarayı önünde toplandı.

Azerbaycan ve Türk bayraklarıyla yürüyen grup, buradan Beşiktaş'a ardından da Galatasaray Meydanı'na geldi. Galatasaray Meydanı'nda sayıları bini bulan, çok sayıda Azeri'nin de olduğu grup İstiklal Caddesi üzerinden Taksim'e yürüdü. ‘Ermenilerin Rus ordusunun desteği ile Karabağı işgalini ve Hocalı Soykırımı'nı unutmayacağız' yazılı İngilizce ve Türkçe pankart taşıyan grup, ‘İnsan hakları unutma, Hocalı'ya sahip çık' sloganları attı.
Hocalı Katliamı'nın bir soykırım olarak kabul edilmesi gerektiğinin altını çizen, Azerbaycan Birliği yöneticisi İdris İsaoğlu İmamali, “Tarihi saptıramayız. 1992 yılında 26 Şubat günü dünyaya bir kara leke olarak geçmiştir.” şeklinde konuştu.
Dünya Azerbaycan Konseyi yöneticisi Saftar Rahimli ise: "Her yıl ayın bugünü hatırlayıp, anıyoruz. İşgal halen devam etmektedir. Karabağ hürriyetine kavuşana kadar çalışmalarımız devam edecektir.” dedi.
Topkapı'daki Türk Dünyası İstanbul'un sürprizlerle dolu güzelliklerine bir yenisi daha eklendi.  Şehrin tarihi mekanlarından  Topkapı'da kurulan  “Türk Dünyası Kültür Mahallesi” ziyaretçilerine,  Kırım'dan Çin Seddine kadar uzanan bir coğrafyada muhteşem bir gezinti yapma imkanı sunuyor. Mahalledeki “Türk Dünyası Evleri” nde, her cumhuriyetin kültürü büyük bir özenle sergileniyor.
Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın İstanbullulara ve Türk dünyasına sunduğu mahallede, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti,  Tataristan  ve Başkurtistan'ı temsil eden birer “Kültür Evi” bulunuyor. Balkanlardaki Türk varlığı da, özel bir “Balkan Evi” ile temsil ediliyor.

Mahallede  “Yurd” denilen ve keçeden yapılan 2 otantik Türk çadırı da bulunuyor. Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev'in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a hediye ettiği Yurd da bu mahallede sergileniyor. Yurd'lar ve içlerindeki otantik dekor ziyaretçilerin büyük ilgisini çekiyor.
Türk dünyasının bayramları, özel programlar, devlet büyüklerinin katılımı ile burada kutlanıyor.Kültür Evlerinde, Türk Cumhuriyetlerine özgü ev eşyaları, günlük hayatta ve özel günlerde kullanılan giysiler, takılar, müzik aletleri, oyuncaklar, halılar, kilimler, mutfak eşyaları, av ve tarihi savaş malzemeleri sergileniyor. Kültür Evleri'ndeki televizyonlarda ise Türk cumhuriyetlerine ait videolar gösteriliyor.
Gezip gördüğünüz birbirinden güzel eşyalara sahip olmak isterseniz kolayı var. Sergilenen eşyaların önemli bir kısmı “Hediyelik Eşya Evi”nde satılıyor. Kâr amacı güdülmeden satılan birbirinden ilginç hediyelik eşyaların tümü Türk cumhuriyetlerinden getiriliyor.
“Orhun” ve “Göktürk” anıtlarının birer kopyasını yaptırıp Kültür Mahallesi'nin girişinde sergileyeceklerini söyleyen Kültür Evleri Müdürü Salih Doğan, “Türk cumhuriyetlerinde bulunan önemli anıtların minyatürünü de yaptırıyoruz. Bu değerli anıtları da Kültür Evleri önünde sergileyeceğiz” diyor. 
Gül Galiçya Şehitliği'ni Ziyaret Etti
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Macaristan'ın başkenti Budapeşte yakınlarındaki Galiçya Şehitliği ile Gül Baba türbesini ziyaret etti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve hanımı  Hayrünnisa Gül, Birinci Dünya Savaşı'nda şehit düşen 480 kadar Osmanlı askerinin mezarına karanfil ve gül bıraktı.

Şehitlikte önce Galiçya şehitleri anısına dikilen abideye çelenk koyan Gül, saygı duruşunda bulundu, şehitlik şeref defterini imzaladı.  Cumhurbaşkanı Gül, şeref defterine;

“Aziz şehitlerimiz! 1916-1917 yıllarında vatan topraklarından çok uzakta kahramanca çarpışıp şehadet mertebesine ulaştığınız bu topraklarda huzurlarınızda bulunmakla bahtiyarım. Galiçya cephesinde tüm zorluklar ve imkansızlıklar karşısında yılmadan verdiğiniz mücadeleyi vatan ve millet aşkından neşet eden azim ve cesaretinizi daima takdir ve şükranla yad ediyoruz. Canınız pahasına yaptığınız fedakarlıkla sizler, Cenab-ı Hak katında en ali mertebelerden olan şehitlik makamına yükselerek milletimizin kalbinde unutulmayacak bir yer edindiniz. Hepinizi minnet ve şükranla anıyoruz. Ruhunuz şad olsun”
yazdı.

Şehit mezarlarını dolaşan Gül, şehitlerin memleketlerinin mezar taşlarına yazılmadığını fark etmesi üzerine, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen'e talimat vererek bu konuda bir çalışma yapılmasını istedi.
Müslüman gençlerden Macarca Kur'an-ı Kerim hediyesi
Cumhurbaşkanı Gül'e şehitlik çıkışında, Macaristan'da Müslüman olan Macar gençleri, Macarca Kuran-ı Kerim meali hediye etti. Budapeşte'de bir cami yapılması talebinde bulunan gençlere Gül, “Sayın bakan burada. Başbakanımız da söyledi. Buraya cami yapılma çalışması var” dedi.
Gül Baba türbesini ziyaret etti, gül fidanı dikti
Abdullah Gül ve hanımı Hayrünnisa Gül, şehitlik ziyaretinin ardından buradan Gül Baba türbesine geçti.  Gül Baba türbesinin bahçesine gül fidanı diken Cumhurbaşkanı Gül, burada dua etti. Gül'ün Macaristan'daki son durağı Gellert tepesi oldu. Burada Budapeşte manzarasını seyreden Abdullah Gül, Gellert tepesi hakkında bilgi aldı.
Suriye'deki 3.5 milyon Tüekmen Göçe Zorlanıyor
Ülkedeki varlıkları yıllarca kabul edilmeyen Türkmenler, şimdide rejim tarafından Suriye'den çıkarılmak isteniyor. Suriye Türkmen birliği Başkanı Samir Hafez, Suriye'deki 3.5 milyon civarındaki Türkmen'in zorla Türkiye'ye gönderilmek istediğini söyledi. 
Suriye'ye yardım Platformu'nun davetlisi olarak gelen Hafez, "Esad'ın babası 30 sene, kendisi de 10 senedir yönetimde. Suriye'de Esad rejimi tarih boyunca Türkmenlerin varlığını kabul etmedi ve 40 sene bize bastırdılar. Tarafsız kurumların bir yıl önce yaptığı nüfus sayımında Suriye'de 2.5 milyon Türmen olduğu ortaya çıktı. Ancak Hama'ya ve Şam'a giremedikleri için 2.5 milyon denildi. Biz aslında 3.5 milyon kışiyiz" dedi. 
Kilis'in kapısında 28 bin Türkmen'in bulunduğunu söyleyen Hafez, "Rejim, Türkmenlerden kurtulmak için kasten Türkiye'ye yolluyor. Biz Türkmenlerin Türkiye'ye geçmesini istemiyoruz Türkiye 2 milyon Türkmen'i de alabilir, ama bu 2 milyon Türkmen Suriye'de kaldığı zaman güçtür. Biz eviizden toprağımızdan vazgeçmek istemiyoruz" dedi.
Suriye'deki Türkmenlerin açlıkla, hastalıkla mücadele ettiğini kaydeden Hafez şöyle devam etti: "Türkiye'nin desteğinin devam etmesi çok önemli. Yemek, gıda, un, ekmek, çadır, battaniye, ayakkabı istiyoruz. Sabah yediğimiz zaman akşam yok, akşam yediğimiz zaman sabah bulamıyoruz. BizTürkiye'den istemeyelim de kimden isteyelim? Bunlar bize Irak'tan gelmez ki. Türkiye yardım etsin, Suriye'de kalmayadevam edelim."
Türkmenleri IŞİD Terörü Vurdu Kilis'in Elbeyli ilçesinin karşısında bulunan Suriye'nin Bap bölgesinde Özgür Suriye Ordusu ile el kaide bağlantılı Irak Şam İslam Devleti örgütü mensupları arasında şiddetli çatışmalar devam ediyor. İŞİD örgütü mensupları son günlerde Türkmen köylerini hedef alıyor. Katliam endişesi yaşayan ve köyleri bombalayan Türkmenler sınırı aşarak Türkiye'ye geliyor. Sınırda güvenlik bölgesi oluşturan Jandarmanın kontrolü altında işlemleri yapılan Türkmenler daha sonra Türkiye'ye giriş yapıyor.  Son iki günde gelen Türkmenlerin sayısı 3.500'ü geçti. Dğn glen 500 Türkmen, Gaziantep İl Afet Müdürlüğü tarafından otobüslerle Viranşehirdeki kamplara gönderildi. 
Oyun İçinde Oyun: Kerkük

Son yıllarda Türkiye kendisini küresel hakimiyet kavgasının merkezinde buldu. Osmanlı devletinin yıkılmasıyla "misak-ı milli" sınırlarına çekilmek zorunda kalan Türkiye, başındaki belalı bütün problemleri bir kenara bırakarak yönünü Batı medeniyetine dönüp, ülkeyi çağdaşlaştırma hedefine doğru yürümeye çalıştı. Bu süreçte değişime uğrayan sosyal ve zihniyet yapısıyla görmezden gelmeye alıştığı problemler, zamanın şartlarına göre tekrar acı bir şekilde karşısına çıkmaya başladı. Bu problemler aslında doğrudan kendisiyle ilgiliydi ve tarihsel olarak kendi parçasıydı. Kerkük ile Antep arasında, İskeçe ile Edirne arasında, Üsküp ile Bursa arasında ayırt edilemez bağlar olduğu yaşanan olaylarla tekrar gün ışığına çıkmaya başladı. İşte en sıcak atmosfer içinde kaynamaya devam eden bölgede Kerkük Türkmenleri son yıllarda cılız bir şekilde anılmaya başladı. Nedense bu konuda duyarlı olmak için gösterilecek tavırlarda hala bir suçlu psikolojisi hakim. Acaba Kerkük Türkmenlerine sahip çıkarsak yine faşist ve Turancı mı derler? Ali Kerküklü, “Oyun İçinde Oyun Kerkük” adlı kitabında bölgede oynan oyunları gözler önüne seriyor. Türk kamuoyunun artık komplekslerinden kurtularak bu bölgeden gelen feryatlara kulak vermesi gerekli. Irak’ta neler oluyor? Kürt aşiretleri neyin peşinde? Küresel oyunun senaryosu nerede yazılıyor, kimlere oynatılıyor? Görünen veya gizlenen gündem ve kurgular neler? Körüklenen ve gittikçe yayılan ateş nereleri etkisi altına almakta ve tehdit etmekte? Bizi Irak meselesi, Kürt devleti ve Kerkük Türkmenleri ne kadar ilgilendirir? Gibi bir seri soru yığını zihnimizi meşgul ediyor. Bu sorulara Türk aydınları ve Türk kamuoyu bütün önyargılarından arınarak cevap aramalıdır. İşte bu sorulara yangın yerinden cevap teşkil edecek bir çalışma elimizde. Okuyucu için akademik hassasiyette ve zevkle okunabilir üslupta bir eser sunan yazar, niyetini “doğup büyüdüğüm ve yaşadığım bölgede dış güçlerin oynadığı büyük oyunların, Irak’ta yaşayan insanlara ne büyük felaketler getirdiğini gözler önüne sermek” olarak açıklamaktadır. Araştırma iki bölüm halinde ele alınmış, birinci bölümde Irak’ta Türkmen varlığı tarihsel boyutuyla anlatılırken, ikinci bölümde Kürtler ve işgalci güçlerin bölgede sahnelediği oyunun hedeflerine yer verilmiştir.
TİKA Sultan Alparslan'ın Kabrini Bulacak

TTürk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, Anadolu’nun kapılarını Türkler’e açan Büyük Selçuklu Devleti Hükümdarı Sultan Alparslan’ın mezar yerinin bulunması için Türkmenistan’la ortak çalışma başlatırken iki sahabe türbesinin yenilenmesi projesini de hayata geçirdi.
Türkiye - Türkmenistan Arasında Ortak Protokol
TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam ve Türkmenistan Bakanlar Kurulu Başkanı Yardımcısı Sapardurdy Toylıyev tarafından imzalanan protokolle daha önce Sultan Alparslan’ın mezarının bulunması projesine ilaveten, tarihi Merv vilayetinde bulunan iki sahabeye ait türbelerin restore edilmesi ve çevre düzenlemelerinin yapılması kararlaştırıldı. 
Sahabeyi Kirama da Büyük Hizmet
665-670 yılları arasında Türkmenistan’da yaşayan sahabe Hakem el-Gifari ile 681 yılında Türkmenistan’da vefat eden sahabe Bureyde el-Aslami’nin UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası ilan edilen Kadimi Merv’in tarihî anıtlarının sınırlarında bulunan türbelerinin restorasyonu TİKA tarafından gerçekleştirilecek.
Terzibaşı’nın “Kerkük Şairleri” Kitabı Çıktı Bin yılı aşkın bir zamandan beri Irak toprakları üzerinde varlıklarını sürdüren Türkmenler, ülkede zengin bir kültürel miras bırakmışlardır. Mimarî, halk müziği, geleneksel el sanatları ve folklor ürünlerinin yanı sıra Türkmenler, dil ve edebiyat alanında da çok renkli bir birikim sağlamışlardır. Halk edebiyatı yanında yazılı edebiyat bakımından da Türkmenler, tarih boyunca önemli şahsiyetler yetiştirmişlerdir. Nesimî ve Fuzûlî gibi umumî Türk edebiyatı tarihine mal olmuş klasik şairler dışında, Irak'ta yetişen Türkmen şairlerinin çoğu, ne yazık ki Türk dünyasınca tanınmamaktadır. Irak Türkmenlerinin kültür merkezi durumunda olan Kerkük ve yöresi, ülkede gelişen ve yetişen Türkmen edebiyatının da ağırlık merkezi konumunda olmuştur. Bu bakımdan bölgede yetişen şairler genellikle Kerküklü olarak tanınmışlardır. Irak Türkmenlerinin kültür ve edebiyat tarihçisi olan Atâ Terzibaşı, bölgede yetişen edebiyatçıları Kerkük Şairleri başlığı altında 13 ciltlik çok kıymetli bir külliyatta toplamıştır. Eski harflerle olan Kerkük Şairleri'nin ilk cildi 1963 yılında Bağdat'ta basılmış, 13. cildi ise 2012 yılında Kerkük'te yayımlanmıştır. Görüldüğü gibi 13 ciltlik külliyatın tamamlanması, 49 yıl gibi uzun bir zaman dilimine yayılmıştır. Azmin Zaferi Buradan da anlaşılıyor ki Terzibaşı, ömrünü verdiği bu külliyatın hazırlığına gençlik yıllarında başlamış ve ilk cildini ancak 39 yaşında iken yayımlayabilmiştir. Bu alanda en yetkin kalem sahibi olan Terzibaşı adeta iğneyle kuyu kazarcasına çalışmış ve 49 yıl sonra, yani 88 yaşına varınca 13. cildi yayımlamaya muvaffak olabilmiştir. Terzibaşı'nın eski harflerle olan bu kapsamlı eseri, bu sefer yeni alfabeyle Türkiye'de yayımlanmıştır. Böylece Türk dünyasının da ilgisine ve bilgisine sunulan bu eşsiz eser, İstanbul'da Ötüken Neşriyat'tan çıkmıştır. 
Çin, Uygur Türklerine Ait Olan Topraklara El Koyuyor Çin Halk Cumhuriyeti yönetimi, Doğu Türkistan’a yönelik 'Çinlileştirme' politikası çerçevesinde Uygur Türklerine ait olan topraklara el koyuyor. Çin yönetimi, "şehir dönüşümü" adı altında Uygur Türklerine ait tarım arazilerini istimlak ederek, buralara Han asıllı Çinlileri yerleştiriyor.

Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Abdulehed Er, son olarak Doğu Türkistan’ın Hotan vilayetinde Uygur Türklerinin arazilerinin zorla gasp edildiğini ve bu yüzden köylüler ile polis arasında arbede yaşandığını söyledi. Doğu Türkistan’ın, "işgal altında" olduğunu söyleyen Er, "baskı ve zulüm altında tutulan Uygur Türklerinin tarım arazileri ve arsalarının gasp edildiğini" ifade etti.

Direnenler Hapse Atılıyor
Uygur Türklerinin elinden alınan toprakların Çinli göçmenlere verildiğini veya buralara Çinli göçmenlerin yerleştirildiğini kaydeden Er, uygulamaya karşı hukuki mücadelelerin sonuçsuz kaldığını, "gasba direnenlerin ise hapse atıldığını" belirtti. Er, "Devamlı olarak halka düşman olan Çin bu bölgeye kendi Han asıllı Çinlileri göndererek bölgedeki demografik yapıyı değiştirmek istiyor. Doğu Türkistan bölgesine göç etmeyi kabul eden Çinlilere devlet hem para hem de iş garantisi veriyor" dedi.
Devletin bu teşvikinin birçok Çinli için çok cazip olduğunu kaydeden Er, "Yıllardır Han Çinlileri Doğu Türkistan topraklarına göç ediyor. Çin bölgeyi tam anlamı ile kendi adamları, yerli halkı ile doldurmak için son beş yıldır Kaşgar ili olmak özere Doğu Türkistan’ın bir çok bölgesinde şehir dönüşüm projesi adı altında uygulanan keyfi istimlak politikası yürütüyor" şeklinde konuştu.
Doğu Türkistan bölgesindeki "Çin işgal yönetimi" tarafından bölgeye sürekli olarak Han Çinlilerinin yerleştirilmesinin, Uygur Türklerinin tepkisine neden olduğunu söyleyen Er, "Bölgenin en değerli arazi ve arsaları halkın elinden resmen zorla gasp ediliyor. Evleri yıkılan Uygurlara piyasa değerinin çok altında istimlâk bedeli ödeniyor. İtiraz edenlerin itirazları kabul edilmiyor ve tutuklanıp hapse atılıyor" dedi. Er ayrıca, "Bu haksızlığı tüm dünya görmeli ve tepki göstermeli, orada bir halk eziliyor, haksızlığa uğruyor, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Bu haksızlığa sessiz kalan dünya utansın!" ifadelerini kullandı.
Belgrad Camilerİ OOsmanlılar Rumeli’ye geçtikten sonra, Balkan topraklarındaki önemli merkezleri hedef seçerek, peyderpey bu mühim merkezleri fethetmeye başlamışlardır. Varna, Semendire, Selanik gibi şehirler ilk fetih hareketlerinin hedefleri olmuştur. Yine fetih hedeflerinden biri de Balkanların tam orta noktasında ve hem stratejik, hem de psikolojik olarak çok önemli bir konumda bulunan Belgrad şehridir.Osmanlılar fethettikleri bütün beldelerde büyük bir iskan faaliyetine girişmişlerdir. Bu iskan hareketi bilhassa Rumeli topraklarında açıkça görülmektedir. Osmanlı’nın en önemli vasfı yerleşik şehir kültürünü yaygınlaştırmasıdır. Bu çerçevede fethedilen yerlerde büyük iskan hareketleri başlatılmış; başta cami ve mescid gibi dini mekanlar yanı sıra köprüler, hamamlar, kütüphaneler, hanlar, kervansaraylar, çeşmeler, yollar gibi medeni unsurlar inşa etmişlerdir. Bu eserlerin hepsi de hakikaten birer sanat eseri olarak imar edilmişlerdir.Belgrad şehri de bu iskan hareketine büyük oranda sahne olmuştur. Bunu şehrin fetih öncesi ve sonrasında çizilen gravürlerinden açıkça görmek mümkündür. İncelediğimiz, Altay S. Recepoğlu tarafından kaleme alınan, “Belgrad Camileri” isimli kitapta, genelde yapılan camiler esas alınarak bu mimari eserler üzerinde durulmaktadır.Kitabın ilk bölümünde kısaca Belgrad şehri tarihi üzerinde durulmuş ve bilhassa Osmanlı dönemindeki tarihi anlatılmıştır. İkinci bölümde eserin konusunu teşkil eden Belgrad camileri ele alınmış ve bu kısımda 123 cami tek tek yapılış tarihleri ve banileriyle birlikte anlatılmıştır.Kitabın üçüncü bölümünde Belgrad’da Osmanlı döneminde inşa edilen diğer eserler hakkında bilgi verilmiştir. Bu kısımda, Belgrad’daki hamam, türbe, imarethane, kervansaray, çeşme ve konak gibi eserler üzerinde durulmuştur.Eserin son bölümünde ise, birinci bölümde verilen Belgrad tarihinin, Sırpça çevirisi yer almıştır.Balkanlar’daki Türk izleri hakkında bilgi veren bu nevi çalışmalar çok önemlidir. Çünki, bunlar bizim o topraklardaki mührümüzün açık delilleridir. Maalesef Rumeli topraklarındaki pek çok Osmanlı eseri oldukça yıpranmış durumda; büyük bir kısmı da ya geçen zamanın tahribatına, ya da bilinçli asimilasyona maruz kalarak yok olmuştur. Bu bakımdan, bu nevi eserler büyük bir kıymet taşımaktadır ve yenilerinin hazırlanması için araştırıcılara destek olunmalıdır.Kitabın yazan Altay S. Recepoğlu, bugüne dediği Kosova’yla alakalı 10’a yakın kültürel eser yayınlamıştır. Övgüye kıyık bu çalışmaları tebrik ediyor ve devamını diliyoruz. Umarız Rumeli’nin her bölgesinde bu gibi araştırıcıların sayısı çoğalır ve bu nevi kitaplar kazandırır.
Mehteran Mostar'da Uluslararası Saraybosna Üniversitesi tarafından düzenlenen “Türkiye’nin Manevi Mimarları” programına katılmak üzere Bosna Hersek’te bulunan Ankara Büyükşehir Belediyesi Mehter Takımı’nın ülkenin çeşitli şehirlerindeki yürüyüş ve konserleri büyük ilgi gördü.

Büyükşehir Belediye Meclis üyeleri ve bürokratlarla birlikte Bosna Hersek’te bulunan Mehter Takımı, dördüncü gün konseri öncesi Türkiye’nin Mostar Başkonsolosu Tolga Bermek’i ziyaret etti. Ziyaretin ardından Tekija na Buni Tekkesi’nde Mostarlılara muhteşem bir konser veren Mehter Takımı, daha sonra Mostar Köprüsü’ne geçerek, burada da yine marşlarla birlikte yürüyüş gerçekleştirdi.

Halkın büyük ilgisi arasında Mostar Köprüsü üzerinden “Tarihi Çevir” marşı eşliğinde görkemli bir geçiş gerçekleştiren Mehter Takımı, Mostarlıların tempo ve alkışları arasında Kargözbey Camii önündeki konser alanına ilerledi. Mostarlı ve bölgedeki Türk vatandaşlarının büyük ilgi gösterdiği Mehter Takımı, burada da birbirinden özel tarihi marşları seslendirerek, unutulmaz bir konsere daha imza attı.

Mehter Takımı’nın Mostar’daki son adresi ise Dzemal Bijedic Üniversitesi oldu. Mostar Belediye Meclis Başkanı Murata Coriç, Hersek Neretva Kantonu Şehircilik Bakanı Suat Hasandediç ile çok sayıda öğrenciye muhteşem bir konser veren tarihin en eski askeri bandosu sayılan Mehter Takımı, ihtişam dolu marşlarını burada da seslendirdi.



Kosovalı Türkler, Türkçe Kimlik Kartlarına Kavuştu Kosova İçişleri Bakanlığı, Kosova vatandaşlarına biyometrik kimlikler vermeye başladı. İlk biyometerik kimlik kartlarının takdim edilmesi töreninde konuşan Kosova İçişleri Bakanı Bajram Rexhepi, biyometrik kimlik kartlarının basılması ile, Avrupa yolunda önemli adımın daha atıldığını belirtti. Vize muafiyeti kriterlerinden biri olan biyometrik kimlik kartlarının Kosovalı vatandaşlara önemli kolaylıklar sağlayacağını kaydeden Bakan Recepi, maliyeti 7 milyon 800 bin Euro olan kimlik kartlarının 3 yıl çinde eskileri ile değiştirileceğini söyledi. Arnavutluk, Karadağ gibi komşu ülkelerle bu kartlarla yolculuk yapılabileceğini kaydeden Bakan Recepi, 1 milyon 700 bin kartın basılacağını söyledi. Ardından da Kosovalı bir Arnavut’a İçişleri Bakanı Bajram Rexhepi, Prizrenli bir Türk’e de Türkiye’nin Priştine Büyükelçisi Songül Ozan, bir Sırp’a da Almanya’nın Priştine Büyükelçisi Peter Blomeyer kimliğini verdi. Törende hazır bulunan ve Türkçe kimlik kartı alan Kosova Kamu Yönetimi Bakanı Mahir Yağcılar, Türkçe kimlik kartlarının verilmesini, Kosova Türk toplumu açısından önemli bir gün olarak niteledi. Uzun yıllar verilen mücadelenin ardından, söz verdiğimiz gibi, parlamentoda, hükümette yaptığımız çalışmaların neticesinde kimlik kartlarının Türkçe basılması, bizim için çok önemli bir gün, bir an ve bir gelişmedir. Bu, Kosova ‘da Türk toplumunun Kosova içinde önemli yeri olduğunu teyit etmektedir dedi.

Bakan Yağcılar, bu gelişmenin 2 ya da 5 ay önce başlatılan bir çalışma olmadığına dikkat çekti. Kosova Türklerinin Türkçe kimlik kartına sahip olması mücadelesinin 13 yıl önce başlayan bir süreç ve verilen bir mücadele olduğunu hatırlatan Bakan Yağcılar;

"Bizler şartnamemiz ve kanuni uygulamalarda çalışmalarını yapmamış olsaydık, bazı parti ve şahısların iddia ettiği gibi 2 ay önce şartlandırdık bu yüzden kimlik kartları oldu demeleriyle, bugün Türkçe kimliklere sahip olmazdık" dedi.

Bakan Yağcılar, Türkçe kimlik kartlarının basılmasının, Kosova Meclisi’ndeki Türk milletvekilleri, hükümet içinde yer alan Türk temsilcilerin çalışmalarıyla, Kosova Demokratik Türk Partisi’nin (KDTP) sayesinde gerçekleştiğinin altını çizdi.

Bakan Yağcılar, ardından Kosova Ticaret ve Sanayi Bakanı Cüneyd Ustaibo, milletvekili Enis Kervan ve Prizren KDTP Şube Başkanı Levent Buş’a Türkçe kimlik kartlarını takdim etti. Türkiye Büyükelçi Ozan’ın elinden Türkçe kimlik alan Kemal Kerpan da çok mutlu olduğunu, Türkçe kimlik kartına kavuşmasından dolayı Büyükelçi Ozan, Bakan Yağcılar ve emeği geçen tüm KDTP yetkililerine teşekkürlerini ifade ederek, “hakkımız verildi herkese teşekkür ederim” dedi. Törenden sonra gelişmeye ilgili yazılı açıklamada bulunan Türkiye’nin Kosova Büyükelçisi Songül Ozan, bu gelişmenin Arnavutlar, Boşnaklar, Türkler, Sırplar ve diğer toplulukların birlikte yaşadığı Kosova’nın çok kültürlü yapısının sağlamlaşıtırılması yönünde son derece önemli ve memnuniyet verici bir gelişme olduğunu belirtti.
Kapaktaki Çocuğu Bişkek'te Buldum
National Geographic'in 1972 yılında yayınlanan Nisan sayısı, Pamir yaylarında yaşayan Kırgızlara geniş yer ayırmıştı. Derginin kapağındaki fotoğraf da hafızalara kazınacak kadar güzel ve etkileyiciydi.
1972'de, Türkiye dışındaki Türkler pek bilinmez, bu konuda bırakın yabancı basını, Türk basınında bile pek haber çıkmazdı. Sovyetler Birliği, buradaki Türk toplulukları ile ilgili haber yapılmasına izin vermez, aramızdaki Demir Perdeyi aralamazdı. Dünyaca ünlü bir dergi, Pamir yaylalarında yaşayan Kırgızları kapak yapıp neredeyse sayfalarının yarısını bu röportaja ayırmıştı. İşte bu yayın, ben ve benim gibi milliyetçileri çok sevindirmişti.
O zamanlar lise öğrencisiydim ve bu dergiye bir şekilde sahip olmuştum. Derginin kapağındaki kürklü ve tombul çocuğu ise çok sevmiştim. Üstelik o çocuk tıpkı benim çocukluğuma benziyordu. Sanki bir akrabama, bir yakınıma, hatta bir kardeşime kavuşmuşum gibi sevinmiş ve o dergiyi gözüm gibi saklamıştım. 
Kırgızistan'da, Rahmankul Han için açılan sergiyi gezerken, o dergi kapağını vitrinde gördüm. Çok heyecanlandım. Altındaki açıklama Rusça olduğu için anlayamadım. Biraz ötede Rahmankul Han'ın oğlu Musaddık duruyordu. Kolundan tutup derginin olduğu vitrine doğru çekiştirdim: “Bu dergi bende de var. Yıllardır saklarım. Buraya niçin kondu?” diye sorunca gülümsedi: “O kapaktaki çocuk benim” dedi.. “Pamir yaylasında çektiler bu fotoğrafı. O zamanlar 3 yaşındaydım...”
O kadar mutlu oldum ki, yıllarca kaybolan kardeşimi yeniden bulmuş gibi sarıldım Musaddık'a.
Hâlâ çok mutluyum. (Aydoğan Kaçıra)
Doğu Türkistan direniyor
Sincan'da başörtüsü, kalpak ve memurların sakal - bıyık bırakması Çin'e başkaldırı sayılıyor. Direnenlere terörist muamelesi yapılıyor.
Fransız fotoğrafçı Eric Lafforgue, Doğu Türkistan'da Uygurlara karşı yapılan baskıyı ve işkenceyi objektifine yansıttı. Ünlü fotoğrafçı Lafforgue, ziyaretçi girişine bile izin verilmeyen Doğu Türkistan'ın en ücra köşelerinden çektiği fotoğraflarla yaşananları dünyaya duyurdu. 
Uygurların, yasaklara karşı sessiz bir direniş sergilediğini ifade eden Lafforgue, yasaklara meydan okumayı çarpıcı fotoğraflarla belgeledi. Yasaklara boyun eğmeyen ve direnen Uygurlar, Çin tarafından terörist olarak nitelendiriliyor, Han Çinlileri tarafından dışlanıyor. 
Sincan bölgesinde başörtüsü, memurların sakal - bıyık bırakması ve kalpak takmak yasak. Yasaklara karşı gelen Uygurlar'a verilen tek hak ise ülkede uygulanan çocuk politikasından uzak tutulmaları.
Erzurum’da 15 bin Kişi Aziziye Tabyaları’na Yürüdü Erzurum Valiliği öncülüğünde düzenlenen ve sivil toplum kuruluşlarının da desteğiyle Erzurumlular, ecdadına yürüdü. 1877-1878 Osmanlı- Rus Harbi’nin gerçekleştiği ve kahraman ecdadımızın anısına Erzurumlular tabyalara yürüyüş için sabah saat 06.00 sıralarında Karskapı Şehitliği’nde toplandı. Karskapı şehitliğini ziyaret edip dualar eden yaklaşık 15 bin kişi daha sonra 5 kilometrelik patika yolu yürüyerek tabyalara ulaştı. Burada dualar edilerek tabyalar ziyaret edildi.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından program sona erdi.Erzurum Valisi Ahmet Altıparmak, “Kadın, erkek, 7’den 70’e ecdadımızı anmak için tabyalara bu merasimi gerçekleştirdi. Çocuklarımızın bu destanı bilmeli ve öğrenmeleridir. 93 Harbi’nin 136. yıl dönümünde tabyaları tüm dünyaya duyurmaya kararlıyız” dedi.
1877 yılının 8 Kasım gecesi Erzurum’u istila için gelen Rus birliklerinin tabyalardaki koğuşlarında uyuyan Mehmetçikleri şehit etmeleri üzerine Erzurum halkının 9 Kasım günü Aziziye Tabyası’nda yazdığı şanlı mücadelenin üzerinden 136 yıl geçtiğini hatirlatan vatandaşlarda bu törenin düzenlenmesinin kendilerini çok mutlu ettiği dile getirdiler.

93 Harbi
“93 Harbi ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ve Rus çarı II. Alexander döneminde yapılmış olan bir Osmanlı-Rus Savaşı’dır. Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden Osmanlı tarihinde 93 Harbi olarak bilinir. Hem Osmanlı Devleti’nin batı sınırındaki Tuna (Balkan) Cephesi’nde, hem de doğu sınırındaki Kafkas Cephesi’nde savaşılmıştır. 


Bosna'daki Facialar Film Oldu Galası yapılan Üç Yol filmi, Bosna'da yaşanan katliam sonrası kayıpları ele alıyor Bosna'da yaşanan katliam sonrasında kayıpları ve toplu mezarları konu edinen "Üç Yol" filminin galası yapıldı. CRR Konser Salonu'ndaki galaya, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun eşi Sare Davutoğlu, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, filmin yönetmeni Faysal Soysal, film oyuncuları ve çok sayıda davetli katıldı. TRT Genel Müdürü Şahin, kurum olarak seçici davrandıklarını ve destek verdikleri filmlerden birinin de "Üç Yol" olduğunu aktardı. Sare Davutoğlu, "Savaşı, yıkımı, aşkı ele alıyor. Tarihin korunmasını ele alıyor. Bizi anlatan bir film" dedi. 25 Ekim'de vizyona giren filmin yönetmeni Faysal Soysal ise, filmin Saraybosna, İstanbul ve Mostar gibi çeşitli bölgelerde 4 yılda çekildiğini anlattı. Bosna ve Türkiye ortak yapımı olan filmin oyuncuları arasında; Turgay Aydın, Rıza Akın, Nik Xhelilaj, Kristina Krepela, Faketa Salihbegoviç ve Alma Terzic yer alıyor.
Genel Kurmay Başkanı Orgenaral Özel "Evlâd-ı Fatihan" Diyarında Balkan turu çerçevesinde iki günlük Kosova ziyaretinde bulunan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, dün Priştine'deki resmi temaslarının ardından bugün Türk askerinin konuşlu olduğu ve Kosovalı Türkler'in aşırı olarak yaşadığı Prizren'e geçti.
Türk askeri tarafından onarılan Kırık Camii'ni ziyaret eden Orgeneral Necdet Özel, ardından Osmanlı döneminden kalma tarihi Sinan Paşa Camii'ni ziyaret etti. Özel, caminin hatıra defterine 'Cemaati bol olsun' yazdı.

Kosova'da KFOR Barış Gücü bünyesi altından 1999 yılından bu yana görev yapan Kosova Türk Temsil Heyeti Başkanlığı'nı ziyaret eden Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel, daha sonra Prizren'de Osmanlı döneminden kalma tarihi yerleri gezdi. Türk askeri tarafından onarılan Kırık Camii'ni ziyaret eden Orgeneral Özel, ardından Osmanlı döneminden kalma tarihi Sinan Paşa Camii'ni ziyaret etti.
Prizren Müftü Yardımcısı Ali Vezay tarafından karşılanan Orgeneral Özel'e camiinin tarihi hakkında bilgi verildi. "Evinize ve memleketinize hoşgeldiniz" diyen Vezay, Türk askerinin Kosova'da olmasından dolayı Kosova halkı olarak büyük mutluluk duyduklarını söyledi. Vezay'a teşekkürlerini ileten Orgeneral Özel, anı defterini imzaladı.

Cemaati bol olsun

Hatıra defterine yazdıklarını okuyan Özel, Kosova'da bulunmaktan dolayı mutlu olduğunu söyledi. Özel anı defterine, "Ortak tarihi ve kültürel bağlarımızın olduğu güzel Kosova Cumhuriyetini gezim esnasında Prizren'deki tarihi Sinan Paşa Camii'ni görmekten mutlu ve mesut oldum. Tarihi eserlerin yaşatılmasından dolayı da mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum. Bu eserlerin yaşatılmasında katkı sağlayan herkese teşekkürlerimi iletiyorum. Bu ziyaretim vesilesiyle dost ve kardeş Prizren halkına esenlikler diliyorum. Yaklaşan Kurban Bayramını tebrik ediyorum ve nice sağlıklı ve güzel günler temenni ediyorum. Cemaati bol olsun" ifadelerine yer verdi.
TRT Genel Müdürü Şahin'e Türk Dünyası Üstün Hizmet Ödülü verildi Çeşitli temaslarda bulunmak için Azerbaycan'a gelen İbrahim Şahin'e, Azerbaycan Basın Konseyi, Uluslararası Avrasya Araştırmaları Enstitüsü ve Avrasya Uluslararası Basın Fonu tarafından ödül verildi. 

Azerbaycan  düzenlenen törene, Türkiye'nin Bakü Büyükelçisi Alper Coşkun, büyükelçilik müşavirleri, Azerbaycanlı milletvekili ve basın kurumlarının temsilcileri katıldı.

Törende konuşan Uluslar arası Avrasya Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Milletvekili Genire Paşayeva, TRT'nin yaptığı programlarda Azerbaycan gerçeklerinin olduğu gibi yansıltıldığını, Yukarı Karabağ problemi, 20 Ocak ve Hocalı katliamları konusunda hem Türkiye hem de dünya kamuoyunun bilgilendirildiğini söyledi. 

TRT 2'de, Azerbaycan ve Türk Dünyasıyla ilgili yayımların her geçen gün arttığını bunda da Şahin'in büyük hizmetleri olduğunu ifade eden Paşayeva, 3 STK olarak Şahin'e "Türk Dünyası Üstün Hizmet Ödülü" verilmesi yönünde ortak karar aldıklarını söyledi. Ödülünü Milletvekili Paşayeva'nın takdim ettiği Şahin, kardeş ülkede aldığı bu anlamlı ödül için onur ve mutluluk duyduğunu belirtti. Aldığı ödülle omuzlarına büyük bir yük aldığını söyleyen Şahin, Türk dünyasına hizmet yolunda bundan sonra çok daha fazla çalışacaklarını vurguladı.
Azerbaycan’ın Guba Şehrinde Ermeni Soykırım Müzesi Açıldı Azerbaycan’ın kuzeydoğusunda bulunan Guba şehrinde 35 bin metrekare alan üzerine kurulu ve açılışı Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından yapılan Guba Soykırım âbidesi Kompleksi’nde, Ermenilerin Azerbaycan’da yaptığı katliam gözler önüne seriliyor.

Guba’da 2007 yılında stad inşaatı çalışmaları sırasında tesadüfen açığa çıkarılan toplu mezarda, 1918 yılında Ermeni çetelerce işkence edilerek katledilen insanların cesetleri bulundu.

2000 metrekare kapalı alana sahip müze, yürekleri parçalayan 1918 yılındaki acı hatırayı anlatan müzede, Azeri halkının soykırıma bakışını anlatan ve metalden yapılmış “Soykırıma Bakış” tablosu bulunuyor. Kompleksin ortasındaki büyük siyah taş, 1918’de Azerbaycan’da katledilen 50 binden fazla erkek, kadın ve çocuğu temsil ediyor.
Müzenin düzenlemesini yapan Azerbaycan Bilimler Akademisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Solmaz Rustamova-Tohidi,  şöyle konuştu:

 “Azerbaycan Hükümeti Olağanüstü Tahkikat Komisyonu tarafından o olaylar belgelendirildi. O belgeler ışığında müzeyi açtık. Azerice, Rusça ve İngilizce olarak elektronik tablolarda olaylar anlatılıyor. 1915 Ermeni soykırımı uydurma bir tarihtir. Ermeniler asıl soykırımı Azerilere yapmıştır. Ermeniler, Osmanlı’nın topraklarına gitmeden Guba’da Azerileri öldürmüştür. Burada büyük bir Ermenistan devleti oluşturmak istiyorlardı. 1918’de Azerbaycan’ın birçok bölgesinde katliamlar yapıldı. Azerbaycan’ın farklı bölgelerinde 1918 yılında 50 binden fazla kadın, erkek ve çocuk katledildi. Sadece Şamahı bölgesinde 5 bin erkek Cuma Camisi’nin içinde katledilmiştir”
 Rustamova-Tohidi, soykırımı anlatmak için Türkçe, İngilizce ve Azerice kitaplar basıldığını anlattı.

Azerbaycan  Hürriyetini Türk  Askerine Borçlu
Guba bölgesinde yaşayanların soykırıma karşı birlikte müdafaa yaptığını belirten Rustamova-Tohidi, Osmanlı Kafkas İslam Ordusu, Azerbaycan ordusunu yetiştirdi. Herkes biliyor ki Azerbaycan hürriyetini Türk askerine borçlu. İlk ordumuz olan Azerbaycan Milli Alayı’nı Türk ordusu yetiştirdi dedi.

Kazak Türkleri Hakkında Ciddi Bir Eser: Kazaklar Nasıl Ruslaştırılmaya Çalışıldı? Prof. Dr. Mekemtas Mirzahmetov tarafından “Kazaktar Kalay Orıstandırıldı" (Kazaklar Nasıl Ruslaştırıldı) adıyla kaleme alınan, Prof. Dr. Z. Bağlan Özer ve  Yrd. Doç. Dr. B. Tümen Somuncuoğlu tarafından Türkiye Türkçesine aktarılan  eser, “Kazaklar Nasıl Ruslaştırılmaya Çalışıldı” adıyla Çankırı Karatekin  Üniversitesi Avrasya Stratejik Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından  Avrasya Araştırma Serisinin 4. Kitabı olarak yayınlandı. 

176 sayfadan oluşan eser üç bölüm ve bir röportajdan oluşuyor. 

1- “Millet Nasıl Ruslaştırıldı?" (Muhtar Avezov’un oto sansürünün tarihçesi), 

2- “Vatan Nasıl Ruslaştırıldı?" (Vatan Tarihi-Millet Tarihidir), 

3- “Şuur Nasıl Ruslaştırıldı?"(Alfabe niçin değiştirildi?) başlıklarından  oluşuyor. 
4- Yazarın şahsi, sanat ve bilim çalışmaları  üzerine kapsamlı bir röportaj yer alıyor.

Sovyetler Birliği’nin kurulması ile Türk halkları bir beklenti içine girseler de bu dönemde asimilasyon Türkistan’da ve diğer Türk bölgelerindeki yeni bir şekil  almıştır. Sovyetler Birliği hâkimiyeti altındaki bütün azınlıkların ve yerli hakların  Ruslaştırılması projesinde Çarlık Rusya’sının daha uzun süren idaresi döneminde  elde edemediği neticelere ulaşılmıştır. 

Sovyet Rusya 70-80 yıl gibi kısa  sayılabilecek bir zaman diliminde Ruslaştırma faaliyetlerinde önemli bir mesafe  kat etmiş olsa da hakimiyeti altındaki milletleri tamamen dönüştürmeyi  başaramamıştır. İdeolojik eğitim sistemi ile yeni nesillerin yetiştirilmeye  çalışıldığı ve yeni bir Sovyet insanı meydana getirmeye çalışıldığı bu dönemin  başlangıcında kullanılan sembol milli, muhteva ise sosyalist idi.

Sovyet rejiminin 1991 yılında yıkılışından iki yıl sonra okuyucu ile buluşan bu  çalışma, hürriyetlerine kavuştuktan sonra halkın şuurlu kesimini oluşturan  edebiyat ve tarih çevrelerinin kendi halklarına karşı borçlarını ödemelerinin bir  örneğidir. 

Kitabın birinci bölümünde “Millet Nasıl Ruslaştırıldı?" (Muhtar  Avezov’un oto sansürünün tarihçesi) başlığını taşıyor. Bu bölümde Rusya ve  Sovyetler Birliği döneminde Kazaklara yönelik asimilasyon politikaları ele  alınarak örneklendirilmiştir. Hatta asimilasyon politikalarını dile getirenlerin bile  cezalandırıldığı bütün açıklığıyla vurgulanmıştır
Türkiye Diyanet İşleri Başkanı Doğu Türkistan'da
Resmi temaslar kapsamında Çin Halk Cumhuriyeti Sincan Özerk Bölgesi başkenti Urumçi'de bulunan Diyanet işleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, ziyaretinin ilk gününde Sincan Uygur Özerk bölgesi Din İşleri Genel Müdürlüğünü ziyaret etti. Bölgedeki din işleri Genel Müdürü Wei Xin Hui'den bilgi alan Görmez, inanç özgürlüğüne vurgu yaptı. 
Başkan Görmez, konuşmasında şunları dile getirdi: "Çağdaş Dünya bu gün farklı din, dil, ırk ve kültürleri barış içerisinde birlikte yaşatma konusunda ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. Dünyanın bu konuda kadim tecrübelere ihtiyacı vardır. Bu tecrübelerin devam ettirebilmesi için gerekli şartlardan birincisi, din ve inanç özgürlüğüdür. Herkes inancını ne kadar özgürce yaşayabilirse birlikte yaşamak o kadar kolaylaşır. İkinci önemli husus ise doğru dini bilgilerin öğretilmesidir. İnsanlar kendi çocuklarına kendi inandıkları dini, eğitim ortamında öğretebilirse barış içinde birlikte yaşamak o kadar güçlü hale gelir."
Cehaletin taassubu getireceğini belirten Görmez, din eğitimi konusunda yardımlaşmaya hazır olduklarını da ifade etti. 
Bosna'da Kardeşlik Camii
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan, Bosna Hersek’in Mostar şehri güzergahında bulunan ve daha önce camisi olmayan şehir olarak bilinen Yablanitsa’da, “Türk-Boşnak Kardeşlik Camii”nin açılışı sebebiyle tören düzenlendi. 
Törene, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu, Yablanitsa Belediye Başkanı Salem Dediç, AK Parti Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker, Kocaeli Müftüsü Mehmet Sönmezoğlu, Türkiye’nin Mostar Başkonsolosu Tolga Bermek, Türkiye’nin Saraybosna Büyükelçiliği Din Müşaviri Hasan Atlı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Saraybosna Koordinatörü Dr. Zülküf Oruç’un yanısıra birçok davetli ve vatandaşlar katıldı.

Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Karaosmanoğlu, burada yaptığı konuşmada, Boşnaklara Kocaeli halkının selamını iletirken, caminin açılmış olmasından duyduğu sevinci dile getirdi. Karaosmanoğlu;
“Sadece inançsız insanlar, diğer insanları, medeniyet ve ülkeleri yok etmeye çalışabilir. Biz Müslümanlar, inananlar arasında fark görmeyiz ve bütün inananların kardeş olduğuna inanırız. Bugün de, o kardeşlik yüzünden buradayız. Türk halkı, Boşnak kardeşlerini gerçekten çok seviyor. Her ne kadar uzak olsak da biz her zaman yakınız, her zaman beraberiz” dedi.

Yablanitsa Belediye Başkanı Dediç de konuşmasında, İslâm’ın barış ve doğrunun dini olduğunu, camilerin ise inananlar için yeryüzünde yapılan “Allah’ın evleri” olduğunu söyledi.

Yüksek öğrenimini Samsun’daki 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde tamamlayan ve ardından ülkesine dönen, kendilerini “Evlad-ı Fatihan” olarak gördüklerini anlatan Yablanitsa Başimamı Süleyman Çikotiç de açıklamasında, şehre Türkiye’nin yardımlarıyla güzel bir cami kazandırmanın sevincini yaşadıklarını söyledi.
Büyük Bir Kültür Hizmeti: “İki Cihan Güneşi Hazreti Muhammed'in Hayatı" İ stanbul, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan Ayvallı tarafından hazırlanan ve muhtelif yabancı dillere de tercüme edilen,  “ İki Cihan Güneşi Hazreti Muhammed’in Hayatı” kitabının 23. baskısı çıktı. Türkiye’de ençok okunan siyer kitaplardan (496 sayfa) birisi olan bu kıymetli eserin temini için:

Telefon: 0212 512 95 11 E-mail: turkdunyasi@hotmail.com Ücret: Türkiye : 7 TL (Kargo dâhil) Türkiye dışı: 10$ (Kargo dâhil)  
Türkçe Dünya Dili Oluyor
Merkezi Ankara'da bulunan Yunus Emre Enstitüsü yetkilileri, İstanbul medyası ile bir araya geldi. Beylerbeyi Sarayı Bahçesi'nde düzenlenen kahvaltılı toplantıda Enstitü'nün çalışmaları hakkında bilgi veren Yunus Emre Vakfı ve Yunus Emre Kültür Merkezi Başkanı Prof. Dr. Hayati Develi, internet yoluyla dünyanın neresinde olursa olsun isteyen herkese Türkçe eğitimi vereceklerini söyledi. Bugüne kadar çeşitli ülkelerdeki kültür merkezlerinde 15 bin kişiye Türkçe öğrettiklerini belirten Prof. Develi.  “İnternetten uzaktan öğretim projesi hayata geçtiğinde sayı probleminin ortadan kalkacak, isteyen ve sisteme giren herkes Türkçe öğrenebilecek” dedi.  Dünyanın 26 ülkesindeki 32 Yunus Emre Kültür Merkezi'nde verilen Türkçe kurslarının yanı sıra Avrupa ülkeleri, Balkanlar ve Afrika'daki çocuklar için resimli eğitici kitap hazırladıklarını kaydeden Prof. Hayati Develi, “Yunus Emre Kültür Merkezi sayısını yakında 40'a çıkarmayı hedefliyoruz. Talep ülkelerden geliyor. Biz onlara, size Türkçe öğretelim demiyoruz.  Onlar talep ediyorlar” dedi. Yeniden Türkçe Öğreniyorlar Türk dizilerinin, Türkçenin Balkanlar, Orta Doğu ve Afrika ülkelerinde yayılmasına katkı sağladığını da kaydeden Prof. Develi, sadece dizileri seyrederek Türkçe öğrenen insanlarla karşılaştıklarını belirtti. Prof. Develi, bu konuda da şunları söyledi, “Diziler sayesinde Balkanlarda, Ortağdoğu'da eskiden Türkçe bilip de unutanlar yeniden Türkçeyi hatırlıyor. Balkan ülkelerinde Türkçe bilmek şehirli olmak anlamına geliyor. Türkçe bilmeyene köylü gözüyle bakıyorlar. Diziler ayrıca, Türk hayat tarzını, kültürünü yansıtması bakımından da önemli bir değer olarak öne çıkıyor.” Enstitü olarak, Türk dili, kültürü ve sanatı alanlarında eğitim almak isteyenlere yurt dışında hizmet vermek; Türkiye'nin diğer ülkeler ile kültürel alışverişini artırıp dostluğu geliştirmek olduğunu kaydetti.  Türkiye'nin ekonomik gücü arttıkça Türkçenin talep edilen bir dil haline geldiğini belirten Prof. Develi, özellikle SSCB'nin dağılmasından sonra Türkçeye rağbetin arttığını söyledi. 
Türk Dünyasın da Kardeşliğimiz Güçleniyor
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Kırgızistan Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev ile bir araya geldi. Türk dili konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi III. Zirvesi çerçevesinde Gebele'de gerçekleşen görüşmenin ardından basına kısa bir açıklama yapan Gül;
"Bu toplantılar vesilesiyle bütün Türk Cumhuriyetleri arasındaki dayanışma, iş birliği ve ortak projeleri hep beraber güçlendirme konusunda çok önemli ilerlemeler oluyor. Bundan büyük bir memnuniyet duyuyoruz." dedi.
Cumhurbaşkanı Gül, daha sonra İlham Aliyev ile bir araya gelerek 45 dakika görüştü. Cumhurbaşkanı görüşmenin ardından, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ve Atambayev ile akşam yemeğinde bir araya geldiler. 
İran Coğrafyası’nda 35 Milyon Türk Var
Dr. Recep Albayrak'ın  “Türklerin İranı'' isimli araştırması 2 cilt halinde Berikan Yayınevi'nden çıktı. Kitapta şunlar kaydediliyor:
"İran, Türkiye'den sonra en fazla Türk nüfusu yaşayan ülkelerden biridir. Bu ülkede yaklaşık 30-35 milyon Türk yaşamaktadır. Tahran, bugün İstanbul'dan sonra en fazla Türk nüfusu barındıran şehirdir.  İran'da etnik yapı çok karışıktır. Resmî dil Farsça’dır. İran'daki Türk nüfusu 30-35 milyon civarında olduğuna göre, anadili Türkçe olanların genel nüfusa oranı yüzde 43'tür. İran'da yaşayan etnik grupların yaşadığı coğrafya, şehir, kasaba ve köyler beldir. Bu şehir ve kasabaların nüfuslan 2006 nüfus sayımı esas alınarak alt alta yazıldığında, Farslar dâhil hiçbir etnik grubun Türklerin nüfusuna ulaşması söz konusu değildir. İran'da nüfusu en kalabalık etnik grup Türklerdir. Türkler bu ülkede çoğunluğu teşkil eden nisbî azınlık durumundadır. Türk nüfusu her ne kadar yüzde 43 ise de, Türkçe bilenlerin sayısı yüzde 55-60'ları geçmektedir. Eğitim imkânsızlıklarına rağmen Türkçe, hâlâ İran'da pazarı, yani ticaret hayatını yönlendiren dil olma özelliğini korumaktadır."  
TİKA'dan Kırgızistan'a Bir Hayırlı Hizmet Daha
Kırgızistan’da Orta Asya Caşlar Fonuna ait Isık Köl Bölgesi Balıkçı şehrinde bulunan 200 çocuğa barınma, iaşe ve eğitim hizmetleri verecek olan yetimhane binasının inşaatı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı tarafından verilen malzeme desteğiyle tamamlandı. 
Kırgızistan genelinde 2006 yılından bu yana faaliyet gösteren merkezi Bişkek’te olan Orta Asya Caşlar Fonuna ait Isık-Köl Bölgesi Balıkçı şehrinde bulunan 200 çocuğa hizmet verilecek olan yetimhane binasının inşaatı TİKA tarafından yapılan malzeme desteği ile bitirildi. 
İnşaatı tamamlanan yetimhanenin açılış törenine, Orta Asya Caşlar Fonu Genel Başkanı İlhami Demirci, Balıkçı Şehri Belediye Başkanı Mirlan Boobekov, Hollanda İHH Vakfı yetkilileri ve TİKA yetkilileri katıldı. Törende açıklamalarda bulunan Balıkçı Şehri Belediye Belediye Başkanı Boobekov yapılan yetimhane sayesinde sahipsiz çocukların sıcak bir yuvaya kavuşacağını belirtti. Türkiye’nin yapmış olduğu bu yardımlarla her zaman Kırgız halkının yanında olduğunu gösterdiğini ifade eden Balıkçı Şehri Belediye Belediye Başkanı Boobekov, TİKA’ya verdiği destekten dolayı teşekkürlerini iletti. 
Orta Asya Caşlar Fonu Genel Başkanı Demirci ise, inşaatı tamamlanan yetimhanenin 200 yetim çocuğa hizmet vereceğini, yapılan bu yetimhane ile iki ülke arasındaki kardeşlik bağlarının güçleneceğini ifade etti. Orta Asya Caşlar Fonu Genel Başkanı Demirci, inşaatın tamamlanması adına yapmış olduğu yardımlardan dolayı TİKA’ ya teşekkür etti.
Tarihimizi Aydınlatacak Büyük Keşif
Moğolistan'ın başkenti Ulan Batur'a 400 kilometre uzaklıktaki bir bölgede kazı çalışmaları yapan Japon profesör, büyük bir keşfe imza attı. Osaka Üniversitesi'nde eski Türk Tarihi uzmanı olarak görev yapan Profesör Takashi Osawa, Göktürkler'e ait  şimdiye kadarki en büyük yazılı iki âbide gün yüzüne çıkardı. İki  kitabe boyutları, 4 metre eninde ve 3 metre uzunluğunda. Toplam 20 satır ve 2832 sütun şeklinde, üzerine eski Türkçe karakterler kazılmış olan yazıtlar çözümlendi.

Âbidelerde; “Ah, evim!”, “Ah, toprağım!” gibi ölen kişilerin aileleri veya evlerinden isteksiz ayrılışını ifade eden bir metin olduğu ortaya çıktı. Kitabelerin Orta Asya'da 682-744 yılları arasında hüküm sürmüş Türk devleti Göktürkler'in devlet sistemi ve düzenini aydınlatılacak tarihsel bir malzeme olduğu belirtildi.

Yine Moğolistan'da 120 yıl önce Göktürkler'e ait Orhun Kitabeleri bulunmuştu. Kitabeler, Göktürk hükümdarları Bilge Kağan ve Kül Tigin'e ait.
 

Bosna, şehitlerine ağlıyor
Srebrenitsa'da acılar zamana direniyor. Sırpların, 18 yıl önce katledip çukura attığı 409 Boşnak'ın artık mezarı var. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından, Avrupa'da yaşanan en büyük insanlık trajedisi olan Srebrenitsa soykırımının 18. yıl dönümünde, anma törenlerinin yapıldığı Potoçari'de yine gözyaşı ve hüzün hakim oldu.

 Srebrenitsalı anneleri, bu anlamlı ve acılı günde yalnız bırakmamak için Bosna Hersek'in yanı sıra, Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinden gelen binlerce insan, törenlerin yapılacağı Potoçari'deki şehitlikte toplandı. Tuzla kentinin Nezuk kasabasında, 3 gün önce başlatılan “ölüm yürüyüşü”ne katılan yaklaşık 5 bin kişi yürüyüşlerini Potoçari mezarlığında tamamlarken, yürüyüşe katılanlar geceyi, Potoçari çevresinde kurdukları çadırlarda geçirdi.

“Beyaz zambaklar”
gibi dizilen uçsuz bucaksız mezar taşlarının bulunduğu Potoçari Mezarlığı'nda toplanan binlerce insan, dua edip kurbanların ardından gözyaşı döktü. Bu gözyaşları, 18 yıl önce katledildikten sonra bedenleri parçalanan, toplu mezarlardan yıllar sonra çıkarıldıktan sonra kimlikleri güçlükle belirlenen kurbanlar için akıtıldı. Srebrenitsa'da, 11 Temmuz 1995'te katledilen 8 bin 372 Boşnak'tan, kimlik tespit işlemleri tamamlanan 409'u, dün kılınan cenaze namazıyla mezarlarına nakledildi. Toprağa verilen soykırım kurbanları arasında doğduğu gün katledilen bir bebek de yer aldı.  Artık Adı da Var, Mezarı da...
409 cenaze, gözyaşları ve dualarla Potoçari Şehitliği'ne defnedildi. Doğduğu gün Müslüman diye katledilen bebek ise ailesinin arzusu üzerine Fatima ismiyle toprağa verildi.
 Geçmişi unutmak en büyük kötülük 
Törenlere Türkiye'yi temsilen katılan Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, “Geçmişte yaşananları unutmak, soykırım şehitlerinin anılarına ve aziz ruhlarına yapılan en büyük kötülük olacaktır” dedi.

Bakan Çelik, Boşnakların acılarını paylaşmak ve onlara destek olmak üzere Srebrenitsa'da bulunduğunu belirtti. Çelik;
“11 Temmuz sadece geçmişteki acıları hatırlatan hüzünlü bir gün değildir. Srebrenitsa bizlere dini, etnik kökeni ne olursa olsun tüm halkların bir arada yaşayabime erdem ve mutluluğuna ulaşabilmesi gerektiğini anlatan bir çağrıdır. Bosna Hersek,  Türk halkının gönlünde çok müstesna bir yere sahiptir. Türkiye her zaman  Bosna Hersek'in ve Boşnak kardeşlerimizin yanında olmuştur. Bundan sonra da olmaya devam edecektir” dedi. 
Mehteran Birliği Kırgızistan'da Konser Verdi G enelkurmay Başkanlığı Mehteran Birliği'nin Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te verdiği konser büyük ilgi gördü. Genelkurmay Başkanlığı Mehteran Bölük Komutanlığının 70 kişilik mehter takımı, önce Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi (KTMÜ) Cengiz Aytmatov Kampüsü'nde, daha sonra başkentin merkezindeki Ala-too Meydanı'nda verdiği konserde çeşitli marşlar seslendirdi.      Konserde Kırgızlar, bol bol resim çekti ve görüntü aldı. Mehter takımı alkışlar eşliğinde geldiği meydandan alkışlar eşliğinde ayrıldı. Manas Üniversitesindeki mehteran konserine askeri okulda okuyan öğrenciler ve çok sayıda davetli katıldı.         KTMÜ'deki konserin açılışında konuşan Türk Askeri Ataşesi Nebi Gazneli, Mehteran Birliği'nin, dünyanın en eski ordu bandosu olarak kabul edildiğini ve Türk kahramanlığı ve egemenliği anlayışının günümüzdeki görkemli abidesi olduğunu ifade etti. Gazneli, mehteran takımını, Türk kültürünün tanıtılması ve karşılıklı münasebetlerin geliştirilmesi aşamasına getirdiklerini belirterek, Kırgızistan yönetimine, konserlerin verilmesinde sağlanan kolaylıklardan ötürü teşekkür etti.         KTMÜ Genel Sekreteri Yard. Doç. Dr. Hidayet Tuncay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Mehteran Birliği'nin Türkiye'nin Bişkek Büyükelçiliği Askeri Ataşeliğinin daveti ve Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesinin ana sponsorluğunda Bişkek'e geldiğini söyledi.         Tuncay, Kırgızistan halkı ve buradaki Türk vatandaşlarının Mehteran Birliği'nin seslendirdiği marşları dinlediklerini belirterek, "Konserde coşku ve heyacan vardı. Çok keyif aldık. Çocuklar da çok sevindi. Çocuklar bunu unutamazlar" dedi. Güljigit Mamatuulu adlı bir asker de konserin, kendisini ve askerleri mest ettiğini ifade ederken, Türk yetkililere, Osmanlı İmparatorluğu'nun geleneklerini tanıttıkları için minnettar olduklarını söyledi. Ailesi ile konsere gelen Nazira İsayeva ise "Konser ilgimi çekti. Farklı ve bilgili bir şey idi. Önceden böyle şey görmemiştim ve duymamıştım. Bana göre bu  tarihi bir olaydır" ifadesini kullandı.
“Bereket Konvoyu” Balkanlar’a Yola Çıktı
Bayrampaşa Belediyesi tarafından her yıl Ramazan Ayı'nda Balkan ülkelerine gönderilen "Bereket Konvoyu" yola çıktı. “Kardeşlik sınır tanımaz” sloganıyla Bayrampaşa Ali Fuat Başgil Caddesi'nden hareket eden konvoy düzenlenen şenlikle uğurlandı. Bayrampaşa Belediyesi'nin, Ramazan ayında Balkan ülkelerinde yaşayan Müslüman ve Türk kökenli vatandaşlarla bir araya gelmek için 2005 yılından beri yola çıkardığı Bereket Konvoyu, düzenlenen törenle hareket etti. Törene Bayrampaşa Belediye Başkanı Atila Aydıner, Bayrampaşa AK Parti İlçe Başkanı İbrahim Cemil Yıldız ve bir çok vatandaş katıldı. Bayrampaşa Belediye Başkanı Atila Aydıner, 2005 yılında başlayan Bereket Konvoyu etkinliğinin ülkeler arasındaki kültürel birliği ve Balkanlar'da gönül köprüleri kurmak için yapılan bir proje olduğunu vurguladı. Belediye Başkanı Aydıner, "Kardeşlik sınır tanımaz. Bundan dolayı, Bereket Konvoyu oluşturduk. Bereket Konvoyu ile Bayrampaşa Belediyesi Balkanlar'ın başşehri oluyor. Bu proje ile gönül, köprüleri kurduk. Burada kardeşler arasında, akrabalar arasında dostluğu pekiştirerek kalıcı eserler bırakıyoruz. Oralarda sadece sofra kurmuyoruz. Buradaki ve oradaki akrabaları bir araya getiriyoruz. Bununla da kalmıyoruz oradakileri alıp burada misafir ediyoruz. Buradakileri de alıp oralara götürüyoruz. Böylece de sılahi rahim projesini de gerçekleştirmiş oluyoruz." dedi. Konvoyun Balkanlar'da bulunduğu sürece çeşitli kültür etkinliğini de gerçekleştireceğini aktaran Başkan Aydıner, "Sınırsız bir şekilde Balkanlar'a gidiyoruz. Bayrampaşa'nın selamını Hırvatistan, Arnavutluk, Kosova, Bulgaristan, Yunanistan, Bosna Hersek de dahil olmak üzere 22 ülkenin üzerinde ülkenin şehirlerine götürüyoruz. Onlarla soframızı paylaşıyoruz." diye konuştu. 80 kişilik gönüllü ekip, 4 TIR, 2 otobüs, 4 minibüs, 1 jeneratör aracı ve 1 canlı yayın aracının yer alacağı konvoyun, Bulgaristan, Bosna Hersek, Makedonya, Kosova, Sırbistan, Karadağ, Yunanistan, Arnavutluk ve Romanya'da 80'e yakın şehir ile birlikte Almanya, Avusturya, Fransa ile Lübnan ve Türkiye'de 700 bine yakın vatandaşla bir araya gelmesi planlanıyor.
Balkanlar’daki Osmanlı Eserleri Tehdit Altında...
Balkanlar Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalan en fazla eseri barındıran bölgelerin başında geliyor. Bu coğrafyada hangi ülkeye gitseniz Murad Hüdavendigar’dan başlayarak Osmanlı padişahlarının ya da onların tayin ettiği yöneticilerin inşa ettiği bir eserle karşılaşırsınız.
Saraybosna’daki Gazi Hüsrev Bey Camii, Mostar’daki Alperenler Tekkesi, Kavala’daki su kemeri, Belgrad’daki Bayraklı Camii, Budapeşte’deki Gül Baba Türbesi, Üsküp’teki Sulu Han gibi eserler “Balkanlar ve Osmanlı” denildiğinde ilk akla gelenlerden. Ama köprülerden, imaretlere, medreselerden, hamamlara kadar çok geniş bir yelpazeye yayılan binlerce ecdad yadigarı saymakla bitmez.
Ne acıdır ki, 19. Yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren milliyetçi ayaklanmalar yoluyla Osmanlı İmparatorluğu’ndan kopmaya başlayan Balkan ülkelerinde en büyük kıyımı işte bu eserler yaşamış. 
Depremler ve yangınlar başta olmak üzere her türlü afete yüzyıllarca direnmeyi başaran Osmanlı eserleri, sebebi anlaşılması zor bir Türk düşmanlığıyla dolu azgın çeteler tarafından yok edilmiş. 
300 yıl boyunca Osmanlı yönetiminde kalan Belgrad’da inşa edilmiş 70’ten fazla caminin yok edildiğini ve halen hatırı sayılır bir Müslüman nüfus barındıran bu şehirde sadece bir Osmanlı camisini -o da haziresindeki tüm mezar taşları kırılarak- ayakta kalabildiğini görmek hüzün veriyor. 
Kanuni’nin veziri İbrahim Paşa’nın Kavala’daki camisinin kiliseye, aynı şehirde Mehmet Ali Paşa’nın annesi için yaptırdığı külliyenin otele dönüştüğünü bilmek de acı.
TİKA İmdada Yetişiyor
Diğer yandan bir zamanlar 50 kadar caminin bulunduğu Budapeşte’de bugün tek bir Osmanlı camisinin kırık minaresinin izine bile rastlanmıyor. Atina Avrupa’nın camisiz tek başkenti olarak kalmakta ısrar ediyor. 
Türkülerimize konu olan Estergon Kalesi’nin hemen dibindeki Mustafa Paşa Camii bu karanlık tabloyu bir nebze olsun aydınlatan ve yüreklere su serpen ise Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı’nın (TİKA) faaliyetleri. 
Balkanlar’ın neresinde restore edilmiş, pırıl pırıl bir Osmanlı eserine rastlasanız, bu ihya çalışmasının TİKA tarafından yapıldığını gösteren bir tabelayı da fark ediyorsunuz. Ve o tabelanın hemen üzerindeki Türk bayrağını...
Mustafa Kemal Atatürk’ün okuduğu Manastır Askeri İdadisi, zarafette Mostar Köprüsü’yle yarışacak nitelikteki Konjic Köprüsü, Galiçya cephesinde şehit olmuş vatan evlatlarının ebedi istirahatgâhı olan Bükreş Şehitliği, Üsküp’teki büyük cami, Karadağ’daki Mehmed Fatih Medresesi gibi çok sayıda eser TİKA tarafından yenilenmiş. TİKA her yıl Balkan ülkelerindeki başka Osmanlı eserlerini de faaliyet programına dahil ediyor.
Türkiye’nin ekonomik ve siyasi gücü arttıkça, önceki dönemlerde bu tür restorasyon çalışmalarına şüpheyle yaklaşan Balkan ülkelerinin hükümetleri de, genel olarak daha fazla iş birliğine hazırlar.
Şunu eklemeden bitirmeyelim: Balkanlar’da hızla tırmanışa geçen İslamofobik milliyetçi akımlar, hem bu topraklarda yaşayan Osmanlı yadigârı Müslümanları, hem de Osmanlı eserlerini ciddi biçimde tehdit ediyor. 
Şehirlerin etrafındaki her yüksek tepeye büyük haçlar dikerek, Müslümanları psikolojik baskı altına almak isteyen bu akımların tehlikeli sonuçlara yol açmadan durdurulması gerekiyor. Bunun için de Türkiye’nin Avrupa Konseyi ve AGİT nezdinde daha etkin bir diplomasi yürütmesinde fayda var.
(Prof. Dr. Çağrı Erhan)
Uygur Türkleri Seslerini İsveç'te Duyurdu Çin'in işgali altındaki Doğu Türkistan Uygur Özerk Bölgesi'nde uygulanan politikadan kaçarak İsveç'e sığınan Uygur Türkleri, İsveç'in başkenti Stockholm'de düzenlenen toplantıda, ülkelerinde yaşanan baskı hakkında tepkilerini dile getirdi. İsveç-Uygur Parlamenter Dostluk Grubu'nun katkılarıyla mecliste düzenlenen seminere katılan Hacettepe Üniversitesi öğrenim görevlisi ve Uygur kökenli Doç. Dr. Erkin Ekrem, kendisinin de bir dönem yaşadığı "Doğu Türkistan" bölgesindeki Çin politikaları hakkında bilgi verdi. "Doğu Türkistan meselesi"ni, akademik çalışmalarla destekleyerek açıklayan Ekrem, bölgede yıllardır süren baskının sebeblerini anlattı. Çin'in Hedefi Doğu Türkistan'ı 3 Bölgeye Ayırıp Direnişi Kırmak "Doğu Türkistan'da 1949 yılındaki Çin işgalinden sonra, bölgede Çin nüfusunun bilinçli olarak arttırıldığını" ifade eden Ekrem, "Amaç, çoğunluk durumundaki Uygur Türklerini azınlık duruma düşürmek ve Uygur nüfusunu burada eritmek. Bölgedeki demografik yapıyı tamamen değiştirip Çinlileri yerleştirmek" diye konuştu. "Çin'in hedefinin Doğu Türkistan'ı 3 bölgeye ayırarak direniş etkisini kırmak" olduğunu söyleyen Ekrem, "Böylece mücadele edeceği Uygur nüfusuda azalacak. Böylece azınlık statüsü de Uygurların elinden alınmış olacak. Asimile olmaları daha da hızlanacak" değerlendirmesini yaptı.Doğu Türkistan'ın stratejik öneme sahip bir bölge olduğuna işaret eden Ekrem, "Ayrıca Doğu Türkistan topraklarında, enerji ve madencilik açısından değerli ve zengin kaynaklar bulunuyor. Çin bu değerlere de sahip olmak istiyor" diye konuştu.
Yaşasın Türkmen-Türk Dostluğu
Türkmenistan'a resmi ziyarette bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Aşkabat'taki Ruhiyet Sarayı'nda Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhammedov Gül'e "Kardeşim" diye hitap etti. 
Türkmen lider, Gül'ün iki ülke ilişkilerinin geliştirilmesine yaptığı katkılarından dolayı ülkenin büyük nişanına layık görüldüğünü dile getirdi. Tören sırasında ayrıca Gül'e Türkmen milli kıyafeti giydirildi. Gül'de Atayurdu Türkmenistan'ın en önemli nişanının kendisine tevcih edilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Yaşasın Türkmen-Türk dostluğu" ifadesini kullandı. 
Daha sonra düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Gül, atalardan kalan bu dostluğun nesiller boyu devam etmesini istedi. Gül, "Ortak bir dile, tarihe ve kültüre sahip iki kardeş ülke olan Türkiye ve Türkmenistan'ın, hayatın her alanında tecessüm eden emsalsiz iş birliği, halklarımızın müşterek menfaatlerine hizmet etmektedir" dedi. 
Berdimuhammedov da ziyaretin, iki ülke arasındaki ilişkilerin üst düzey olduğuna işaret ettiğini vurguladı. Gül ve Berdimuhammedov, ortak bildiriye imza atarken iki ülke arasında 12 işbirliği anlaşması imzalandı. Bu anlaşmalardan en önemlisi Türkmen gazının Türkiyeye ulaştırılması konuşunda işbirliğine dair çerçeve anlaşmasıydı. 
Doğu Türkistan İçin Milletlerarası Konferans Doğu Türkistan Vakfı tarafından 1 Haziran 2013 Cumartesi günü saat 18:30’da Eminönü Legacy Ottoman Hotel’de bir konferans düzenleniyor. Konferansta yerli ve yabancı, tarihçi ve ilim adamları konuşacak. Doğu Türkistan Vakfı Başkanlığı konferans dolayısyla şu bilgileri sunmaktadır.

Işık doğudan yükselir...Türk Milleti'nin ayağına geçirilen prangalardan kurtulması, Doğu Türkistan'ın bağımsızlığını elde etmesiyle mümkün olacaktır..."90 yaşındayım, gözlerim görmüyor ama mücadele azmimden ve vatana bağlılığımdan hiçbir şey kaybetmedim" diyen büyük dava adamı İsa Yusuf Alptekin'in gösterdiği inanç ve azimle mücadelemize devam ediyoruz.
Can Doğu Türkistan;
Haritada gözümüze çok uzak görünse de, medeniyetimizin beşiği, Türklüğün kaynağıdır.Nazlı güzel, gözü yaşlı, kalbi buruk, kanadı kırık bir şekilde, Urumçi'den, Kaşgar'dan, Hoten'den Yarkent'ten, Aksu'dan, Gulca'dan, Kumul'dan, Barköl'den, batıdaki güneşi seyrediyor. Batıdaki kardeşlerinin yardımını beklemeye ümidini hiç kaybetmeden devam ediyor.
Elimize aldığımız "Divan-ı Lügati't -Türk"ün sayfaları arasında "Kaşgarlı Mahmut" üzgün, Devlet başkanlarına nasihatler veren "Yusuf Has Hacib", "Kutadgu Bilig"in sayfaları arasında kırgın. Türk Kültürünün mihenk taşlarından bize öfke ve nasihat  birlikte geliyor. "Çin'e inanma" diyen "Bilge Kağan" bize öfkeli.

"Kaşgarlı Mahmut"ların, "Yusuf Has Hacib"lerin, "Yakub Hanbe Devlet"lerin, "Hoca Niyaz Hacım"ların, "Mesut Sabri Baykozi"lerin, "Mehmet Emin Buğra"ların, "Alihan Töre Saguni"lerin, "Osman Batur"ların, "İsa Yusuf Alptekin"lerin ve dahi burada isimlerini yazmakla bitiremeyeceğimiz nice şehitlerimiz, vatanperverlerimiz ve gönüldaşlarımızın yurdu esaret altında.

İnsan hak ve onuruna yakışmayan davranışların, zorunlu kürtajların, sistematik asimilasyonların, zorunlu göç siyasetinin, insan tacirliğinin, haddi aşmanın, keyfi idarelerin, adam kayırmaların son bulması ve Türk milletinin şanına yakışır bir gelecek kurması adına esir yurdumuz bağımsızlığına kavuşacağı günü iple çekmekte.

Doğu Türkistan davası emanet edildiği Türk Milleti'nden yardım eli uzatmasını beklemekte. Tarihin hiçbir devrinde emanete ihanet etmemiş bir milletin torunları olarak, omuzlarımızdaki yükün ağırlığının da farkında olarak, bizden öncekilerden aldığımız bayrağı daha yukarılara nasıl çıkarabilirizin çabasındayız.

Din ve ırk kardeşlerimize yalnız olmadıklarını gösterme çabasında, Türk milletinin ata yurdundan kucak dolusu selam getirenlere selamlar ediyoruz.

1933'te "Gökbayrak'tan Albayrak'a selam olsun" diyenlere 2013 Türkiye'sinden "Albayrak'tan Gökbayrak'a selam olsun" diyoruz.


Osmanlı Mirası Ayağa Kaldırılıyor
Makedonya'da yapılan çalışmalar kapsamında Osmanlı döneminden kalma 5 tarihî eserin restorasyonu tamamlandı.
Dünyanın heryerinde "Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA)" aracılığıyla ecdad mirasına sahip çıkan Türkiye, birçok önemli projeyi tamamladı.
Tika, Balkanlarda İş Başında
Makedonya’da yapılan çalışmalar kapsamında Osmanlı döneminden kalma 5 tarihî eserin restorasyonu tamamlandı. 
Ohri şehrinde bulunan Zeynel Abidin Paşa Halveti Tekkesi’nin şadırvanı ve çevre düzenlemesi, Sinanuddin Yusuf Çelebi Türbesi’nin restorasyonu ve ışıklandırması, şehirde ayakta kalan tek Türk hamamı olan Voska Hamamı’nın sanat galerisi olarak restorasyonu gerçekleştirildi.
Çalışmalarda ayrıca, Üsküp’te bulunan Mustafa Paşa Camisi ile Kırçova şehrindeki Çullu Baba Halveti Tekkesi’nin restorasyonu ve konservasyonu, şadırvan yapımı ve çevre düzenlemesi bitti. İstip şehri Radanya köyündeki Radanya Mahmut Ağa Camisi ve Manastır’daki İshakiye Camisiyle ilgili TİKA’nın restorasyon projesi ise devam ediyor. 
Türkmen Lider Şaha Kalktı Türkmenistan’da At Bayramı kutlamaları büyük coşkuyla devam ediyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’in de katıldığı resmî törende, Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhamedov’un at üzerindeki hünerleri renkli görüntülere sahne oldu.

Berdimuhamedov, Bakanlar kurulu üyelerinin kendisine hediye ettiği ‘’Bahtiyar’’ isimli at ile gösteri yaptı. Atı şaha kaldıran Berdimuhamedov seyirciler tarafından uzun süre alkışlandı. Gösteriye hayran kalan Bakan Eker, Türkmen at sahiplerine ve jokeylere Türkiye’de eğitim verileceğini söyledi. Her yıl nisan ayının son pazar günü düzenlenen At Bayramı, çeşitli faaliyet ile kutlanıyor. 
Teşekkür ve Rapor
Kıymetli Gönüldaşlarımız,
Bugün," www.turkalemiyiz.com" sitemizin yayın hayatına başladığı mutlu günümüz…

Sitemizin 21 Nisan 2009’da hizmete girdiği ilk günde şöyle demiştik:

“Sitemizin kuruluş gayesi, örfümüzden ve dilimizden tâviz vermeden millî ve mânevî kültürümüzü doğru olarak anlatan değerli araştırmacı ve yazarlarımızın eserlerinden, makalelerinden gençliğimizi haberdar etmektir. Böylece tarihinden ve manevî kültüründen alacakları ilham ile yeise, ümitsizliğe düşmeyen idealist bir gençliğin yetişmesinde yardımcı olmaktır. “

Yukarıda söz verdiğimiz gibi çizgimizden; hedef ve gayemizden sapmadan yayına devam ediyoruz.

Sitemiz, çok mütevazı bir şekilde hizmete başladı. Tanıtımı için herhangi bir gayret, çaba gösterilmedi, reklamı yapılmadı. Milletimizin, özellikle üniversiteli kıymetli gençleri sitemizi ciddi mânada takip edip; arkadaşlarına, dostlarına tavsiye ettiler, tanıttılar.

Gençlerimiz, sitemizde hasretini çektikleri milli kültürümüzü, tarihimizi ve medeniyetimizi buldular. Bu sebeple de sitemizin ziyaretçileri her geçen gün önemli ölçüde artarak devam ediyor. 

İnternetten aldığımız raporlara göre, sitemizin başta Türkiye ve Türk dünyası olmak üzere, dünyanın pek çok ülkesinde takipçisi olduğu görülüyor.

Sitemizi, takip ve takdir eden, tanıtan bütün gönüldaşlarımıza teşekkür ederiz.

Bugün itibariyle sitemizin bulunduğu "Hosting" ’den aldığımız ziyaretçi raporunun özetini aşağıda sunuyoruz.





Van'ın Kırgızları Kırgız asıllı Türklerin yaşadığı Van'ın Erciş ilçesine bağlı Ulupamir köyünde, hemen her evde bir korucu bulunuyor. Afganistan'ın Pamir Yaylası'ndan 1982'de Türkiye'ye göç eden Kırgız Türkleri, Erciş ilçesine 30 kilometre uzaklıktaki Altındere mevkisinde oluşturulan ve Pamir Yaylası'ndan geldikleri için "Ulupamir" adını verdikleri 300 haneli köyde hayatlarını sürdürüyor. 

1987'de geçici köy korucusu olan Kırgızlar, çok sayıda operasyonda görev almış. Kırgız korucular, özellikle at üstündeki maharetleriyle adlarından söz ettiriyor. Oluşturdukları "süvari birliği" ile birçok göreve atlı giden, ağır silahların mevzilere taşınmasında atlardan faydalanan Kırgızlar, yaşadıkları ve "vatanımız" dedikleri ülkenin bekası için her zaman göreve hazır olduklarını belirtti.
Başbakan R.Tayyip Erdoğan Atayurtta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,  Kızgızistan’a birtakım ziyaret gerçekleştirdi. Kırgızistan Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev tarafından samimi bir şekilde karşılanan Erdoğana Atambayev,  “Hoş gediniz Tayyip Abi” dedi.  Bunun üzerine Başbakan Erdoğan’da Atambayev’e, “ Nasılsın kardeşim” diyerek sarıldı. Çok samimi oldukları görüldü.
Erdoğan,  Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev ile önemli anlaşmalara imza attı. İki ülke arasında başta ekonomi, askeri işbirliği, uyuşturucu ile mücadele, eğitim ve kültür olmak üzere bir çok alanda anlaşmaları yapıldı. Ziyaret dahilinde Kırgız-Türk Manas Üniversitesi'ne de giden Başbakana, burada yağlı boya ile yapılmış portresi hediye edildi.


Ağlatan ezan: Selanik'te 90 yıl sonra ilk ezan
Selanik'te 1923 yılında kapatılan ve geçtiğimiz cumartesi günü tekrar ibadete açılan Yeni Cami'de ezan okuyan müezzin, gözyaşlarına hakim olamadı.
Yunanistan'ın Selanik şehrinde 90 yıl sonra ezan okunması ülkedeki Müslümanlar için umut oldu. Selanik'te 1923 yılında kapatılan ve 1986'dan beri sergi salonu olarak kullanılan tarihi Yeni Cami'de ezan okuyan Medrese-i Hayriye'nin eğitimcilerinden hafız Hasan Bekir, ezan okuduğu esnada yaşadığı hissiyatı kelimelerle anlatamayacağını ifade etti. 
Bekir, gözlerinin dolduğunu belirterek, şöyle konuştu: "Tarihi bir gündü. 90 yıl sonra Yeni Cami'de ibadet edildi. Hamdolsun 90 yıl sonra ezan sesi yankılandı. Ümit ederim, önümüzdeki yıllarda başka camilerde de ibadet etme şansımız olur" diye konuştu. Yeni Cami'de namaz kılınması için izin veren Selanik Belediye Başkanı Yiannis Butaris, Sümela Manastırı'nda ayin iznini hatırlatarak, “Kendimi Türklerle kardeş sayıyorum, Avrupalılarla ise ortak görüyorum" dedi. Şehirdeki Yunanlılar da cami kararına destek vererek ezandan çok etkilendiklerini söyledi.
Bülent Arınç "Kırımlıoğlu" Belgeselinde Gözyaşını Tutamadı K ırımoğlu: Bir Halkın Mücadelesi adlı belgeselin TOBB Konferans Salonu'nda düzenlenen tanıtım gecesinde konuşan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, kürsüde Kırım Tatar Milli Meclis Başkanı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu'nu anlatırken duygulandı. Böyle bir belgesel yapmanın sadece TRT'nin görevi olmadığını dile getiren Arınç, 75 milyon Türk vatandaşının her ferdine düşen bir görev olduğunu söyledi. Arınç, lise çağları ve üniversite yıllarında Cemil Kırımoğlu'nu çok iyi tanıdığını anlatarak,

"Onun haklı mücadelesini her zaman gözyaşları içerisinde takip ediyorduk. Bizim Bolşevik rejimin o zalim, o gaddar sürgünlerinde hayatlarını kaybedenlerle birlikte bir halkın, hayatta kalma mücadelesini veren herkese karşı bir vefa borcumuz vardı, bir kadirşinaslık borcumuz vardı. TRT Belgesel olarak bu konuyu özel olarak ele aldık" ifadelerini kullandı.

Kırımoğlu, Bizim İçin Milli Bir Kahramandı"Kırımoğlu, gerçekten yüzünü görmesek de bizim için bir milli kahramandı" diyen Arınç, "Stalin'in dönemi sadece şüphesiz Kırım Türklerini değil bir taraftan Ahıska Türklerini de yurtlarında etmişti, onlarda aynı işkencelere, aynı zulümlere maruz kaldılar. Belki o tarihlerin öncesinde de Kafkasya'da yaşayanlar da büyük sürgünlerle karşı karşıya geldi. Çerkezlerinden Dağıstanlılarından, Kafkasya'da yaşayan bütün kardeşlerimiz çok büyük eziyetler çektiler. Yıllar sonra bu mücadelelerin büyük başarılar kazandılar. O zor günler, bugün artık kendisini bir meclisle temsil eden, meclisinin başında da o gerçek kahramanı getiren bir halkı, bir milleti bugün dimdik ayakta tutuyor" dedi.
Meclis Başkanlığı yaptığı 2004 yılını hatırlatan Arınç, Eski Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yuşçenko'nun Türkiye ziyaretini anlatırken yaşadıklarını anlatarak, “Yuşçenko, zannediyorum, cumhurbaşkanı seçilmişti, ben onuruna bir yemek verdim. Türkiye'ye bir cemile yapmıştı, Cemil Kırımoğlu yani bize bir jest yapmıştı. Refakatinde değerli başkanımızı da getirmişlerdi. O da yemekte vardı. Aynı zamanda resmi görüşmelere katılmışlardı. İçimden geçenleri diplomatik kurallara uygun olur mu, olmaz mı? diye düşünmeden kendisine şunu ifade ettim;

Bakın Sayın Yuşçenko, bu Cemil Kırımoğlu bütün Türk milletinin milli kahramanıdır, ona hepimiz saygı gösteriyoruz, onu hepimiz seviyoruz, eğer onu kırarsanız bizi kırmış olursunuz, eğer onu üzerseniz bizi üzmüş olursunuz. Türkiye'ye değer vermek istiyorsanız, Türkiye'yle işbirliği yapmak istiyorsanız, önce Kırımoğlu'nu memnun etmek zorundasınız. Onun üzüleceği yerde, bizim de üzüleceğimize göre, ilişkilerimizin geleceği sizin Kırımoğlu'na göstereceğiniz saygıya bağlı' diyerek açıkça söyledim. Kendileri de bunun dışına başka bir şey düşünmediklerini açıkça ifade ettiler. Ama sırası ve yeri gelmişken bu mücadelenin milli kahramanımıza, bu saygının gösterilmesini istemek bizim elbette hakkımızdı."

Arınç, Ukrayna hükümetine, Kırım halkına gösterdiği ilgi ve alaka nedeniyle teşekkürlerini iletti.

Kırım Tatar Milli Meclis Başkanı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu da;

"Biz hiçbir zaman silah kullanmadık. Bize karşı duranların kanlarını dökmeye çalışmadık" dedi.
Hürriyet mücadelesinin yaşandığı yılları anlatan Kırımoğlu, "Allah'a olan borcumuzu yerine getirme peşindeydik. Sovyetler Birliği'nin dağılacağına inanıyorduk ama vatanımıza geri döneceğimize kendimiz bile inanmıyorduk. 'Allah bize müsaade etsin de, cesetlerimizi o kamplarda değil, evde insanca toprağa verelim' diye dualarımız vardı. TRT'ye çok minnettarım. Dünyanın çeşitli ülkelerinde Kırım halkıyla ilgili araştırmalar yapıldı ve belgeseller çekildi ama hiç bu kadar titiz olmamıştı. Bu bizim milli davamıza verilen en büyük destektir" ifadelerini kullandı. Kırımoğlu, belgeselde emeği geçenlere teşekkür etti.

Türkmenler Birlik İçinde Hareket Etmeli
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Suriye'deki Türkmenlerin müşterek hedefler doğrultusunda hareket etmelerinin önemli olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanlığı'nın internet sitesinde yer alan bilgiye göre Gül, Suriye Türkmenleri Platformu temsilcilerini Çankaya Köşkü'nde kabul etti.
Hedef ve söylem birliği sağlanmasının, yeni ve demokratik bir Suriye vücuda getirilirken Türkmenlerin hak ve hukuklarının güvence altına alınması bakımından elzem olduğunu bildiren Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin, dost, kardeş ve akraba olarak gördüğü Suriye halkının asli bir unsuru olarak Suriye Türkmenleriyle kökü yüzyıllar öncesine dayanan bağları bulunduğunu ifade etti.
Gül, Suriye'nin "sadık vatandaşları" arasında yer alan Türkmenlerin, Suriye ile Türkiye arasında sevgi ve muhabbet köprüleri kuran en güçlü beşeri bağlardan olduğuna dikkati çekti.
Türk Dünyası Köşkte Cumhurbaşkanı Gül, Nevruz münasebetiyle TDBB Başkanı Karaosmanoğlu ile TÜRKSOY heyeti ve birlik üyesi ülkelerin kültür ve sanat elçilerindan oluşan heyeti, Çankaya Köşkü’nde kabul etti. 
Heyette yer alan davetliler renkli kıyafetleriyle Çankaya Köşkü’ne baharı getirdiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Gül, "Bugün Türk Dünyası’ndan gelen temsilcileri burada görmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum" dedi.
Cumhurbaşkanı Gül, sözlerine şöyle devam etti:
"Hepinizi birer kültür sanat elçisi olarak görüyorum. Aslında farklı farklı devletlerde, topluluklarda yaşayan büyük bir milletin parçalarıyız. Sizlerin faaliyetleri, gayretleri, herkesi birbirine çok daha yaklaştıracak. Ortak kültürümüz, ortak geleneklerimiz, bütün ortak duygularımız birbirimizi çok daha birleştirecektir. Türk Dünyası Belediyeler Birliği’nin bu tip faaliyetlere destek verdiğini görmekten ayrıca büyük bir memnuniyet duyuyorum."  dedi. 
Ahalteke Atları Koruma Altında Dünya genelinde Ahalteke atları olarak bilinen Türkmen atlarının genetiğinin korunması ve saf Ahalteke ırkının ortaya çıkarılması çalışmalarına Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından destek olunmasını amaçlayan “Ahalteke Atlarının Genetiklerinin Korunması Projesi” dahilinde incelemeler tamamlanırken, Türkmen Jokeylere eğitim verilmeye başlandı. 

Ahalteke atlarının Türkmenistan için ne kadar önemli olduğunu, dünyada sadece Türkmenistan’da bir At Bakanlığı (Türkmen atları Devlet Birliği) bulunmasından anlamak mümkün. Öyle ki Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhammedov’un ülkede önem verdiği alanların başında gelen ve 2012 senesinde yayınladığı milli programın ilk sırasında yer alan Ahalteke atlarının diğer at ırklarından ayıklanarak saf Ahalteke atlarının koruma altına alınması hususu, ülke prestiji ve kültürel mirasa sahip çıkma açısından büyük önem taşıyor.

TİKA’nın Türkmen atları Devlet Birliği ile ortaklaşa gerçekleştirmeyi plânladığı "Ahalteke Atlarının Genetiklerinin Korunması Projesi"nin ilk aşaması olarak, 30 Nisan-01 Mayıs 2012 tarihleri arasında T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan uzmanlar başkent Aşkabat’ta bulunan Moleküler Genetik Laboratuarı’nda incelemelerde bulundu. İncelemeler neticesinde uzmanlarca hazırlanan rapor doğrultusunda, Ahalteke atlarını diğer at ırklarından arındırarak, saf ırk Ahalteke atlarının ortaya çıkarılması amacıyla yapılan tahlil çalışmalarının devam ettirilmesi için gerekli kimyasal malzeme ihtiyacı ( DNA Test Kitleri) TİKA tarafından temin edildi. 
27 Nisan-01 Mayıs 2012 tarihleri arasında Türkmenistan’da görevlendirilen T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı uzmanları ise, iki gün süren “Türkmen Atı ve Dünya Atçılık Sanatı” konulu 4. Uluslararası İlim Konferansı’na ve akabindeki “Türkmen Atı Bayramı”na katıldılar. Uzmanlar burada incelemelerde bulundular. 

Mehteran Avustralya'da
Avustralya’da, Bayram Kültür Derneği ile Sidney İşadamları Derneği (SİAD) tarafından 2. Anadolu Kültür Festivali düzenlendi. Sidney Boğazı’ndaki liman ilk defa Türk bayraklarıyla donatıldı.Darling Harbour'daki Tumbalong Park'ta yapılan festivale yoğun ilgi gösteren farklı milleterden insanlar, program alanını adeta gökkuşağına çevirdi. Dernek Başkanı Rıdvan Manav, Avustralya'da yaşayan Türk Toplumunu Anadolu'nun eşsiz değerleri etrafında birleşmeyi amaçladıklarını vurguladı. Türkiye'nin Canberra Büyükelçisi Reha Keskintepe de, 2015 yılının Avustralya'da, "Türk Kültür yılı" olarak ilan edildiğini hatırlattı. Adeta mini bir Türkiye'nin sergilendiği festivalde, Türk el sanatları Anadolu yemekleri ve Çanakkale Savaşı hatıraları büyük ilgi gördü.
Hocalı Katliamı Bütün Dünya'da Protesto Edildi
Ermenistan’a bağlı kuvvetlerin Azerbaycan’ın Hocalı kasabasında 26 Şubat 1992 tarihinde toplu olarak sivilleri katletmesi bütün dünyada protesto edildi.
Japonya’da, Suudi Arabistan’da, İsveç’te, Hollanda’da ve dünyanın birçok ülkesinde yapılan eylemlerde ortak ses, “Hocalı soykırımını gerçekleştirenler mahkemede hesap vermeli” oldu.
Soykırım, Türkiye’de de unutulmadı. İstanbul Dolmabahçe’de toplanan çeşitli sivil toplum kuruluşu üyeleri, yıldönümü öncesinde katliama tepki gösterdi. Grup üyeleri, “Hocalı katliamı Türkiye tarafından da katliam olarak kabul edilmeli” çağrısı yaptı.

İsveç Meclisi Önünde Protesto

İsveçli Azeriler ve Türkmenler, İsveç Meclisi önünde Hocalı soykırımını protesto etti. Eylemciler, teşhir ettikleri resimlerle katliamın şiddetini gösterdi.
Türk-İslam Âleminin Büyük Kaybı İhlas Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Gazetesi'nin sahibi, Enver Ören abimiz vefat etti.  İstanbul'da onbinlerce kişinin iştirak ettiği cenaze namazı Eyüp Sultan Camii'nde kılındı. Daha sonra sevenlerin omuzları üzerinde Kaşgari dergahındaki, aile kabristanına hocası ve kayınpederi büyük islam âlimi, Hüseyin Hılmi Işık Hazretleri'nin yanına defnedildi.

Enver Ören Abi, Türkiye'de olduğu gibi, bütün Türk-İslam âleminde de çok sevilmekteydi. Yaklaşık kırk sene gazete, dergi, kitap, film, ansiklopedi, tv, radyo ile Türk tarih ve kültürüne çok büyük hizmetler yaptığı gibi, pekçok ticari sahada da ülke ekonomisine önemli katkılarda bulunan şirketler kurdu. Eğitim sahasında da kolejler, yurtlar açarak, Türk maarifine müstesna hizmetler verdi. Ayrıca, cömertliği, merhameti, şefkati ve bilhassa, mütebessim çehresiyle herkesin kalbini ve gönlünü feth etti.

Merhum Enver Ören abimizi, rahmetle yâd eder, bütün sevenlerine baş sağlığı dileriz.
Himalayalar’da Keşmir Türkleri Pakistan’ın en kuzey noktasında Himalaya dağlarının eteklerinde bulunan Keşmir Özerk Yönetimi olarak adlandırılan bölgede Orta Asya’dan göç etmiş binlerce Türk ailesi yaşıyor."Türki", "Osmani" gibi soyadları taşıyan Türk asıllı Keşmirliler’in 10’uncu ve 15’inci yüzyıllarda bu dağlık araziye yerleştiği sanılıyor. Hindistan Keşmiri’nde ise 300’den fazla Türk köyü olduğu ifade ediliyor. Keşmir Türkleri’nin soylarının Emir Timur’un askerlerine kadar uzandığı ifade ediliyor.
Ermeni İşgalindeki Karabağ'a İki Güzel Haber Çek Cumhuriyeti Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi, Hocalı katliamının "soykırım" olarak tanınması için hazırlanan kanun tasarısını kabul etti.

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, Çek Cumhuriyeti Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi tarafından, Hocalı katliamının "soykırım" olarak tanınmasına yönelik karar tasarısının kabul edildiği bildirildi.

Tasarıda, Azerbaycan'ın toprak bütünlüğüne destek verildiği, Ermenilerden işgal ettikleri toprakları terk etmelerinin istendiği, uluslararası kurumlar tarafından konuya dair kabul edilen kararnamelerin bir an önce uygulamaya konulması gerektiği belirtildi.

"Hocalı'daki soykırımın insanlık suçu olduğuna" vurgu yapılan tasarıda, soykırımın 21. yıl dönümünde Çek Cumhuriyeti'nin Azerbaycan halkının acılarına ortak olduğu kaydedildi.Ermenistan-Azerbaycan arasındaki Yukarı Karabağ Savaşı'nda, 26 Şubat 1992 tarihinde, Karabağ'ın Hocalı kasabasında yaşayan siviller, Ermeni askerleri tarafından katledildi.

Azerbaycan makamlarının resmi verilerine göre 106'sı kadın, 83'ü çocuk olmak üzere toplam 613 Azerbaycan vatandaşı öldürüldü. Cesetler, olay yerine giden Azerbaycanlı ve yabancı gazeteciler tarafından görüntülendi ve katliam dünyaya duyuruldu.

Yüz Bin İmza Toplandı
Ayrıca, ABD’de yaşayan Azeriler, Hocalı katliamının soykırım olarak tanınması için Beyaz Saray’ın sitesinde açılan dilekçe için 100 bin imza topladı. 
Bakan Yılmaz Prizren’de Kosovalı Türklerle Buluştu Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, iki günlük Kosova ziyareti çerçevesinde Priştine’de gerçekleştirdiği temaslarının ardından Türk nüfusunun kalabalık olarak yaşadığı tarihi Prizren şehrine geçen Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, burada Osmanlı’dan kalan tarihi eserleri gezdi.

Bakan Yılmaz, daha sonra Prizren Yunus Emre Türk Kültür Merkezi’nde Türk sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle biraraya geldi. Kosova kurumlarında Türkleri temsil eden yetkililer, Kosova’da görev yapan Türkiye kurum ile kuruluş temsilcileri ile sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin hazır bulunduğu toplantıda, Türkiye’nin Kosova ve Kosova halkı ve buradaki soydaşlarına verilen desteğin süreceği dile getirildi. 
Ziyaretten dolayı memnuniyetini ifade eden Kosova Kamu Yönetimi Bakanı ve Kosova Demokratik Türk Partisi Genel Başkanı Mahir Yağcılar, bu ziyaretlerin iki dost ülke arasında karşılıklı münasebetlerin dahada iyi olmasında önemli rol oynadığını kaydetti. Bakan Yağcılar, özellikle savunma sahasında yapılan işbirliğinin iki ülke arasında dostlukların pekiştirilmesinde tesirli olduğunu belirtti.

Kendimizi Kendi Evimizde Gibi Hissediyoruz
Katılımcıların alkışlarıyla kürsüye çıkan Milli Savunma Bakanı Yılmaz ise, Türkiye için büyük önem taşıyan Kosova’nın Prizren şehrinde birlikte olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Bakanı Yılmaz, “Kosova’da kendimizi kendi evimizde gibi hissediyoruz. Prizren’e gelmeseydik dahi kendimizi evimizde gibi hissetmiş olduk. Ülkelerimizin ortak tarihi geçmişini ve kültürünü ziyaretimizin başından itibaren hissetmekteyiz” diye konuştu.
Kosova ve Türkiye ilişkilerinde insani bağların özel öneme sahip olduğuna vurgu yapan Bakan Yılmaz, “Kosova’da etkin bir Türk toplumu, Türkiye’de ise çok sayıda Kosova menşeli vatandaşlar var. Soydaşlarımız iki ülke arasında bir köprü rolü oynamakta ve Kosova’nın siyasi, ekonomik ve kültürel hayatına olumlu katkılarda bulunmaktadır. Türkiye olarak yurt dışındaki soydaşlarımızın başarıları bizim için her zaman bir iftihar vesilesi olmuştur” dedi.


Bunlarda İspanyol Türkler İspanya'nın Valencia bölgesindeki Sax kasabasında festivale bu yıl da "Los Turcos" (Türkler grubu) damga vurdu. Kendi bölgelerine "Territorio Turco" (Türk Bölgesi) yazan Los Turcos, mahalleyi Türk bayraklarıyla donattı. 
Mehter eşliğinde tempo tutarak yürüyen Los Turcos üyelerinin Sax sokaklarındaki kendilerine has mehter yürüyüşü büyük bir  ilgi gördü. Los Turcos'un üye sayısı her geçen yıl artarak 720'ye ulaşmış durumda.
Los Turcos üyelerine Türkçe dersleri veren Casa Turca (Türk Evi) derneği temsilcisi ve Murcia Üniversitesi Öğretim görevlisi Murat Atmaca da gruba ait kıyafetleri giyerek festivalde yürüyen ilk Türk oldu. Los Turcos'un Başkanlığını yürüten 'Tito' lakaplı Francisco Sanchez Chico, Madrid'den gelen Casa Turca üyelerine teşekkürlerini sunarak festivali ve Los Turcos'u Türklere tanıtmalarını istedi. 
Uygurlar Gulca'daki Katliamı Unutmadı Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği üyeleri, Gulca olaylarının yıl dönümü münasebetiyle, Çin Halk Cumhuriyeti'nin Ankara Büyükelçiliği önüne siyah çelenk bıraktı. 
Elçilik binası önünde toplanan dernek üyeleri, "Doğu Türkistan Türktür, Türk Kalacak" "Hepimiz Türk'üz, Hepimiz Uygur'uz", "Gulca Katliamını Unutmadık Unutmayacağız" ve "Türkistan'a Özgürlük" yazılı pankartlar açtı. 
Ankara şube başkanı Hayrullah Efendigil, 16 yıl önce Çin güçlerinin, kadir gecesinde ibadet yapmak üzere toplanan kadınlara ateş etmesi sonucu başlayan olaylarda binlerce Uygur Türkü'nün yakalanıp idam edildiği söylendi.
Rusya'da İslamiyete İlgi Her Geçen Gün Artıyor Rusya'nın başkenti Moskova'nın en büyük kapalı salonlarından biri olan Crocos City Hall'de büyük bir hareketlilik yaşanıyor. Şık giyimli genç erkek ve kızlar buraya akın ediyor. Genç kızlar ve kadınların başları kapalı. Erkekler ise konferans salonuna girerlerken takkelerini başlarına takmayı tercih ediyor. Binlerce insanı, buraya çeken ise Peygamber Efendimizin dünyayı şereflendirmesi sebebiyle düzenlenen bir merasim. 

"Mevlid-i Nebi Kültürel Aydınlanma Gecesi'nde" isimli merasim Rusya'da Müslümanlar, kendi sıkıntılarını ve geleceklerini tartıştı. 6 bin 200 kişilik salon doldu taştı. Rusya Müftüler Konseyi tarafından düzenlenen geceye, Müslüman ülkelerin Rusya'daki diplomatik temsilcileri de katıldı. İnguş, Çeçen, Dağıstan, Özbek, Azeri ve Tatar Müslümanların ticari alanlarda da dikkat çekici şekilde ön plana çıktığını söyleyen Rusya Asya Müslümanları Müftüsü Nafiullah Aşirov; 

"Buradaki Müslümanların kendilerine öz güvenleri sonsuz. Birbirleriyle dayanışma içinde olmaya özen gösteriyorlar. Hem çalışkanlıklarıyla hem de ahlaki yaşantılarıyla takdir ediliyorlar. Bundan dolayı diğer din mensuplarını da etkiliyorlar. Nüfusları sürekli olarak artıyor. Ve güçlü bir dini inanışla yollarına devam ediyorlar. Dolayısıyla Rusya'da gelecek Müslümanlarındır. İslam, Rusya'da gençlerin dinidir" dedi. 

Geçmişte komünizm baskısı yüzünden Müslümanların birçok haktan mahrum kaldığını hatırlatan iş adamı Abdülvahit Niyazov, "Müslümanlar çok çalışıyor. Moskova'nın en değerli yerlerinde mal-mülk sahibi olan zengin Müslümanlar oldukça cömert. Birçok noktada yeni camilerin inşaatları yükseliyor. Moskova'nın merkezinde zengin bir İnguşetyalı, 100 milyon dolar bağışlayıp 15 bin kapasiteli bir cami yaptırıyor" diye konuştu.
Cami sayısı 10 bini geçti

Rusya Federasyonu Müftüler Konseyi Başkanı Ravil Gaynuddin, Müslüman nüfus içinde gençlerin geniş yer tuttuğunun altını çizdi. Gaynuddin, Rusya'da son dönemde bazı Müslüman aktivistlerin tutuklanmasını eleştirirken, Devlet Başkanı Vladimir Putin'in yeni camilerin yapılmasına verdiği desteğe de dikkat çekerek, Müslümanların durumunun genel olarak iyileştiğini kaydetti. Crocus City Hall'de renkli bir görüntü oluştu. Geceye aileler çocuklarıyla katıldı. Merasim öncesinde salonda kurulan stantlarda kitap, resim ve mahalli el emeği ürünler satıldı. 

Rusya'da Müslümanların ahlaki hayatında; diğer dinlere mensup kişilerin de etkilenip din değiştirdikleri kaydedildi. Ravil Gaynuddin'in yardımcısı ve Rusya Asya Müslümanları Müftüsü Nafiullah Aşirov, komünizmden sonra İslam dinine mensup olanların durumlarının iyileştiğini ve büyük camilerin yapıldığını söyledi. Ülke genelindeki cami sayısının 10 bini aştığını vurgulayan Aşirov, Moskova'da yaşayan 2 milyonu aşkın Müslümanın hayatın her alanında etkin ve öncü olmaya başladıklarını vurguladı.
Türk Dünyası'nda Ortak Askeri Birlik Kuruluyor Türk dünyası artık askeri bir birlik oluşturuyor. "Avrasya Askeri Statülü Kolluk Kuvvetleri" ismini taşıyan teşkilat, ilk toplantısını Azerbaycan'da gerçekleştirdi. Teşkilatın temelleri Türkiye'de atılmıştı. 2011 yılında Ankara'da alınan kararla Avrasya Askeri Statülü Kolluk Kuvvetlerinin oluşturulması gündeme geldi.
Avrupa ve Akdeniz Jandarmalar ve Askerî Statülü Kolluk Kuvvetleri Birliği'ne alternatif olması düşünülen teşkilat ilk toplantısını Bakü'de gerçekleştirildi. Toplantıya Türkiye, Azerbaycan ve Kırgızistan'dan askeri yetkililer katıldı. Türkiye'yi Jandarma Genel Komutanı Bekir Kalyoncu temsil etti.
Toplantıda, Avrasya Askeri Statülü Kolluk Kuvvetleri Teşkilatının kuruluşu resmen ilan edildi. Teşkilatın amacıysa Türk cumhuriyetleri arasındaki askeri işbirliğini kuvvetlendirmek. Teşkilatın ana karargâhı Ankara'da bulunacak.
Azerbaycan'da "Kanlı 20 Ocak" Katliamında Ölenler Anıldı Azerbaycan’da, 1990 yılında yaşanan ve tarihe “Kanlı Ocak” olarak geçen “20 Ocak” katliamında ölenler yâd edildi. Törende ilk olarak, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Şehitler Hiyabanı’nı ziyaret ederek buradaki Ebedi Ateş Anıtı’na çelenk bıraktı.

Cumhurbaşkanı Aliyev ve diğer  yetkililerin ziyaretinin ardından yüzbinlerce Azerbaycanlı, Bakü Şehitler Hiyabanı’na akın etti. Şehitlik ziyareti için Bakü ve Azerbaycan’ın çeşitli bölgelerinden gelenler, şehitlik önünde uzun kuyruklar oluşturdu. Azerbaycan bayrakları taşıyan vatandaşlar, mezarlıklara kırmızı karanfiller bıraktı. Saat 12:00’de, Azerbaycan için canını veren bütün şehitler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Hazar Denizi kıyısındaki gemiler, metro trenleri, trenler ve otobüsler siren ve kornalar ile şehitleri hatırladılar, askeri kışlalarda, devlet dairelerinde bayraklar yarıya indirildi.

1990 yılının başlarında, Ermenilerin artan toprak taleplerine ve Sovyet yönetimine tepkilerini dile getirmek isteyen binlerce Azerbaycanlı, Bakü’nün Azadlık Meydanı’na geldi ve mitingler başladı. Mitingleri dağıtmak amacı ile 20 Ocak’ta Bakü’nün çeşitli bölgelerinde şehre giren Sovyet ordusu, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 150 kadar sivili katletti, yüzlerce vatandaşı ise yaraladı.

Bakü'ye Akın Ettile

Ülkenin dört bir yanından Bakü Şehitler Hiyabanı’na akın eden Azeriler, Sovyet Ordusu tarafından öldürülen şehitlerin mezarına karanfil bıraktı. Ziyaret sırasında Azeri kadınlar gözyaşlarını tutamadı.
Osman Yüksel Serdengeçti Fotoğraf Sergisi Keçiören’de Açıldı Fotoğraflarla Osman Yüksel Serdengeçti adlı fotoğraf sergisi Keçiören Belediyesi’nin hizmet binasının giriş katında açıldı. Sergi açılışına, TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut, milletvekilleri, Keçiören Belediye Başkanı Mustafa AK, Osman Yüksel Serdengeçti’nin yeğeni ve Türk Kadınlar Derneği Genel Başkanı Emine Bağlı, “Deli Rüzgar Osman Yüksel Serdengeçti” adlı kitabın yazarı Prof Dr. Cemal Kurnaz ile Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı Başkanı Mehmet Doğan katıldı.
Açılışta konuşan Serdengeçti’nin yeğeni Emine Bağlı , “Amcam gibi mücahid bir insanın tanıtılmasına vesile olmak ülkemiz ve milletimiz açısından çok önemlidir. Kültürümüze verdiği katkılardan dolayı Sayın Mustafa Ak’a teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. 
Prof. Dr. Cemal Kurnaz da, çok anlamlı bir buluşma için biraraya geldiklerini kaydederek “Ölümünün 30.yılına yakın bir zamanda bir kitap çalışmamız oldu. Onu yeni nesillere tanıtmak için güzel bir kitap hazırladık” dedi. 
Konya Milletvekili Mustafa Kabakçı da, “Osman Yüksel Sedengeçti, hem söyleyecek derdi olan ama aynı zamanda sözün ruhuna ihanet etmeyen biriydi. Gençlere böyle önemli şahsiyetleri tanıtmalıyız” mesajını verdi.
Balkanların Dramı Bu Sergide Büyük göçün 100. yılı münasebetiyle Türk Ocakları İstanbul Şubesi tarafından tertip edilen sempozyumda Balkan savaşları ele alındı. Büyük göçün 100. yılı münasebetiyle Türk Ocakları İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen sempozyumda Balkan savaşları ele alındı.

İstanbul Fatih'teki Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde düzenlenen panelden önce "Fotoğraflarla Balkan Savaşı"nın anlatıldığı sergi düzenlendi. Fotoğraf sergisinin açılışına Kosova Cumhuriyeti Diaspora Bakanı İbrahim Makolli, Kosova Kamu Yönetimleri Bakanı Mahir Yağcılar, Makedonya TMHP Genel Başkanı Erdoğan Saraç, İskece Müftüsü Ahmet Mete, Türk Ocakları İstanbul Şube Başkanı Cezmi Bayram, Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Derneği Genel Başkanı Musa Serdar Çelebi, bürokratlar, gazeteci ve yazarlarla öğretim görevlileri katıldı.

Fotoğraf sergisinden sonra panele katılan konuşmacılar; Prof. Dr. Murat Hatipoğlu, Prof. Dr. Ömer Turan, Prof. Dr. Hüseyin Bağcı, Oturum Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özkan, Prof. Dr. Nurettin Öztürk, Doç. Dr. Ünal Şenel Balkan ve Dr. İbrahim Şahin Balkan Savaşı'nın soydaşlarımız üzerindeki etkilerini anlatan konuşmalar yaptılar. İki gün süren proğram Balkanlarda bir asır önce yaşanan büyük dram, bir defa daha gözler önüne konulmuş oldu. 
Türkiye Sarıkamış'da Şehitler İçin Yürüdü Enver Paşa komutasındaki Sarıkamış harekatında donarak şehit düşen 90 bin Mehmetçik, 98. yıl dönümünde "Türkiye Şehitlerine Yürüyor" etkinliği ile anıldı.
Kars'ın Sarıkamış ilçesine bağlı Kızılçubuk köyü nde toplanan ve Azerbaycan, Kırgızistan, Çeçenistan, Gürcistan, Kuzey Kıbrıs ve Türkiye'nin dört bir tarafından gelen yaklaşık 10 bin kişi ile İçişleri Bakanı  İdris Naim Şahin, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, yürüyüşe katıldı. Saat 10.00'da toplanan kalabalık hava sıcaklığının sıfırın altında 6 derece soğuk ve yaklaşık 40 santime ulaşan karda ellerinde bayrak alan  gurup 8 kilometrelik Şehit Kurmay Albay Faruk Sungur yolunu takip ederek Soğanlı Dağlarının zirvesine ulaştı. 
Zirvede şehitler için okunan duaya amin diyen gurup saygı duruşunda bulunup İstiklal Marşı'nı okudu. Daha sonra, askeri bando eşliğinde marşlar okunarak törenin yapıldığı Şehitlik mahalline gelindi. Kızılay alana giriş yapan Mehmetçiğe kırmızı ve beyaz karanfiller atarak karşıladı. Komutanlar, harita üzerinde Sarıkamış Harekatını anlattı.  
Emir Buhari Tekkesi Yenilendi Emir Buhari Tekkesi, Nakşibendi tarikatını İstanbul’a getiren ve “Emir Buhari” olarak anılan Buharalı Şeyh Ahmet Efendi (ö:1516) tarafından 1512-13 (H.918) yılında kurulmuştur. 
Mülkiyeti Vakıflar İdaresi’ne ait olan tekke yapısı, 2005 yılında tahsis edildiğinde sadece 3 duvarı ayakta kalmıştı.
Atik Mustafa Paşa Mahallesi'nde, yer alan Emir Buhari Tekkesi'nin bahçesi içerisinde yapılan kazı çalışmaları neticesinde tekkenin yanında birde haremlik selamlık binasının temellerine rastlanmıştır. Fatih belediyesi bu binayı da aslına uygun bir şekilde tekrar inşa etmiştir.
Kuzeybatı bölümü selamlık, güneydoğu kısmını da harem olarak taşarlanmış yapının bu iki ayrı bölümü tek yapı içindedir. Harem bölümünün doğusunda, bitişik olarak bir çamaşırhane yer almaktadır. Çamaşırhanenin doğusunda bir hazire, hazirenin doğusunda ise bir bahçe bulunmaktadır. 
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den Serzeniş Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği (TDED)'ni kabul etti. TDED Genel Başkanı Ekrem Erdem, Cumhurbaşkanı Gül'e, derneğin yayını 'Dil ve Edebiyat' dergisini takdim etti. Erdem'in başkanlığındaki kabule; derneğin genel merkez icra kurulu ve Ankara şubesi yönetim kurulu katıldı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkçenin karşı karşıya kaldığı problemlere işaret ederek, "Kelime hazinesi çok az olan bir nesil ortaya çıktı. İletişim teknolojisi de buna sürüklüyor. Kimse artık mektup yazmıyor. Gençlerin fikirlerine, nesillere yön verecek yeni dergiler yok gibi geliyor bana." dedi.
Ziyaretten büyük memnuniyet duyduğunu ifade eden Abdullah Gül, "Bu makamlarda olmanın dezavantajlarını yaşıyoruz. Eskisi gibi kitapları takip edemiyoruz. O dönemler kitapçılardan çıkmazdık. Sanat, edebiyat dergilerini, yurt dışında bile 10 yıl takip etmiştim." şeklinde konuştu.
En Çok Memnun Olduğum Ziyaretlerden Biri
Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği'nin ziyaretiyle ilgili memnuniyetini dile getiren Cumhurbaşkanı Gül, "Son dönemlerde en çok memnun olduğum ziyaretlerden biri oldu. Dil ve edebiyat alanlarındaki çalışmalarınızı görünce çok sevindim. Çok memnun olduğum bir iş yapıyorsunuz. Çok tebrik ediyorum." diye konuştu.
Derneğin Ankara Şubesi'nin yerini çok beğendiğini kaydeden Gül, "Ankara'nın önemli merkezi haline gelir. Çok tebrik ederim. Siyasetten daha heyecan verici bir şey. Orası çok güzel, canlı ve uğrak bir yer. Güzel bir de kitapevi olsun." tavsiyesinde bulundu.
Anayasanın Dilinden Çok Çekiyoruz
Anayasanın dilini gündeme getiren Cumhurbaşkanı Gül, "Anayasanın dilinden çok çekiyoruz. Kanunların dilinden de çok çekiyoruz." dedi. İyi niyet mektuplarına temas eden Gül;

 "Güven mektuplarının çok hoş bir dili vardır. Yüzyıllardır kullanılan dili devam ettirirler. Dil ve edebiyat yönünden, sunumu çok yüksek seviyeli bir dildir. Büyükelçiler bir yere tayin edildiğinde gittikleri ülkenin cumhurbaşkanına sunarlar. Bizimkilerin mektuplarını gözden geçirince, okunduğunda hiçbir ruhu olmayan mektuplar haline geldiğini gördüm. Sıradanlaşmış; kelime, metin neredeyse tamamen değiştirilmiş ve yozlaştırılmıştı. Hemen düzeltin talimatı verdim. Şimdi düzeltiyorlar."

Suriye Türklerine karşı baskılar, işkenceler devam etmektedir Türk Dünyası’nın bir parçası sayılan Suriye Türkleri, Baas Partisi tarafından her türlü haksızlığa maruz bırakılarak, anayasal, kültürel haklarından uzun yıllardan beri günümüze kadar mahrum kaldılar. Ana dillerinde okumak eğitim yapmak kitap, gazete, dergi yayınlamak yanında, Türkçe televizyon, radyo, internet site alanında da her çalışmaları yasaklanmıştır. 

Uzun yıllar Suriye’yi yöneten Baas Partisi diktatörü Hafız Esad bütün baskı ve asimilasyon metotlarını kullanarak, çok sayıda Türk’ü idam ederek, uzun yıllar hapishaneye atarak, bütün mülklerine, evlerine, arazilerine el koyarak büyük zulüm yapmıştır. 

Bu dönemde de Hafız Esad’ın oğlu Devlet Başkanı Beşar Esad’ın aldığı bütün tedbirlere rağmen, Suriye’deki bütün Türk bölgelerine olayların yayılması devam ediyor. Suriye halkının yanında Türklerin de gösteri ve ayaklanmaları, Suriye’nin her şehrine ve köşesine yayılmıştır. Artık milletlere baskı, soykırım düzenleyen diktatörler bir an önce yok olmalıdır, düşmelidir. Özellikle Saddam rejiminin düştüğü gibi, Esad rejimi ve onun gibi bütün diktatörlükler yıkılmalıdır. 

Hiçbir hakları olmayan Suriye Türklerinin bütün hakları bir an önce verilmelidir. Esad Rejimi, acımadan sivil halkın, göstericilerin üzerine ateş açarak, çok sayıda sivili öldürmüş ve yaralamıştır. 

Suriye’de yaşayan Türkler, uzun yıllardır ve özellikle son gösterilerde büyük kayıplar vermektedirler. 

Dünya bu kıyıma, katliamlara sessiz kalmaktadır. 

Bugün Suriye’deki protesto gösterilerinde şehit olan Türklerin sayısı, gösterilenlerden çok daha fazladır. Birçok Suriyeli Türk de yönetim tarafından kayıp edilmiş, izleri bile bulunmamaktadır, Sivil halka karşı, görülmemiş biçimde baskı şiddet uygulanıyor ve bunun sonucunda çok sayıda ölüm vakası olmaktadır. 

Artık Suriye’deki olaylar durdurulamayacak, daha da artacaktır. Hama şehrinde yüzlerce Türk şehit olmuş, yüzlercesi de kayıplar listesine geçmiştir. Bir kısmı da Türkiye’ye yerleşmiştir, 
Suriyeli Türkler 1982 yıllarında Hafız Esad döneminde de on binlerce şehit vermiştir. Suriye’nin Teslima Türkmen şehrinde, çok sayıda Türkmen hapishaneye atılarak, kurşuna dizilmişlerdir. 

Sadun Köprülü 
Bosna'da Bir Üniversitede daha Türk Dili Bölümü Açıldı Bosna-Hersek'in güneyinde bulunan tarihi Mostar şehrindeki Cemal Biyediç Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi bünyesinde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü açıldı. Bölümün açılışı dolayısıyla Cemal Biyediç Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi'nde tören düzenlendi. Türkiye ve Bosna-Hersek milli marşlarının okunmasının ardından üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü hizmete girdi. 
Yunus Emre Türk Kültür Merkezi ile üniversite arasında yapılan anlaşmaya göre, Yunus Emre Türk Kültür Merkezi üniversiteye öğretim üyesi yetiştirecek. 
Saraybosna'daki Yunus Emre Türk Kültür Merkezi Müdür Vekili Nuri Türkyılmaz, anlaşmaya göre öğretim üyelerinin yanı sıra merkezin bu bölümde eğitim görecek öğrencilere gerekli materyallerin de temin edileceğini söyledi. Başarılı öğrencilere burs vereceklerini, isteyenler için Türkçe yaz okulu açacaklarını belirten Türkyılmaz, bin 100 kitabı barındıran bir kütüphane açtıklarını da söyledi. 
  Hersek-Neretva Kantonu Eğitim, Kültür ve Spor Bakanı Zlatko Hacıomeroviç de Cemal Biyediç Üniversitesi'nde bu bölümün açılmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Hacıomeroviç, "Yunus Emre Türk Kültür Merkezi'ndeki arkadaşlarımız her türlü işbirliğine hazır. Bu gibi faaliyetlerin gelecekte daha artacağını diliyorum" dedi. 
Cemal Biyediç Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Adnan Velagiç de bu yıl 20 öğrencinin kaydolduğu bölümün açılmasının Mostar'ın yanı sıra bütün bölge için de çok önemli olduğunu ifade etti. Velagiç, "İnşallah dört yıl sonra ilk Türkçe mezunlarımızı vereceğiz. Onlar bu bölgenin büyük ihtiyaç duyduğu kadrolar" diye konuştu. 
        

Balkanlarla bir asır sonra yeniden kucaklaşıyoruz Balkan Savaşlarının 100. yılı münasebetiyle Bursa Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Üniversitesi ve Rumeli Balkan Dernekleri Federasyonu tarafından tertib edilen "1. Uluslararası Balkanlar ve Göç Kongresi" İstanbul'da başladı. Kongreye AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, TBMM Başkan Vekili Meral Akşener, ve dünyaca ünlü tarihçi Prof. Dr. Justin MCCarthy'in yanı sıra çok sayıda bilim insanı, tarihçi ve siyasetçi katıldı.

Açılışta konuşan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, "Yıllar önce veda ettiğimiz Balkanlara bu kongreyle yeniden dönüş yapmış oluyoruz. Yıllar sonra Balkanlara yeniden, 'Merhaba' diyoruz" dedi.

AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ise, "Bugün ne Meral ablam MHP'li, ne Bihlun ablam , ne de ben AK Partiliyim. Bugün hepimiz Rumeliliyiz. Bizim yüreklerimizin toplu vurma vaktidir, içimize sokulan fitne karşısında tek yumruk olmanın zamanıdır" diye konuştu.

TBMM Başkan Vekili Meral Akşener de Rumeli'nin temel taşının kadınlar olduğuna vurgu yaptı. Akşener, barışın önemli bir kavram olduğunu söyleyerek, "Biz her zaman barışı söylüyoruz da nedense büyük devletlerde hiçbir insaf söz konusu değil. Ben mübadele görmüş bir ailenin çocuğuyum" dedi.

Balkan Rumeli Konfederasyonu Başkanı Turan Gençoğlu, tarih boyunca Türk toplumunda göçlerin daima önemli yeri olduğunu belirtti. Rumeli Balkan Dernekleri Federasyonu Başkanı Ayhan Bölükbaşı, göçü yaşayanların geçmişteki durumlarıyla bugünlere geliş hikayesini dünyaya duyurmak maksadını taşıdıklarını söyledi.

Kongre Başkanı Prof. Dr. Ali Arslan, 2012 yılında sık sık savaşların gündeme geldiğini belirterek, göç üzerinden barışa nasıl ulaşılabileceğini tartışmak üzere organizasyonun düzenlendiğini söyledi.

İstanbul Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Sedat Murat, Balkan savaşlarının hem Balkan topraklarının hem de Anadolu'nun etnik kültürel yapısının yeniden düzenlendiğini ifade etti. Kongrenin açılış oturumunda, 'Balkanlar, Savaş ve Göç Kavramları Üzerine' konusu ele alındı. Kapanış ve değerlendirme oturumunun Bursa'da yapılacağı kongre, 7 Aralık'ta sona erecek. 
Rusları Çıldırtan Taşlar Bitlis'in Ahlat ilçesini 1915 yılında işgale gelen Rus birliklerinin, tarihi Selçuklu Mezarlığı'ndaki abidevi taşları, sıraya dizilmiş Türk askeri sanarak saatlerce sürdürdükleri top atışlarının izleri günümüzde hala duruyor.
Ahlat ilçesinde ağızdan ağıza, kulaktan kulağa aktarılan rivayete göre, sabahın alaca kararlığında işgale gelen Ruslar, karargahlarını 20 kilometre uzaklıktaki bir köye kurarlar. Karşılarında ayakta dimdik duran yüzlerce Türk askeri gören Rus birlikleri, bölgeyi saatlerce top atışına tutarlar. Buna rağmen tek bir askerin bile kıpırdamadan dimdik ayakta durması karşısında şaşkına dönen ve adeta çıldıran Ruslar, tüm hiddetleriyle Ahlat'a taarruza devam ederler. Gerçek gün ağarınca ortaya çıkar ve Ruslar, top ateşine maruz bıraktıklarının Türk askerleri değil, boyları 4-5 metreyi bulan Ahlat Selçuklu Mezarlığındaki abidevi mezar taşları olduklarını anlarlar.
Konu hakkında bilgi veren Ahlat'ı Geliştirme Güzelleştirme ve Tanıtma Derneği (AHGED) Başkanı aynı zamanda emekli İlçe Milli Eğitim Müdürü İsmail Yurttaş, Rusların Ahlat'ı işgali sırasındaki mezar taşlarının rolünü anlattı. 1915 Yılında Rusların, Ahlat'ı işgal ettiklerinde karargahlarını ilçenin 20 kilometre uzağındaki Çukurtarla köyüne kurduklarını söyleyen Yurttaş "Sabahın erken saatlerinde olduğu için bölgeye baktıklarında buradaki dimdik ayakta duran mezar taşlarını Türk ordusunun askerleri olarak görüyor veya öyle zannediyorlar. Tabi o zamanın teknolojisi ve ellerindeki dürbünler çok güçlü değil. Sabahında ilk saatleri ve alaca karanlık zamanı olduğu için Ruslar burayı top atışına tutuyorlar.
Mezar taşları top atışları sırasında da tahrip oluyor. Gerçek gün ağarınca ortaya çıkıyor ve Ruslar durumu anlıyorlar. Tabi bu olan Rusların hızlı gelişini de engelliyor. Çünkü buradakilerin mezar taşı olduğunu asker olmadığını bilmiş olsalar Ahlat'a daha hızlı gelmiş olacaklar. Bu da buradaki tüm insanların yok olmasına yol açabilecekti. İşte bu kazanılan süre içerisinde yani karargahlarından yaptıkları top atışları ve Ahlat'a gelişleri birkaç saat sürünce buradaki insanlar da önce Bitlis'e, oradan da Diyarbakır tarafına göç ediyorlar. Bu vesile ile de bir kısım Ahlatlı da canları kurtulmuş oluyor. Yani ecdadımızın yapmış olduğu mezar taşlarının yaklaşık 900 sene sonrasında bile Ahlatlı'ya faydası olmuş. Sonrasında ise Ruslar buradaki mezar taşlarının bir bölümünü sökerek ilçemizdeki Yeni Köprü köyünün yol yapımında kullanıyorlar. Çünkü Ruslar buraya kalıcı amaçla geldikleri için Anadolu'dan bir daha geri çekilecekleri akıllarında yoktu. Ahlat'ta bu taşlardan bazı binalarda yapıyorlar. Bu şekilde çok sayıda mezar taşımız var" dedi.
Karşısında Ordu Bekleyen Ruslar Şaşkınlık İçerisine Giriyor
Anlatılan sözlü tarihin son derece önemli olduğunun altını çizen İsmail Yurttaş; ”Bizlere büyüklerimizin anlattığı olaya göre, Ruslar buraya geldiğinde karşılarında ordu değil de mezar taşı olduğunu görünce büyük bir şaşkınlık içerisine giriyorlar. Ve kaybettikleri zamana da yanıyorlar. Çünkü o zamanı burada kaybetmeseler Ahlat'ta kalmış olan insanları öldürme şansları olabilirdi. Sonuçta karşılarında ordu bekleyen Ruslar, gördükleri manzara karşısında şaşkınlık içerisine giriyorlar.
Selçuklu Mezarlığı ve Mezarlığı ve Abidevi Mezar Taşları
Anadolu'nun Orhun abideleri olarak da nitelendirilen ve 200 dönüm alana kurulan Selçuklu Mezarlığı, yalnızca Anadolu'nun değil, tüm İslam dünyasının en büyük mezarlığı olarak biliniyor. Mezar taşları ait oldukları dönemdeki inançlar ve tarih açısından büyük ipuçlarını veriyor. Geometrik şekiller, bitkisel motifler, rumi ve palmetler, ejder başlıklar, mukarnas ve nişler ile tezyin edilmiş mezar taşları, Asya tesiri ile Orhun Anıtları'nı andırıyor. Burada birtakım meslek grupları, ileri gelenler, yöneticiler, kadılar olduğu da taşlardan öğreniliyor. Taşların 4,5 metreyi aşan yüksekliklerinin Orta Asya ile yakın alakası olduğuna değiniliyor. Dünyanın en büyük tarihi Müslüman Mezarlığı konumunda olan Selçuklu Mezarlığı'nda, Ahlat Selçuklu Fotoğrafçılık Kulübü'nün çektiği fotoğraflarla tespit edilen 8 bin 169 adet abidevi mezar taşı bulunuyor.
Türk Dünyası'nın Acı Kaybı Türk Dünyası Araştırmalar Vakfı Başkanı Prof. Dr. Turan Yazgan son yolculuğuna uğurlandı. Yazgan için ilk önce İstanbul Üniversitesi  ve vakıfta tören düzenlendi. Törende konuşan Rektör Prof. Dr. Yunus Söylet, sadece Türk dünyasının değil, İstanbul Üniversitesi'nin de ismi ve ülküsüyle hep aynı yönde giden bir büyüğünü kaybettiğini söyledi. Turan Yazgan'ın hizmetlerinin devamının herkesin üzerine vazife olması gerektiğini ifade eden Söylet, "Allah ondan razı olsun. Mekanı cennet olsun" dedi. 
O Bir Çınar Ağacıydı
Azerbaycan Milletvekili şair Sabır Rüstemhanlı, Turan Yazgan'ın, Türk dünyası sevdalısı bir akademisyen olduğunu belirterek, "Son yıllarında çok çileler çekti. Türk dünyası bıraktığı vakfa yardım etmeli. O, bir çınar ağacıydı. O bu millet için fikir üreten bir insandı" değerlendirmesinde bulundu.

Rüstemhanlı, Prof. Dr. Turan Yazgan'ın, Türk dünyasında fikirleriyle yaşayacağını söyledi. Prof. Dr. Turan Yazgan'ın naaşı, buradaki törenin ardından cenaze aracına konularak, Fatih'teki Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı'na getirildi. Bu sırada cenaze aracının arkasından Türk cumhuriyetlerine ait bayraklar taşındı.

Vakıfta düzenlenen törende ise; Kur'an-ı Kerim okunmasının ardından dostları, Prof. Dr. Turan Yazgan ile ilgili anılarını anlattı. Vakıftaki törenin ardından Prof. Dr. Turan Yazgan'ın cenazesi, ikindi vakti kılınan cenaze namazı için Fatih Camisi'ne götürüldü. Yazgan'ın cenazesi 7'si özel bölge ile birlikte 23 Türk Cumhuriyeti'nin toplam 30 ayrı bayrak ve flamalar eşliğinde Fatih Camii'ne getirildi. 
Devlet Oradaydı
Cenaze törenine; Yazgan'ın hanımı Gülen Yazgan, evladtları Karahan, Közhan, Korhan, TBMM Başkanı Cemil Çiçek, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Lideri Devlet Bahçeli, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ile sanatçı Orhan Gencebay gibi çok sayıda kişinin katıldığı görüldü. İkindi namazına müteakip kılınan cenaze namazının ardından Yazgan'ın cenazesi Kozlu Mezarlığı'nda defnedildi.    
Turan Yazgan Kimdir?
Isparta'nın Eğirdir ilçesinde 1938 yılında doğan Turan Yazgan, ilk ve orta öğreniminin ardından 1959 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nden mezun oldu. 

İmar ve İskan Bakanlığı Bölge Planlama Daire Başkanlığı'nda "İktisadi Araştırmacı" ve "Bölge Plancısı" unvanlarıyla beş yıl görev yapan Yazgan, 1963 yılında İtalya'ya, Güney İtalya Bölge Planlaması konusunda staj yapmak üzere gitti. 

Yazgan, 1966 yılında İktisat Fakültesi'ne asistan olarak girdi. "Şehirleşme Açısından Türkiye'de İş Gücünün Demografik ve Sosyo-Ekonomik Bünyesi" adlı tezle doktorasını tamamlayan Yazgan, 1971 yılında "Gelir Dağılımı Açısından Sosyal Güvenlik" konulu teziyle doçent oldu. 
Turan Yazgan, 1977 ve 1978 yıllarında Güneydoğu Anadolu Bölgesi Planının Genel Koordinatörlüğü görevini üstlendi. Bölgede yapılan araştırmaları müteakip ortaya çıkan yedi ciltlik Güneydoğu Anadolu Gelişme Planı'nı, Başbakanlık Tarım ve Toprak Reformu Müsteşarlığı'na sundu. İktisat Fakültesi'nde 1979 yılında profesör olan Yazgan, üniversite senato üyeliği, üniversite yönetim kurulu üyeliği ve anabilim dalı başkanlığı yaptı. 
Prof. Dr. Turan Yazgan, 2000 yılında istifa ederek üniversiteden emekliye ayrıldı. Prof. Dr. Turan Yazgan, 1980 yılında kurduğu Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı'nın genel başkanlığını yürütüyordu. Evli olan Turan Yazgan, üç çocuk babasıydı. 
Türk Dünyası Eskişehir'de Buluştu
Çeşitli ülkelerden gelen sanatçılar geleneksel enstrümanlarıyla Eskişehir’de konser verdi.

Sanatçılar, Eskişehir Osmangazi Üniversitesindeki konferans salonunda yöresel kıyafetleri ve enstrümanlarıyla sahne aldı.
Eskişehir’de, Türk Dünyası Geleneksel Müzik Konseri, 10 ülkeden 40’ın üzerinde sanatçının katılımıyla gerçekleştirildi. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi konferans salonundaki konsere vatandaşlar büyük ilgi gösterdi.
Türklüğü ifade eden göç, savaş, barış ve birlik beraberlik teması altında 20’nin üzerinde grubun performans sergilediği konser 90 dakika sürdü. Konsere AK Parti Eskişehir Milletvekili Ülker Can, Odunpazarı Belediye Başkanı Burhan Sakallı, Vali Yardımcıları, Siyasi Parti ve Sivil Toplum Kuruluşu temsilcileri katıldı.
Aydınların gözüyle Seyyid Ahmet Arvasî
H
üdavendigar Onur'un kaleme aldığı "Aydınların Gözüyle Seyyid Ahmet Arvasî" kitabı, Arvasi'nin akrabaları, arkadaşları, dostları ve sevenlerinin hatıra ve görüşlerine yer veriyor. 
Mânâ, ruh ve misyon birliği bakımından Ahmet Yesevî'ye benzetilip "Asrın Yesevîsi" diye tanınan Seyyid Ahmet Arvasî vefatından 24 sene sonra yeni bir eserle tekrar hatırlandı. Arvasî'nin akrabaları, arkadaşları, dostları ve sevenleri hatıra ve görüşlerini "Aydınların Gözüyle Seyyid Ahmet Arvasî" adlı eserde topladı. 
Gazeteci-Yazar Hüdavendigar Onur'un hazırladığı kitapta; Yalçın Özer, Mustafa Necati Özfatura, Yılmaz Boyunağa, Dilaver Cebeci, Muhip Arvas, Murat Arvas, Ahmet Doğrusözlü, Vehbi Arvas, Prof. Dr. Hasan Seçen, Sadık Gökçe, Nazif Okumuş, Kemal Çapraz, Rasim Ekşi gibi çok sayıda gazeteci, yazar, siyasetçi ve gönül adamının Arvasi hakkında hatıraları yer alıyor. 
Gazeteci-Yazar Onur'un daha önce de Ahmet Arvasî ile ilgili yayınlanmış 3 kitabı bulunuyor.
56 yıllık ömrünü ecdadına, dinine bağlı, vatanını, bayrağını, milletini seven, bilgili ve temiz bir gençlik yetişmesi için çırpınarak geçiren Seyyid Ahmet Arvasî, Türkiye Gazetesi'ndeki "Hasbihal" köşesinde uzun yıllar eğitici, yönlendirici, irkiltici ve uyarıcı yazılar kaleme almıştı. Son dönemin büyük mütefekkir ve ilim adamı merhum Arvasî, bir gönül adamı olduğu kadar, akıl adamı ve iyi bir eğitimci idi. 
O hayatı boyunca kendisine, yaratılanların en üstünü ve güzeller güzeli Sevgili ve Şerefli Peygamber Efendimizi örnek almış, imanı kâmil bir "Mümin" ve büyük bir "Hakk aşığı" idi. Son nefesine kadar Türklüğe ve İslâm'a hizmet etmek için çırpınan, son derece ihlâslı ve yazdıklarını da yaşayan samimi ve dürüst bir kimse idi. 
Fertlerden başlayarak toplumun bütün alanlarında yeni bir dirilişi öngören yazıları, yaptığı ateşli konuşmaları, kaleme aldığı gazete makaleleri ile teorik bir yeni toplum modeli sunan Arvasî, her zaman farklı duruşuyla dikkat çekti. Hemen her fikir adamı gibi, onun da hayatı çile ile geçti. 
Baskılar, yıldırmalar, korkutmalar, hapishaneler, işkenceler; hasılı enva-i çeşit zulümlerden hiç birisi onu, doğru bildiği yoldan asla alıkoymadı. En olumsuz şartlarda bile hep dik durdu; gerçeği bütün gücüyle haykırdı. İşte bu mesajı alan on binler, Arvasî'yi Fatih Camii avlusundaki cenaze namazında yalnız bırakmadı...
Ağlama Tuna Halide Alptekin, Balkan faciasının 100. yılına ithaf ettiği, “Ağlama Tuna” romanında, savaş ve göç sırasında yaşanan acıları dile getiriyor. Roman, TÜYAP kitap fuarında okuyucuyla buluşacak.

Yazar Halide Alptekin’in, “Ağlama Tuna” isimli yeni romanı Yitik Hazine yayınlarından çıktı. İlk defa, 17 Kasım’da açılacak olan TÜYAP kitap fuarında okuyucuyla buluşacak olan romanda, Balkan Savaşları ve Anadolu’ya göç sırasında yaşanan acı olayları ele alınıyor.

Halide Alptekin, Balkan faciasını kor alev gibi sinesine çeken ailesinin yaşadıklarını kalemiyle günümüz insanına aktarıyor. Tuna ise hâlâ ağlıyor. Balkan Savaşlarının 100. yıl dönümünde faciayı iki Türk ailesinin gözüyle anlatan romanda savaşların öncesi, sıcak çatışmalar sırası ve anavatana göç esnasında yaşanan acı hatıralar, Romancı Halide Alptekinin mükemmel üslubuyla okura sunuluyor.

Halide Alptekin, Balkan faciasını kor alev gibi sinesine çeken ailesinin yaşadıklarını kalemiyle günümüz insanına aktarıyor. Romanın ilk bölümünden:

“Abdullah Efendi (Kocadede), mahallenin meraklı genç ve çocuklarını etrafına toplamış, onlara şanlı ecdatlarını anlatıyordu:

Tuna derler bir gümrah nehirdir, bizim nehrimiz.
Rumeli-i Şahane derler, verimli bir topraktır bizim vatanımız;
Osmanlı derler bir koca imparatorluktur bizim devletimiz ve de İslamiyet derler en son, en yüce bir dindir bizim dinimiz bre...”

Romanda, Türk tarihinde en ağır hezimetlerden biri olan Balkan Harbi’nde yapılan hatalar, yaşanan acılar, büyük dramları öğrenmek isteyen ve Rumelide yitirilen vatanın hikayesini bilmek isteyenlere nefis bir okuma vaadi sunuluyor.
Moğalistan'daki Kayıp Türkler Dilleri Türkçe olan Dukhalar, Moğolistan'da 10 bin yıldır varlığını sürdürüyorlar. İki Türk basın mensubu Moğolistan'ın Kuzey sınırında 10 bin yıldır varlığını sürdüren Türk kavmiyle 2 ay geçirdi. İkili intibaalarını "Dukha Halkı Kayıp Türkler" adlı belgesele aktardı. Türkçe'ye yakın bir dil konuşan ve göçebe hayatı yaşayan Dukha Türkleri, Moğolistan'ın Kuzey sınırındaki Sayan Dağları yamaçlarında yaşıyor.

10 Bin Yıl Önce İnsanların Yaşadığı Şekilde Yaşıyorlar

Dukha Halkıyla ilgili bilgi veren Atlas Dergisi Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek, "Bundan 10 bin yıl önce insanların yaşadığı şekilde yaşıyorlar. Herşeyi ortaklaşa paylaşıyorlar. Aralarında eşitlikçi münasebetler var. Suç işlenmiyorlar. Kadın erkekten ya da erkek kadından üstün değil. Ren geyikleriyle birlikte onların vahşi göç yollarında onlarla birlikte dolaşıyorlar" dedi.

Kelimelerin Yüzde 50'si Aynı

Fotoğrafçı Selcen Küçüküstel ise "Bir hafta içinde bayağı günlük seviyede anlaşabiliyorduk. Kelimelerin belki yüzde 50'si aynı diyebilirim. Türkçe konuşan biri için öğrenmek çok kolay" diye konuştu.

Moğolistan'a Tuva'dan gittikleri düşünülen Dukhalar, Şaman inançlarını da sürdürmesi Türk olduklarına dair en güçlü iddialardan biri. Ren geyiklerinin sütü ve peyniriyle ve topladıkları yaban yemişleriyle beslenen kavim, avlarını paylaşıyor.

Nehirler Kirlenmesin Diye...

Geyikler de Dukhalar'ın hayatının bir parçası olmuş. Dukha Türkleri, ayrıca tabiata o kadar itina gösteriyor ki kirlenmesin diye nehirlerde ellerini bile yıkamıyor.

Avurupa'da Türkler'in Nüfusu AB Ülkelerinden Fazla Avrupalı Türkler, 6 milyonluk nüfuslarıyla AB’nin fiilen 28. Üyesi haline geldiler. Nüfus oranında AB üyesi Danimarka, Norveç, Finlandiya, Estonya, İrlanda, Kıbrıs Rum Kesimi, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Malta ve Slovenya’yı geride bırakarak 16. Sırada yer aldı. Ülke parlamentolarında ve Avrupa Parlamentosu’nda toplam 69 milletvekili görev yaptığı, toplam servetleri 98,7 milyar euro, 1 milyon 672 bin Türk çalışana karşılık AB genelinde Türk müteşebbis sayısının 174.500’e ulaştığı belirlendi. Karnı acıkan Alman, soluğu dönercide alıyor. Alışverişini “Mehmet Dayı”nın bakkalında yapıp, yeni cep telefonu kontratını da Ahmet Bey’in dükkanında imzalıyor. 8 milyar euro yatırımla kurdukları 70 binden fazla Türk kökenli girişimcinin ticari işletmeyle yıllık 35 milyar euro ciroları ve sağladıkları 350 binden fazla istihdamla ekonominin dinamosu haline geldiler. Almanya’da serbest çalışan Türklerin sayısı 2012 yılı itibariyle 70 bin 300’e ulaştı. Her 10 Türk ailesinden biri, geçimini serbest çalışma yoluyla sağlıyor. Avrupa Birliği’nin 27 ülkesinden 6 milyon Türk yaşıyor. Bu kitlenin takriben 1 milyonluk kısmını, AB’le üye olan, Bulgaristan’da ve Romanya’da yaşayan Türkler teşkil ediyor. Diğer kısmını ise 1961’den sonra bugünkü AB üyesi ülkelerine giden göçmenler oluşturuyor. 6 milyonluk nüfus Danimarka nüfusuna yakın. Baltık Cumhuriyetleri’nin toplam sayısının neredeyse iki katıdır. Böylelikle 6 milyon Türk nüfusu, AB üyesi Danimarka, Norveç, Finlandiya, Estonya, İrlanda, Kıbrıs Rum Kesimi, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Malta ve Slovenya’yı  geride bırakmış olduğu anlaşıldı. /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin-top:0cm; mso-para-margin-right:0cm; mso-para-margin-bottom:10.0pt; mso-para-margin-left:0cm; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri","sans-serif"; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-theme-font:minor-fareast; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin;}
Kosova Bizsiz Değil Kosovalılar artık yalnız değil, Türkiye, tüm kurum ve kuruluşları ile Kosova’da imar, eğitim ve ekonomik faaliyetlerine devam ediyor, Osmanlı eserlerine sahip çıkıyor... Rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti’nin:

"Kosovalar, Plevneler bizsizdir
Yosun tutmuş camileri ıssızdırBoynu bükük minareler öksüzdür“  mısraları yıllardır dilimizden düşmedi, hepimizin feryadı olmuştu. Artık bu feryat, Kosova için geçerli değil. 
Başta TİKA olmak üzere, Yunus Emre Enstitüsü, Diyanet İşleri Başkanlığıyla Türkiye devlet kuruluşları, tek başına bir ordu olan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile diğer belediyeler, Türk vakıf ve dernekleri, Türk şirketleri Kosova’da imar, eğitim ve ekonomik faaliyetlerine devam ediyorlar. 

Geçtiğimiz günlerde Kosova’daydık. Gittik ve gördük ki artık Kosovalar bizsiz, camileri ıssız, boynu bükük minareler öksüz değil. Türkiye’nin büyük desteğiyle camiler ayakta, içinde cemaat var.

İki gün boyunca Kosova’yı doğudan batıya, kuzeyden güneye, Priştine’den Prizren’e, Kaçanik’ten Gilan ve Mamuşa’ya gezdik. Gittiğimiz her yerde Türkiye’den izler gördük. İki günlük seyahatimiz boyunca Kosova Sağlık Bakanlığı’na 5 adet hibe ambulansın teslim edildiğine, restorasyonu TİKA tarafından yapılan "Gazi Mestan Türbesi" ile "Gilan Alaaddin Medresesi"nin ve Bursa-Osman Gazi Belediyesi tarafından hizmete hazır hale getirilen Prizren Engelliler Evi’nin açılışına, Kaçanik Sinan Paşa Camisi’nin restorasyon çalışmasının başlamasına, Türk işadamları tarafından kurulan Kamila Çikolata fabrikasının açılışına şahit olduk. 

Türkiye’nin Kosova’ya verdiği ehemmiyet Yunus Emre Kültür Merkezleriyle de belli oluyor. Enstitüsü, yurt dışında çeşitli ülkelerde açtığı Yunus Emre Türk Kültür Merkezleri ile Türkiye’nin, Türk dilinin, kültürünün, sanatının ve tarihinin tanıtılması adına çalışmalar yapıyor. Bugüne kadar 17 merkez açılmış, bunları ikisi Kosova’da, biri Priştine’de, diğeri de Prizren’de..

Halil Delice
Balkanlar'ın Gözdesi Türkçe Bosna'da 5 Bin Öğrenci Almanca'dan Vazgeçerek Türkçe'yi Tercih Etti
T ürkiye'nin kültürel diplomasi faaliyetlerini yürüten Yunus Emre Enstitüsü, yurt dışında açtığı kültür merkezleri ile adından söz ettirmeye devam ediyor. Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ali Fuat Bilkan, İşkodra'daki 26'ncı merkezin açılışından önce çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Enstitünün açtığı merkezler sayesinde Bosna Hersek'te 5 bin öğrencinin Almanca dersinden vazgeçerek Türkçe'yi seçmeli ders olarak tercih ettiğini kaydeden Bilkan;

“Almanca kitapları satan bir kitapevi enstitümüze gelerek; 'Almanca kitap satamıyorum. Bundan sonra Türkçe kitap satmak istiyorum. Bana yardımcı olun' dedi.

Bunun üzerine Bosna'da 'Haydi Türkçe Öğrenelim' diye Türkçe kitap bastırdık, kahramanları Boşnak olan kitaplar hazırladık. Yunus Emre Kültür Merkezleri sayesinde, Gürcistan'da iki okulda Türkçe seçmeli ders olarak okutulmaya başlandı. Bosna'da bu sayı 5 bini aştı, Türkçe ders gören bu çocuklara kırtasiye yardımı ve ders kitabı dağıttık. Tunus da yakında Türkçe seçmeli derse geçecek” dedi.
Türkler Balkanlar'da Büyük Acı Çekti Amerikalı tarihçi Profesör Justin McCarthy, “Balkan Savaşları, Türk tarihinin çok önemli bir parçası. Ama tarih kitapları, bu savaşlarda Türk ve diğer Müslüman toplumların yaşadığı muazzam kayıpları neredeyse hiçbir zaman dikkate almadı” dedi.

Balkan Savaşları’nı inceleyerek “tehcir haritası” hazırlayan Profesör McCarthy, İstanbul Küresel Forumu’nda konuyla ilgili konferanslar vermek için Türkiye’ye geldi. Yaptığı araştırmalarda, Balkan Savaşları sırasında Müslüman ve Türklerin yaşadığı büyük dramı gördüğünü belirten Profesör McCarthy, o dönem yaşanan trajediyle ilgili şunları anlattı: Haritayla Tarihe Işık Tuttu
Tarih kitaplarında görmezden gelinen Balkanlar’daki Türk tehcirini bütün ayrıntılarıyla gözler önüne seren Prof. McCarthy kendi hazırladığı haritanın yayınlandığı gazetemizi büyük bir dikkatle inceledi. 
Günlüklerde Yazıyor
Bana harita hazırlama teklifi, Türk Amerikan Koalisyonu Derneği’nden geldi. Haritayı hazırlarken yaptığım araştırmalarda Müslümanlara yapılan zulüm ve katliamları, o dönemin Avrupalı konsolosların kendi günlüklerinde açık biçimde gördüm. Bulundukları bölgelerde Müslüman ahalinin ev ve tarlalarının yakılıp yıkıldığını, Müslümanların öldürüldüğünü, kadınlara tecavüz edildiğini ve işkenceler yapıldığını anlatıyorlardı.

Haritaya göre Balkan Savaşları öncesinde 3 milyon 242 bin nüfusla bölgenin yüzde 51’ini Müslümanlar oluştururken; Yunanlılar 1 milyon 558 bin nüfusla bölgenin yüzde 25’ine, Bulgarlar 1 milyon 220 bin nüfusla yüzde 19’una, diğerleri ise 333 bin nüfusla yüzde 5’ine tekabül ediyordu. Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ tarafından Osmanlı İmparatorluğu’ndan koparılan Balkan topraklarındaki 2 milyon 315 bin Müslüman’ın yüzde 27’si (632 bin), bu savaşın kurbanları oldu.

Çoğu göç sırasında hastalık, açlık veya saldırılar sonucunda; Selanik limanına varabilenlerin ise önemli bir bölümü gemi beklerken hayatını kaybetti veya katliama uğradı. Savaş sırasında evlerinden, yurtlarından ayrılmak zorunda kalıp, yollara düşen Müslümanların ancak yüzde 33’ü (813 bin) Anadolu topraklarına ulaşmayı başarabildi. Balkanlar’daki Müslümanların sadece yüzde 38’i (870 bin), korku ve acılarla yüzleşerek yurtlarında kalabilmeyi başardı...” 
Kitaplarda Yok

Balkan Savaşlarının, gelmiş geçmiş en vahim insanî trajedilerden biri olduğunu vurgulayan Profesör McCarthy, “Bu, herkesin ‘tarihte en berbat zamanlardan biri olduğunu’ söylemesi gereken bir dönem. Türklerin başına gelen en büyük felaketlerden biri... Ancak henüz ben bunları tarih kitaplarında görmedim. Bulgarların ve birazcık da Yunanların yaşadığı acılardan bahseden tarih kitapları bulabilirsiniz ama Müslümanlara ne olduğuna dair bilgilere çok nadir rastlarsınız. Bu bir parça önemsememekten, bir parça ön yargılardan kaynaklanıyor. Ama Balkan Müslümanlarının yaşadığı, dünya tarihinin en önemli parçalarından biri olmalı” diye konuştu. 
Müslüman Nüfusu Değiştirmek İstediler
Dış Haberler Müdürümüz Hayrettin Turan’a açıklamalarda bulunan Prof. McCarthy; Yunan, Bulgar, Sırp ve Karadağlıların, Balkan Savaşları sırasında bölgedeki Müslüman nüfusunu değiştirmek istediğini ve bu sebeple katletme veya zorla sürme yoluna gittiklerini anlattı.
Türkçe Gürcistan'da Seçmeli Dil
Gürcistan Milli Eğitim Bakanlığı, Türkçe’yi seçmeli yabancı diller grubuna sokarak, ilköğretim okullarında eğitim müfredatına dahil etti.


Bosna Hersek’in geçen yıl Türkçe’yi Seçmeli Yabancı Diller grubuna sokarak ilköğretim okullarında yaygınlaştırmasının ardından Gürcistan Milli Eğitim Bakanlığı da benzer bir adım atarak Türkçe’yi eğitim müfredatına dahil etti.

Yunus Emre Enstitüsü’n den, Türkçe Eğitim ve Öğretim Merkezi Müdürü Erol Barın ile Strateji Müdür Yardımcısı Cihan Özdemir, bölgeye giderek, Milli EğitimBakan Yardımcısı İrina Kurtadze ile görüştü. Yunus Emre Türkçe Eğitim ve Öğretim Merkezi tarafından hazırlanan müfredat programı ile uyumlu hale getirilmesi konusunda mutabakata varıldı. Benzer bir çalışma da Mısır ve Ürdün’de sürdürülüyor.
Gerçek Dostluk: Gül İle Nazarbayev El Ele Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev onuruna akşam yemeği verdi. Yemeğe TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, bakanlar ve iş adamları katıldı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Gül'ün yabancı konuk onuruna verdiği bir yemeğe ilk defa katıldı. 
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Köşk'te Kazakistan lideri Nursultan Nazarbayev'i karşılaması sırasında sıcak görüntüler yaşandı. Kucaklaşan iki lider, kırmızı halıda kol kola yürüdü, ellerini havaya kaldırıp gazetecileri selamladı.
Asıl tehciri, Balkan Türk'ü Yaşadı Ermeni diasporasının 1915 olaylarının 100'üncü yılı olan 2015'te dünya genelinde yürüteceği Türkiye karşıtı girişime Ankara da atağa geçti. Türkiye, soykırıma Ermenilerin uğramadığını; Balkan savaşlarında dünyanın görmezden geldiği 1.5 milyon aşkın Balkan Müslümanının zorunlu göçle kırıldığını ABD ve bütün dünya ülkelerine anlatacak.

Bunun için geçen ay Türkiye'de Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığında Türkiye diasporası biraraya geldi. 1912 yılındaki zorunlu göçün 100. yıldönümünde, tüm dünyada bulundukları ülkelerde etkin konumdaki 1000'e yakın Türk dernek ve kuruluşu yöneticileri Balkan Savaşlarının başlamasının 100 yılında ölüme ve göçe zorlanmış milyonlarca Müslüman Türkün trajedisini dünyaya hatırlatacak. 
Özellikle her nisan ayında ABD'de gündeme gelen Ermeni soykırımı iddialarına karşı Amerika ise Turkish Coalition of America (TCA) ve tarihçi Justin McCarthy, Balkan Savaşları'nın başlamasının 100. yılında özel haritalarla büyük bir organizasyona imza atacak. Tarih kitaplarında pek yer verilmeyen Osmanlı topraklarındaki 5 milyon Müslümanın acı göç hikayesini, harita olarak yayımlayan McCarthy;

"Balkan Savaşları, modern Avrupa savaşları arasında en vahim sivil ölümlerinin yaşandığı savaş" diyerek Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılış döneminde yaşanan ancak Batılı tarihçiler tarafından genellikle sadece Osmanlı'daki Hıristiyanlara odaklanılarak tek taraflı anlatılan göç konusunda madalyonun öteki yüzüne de dikkati çekti. McCarthy tarafından hazırlanan "Osmanlı İmparatorluğu'nda Zorunlu Göç ve Ölümler-Açıklamalı Harita"da, Osmanlı topraklarında, 1770-1923 yıllarında göç eden 5 milyon Müslüman tebanın yaşadığı göç gösteriliyor. Böylece, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma sürecinin Ermeniler gibi sadece Hıristiyan nüfusu etkilemediğine, milyonlarca insanın acı ve zorluklar yaşadığına vurgu yapılıyor. 
Ölen Müslüman Sayısı Hristiyanların 4 katı

Amerikalı tarihçi Justin McCarthy'in hazırladığı harita, Osmanlı topraklarında göçe zorlananların 5 milyonunun Müslüman, 1.9 milyonunun Hıristiyan olduğuna işaret ediyor. Böylece savaş ve iç çatışmaların acılarını, düşünüldüğünün aksine, daha çok Müslümanların yaşadığını gözler önüne seriyor. Haritada ayrıca, 1864-1922 yıllarında yaşanan savaş ve iç çatışmalar sırasında hayatlarını kaybeden Müslümanların sayısının, Hristiyanlara oranla 4 katı fazla olduğu belirtiliyor. Harita, aynı zamanda, 1864-1922 yılları arasında, Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanması sürecinde ölen 5 milyon Osmanlı Müslüman'a yönelik bir kayıt anlamına da geliyor. 
Bülent Arınç'tan Yabancı Dilli Tabelalara Tepki Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği, İstanbul'daki liseler arasında " İstanbul Türkçesi " konulu deneme yarışması düzenledi. Yarışmada derece alan öğrencilere törenle ödülleri verildi. Ödül törenine katılan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Türkçe'nin dünya çapında bir dil olmaya başladığına vurgu yaptı ve tabelalarda yabancı kelime kullanımını eleştirdi.
 
 Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç törende, son yıllarda Türkçe konusunda dünya çapında önemli çalışmalar yapıldığına dikkat çekti. Arınç, şunları söyledi:

"Bunlarla şunu söylemek istiyorum; bizim varlık sebebimiz olan, kimliğimiz olan Türkçe bugün Türkiye'de belki güdükleşiyor belki kısmen kısır bir hale getiriliyor ama dünya Türkçe'yi bütün zenginliğiyle eskisinden daha güçlü bir şekilde öğrenmek için çalışıyor."

 
Tabelalarda yabancı kelimelerin kullanılmasını da eleştiren Arınç,"Bugün bir sokağa bir caddeye girdiğiniz zaman bütün mağazaların o ışıklı levhaların içinde yazılanlara bakınız, Türkçe ne kadar terk edilmiş, Türkçe ne kadar unutulmuş. Çok garip isimlerle güya reyting yapmaya çalışıyorlar" diye konuştu.
 


Azerbaycan Türkü Türkçe için yürüdü
Türkiye’de yaşayan Güney Azerbaycan Türkleri, İran’ın Azerbaycan Türklerine karşı uyguladığı asimilasyon politikalarının son bulması için İran Büyükelçiliği önünde eylem yaptı.

Grup adına açıklamada bulunan Şerife Caferi, İran’ın Türklere yasak uygularken 100 bine yakın Ermeniye kendi dillerinde eğitim hakkı verdiğini söyledi.

Caferi, “İran’ın en az yüzde 40’ı Türkçe konuşuyor. Ama Türkçe’de yayın yapmak yasak. Bu faşizan uygulamaya son verilmesini istiyoruz. Azerbaycan Türkçesine resmi dil statüsü verilmeli” diye konuştu.
Japon Kiyo'dan Büyük Ders O smanlı Tarihi Dersi Veriyor Tokyo Üniversitesinde Osmanlı Tarihi dersleri veren Dr. Kiyo Hiko Hasebe ile eğitim reformunu konuştuk. İki ülkenin eğitim sistemlerini mukayese etmesini istedik. Türkiye'de bugünkü eğitim sisteminin temellerinin 1969 yılında atıldığını ifade eden Dr. Hasebe, tarih ve kültür meraklılarının Osmanlıcayı öğrenmesi gerektiğini düşünüyor, "Osmanlıca, bilmiyorsanız size de bize de yabancı dil gibi. Yeni eğitim sisteminde müfredata konulmuş. Ne güzel!" diyor. Dr. Kiyo Hiko Hasebe şöyle dedi:"Ben Japon’um Osmanlıca biliyorum. Sen Türk’sün ama bilmiyorsun. Yani ben değil asıl sen yabancısın."dedi. Fatih'i Sizden İyi Tanıyoruz Japonya'da, Türkiye'ye karşı özel ilgi olduğunu söyleyen Hasebe "Biz Fatih Sultan Mehmed Han'ı, Tanzimat dönemini sizden çok daha iyi biliyoruz. Çünkü, Osmanlı'yı merak ediyoruz. Muhteşem bir tarihiniz var" diyerek ilgisizliğimizi yüzümüze vurdu! (Fatih Selek)
Erdoğan Kırım'daki Türk Şehitliğini Ziyaret Etti Kırım Özerk Cumhuriyetinde düzenlenen "Yalta Avrupa Stratejisi" toplantısına katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cuma namazını Akyar'da kıldı. Namazın ardından Erdoğan, daha sonra şehitliğe geçti. 1853-1856 Kırım savaşında şehit düşen Türk askerlerinin anısına yapılan Türk şehitliğini ziyaret etti. 

Bando Susturuldu, Kuran-ı Kerim Okundu
Şehitlikte askeri merasimle karşılanan Erdoğana, Kırım Türkleri'nin efsanevi lideri M. Abdulcelil Kırımlıoğlu eşlik etti. Şehitlikte askeri bandonun çalmaya devam etmesi üzerine Türk heyeti bandoyu susturdu. Bandonun susması akabinde Erdoğan, beraberindeki din adamlarından Kur'an-ı Kerim okunmasını istedi. İlk olarak Diyanet İşleri Başkanlığı görevlilerinin Kur'an'dan ayetler okuması sonrasında Kırım Müftüsü Hacı Emirali Ablayev de dua etti. 


Erdoğan Şeki'de Türk Şehitliğini Ziyaret Etti



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a Şeki'deki Türk Şehitliği'ni ziyaretinde eşi Emine Erdoğan, bakanlar Bekir Bozdağ, Zafer Çağlayan, Taner Yıldız, İsmet Yılmaz, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve eşi Mihriban Aliyeva ile Azerbaycan Başbakan Yardımcısı Abid Şerifov eşlik etti. Erdoğan ve beraberindekiler şehitliğe gül bırakarak dua etti. 


Bulgaristan Türkleri'nin Sürgün Adası Belene Belgelendi

B ulgaristan ve Türkiye'yi savaşın eşiğine getiren Jivkov döneminde Türklere yapılan işkence ve mecburi göç, belgelerin yayınlanmasıyla resmen ispatlandı.Bulgaristan'da komünist yönetim sırasında Türkler'in maruz kaldığı asimilisyon politikası bütün dünyanın tepkisini çekmişti. Belene Adası'ndaki kampta adlarını ve dinlerini değiştirmeleri için akıl almaz işkencelere maruz kalan 500'ü Türk hayatını kaybetmiş, çok sayıda Türküde psikolojik rahatsızlığa maruz kalmıştı. Bulgaristan diktatörü Todor Jivkov yönetiminin sınırdışı ettiği 340 bin Türk ile ilgili gerçekler, 1989 tarihli belgelerin yayınlanmasıyla ortaya çıktı. Ülkenin eski diktatörü Jivkov döneminde ülkeyi terk eden Türklerin "kendi isteğiyle göç ettiğini'' öne süren Komünist Parti'nin söylemlerinin yalan olduğu "resmen" ispatlandı. Bulgaristan'da komünist dönemde, yönetim organı olan Politbüro'ya ait binlerce belge, internet üzerinden yayınlandı. Bunlar arasında, Jivkov'un, partinin üst düzey yöneticileriyle Temmuz 1989 tarihinde yaptığı bir toplantının kayıtları, Bulgaristan yönetiminin Türkler'i zorunlu göçe zorladığını ortaya koydu. Belgeye göre komünist diktatör Jivkov toplantıda "Kitlesel bir göçün sınırındayız... Bu bizim için gerekli ve memnuniyetle karşılarız. Eğer bu insanlardan 200 ilâ 300 bininin terk etmesini sağlamazsak 15 yıl içerisinde Bulgaristan diye bir şey kalmayacak. Başka bir Kıbrıs'a dönüşecek" dedi. Jivkov'un deşifre edilen konuşmaları, 1989 haziran ve eylül ayları içinde 340 bin Türk'ün Bulgaristan'dan sürülmesinin bir devlet politikası olduğunu ortaya koyuyor. Bulgaristan etnik temizliği kolaylaştırmak için 29 Mayıs 1989'da, kapalı tuttuğu Türkiye sınırını açarak nüfusunun yüzde 10'unu oluşturan Türklerin göç etmesi için zemin hazırlamıştı. Adlarını ve dinlerini değiştirmeleri için işkence gören Türklerden 517'si hayatını kaybederken, 500'ü ise Belene Kampında ölmüştü.
Söğüt'de Ertuğrul Gazi Yâd edildi T  ürk milletinin en eski geleneklerinden olan ve bu yıl 731’incisi düzenlenen Ertuğrul Gaziyi Anma ve Söğüt Şenliklerinin 3. günü devlet protokolünü bir araya getirdi. 
Şenlik programı Hükümet Konağı’nda başladı. Protokolde, Meclis Başkanı Çiçek, Başbakan yardımcısı Bozdağ, MHP lideri Bahçeli ve birçok siyasetçi vardı. Protokolün Ertuğrul Gazi Türbesi‘ni ziyaret etmesinin ardından tören alanına geçildi. 
Törende konuşan TBMM Başkanı Cemil Çiçek, kuruluştaki imanı ve inancı tazelemek için Söğüt’e geldiklerini belirterek, “Biz, bin yıldır buradayız. Bu coğrafya bizim ebedi vatanımızdır. Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Ebediyete kadar ki büyük Türk milletinin vatanı oldu. Bizi değerlerimize sahip çıktığımız sürece alnımız açık ve başımız dik tarihin en şerefli milleti olarak yaşamaya devam edeceğiz” diye konuştu. 
Sıkıntıları aşmanın yolunun birlik ve beraberlikten geçtiğini vurgulayan Çiçek, “Çözüm birbirimize kenetlenmekten geçiyor. Başkasından himmet, destek, yardım beklemek beyhudedir. Meseleyi böyle anlarsak, bu kutlu günü bu toyları bu manada geleceğimizi inşa etmek için ders çıkarma günü olarak anlayabilirsek, o zaman yanı başımızdaki Ertuğrul Gazi’nin ruhu da şad olacaktır. Onların ruhları şad olsun. Milletimizin geleceği aydınlık olsun” şeklinde konuştu.
“Sürgünde Yeşeren Vatan Kırım” Kitabı Çıktı
K
 alemiyle ve diliyle Türk Dünyası'nın dertlerini dile getiren gazeteci - yazar merhum gazeteci Kemal Çapraz’ın yazdığı “Sürgünde Yeşeren Vatan Kırım” kitabı, Ötüken Neşriyat’tan çıktı. Kitabın tanıtımından aşağıya bir bölüm alıyoruz.
“Vatan sevgisi, sürgünde yeşertildi. Zaman zaman hikâye oldu çocuklara anlatıldı, zaman zaman türkü oldu dilden dile dolaştı. Bu türkü ‘Bizim Türkümüz’... Oya oya, dantel dantel örülen, nakış nakış süslenen türkümüz...”
Kırgızistan Başbakanı Eyüp Sultan'da Dünya Ekonomik Forumu toplantılarına katılmak ve resmi temaslarda bulunmak üzere Türkiye'ye gelen Kırgızistan Başbakanı Ömürbek Babanov,Eyüp Sultan Hazretleri'ni ziyaret etti.
 Kırgızistan Başbakanı Ömürbek Babanov’u Eyüp Belediye Başkanı İsmail Kavuncu karşıladı.  Sabahın erken saatlerinde ziyaretini gerçekleştiren Başbakan Babanov, önce Eyüp Sultan Camii ve Ebu Eyyûb El-Ensarî Hazretleri’nin türbesini ziyaret ederek tarihi hakkında bilgi aldı. Başbakan Babanov, Eyüp Sultan Camii’nde dua ettikten sonra Eyüp’ü gezdi.
Başkan İsmail Kavuncu, Başbakan Babanov’a ilçede yapılan vizyon projelerini anlattı. Gezinin ardından Başkan İsmail Kavuncu, Başbakan Babanov ve heyetine kahvaltı verdi.  Başkan İsmail Kavuncu,  Başbakan Babanov’a Eyüp Sultan tasvirli minyatür hediye etti.
Uygur Türkleri:"Tarih ve Kültürümüz Yok Oluyor" Çin'in kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi olarak da bilinen Doğu Türkistan'da yaşayan Uygur Türkleri'nden dünyaya çağrı var. Fransızle Figaro gazetesinin geniş yer verdiği haberde Çin'in modernleşme adı altında İpekyolu üzerinde bulunan eski şehrin mimari hazineleri buldozerler altında kayboluyor.

Kaşgarlı Uygur Türkleri ise sitemli: “Tarihimiz, kültürümüz, mimarimiz yok oluyor.” Sincan bölgesinde de korkulan oldu ve Kaşgar şehrinin Müslüman mimarisinin tarihî mücevherleri olarak olan yapıları birer birer yıkılarak yerine devasa gökdelenler dikilmeye başlandı.  

Çinli yetkililerin yeni parolası olan modernleşme, sosyal konut, deprem standartları adı altında itfaiyenin girebilmesi için geniş cadde ve sokaklar yapılıyor ve tarihi binalar yok oluyor.

Yazıda, Çin'in ucuz fiyatlarla kamulaştırdığı tarihî binalar satın alınarak yıkılıyor. Urimçi'deki Uygur Türkleri'nin ayaklanmasından sonra hızlanan bu planlarla Uygurluların hayat tarzı artık yok ediliyor.

Pekin Üniversitesi Profesörlerinden Wu Dianting de, Çin'in bu konudaki politikalarına şüpheli yaklaşanlardan... Bölgenin hayat şartlarını iyileştireceğim diyerek Kaşgar'da yaptığı çalışmaların bir tarihi yok etmek olduğunu dile getiriyor. Bölgede yaşayan insanların hayat şartlarını iyileştirmek için çok yönlü metodlar olduğunu dile getiren Wu, “Tarih ve şehrin gerçek değerini anlamadığınızda, dünya mirası da yok olur” diyerek sitemlerini dile getirdi.
Türkmen Türkçesi Grameri Çıktı
Prof. Dr. Mehmet Kara’nın yazdığı Türkmen Türkçesi Grameri, Etkileşim Yayınları’ndan çıktı. Tanıtım yazısından: “Asya’dan gelmiştik, ama gözümüz arkada kalmıştı. Arada sırada kesintiye uğrasa bile çok eski dönemlerden beri kopup geldiğimiz topraklarla bağlarımız hep var olmuştu. Ancak demir perdeli yıllarda bu bağlar epeyce zayıfladı. 
Elde var olan konuyla ilgili eserler neredeyse bunlardan ibaretti. Bu yüzden de çağdaş Türk lehçelerine ait kaynaklar son derece sınırlıydı. 

Kopan bağların güçlendirilmesi ise; karşılıklı olarak bu lehçelerle ortaya konulmuş kültür, dil ve edebiyat eserlerinin okunmasına ve yazılmasına bağlıydı. Sovyetler’in dağılması ve bağımsız Türk cumhuriyetlerinin ortaya çıkmasıyla birlikte bu konuda büyük fırsatlar doğdu. 

Başını Prof. Dr. Ahmet B. Ercilasun’un çektiği bir grup akademisyen, 1990’lı yıllarda Türk lehçeleri uzmanlarını yetiştirmeye başladılar. Bu uzmanlar da değişik lehçelerin gramerlerini hazırladılar."
Bu eser,  Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları, Türk Dili ve Edebiyatı vb. bölümlerde okutulmaktadır.
Türkiye'den Kosova'ya Büyük Destek
Ramazan Bayramı öncesi Evlad-ı Fatihanı ziyaret eden Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, büyük sevgi gösterileriyle karşılandı. Bozdağ ve beraberindeki heyetin Kosova’daki temasları, Kosovalı yetkililer, halk arasında ve medyada geniş yankı buldu. 

Kosovalılar, Türk yatırımlarının açılışı, temel atma, yardımların teslim töreni, Türkler tarafından verilen iftarlara katılmak için gelen heyete ve Türkiye’ye, siyasi, ekonomik ve kültürel destek için teşekkür etti. Halk, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın her ismi geçince alkışlayarak hayranlıklarını gösterdi. 

Bekir Bozdağ, kendisini bir an olsun yalnız bırakmayan Türk asıllı Kosova Yatırım Bakanı Mahir Yağcılar olmak üzere çok sayıda bakan, yetkili ve Kosova İslam Birliği Başkanı Naim Tırnava ile görüştü ve Türkiye’nin desteğini dile getirdi. İki kardeş ülkenin birbirine tarihi bağlarla bağlandığını anlatan Bozdağ, Kosova’nın sınırlarının değişmez olduğunu kabul ettiğiklerini, kuzeydeki Sırplarla uyuşmazlığın görüşmeler yoluyla çözülmesini istediklerini ifade etti. 

Bozdağ, ikili görüşmelerin yanı sıra, Kosova Sağlık Bakanlığı’na beş adet hibe ambulans teslimini gerçekleştirdi, restorasyonu TİKA tarafından gerçekleştirilen Gazi Mestan Türbesi ile Gilan Alaaddin Medresesi’nin ve Bursa-Osman Gazi Belediyesi tarafından hizmete hazır hale getirilen Prizren Engelliler Evi’nin, açılışını gerçekleştirdi. Bozdağ, ayrıca Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilecek Kaçanik Sinan Paşa Camisi’nin restorasyon çalışmasını başlattı, Türk işadamları tarafından kurulan Kamila Çikolata fabrikasını açtı, Türk belediyeleri ve vakıflar tarafından Kosovalı Müslümanlara verilen iftar yemeklerine katıldı. 

Bütün bu faaliyetlere katılan Kosovalı yetkililer ve halk, Türkiye’nin desteğinden çok memnun kaldıklarını ifade etti. Gilan’daki Medresenin açılışında konuşan İslam Birliği Başkanı (Diyanet İşleri Başkanı) Naim Tırnava, “Bu medrese Osmanlı tarafından yapıldı. Tekrar inşası Osmanlı torunları tarafından gerçekleştirildi. Türkiye kendisine yakışanın yapmaktadır. Kültürel miras, tarihi ve ortak manevi bağlar, iki ülke arasında en güzel köprüdür” açıklamasında bulundu. 
Sinan Paşa Camisi’ne el atıldı 
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Kosovalı Türk Bakan Mahir Yağcılar, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Altepe ve Kaçanik’te Kosova İslam Birliği Başkanı Naim Tırnava ile birlikte restore edilecek olan Sinan Paşa Camisi’ni gezdi. Bakan ve başkan coşkuyla karşılandı. Bu sırada Türkiye, Kosova ve Arnavutluk bayraklarının yan yana dalgalanması dikkat çekti. Kosovalıların bu üç bayrağı da çok sevdikleri biliniyor. 
Sultan Murat Türbesi de Mahzun Kalmayacak 
Kosova’nın başkenti Priştine’ye 10 bin kişinin aynı anda namaz kılabileceği büyük bir cami yapılıyor. Kosova İslam Birliği tarafından yapılacak camiye Türkiye de maddi destekte bulunacak. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın projeyi yakından takip ettiği öğrenildi. Camide otopark, kütüphane ve konferans salonları gibi sosyal tesislerin de yer alacağı bir kültür merkezi olması planlanıyor. Eser aynı zamanda Kosova’nın ilk dört minareli camisi olacak. Priştine yakınlarında bulunan Sultan Murat Hüdavendigar’ın türbesinin yanında cami bulunmuyor. Türkiye, Sultan Murat’ın türbesinin yanındaki arazileri de kamulaştırarak bir cami yapmayı planlıyor. Sultan Murat’ın türbesini ziyarete gelenler küçük bir mescitte namaz kılmak zorunda kalıyor. 
Doğu Türkistan'da Zulüm Devam Ediyor Doğu Türkistan'da yaşanan Çin zulmünü dünyaya duyurmak isteyen Uygurlar, farklı çalışmalar yürütüyor. 
Türkiye'de faaliyet gösteren Doğu Türkistan İslam Kardeşliği Derneği, Bağcılar Belediyesi ramazan etkinlik alanında açtığı stantta, yaşanan zulmü fotoğraf ve videolarla gezenlere gösteriyor. Standı geçen vatandaşlar gördükleri karşısında göz yaşlarını tutamıyor. 
Vatandaşlara dağıtılan broşürlerde Doğu Türkistanlı 100 bin kızın kaçırıldığı, hiçbir yargılamada bulunmadan yaklaşık 2000 Uygur'un idam edildiği ifade ediliyor ve maddi manevi yardım talebinde bulunuluyor.
Turan Buluşması
1
8 ülke Macaristan'da bugün başlayan Dünya Turan Kurultayında bir araya geliyor.
Macaristan'ın Bugac kasabasında bu sene ikincisi düzenlenen Dünya Turan Kurultayı bugün başlıyor. Üç gün sürecek kurultaya Türkiye'nin yanı sıra 18 ülkeden katılım gerçekleşecek. 
Macaristan Turan Derneği tarafından düzenlenen kurultaya bu yıl rekor derecede katılımın olacağını açıklayan organizasyon başkanı Türkolog Andras Biro, eski Macar-Hun ve Türk kültürlerinin, ayrıca doğudaki bozkır atlı göçebe kültürlerinin en büyük tanıtım gösterilerinin bu organizasyonda sunulacağını söyledi. 
Biro, kurultaya girişin ücretsiz olacağını, organizasyonda Orta Asya Türk kökenli 200 otağ çadırın kurulacağını, 350 atlı süvarinin savaş sanatlarını sergileyerek Türk kavimlerinin geleneksel özelliklerinin tanıtılacağını ifade etti.
Türkmenler'de Ordu Kurdu Suriye'de Türkmen köyleri, Beşar Esad'ın ordusuna karşı oluşturdukları Türkmen cephelerini Albay Ebu Bekir Muhammed Abbas komutasında bir çatı altında topladı. Albay Abbas, Esad'a karşı zafer sözü verdi.
Suriye'de çatışmalar sürerken; Türkmen köyleri de bomba ve füzelerle vuruluyor. Lazkiye’deki Türkmen köyleri, rejim yanlısı ordu birliklerine karşı oluşturdukları Türkmen cephelerini bir çatı altında topladı.

Gönüllü gençlerin oluşturduğu "Türkmen Ordusu"na, orduda görevli iken muhaliflerin safına geçen Albay Ebu Bekir Muhammed Abbas komuta ediyor. Resmi olarak ordularını kurduklarını anlatan Abbas, Esad'ın, kadın, erkek, genç, yaşlı demeden sivil ve savunmasız insanlara karşı acımasızca ateş açtığını, Türkmen köylerini de hemen hemen her gece bombardımana tuttuğunu belirtti.

Bünyesinde yaklaşık 3 bin asker barındıran Türkmen Ordusu, silah ve özellikle ağır silah konusunda Türkiye ve uluslar arası kuruluşlardan yardım bekliyor. Beydağ yakınlarındaki dağlık bir alanda toplanarak gövde gösterisi yapan Türkmen askerleri, rejime karşı sonuna kadar savaşmaya yemin etti
Ata Yurdu Bişkek'te İftar Sofrası Kuruldu K ırgızistan'ın Başkenti Bişkek'te kardeş halklar, ramazanın manevi havasını birlikte solumanın sevincini yaşadı. Bağcılar Belediyesi, Kazakistan'ın iki şehrinde gerçekleştirilen iftar programlarının ardından üçüncü iftar sofrasını bir başka Orta Asya ülkesi Kırgızistan'da kurdu.

Başkent Bişkek'te gerçekleştirilen iftar programına büyük iştirak oldu. Alatoo Restoran'da gerçekleştirilen programa Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, AK Parti İstanbul Milletvekili Feyzullah Kıyıklık ve İstanbul Vali Yardımcısı Harun Kaya'nın yanı sıra çok sayıda Türk ve Kırgız yetkili katıldı.

Çağırıcı, iftarda yaptığı konuşmada, "Ata yurdunda, bir iftar sofrasında sizlerle buluşmaktan büyük mutluluk duyuyorum" diye konuştu. 
A. Mustafa Kırımoğlu Sitemizi Takdir Ediyor Kırım Türkleri’nin efsanevi lideri Abdülcelil Mustafa Kırımoğlu www.turkalemiyiz.com sitemizi  takip ediyor. Özellikle Kırımla ilgili makalelerimizi  dikkatle  inceleyen Kırımlıoğlu:

“ Türk gençliğinin milli kültürümüzü ve tarihimizi objektif bir şekilde ve doğru olarak  öğrenmesi gerektiğini belirterek sitemizin bu yöndeki hizmetlerini takdirle karşıladığını ifade etti.”

1944 Sürgünden sonra Kırım'a dönen Türklerin mevcudu her gecen gün artıyor.  Sosyal ve ekonomik faaliyetleri de hızla gelişiyor. Türkiye ile münasebetleri ileri seviyede. Özellikle 1 Ağustos 2012'de Ukrayna ile Türkiye arasındaki vizelerin kalkacak olması sonrasında Türkiye'den pekçok kimsenin Kırım'ı ziyaret etmesi bekleniyor. 
Ayvazoğlu: "Yeni Nesil Ata Dilini Unuttu" B eşir Ayvazoğlu, atalar ruhunu yansıtmayan Türkçe'nin sesini, nüanslarını, hikayelerini, arka planını kaybettiğini söyledi. Ayvazoğlu TBMM’de, ''Ben Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun yerinde olsam Ali Fuat Başgil'in metnini önüme koyarım'' dedi. 
Gazeteci, yazar, şair, edebiyatçı Beşir Ayvazoğlu, eski isimlerin daha güzel olduğunu belirterek, ''Kusura bakmayın ama gizem, simge, imge gibi isimler, isim falan değil. Bunlar köksüz isimler. Zeynep, Hatice gibi isimler daha güzel isimler'' dedi. 
Ayvazoğlu, Meclis personeline, ''Türkçe'nin doğru ve etkili kullanımı eğitimi'' çerçevesinde, ''Türkçe eski zenginliğine yeniden kavuşabilir mi?'' konferansı verdi. 
İşyerlerine yabancı isim verilmesini eleştiren Ayvazoğlu, ''İşyerlerine yabancı isim koyan insanlara 'neden koydunuz?' diye sorduğunuzda, 'yabancı isim koyduğumuz zaman müşteri itibar ediyor' diyecektir'' dedi. 
Ayvazoğlu, insanların Türkçe isimler koymaları konusunda teşvik edilmesi gerektiğini vurguladı. Ayvazoğlu, önce insanların işyerlerine neden yabancı isim koyduğunun ortaya koyulması, ardından da bunun çözüm yollarının araştırılması gerektiğini ifade etti. 
Bunun tamamen sosyolojik bir mesele olduğunu belirten Ayvazoğlu, bu problemin kanun çıkarmayla düzeltilemeyeceğini, önce insanların zihniyetinin değiştirilmesi gerektiğini kaydetti. 
Türkçe'nin zenginliğinin kullanılamadığına işaret eden Ayvazoğlu, ''Yabancılara, onların sözlerine damga vuracak Türk üst kimliğinden bahsedemiyoruz'' dedi. 
Türk dili ve kültürünün yabancı saldırılara karşı dayanıksız hale geldiğini öne süren Ayvazoğlu, Azeri dili ve kültürünün bile Türkçe'ye göre daha dirençli olduğunu söyledi. 
Ayvazoğlu, bugünkü Türkçe'nin, ''atalar ruhundan bugüne unsurlar taşımadığını'' söyledi.
 Küreselleşmenin tehlikesine dikkat çeken Ayvazoğlu, ''Ancak küreselleşmenin iyi taraflarını alıp onları kültürümüze koymak lazım. İçimize kapanıp kendimizi de tecrit etmemeliyiz'' dedi.
Katledilen Irak Türkmenler'i İçin Mevlid Irak Türkmen Cephesi (ITC) Türkiye Temsilciliği tarafından Irak'taki Türkmenlerin öldürüldüğü olayın yıldönümü sebebiyle Maltepe Camii'nde Mevlid okutuldu. Mevlid'e vatandaşlar ve MHP genel başkanı Bahçeli'de katıldı.
Bosna-Hersek'te Türkler Dualarla Yad Edildi Fatih Sultan Mehmet’in askerleriyle birlikte cuma namazı kıldığı Sanski Most şehrinin “Musalla” bölgesinde gerçekleştirilen törende, Osmanlı dualarla yadedildi. Sanski Most Başimamı Kovaçeviç “Herkes dostlarını seçer, biz de Türk kardeşlerimizi seçtik. Fatih Sultan Mehmed’in yaptıklarından gurur duyuyoruz” dedi.

Fatih Sultan Mehmed’in 1463 yılında Bosna-Hersek’in fethi sırasında batıda ulaştığı en uç nokta olan Sanski Most şehrinde, askerine cuma namazı kıldırdığı “Musalla”da geleneksel “Fetih Şenlikleri” düzenlendi.

Bosna-Hersek İslam Birliği, Unsko Sanski Kantonu, Sanski Most Belediyesi’nin organizasyonu, Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) katkılarıyla düzenlenen şenliklerde, başlarında kırmızı fesler, ellerinde Osmanlı’yı temsil eden yeşil ay-yıldızlı bayraklar taşıyan Sanski Most ve yakınındaki yerlerden gelen onlarca kişinin, şehir merkezindeki 4 minareli Gazi Hüsrevbey Camisi önünde geleneksel yürüyüşle başladı.
 
Aralarında ilkokul öğrencilerinin de bulunduğu onlarca kişiden oluşan ve renkli görüntülere sahne olan kortej, Türk ve Bosna-Hersek bayraklarıyla süslenen at arabalarının eşliğinde “Fetih şölenlerinin” geleneksel olarak düzenlendiği Sanski Most yakınındaki Donyi Kamengrad kasabasına gitti.

Fatih Sultan Mehmed’in Bosnalıların gönüllerini fethettiğini söyleyen TİKA Koordinatörü Zülküf Oruç, askerine Cuma namazını kıldırdığı batıdaki en uç noktada fetihten 549 yıl sonra da “Fetih Şenliklerinin” düzenlenmesinin bunun göstergesi olduğunu ifade etti.

Mostar Müftüsü Smaykiç de Hersek bölgesindeki Boşnakların problemlerine işaret ederek, bölgede yaşayan Hırvatların tarihi Mostar şehri üzerindeki hakimiyetini pekiştirmek istediğini vurguladı. Smaykiç, “Mostar’ın elimizden gitmesi ile birlikte Hersek bölgesinin tamamı gider” dedi.

Sanski Most Başimamı Kovaçeviç ise, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Türkiye’nin Bosna Hersek’e olan desteğinin devam edeceğine ile ilişkin açıklamasını hatırlatarak, “Herkes dostlarını seçer, biz de Türk kardeşlerimizi seçtik. İsteyen Vatikan’ı, isteyenler de Rusya’yı severler, bizim sevdiklerimiz bellidir. Sultan Mehmed Fatih’in yaptıklarından da gurur duyuyoruz” diye konuştu.

Programda ayrıca, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Fetih Şenlikleri”ne katılım daveti üzerine gönderilen mektubu okundu. Programda, Kuran-ı-Kerim ve ilahiler seslendirildi.

Kazakistan'da Türk Şaheseri Cami İbadete Açıldı Kazakistan'ın başkenti Astana'da Sembol İnşaat tarafından inşa edilen ve ülkenin en ihtişamlı camisi olan Hazret Sultan Camii, Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in katıldığı törenle açıldı.
17 bin metrekarelik alan üzerine kurulu ve 8 bin kişilik kapasiteye sahip Hazret Sultan Camii'nde, 77 metre yüksekliğe sahip dört minare ve yüksekliği 52 metre olan toplam 10 kubbe bulunuyor. 
Sosyal bir tesis olarak inşa edilen caminin ibadet bölümlerinin yanı sıra taziye salonları, kütüphaneler, nikah salonları, arşiv, lojmanlar, ofisler, 400 kişilik yemekhane, VIP odalar, el ayak kurutma ve terlik odaları gibi mekanlar da bulunuyor. 
Sembol İnşaat Kurucuları Fettah Tamince, “Sembol İnşaat olarak Astana Arena Stadı, Han Çadırı, Barış Piramidi, Rixos President Astana, Bağımsızlık Sarayı, Ulusal Askeri Akademi, Nazarbayev Üniversitesi ve Astana Medya Merkezi gibi önemli yapıları kısa sürede başarıyla tamamladık. Ülkenin sembolü hâline gelen kültürel, askerî ve sosyal yapılara Sembol İnşaat olarak imza attık. Şimdi de Astana'da Hazret Sultan Camii ile ülkenin en ihtişamlı camisini Kazakistan'a armağan ediyoruz” dedi.
İznik Çinileri Kullanıldı 

Nazarbayev'in doğum günü olan 6 Temmuz'da açılışı gerçekleştirilen caminin, inşası sırasında 1500 kişi çalıştı. Caminin yapımında Türkiye'den malzeme kullanılmaya özen gösterildi. İç süslemelerde Türkiye, İtalya ve Kazakistan'dan gelen sanatçılar çalıştı. Camide kullanılan çiniler ise İznik'ten tedarik edildi.
Maliye Bakanı Şimşek: Ata Yurduna Köprü Kurduk Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, THY'nin Ulan Batur'a seferler düzenlemesi ile birlikte Ata yurdumuz ile her alanda daha sıkı münasebetlerin oluşacağı yeni bir dönemin başlayacağını söyledi. THY'nin Ulan Batur'a hat açması sebebiyle düzenlenen törenden sonra  Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, THY'nin buraya gelmesi ile birlikte olumlu bir durum söz konusu olacağını belirterek, “Moğolistan ile artık 'gerçek komşu' oluyoruz. THY'nin seferleri ile çok güçlü bir köprü kurulmuş oluyor” dedi. 

Halen Türkiye'de devletin de önemli katkılarıyla 1300 Moğol öğrenci okutulduğunu, bu öğrencilerin ülkesine döndüğünde kamu ve özel sektörde çok önemli görevler üstleneceğini de ifade eden Şimşek, 

“Bu durumda olan 3 bin öğrenci var. Buranın nüfusunun 3 milyondan az olduğunu düşünürseniz bunlar ciddi rakamlar” diye konuştu. Türk Hava Yolları'nın (THY) Moğolistan'ın başkenti Ulan Batur'a hat açmasını “Bu köprüler burayı Türkiye'ye çok yakınlaştırıyor” diye değerlendiren Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, şunları söyledi: 

“Elbette bu yakınlaşma ticari alana da yansıyor. Daha önce 3 milyon dolar olan ticaret hacmimiz, Başbakan Erdoğan'ın burayı ziyareti esnasında verdiği hedef doğrultusunda geçen yıl 47 milyon dolara yükseldi. Ayrıca Hamdi Bey, çok güzel ifade etti. Bişkek'i de buraya bağladık. Böylece Moğolistan'ı Orta Asya'ya da bağlamış olduk.”
Erdoğan: Türkçe Gönül Dili Türkçe olimpiyatlarında konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: "14. yüzyılda, batıda Fas’ın Rabat şehrinden, doğuda Çin’in Pekin şehrine,18. yüzyıla kadar da , batıda Viyana’dan, doğuda Urumçi’ye, güneyde Sana’dan, kuzeyde Sibirya’ya kadar, Türkçe bilen bir insanın hiç yabancılık çekmeden seyahat edebildiğini ifade ederek, Türkçe’nin milletler arası bir dil olduğunu söyledi" 

Başbakan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Türkçe her zaman barışın dili oldu. Türkçe her zaman, aşkın, sevdanın dili oldu. Türkçe, dayanışmanın, kardeşliğin, paylaşmanın dili oldu. Bu dil, hiçbir zaman sömürünün, hiçbir zaman istismarın, hiçbir zaman kültür baskısının dili olmadı. Türkçe her zaman hoşgörünün, her zaman uzlaşmanın, kaynaşmanın, yani kalbin, yani ruhun dili, gönül dili oldu.”
dedi.
Osmanınlıca Kelimeler Unutulmayacak Sırbistan'daki Boşnak nüfusun kalabalık olarak  yaşadığı Sancak bölgesinde eskiden kullanılan kelimeler, unutulmamaları için sözlükte toplandı. Hazırlanan ilk Sancak sözlüğü olma özelliği taşıyan eser, Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'da düzenlenen programla tanıtıldı.

Sırbistan'da Boşnak nüfusun yaşadığı Sancak bölgesinde eskiden kullanılan ve günümüzde unutulmaya yüz tutan kelimelerin bir araya getirildiği sözlüğün tanıtım programına, Boşnak akademisyen Prof. Dr. Muhamed Filipoviç, Saraybosna Üniversitesi Edebiyat Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Cevat Yahiç, dil ve edebiyat uzmanı Prof. Dr. Hasniya Muratagiç Tuna, Prof. Dr. Sait Kaçapor ile çok sayıda davetli katıldı.
Prof. Dr. Muhamed Filipoviç, burada yaptığı konuşmada, Sancaklı Boşnakların kimliklerinin bir parçası olan bölgeye ait atasözü, kelime ve ifadeleri kapsayan böyle bir sözlük hazırlanmasının önemli olduğunu belirtti. Sancaklı Boşnakların hem Türkiye hem de Bosna Hersek'e göç ettiğini, bu sırada binlerce kelime, sözcük ve atasözünün kaybolduğunu vurgulayan Filipoviç, ''Bu sözlük, yeni nesillerin bu hazineye sahip olması için bir fırsat'' dedi. 
10 Bin Kelimelik Lügat Çalışmayı kız kardeşi Şefka Begoviç Liçina ile yapan Cavit Begoviç de sözlüğün, Sancak bölgesinde eskiden kullanılan, günümüzdeki Boşnakça'da ender bulunan 10 bin kelime, 3 bin ''Sancak ifadesi'' ve yerli yazarların kullandığı 11 bin 500 sözcük kullanım örneğini barındırdığını ifade etti. 
Sancak'taki halkın son yüzyılda kültürünü yaşayamadığı ve bu dönemde sözlü mirasın kaybolmaya başladığına dikkati çeken Begoviç, ''Atalarımızın geçmişte kullandığı Türkçe kökenli kelimelerin büyük kısmı artık kullanılmıyor. Bu mirasının bir kısmını gelecek nesillere bırakmak istedik'' diye konuştu. 
Karadağda Yüz Yıllık Medrese Hasreti Sona Erdi Karadağ'da Balkan savaşının ardından kapanan ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) tarafından yeniden yaptırılan "Mehmed Fatih Medresesi" (imam hatip lisesi) 100 yıl sonra ilk mezunlarını verdi. 

Karadağ'ın başkenti Podgoritsa yakınındaki Tuzi'de bulunan ve son mezunlarını 1912'de veren, 2008'de TİKA tarafından yeniden yaptırıldıktan sonra eğitime başlayan medresenin ilk mezunlarının diploma törenine Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Karadağ Başbakanı İgor Lukşiç, Karadağ Devlet Bakanı Rafet Husoviç, Karadağ Meclis Başkan Vekili Rıfat Rastoder, Türkiye'nin Podgoritsa Büyükelçisi Emine Birgen Keşoğlu, Karadağ İslam Birliği Başkanı Rifat Feyziç, TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam, Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanı Kemal Yurtnaç, Diyanet İşleri Başkanlığı Temsilcisi Prof. Dr. Ali Erbaş, öteki yetkililer ve aileler katıldı. 

  Mezunların isimlerinin okunduğu, başarılı öğrencilere hediyelerin verildiği, Kur'an-ı Kerim ve ilahilerin okunduğu törende konuşma yapan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, kendisi ve Başbakan Erdoğan'ın da imam hatip lisesinden mezun olduğunu hatırlatarak, "Bu okullar başarı hikayelerini her yerde başarıyla yazan okullardır. Ben burada da bu okulların ülkenin eğitimi, kültür ve sanayisine büyük katkı sağlayacaklarına yürekten inanıyorum" dedi. 

 Mehmed Fatih Medresesi'nin öğrencileri bundan sonra hiç ara vermeden her yıl böyle törenler düzenlemek ve velileriyle yüz yıllarca bunun sevincini paylaşmasını dileyen Bozdağ, okulun açılmasına katkıda bulunan herkese teşekkür etti. 

 Farklı diller, farklı kültürlerin bir zenginlik olduğunu vurgulayan Başbakan Yardımcısı Bozdağ, dünyanın dört bir yanında farklı anlayışların bulunduğu ve birlikte yaşama kültürü geliştirenlerin mutlu bir şekilde yaşadıklarını kaydetti. 

  Türkiye'de çok sayıda Karadağlı vatandaşın yaşadığını ve aynı zamanda bu insanların Karadağ'da akrabaları bulunduğunu ifade eden Bozdağ, "Bu vatandaşlar iki ülke arasındaki güçlü münasebetlerin sigortasıdır" dedi. 

  "Bu yüzden nerede bir eğitim varsa biz orada olduk, orada oluruz" diyen Bozdağ, "Bugün buradayız çünkü buradan çıkan aydınlık hem Balkanları hem de dünyanın aydınlatmasına katkı sağlayacaktır. Mehmed Fatih Medresesi son mezunlarını 1912'de vermiş, 100 yıl aradan sonra Mehmed Fatih Medresesi yeniden ilk mezunlarını verdi. Bunun için bugün tarihi ve anlamlı bir gündür, biz de bu tarihe tanıklık etmek için buradayız" dedi
   Törende konuşma yapan Karadağ Başbakanı İgor Lukşiç de ;   "Türkiye'de 10 yıl önce çıkan ampul buraları da aydınlattı"dedi.

  Karadağ İslam Birliği Başkanı (Diyanet İşleri Başkanı) Rifat Feyziç, törende yaptığı konuşmada, Karadağ'daki Müslümanların Osmanlı'nın Balkanlardan ayrıldıktan sonra yaklaşık 100 yıl yalnız kaldığını anlattı. Feyziç, şöyle konuştu: 

  "100 yıl boyunca bu topraklarda yalnız kaldık, adaletsizler yaşadık ve 100 yıldır hep bugünleri bekledik. Türkiye'de 10 yıl önce ortaya çıkan ampul buraları aydınlattı ve böylesi tarihi günleri yaşamamızı bize sağladı.  Türkiye yönetimi dünyanın dört bir yanında olduğu gibi Karadağ'daki Müslümanlara da destekte bulunuyor. Bu bölgelerde de hoşgörü ve refaha büyük katkılar sağlıyor. Türkiye'de ortaya çıkan ampulün ışığı buradaki adaletsizlikleri, sıkıntıları yok etti."  dedi.  
Türk Dünyası Çocukları İstanbul'da O
nsekizinci Türk Dünyası Çocuk Şöleni kapsamında, misafir ülkelerden çocukların katılımıyla Kadıköy’de merasim yürüyüşü gerçekleştirildi. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı (TDAV) tarafından düzenlenen merasim yürüyüşü, Söğütlüçeşme’den başlayarak, Kadıköy Meydanı’nda sona erdi.

Törene Kırgızistan, Azerbaycan, Türkmenistan, KKTC ile Tataristan’ın yanı sıra Çuvaşistan, Ahıska, Doğu Türkistan, Altay, Yakutistan Saka, Gagauz, Irak, Kırım, Kosova, Bulgaristan, Makedonya, Şor, İran, Suriye, Batı Trakya, Balkar, Kumuk, Nogay ve Kalmuh Türkleri’nden çocuklar katıldı.

TDAV Genel Başkanı Turan Yazgan; "törene katılan çocukların, ileride Türk milletini dilde, fikirde ve işte birliğe kavuşturacak; Türk dünyasının iktisadi kaynaklarının Türklerle beraber ve Türkler için kullanılmasını sağlayacak büyükler olacaklarını söyledi."
Başbakan Erdoğan: "Ata yurdumuzda bulunmaktan büyük heyecan duyuyorum" dedi B aşbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kazakistan ziyaretinde Başbakan Masimov ile başbaşa görüştü. Masimov Erdoğan'a "Mushaf-ı şerif" hediye etti. Erdoğan bu toplantıdan sonra Akorda Sarayı'na Kazakistan Cumhurbaşkan'ı Nazarbayev'i ziyaret etti. Nazarbayev'den Övgü Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, "Küresel ekonomik krize rağmen yakaladığı büyüme performansı ile dünyaya örnek olan Türkiye’nin tecrübelerinden yararlanmak isteriz" dedi.  Kazakça konuştu, 5 Çocuk İstedi Başbakan Erdoğan, Türk-Kazak İş Forumu’nun açılışında yaptığı konuşmaya Kazakça başladı. Sık sık alkışlarla kesilen konuşması sırasında zorlandığını ifade eden Başbakan, “bugünlük bu kadar” diyerek Türkçe devam etti.  Kazaklar’a en az 5 çocuk tavsiyesinde bulunan Erdoğan şunları söyledi: “-Yolda gelirken kıymetli kardeşim Masimov’a söyledim. ‘Bak ben Türkiye’de, en az 3 diyorum. Sizin burada en az 3 çocuk değil, en az 5 çocuk demeniz lazım’ dedim. Çünkü 2 milyon 700 bin kilometrekareyi aşkın bir yüzölçümü, mali imkanlar vesaire bunlar yerinde. Bu nüfusla bu arazi, bu yüzölçümü birbirine uygun düşmüyor. Ama anlaştık.”  Aksakal Cumhurbaşkanı  Bir araya gelen Başbakan Erdoğan ve Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, daha sonra iki ülke arasında "Yüksek Seviyeli Stratejik İş Birliği Konseyi" kurulmasına ilişkin ortak anlaşmayı imzaladı.  Erdoğan, birlikte yaptıkları basın toplantısında ise Nazarbayev’den "Türk dünyasının aksakal cumhurbaşkanı" diye söz etti. Nazarbayev’in 11-12 Ekim tarihlerinde Türkiye’yi ziyaret edeceğini açıklayan Erdoğan “Sizleri sabırsızlıkla bekliyoruz” dedi. Erdoğan, Türkiye ve Kazakistan arasında örnek teşkil edecek bir dayanışma olduğuna işaret etti. Nazarbayev de, Başbakan Erdoğan’a hitaben, “Türkiye 200 milyar dolar seviyesindeki gayri safi milli hasılasını, sizin önderliğinizde 800 milyar dolar seviyesine yükseltmiştir. Bu sizin ve partinizin büyük bir başarısıdır” diye konuştu.  Erdoğan'dan Türk Dünyası'na Çağrı Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nden mezun olan talebeler'e diplomalarını veren Başbakan Erdoğan, "Kazakistan ile eğitim alanındaki işbirliğine büyük önem veriyoruz. Bir Bakalorya Sistemi'ni, bir Erasmus'u bizler kendi aramızda niçin yapmayalım? Bunları kendi aramızda gerçekleştirebiliriz" dedi.  Başbakan Erdoğan, Kazakistan'daki Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nden mezun olan üstün başarılı öğrencilere diplomalarını, konakladığı otelde düzenlenen törenle verdi.   "Ata yurdumuzda bulunmaktan, dost ve kardeşlerimizle kucaklaşmaktan büyük heyecan duyuyorum" diyen Başbakan Erdoğan, Kazakistan'ın son yıllarda gerçekleştirdiği kalkınma hamlesini takdirle izlediklerini, Kazakistan'ın başarılarından iftihar ettiğini söyledi.     Kazakistan'ın büyük değişiminde "aksakalımız, değerli dostum" diye hitap ettiği Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in engin devlet tecrübesi ve vizyonunun büyük payı olduğuna işaret edem Başbakan Erdoğan, Türkiye ile Kazakistan'ın diplomatik ilişkilerinin 20. yılında iki ülke ilişkilerinin geldiği seviyenin tarihi bir aşama olduğunu kaydetti.     Başbakan Erdoğan, iki ülke ilişkilerinde yeni bir dönem başladığını vurgulayarak, dün Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev ile imzalanan Yüksek Seviyeli Stratejik İşbirliği Konseyi kurulmasına dair ortak açıklama ve Yeni Sinerji Ortak Ekonomik Programı'nın, ilişkilerin en üst seviyede ele alınmasına imkan sağlayacağını söyledi.     Türkiye ile Kazakistan arasındaki ilişkilerin niteliğini belirleyen esas unsurun, iki kardeş halkın paylaştığı ortak değerler olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, "Ortak tarih, kültür, köken ve dil, bütün bu değerler ülkelerimizi birbirine sarsılmaz değerlerle bağlayan unsurlardır" dedi.  Erdoğan, yeni mezunlara çeşitli hediyeler de verdi.   (Mehmet Can)
Amerika'da Muhteşem Türk Günü N ew York’ta düzenlenen 31. Türk Günü Yürüyüşü ve Festivali büyük coşkuya sahne oldu. Festivalde ilgi odağı mehteran oldu. Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF) tarafından organize edilen Türk Günü Yürüyüşü ve Festivali sebebiyle New York’a akın eden Türkler, kırmızı beyaz renkli kıyafetleriyle Manhattan sokaklarını Türk bayraklarıyla doldurdu. İki saati aşkın süre boyunca ABD’de TADF bünyesinde bulunan Türk dernekleri ile kardeş ve akraba topluluklarının dernekleri temsilcileri, Türk ve Amerikalı öğrenciler, Kızılderili dans topluluğu, futbol derneklerinin taraftarlarının renkli yürüyüşleri, dev Türk bayrakları, Türk bayraklarının asılı olduğu arabalar, Manhattan sokaklarındaki Türkler’i coşturdu. Yürüyüşün en sonunda yer alan Genelkurmay Başkanlığı Mehteran Takımı ise büyük coşkuya sebep oldu. New York sokaklarında Mehteran Takımını gören Türkler sürekli tezahürat yaptılar ve “Yaşasın Türkiye” diye bağırdılar.
 Yürüyüşün sona ermesinin ardından Başbakan Yardımcıları Bekir Bozdağ ve Ali Babacan’ın da aralarında bulunduğu bir heyet Türk Günü Festivali’ne katılmak üzere Dag Hammarskjold Parkı’na yürüdü. Burada konuşma yapan Başbakan Yardımcısı Bozdağ, “Amerika’da ve başka ülkelerde yaşayan ve bu ülkelerin vatandaşı olan insanlarımızın siyasette aktif rol oynamalarını gönülden arzu ediyoruz” diye konuştu. Ali Babacan da, dünyada Türk pasaportu taşımanın gurur kaynağı olduğunu belirterek “Bundan 10-15 seneki duruma bakın, bir de şimdiki duruma bakın, Türkiye’deki bu gelişmeler dünyanın neresinde olursa olsun bütün Türklerin daha başı dik yürümesini sağlıyor” dedi.
  

Davutoğlu: Bizler Hep Bir Ağacın Dallarıyız M oldova’da yoğun temaslarda bulunan Bakan Davutoğlu, kendisini karşılamaya gelen Gagavuz’lu bir kadını annesine benzeterek Anneler Günü’nü kutlayıp elini öptü. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Moldova ziyareti çerçevesinde Gagavuz Özerk Yönetimi’ni ziyaret ederek, Gagavuz Türkleri ile bir araya geldi. 
Davutoğlu ve beraberindeki heyet Gagavuz Yeri’nin başkenti Komrat’ta Gagavuz Yeri Başkanı Mihail Formuzal ve diğer yetkililer tarafından geleneklere uygun bir biçimde tuz ve ekmekle karşılandı. Karşılamada Gagavuzlu çocuklar halk oyunları gösterisi de sergiledi. Bağımsızlığının ardından Moldova’ya ve dolayısıyla Gagavuz Yeri’ne gelen ilk dışışleri bakanı olan Davutoğlu, burayı kendi öz vatanlarından ayırt etmediklerini kaydetti. Türkiye ile Moldova arasında dostluk köprüsü oluşturan Gagavuz’un hep hasretle baktıkları Evladı Fatiha toprakları olduğunu belirten Davutoğlu, “Bizler hep bir ağacın dallarıyız, 75 milyon artı 200 biniz” dedi.

Bakan Davutoğlu, buraların bereketli topraklar olduğunu söyleyerek, kimliklerini koruyabilmeleri için Gagavuz Türklerinden nüfuslarını artırmalarını ve çocuklarına Türkçe öğretmelerini istedi. 
Diline Sahip Çıkmayan Millet Yok Olmaya Mahkûmdur Karaman’da, Karamanoğlu Mehmet Bey’in Türkçe’yi resmi dil ilan edişinin 735. yıl dönümü etkinlikleri kapsamında “3. Gençliğin Türkçe Kurultayı” düzenlendi.
Kurultayın açılış konuşmasını rektör vekili Prof. Dr. Kemal Esengün yaptı.Prof. Dr. Kemal Esengün  “Dil, bir milleti millet yapan unsurlardan biridir. Eğer diliniz yoksa, eğer sizi asırlar boyu gelecek nesillere aktaracak kültür varlığınız yoksa, sizin ekonomik olarak güçlü olmanızın veya birtakım maddi değerlere sahip olmanızın hiçbir önemi, katkısı yoktur. Dünyada öyle milletler var ki, dil birliğini sağlayamadıkları için, bir dile sahip olamadıkları için zaman içerisinde yok olmuş gitmişlerdir” dedi.
Kurultayın ikinci oturumu başlarken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından gönderilen mesaj okundu.
Erdoğan, mesajında “Dünyanın en kadim dillerinden biri olan Türkçe yüksek bir medeniyetin, yüksek bir kültürün, sevginin ve hoşgörünün dilidir. Bilhassa Anadolu’da Yunus Emre gibi gönül erlerinin katkısıyla daha da olgunlaşan Türkçe, hepimizin ortak dili ortak mirası olmakla birlikte, birlik ve beraberliğimizin de en önemli teminatlarındandır. Bizler bugün Yunus Emre’nin bize bıraktığı dil mirasını büyük bir sorumluluk içinde taşıyoruz. Bu mirası daha da zenginleştirerek gelecek nesillerimize en iyi biçimde aktarmak için çalışıyoruz” ifadelerine yer verdi. 3. Gençliğin Türkçe Kurultayı, sonuç bildirisinin açıklanmasının ardından sona erecek.
Rahim Er: Dizilere Türkçe Denetimi Getirilmeli T ürkiye Dil ve Edebiyat Derneği (TDED) Genel Başkanı Ekrem Erdem’in teşvik ve destekleriyle düzenlenen geleneksel Cumartesi toplantılarının bu haftaki davetlisi Rahim Er oldu. Derneğin Eyüp’teki genel merkezinde “Edebiyatın Dili” konulu bir konuşma yapan Er, dizilerde kullanılan kötü Türkçe’ye dikkat çekti. 

Rahim Er “Diziler, evdeki çocuklarımıza, evin hanımefendisine, beyefendisine büyük ölçüde tesir ediyor. Ancak, kullanılan Türkçe üzücü. RTÜK, dizileri Türkçe’nin zenginliği ve dilin nasıl kullanıldığı yönünde de denetlemeli. Bu konuyu ilgili de yasada bir madde olmalı” dedi. 
Türkçe Bozuk Kullanılıyor
 Türkiye’de liselerde eğitim-öğretim gören pek çok gencin Türkçe’yi iyi konuşamadığını ifade eden Er, “İki kelimeyi bir araya getiremeyen binlerce öğrenci var” dedi. Bu durum, üzerinde hassasiyetle durulması, yerinde incelenmesi gereken ‘sosyolojik bir hakikat’ olduğunu kaydeden Rahim Er, “Devletinizin güçlü olmasını istiyorsanız, dilinizin, kültürünüzün zenginliği çok önemlidir” dedi. 
Yunanistan'da Türklerin seçim zaferi Y unanistan’da pazar günü yapılan erken genel seçimlerde, Rodop’tan (Gümülcine) eski milletvekili Ahmet Hacıosman (PASOK) ve Ayhan Karayusuf (SİRİZA), İskeçe’den ise Hüseyin Zeybek (SİRİZA) milletvekili seçildi. Yıllardan sonra ilk defa 3 milletvekili çıkarmayı başaran bölgede eski milletvekili İlhan Ahmet ise seçilecek kadar oy almasına rağmen partisi DİSİ’nin yüzde 3’lük barajı aşamadığından milletvekili olamadı. 
Hiçbir partinin tek başına iktidar olacak kadar oy alamadığı seçimde 7 partili bir parlamento ortaya çıktı. Irkçı saldırılarıyla ünlü aşırı sağcı Altın Şafak partisi de meclise girebildi. Seçimden % 18.8’lik oyla birinci parti çıkan YDP’nin lideri Antonis Samaras, hükümeti kuracak. Eğer koalisyon hükümeti başarısız olursa ülkeyi yeni bir seçim bekliyor. 
Ayasofya'nın kapı tokmağındaki sır Ayasofya Müzesi Başkanı Doç. Dr. Haluk Dursun, Ayasofya’daki kapı tokmaklarındaki Fatih Sultan Mehmet’in büyük sırrını açıkladı. Tokmağın üzerinde, ‘Ya Fettah’ yazar. ‘Ya Fettah’ Allah’ın isimlerinden biridir. ‘Fettah’ kelimesinin içinde rahmet var, fetih var ama aynı zamanda açmak var. Açan demek, Allah’ın açan özelliği demek. Fatih kapı tokmaklarında Ayasofya’ya bunu koyarak hem o kapının açma fonksiyonunu vurgulatıp her açışta açma kudreti olan Allah’ın bir hürmeti ve aidiyetini hatırlatılıyor hem de Ayasofya’nın fethin sembolü olduğunu ve bunu unutmamak için her elinizi attığınızda, ‘Ya Fettah’ diyerek o kapıdan içeri girmenizi sağlamış oluyor” diye konuştu.
Kaşgar'dan Dünyaya T ürk Dil Kurumu tarafından daha önce İngilizce, Rusça, Çince ve Uygurca’ya çevrilerek yayınlanan, "Binyıl Önce Binyıl Sonra Kaşgarlı Mahmud ve Divanü Lügati’t Türk" adlı eserin Fransızcaya tercümesi de tamamlandı.
Eski Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın tarafından yazılan ve "Il y a Un Millenaire Kaşgarlı Mahmud Et Son Divanü Lügati’t-Türk" adıyla Fransızca’ya çevrilen, "Binyıl Önce Binyıl Sonra Kaşgarlı Mahmud ve Divanü Lügati’t Türk" isimli eserin tanıtımı yapıldı. 
Bonjour Ankara Derneği tarafından Fransız Büyükelçiliği’nde gerçekleştirilen tanıtım etkinliğinde, kitabın yazarı, eski Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın ve Fransızca’ya çeviren Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zeynep Oral katılımcılara kitapla ilgili bilgi verdi. 
Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, UNESCO’nun Kaşgarlı Mahmud’un bininci doğum yıl dönümünü 2008 yılında Türkiye’de ve dünyada çeşitli etkinliklerle kutladığını, kendisinin de bu kapsamda "Binyıl Önce Binyıl Sonra Kaşgarlı Mahmud ve Divanü Lügati’t Türk" adlı kitabı hazırladığını bildirdi. Kaşgarlı Mahmud’un "Türklerin İlk Dilbilgini" olduğunu, Divanü Lügati’t-Türk’ün de "İlk Türk Dil Bilgisi Kitabı ve Sözlüğü" olma özelliğini taşıdığını söyledi. Kitabın geçmiş yıllarda Türk Dil Kurumu tarafından İngilizce’ye, Rusça’ya, Çinceye ve Uygurca’ya çevrildiğini ve yayınlandığını kaydeden Prof. Dr. Akalın, Fransızcaya çevirinin ise kısa bir süre önce Yrd. Doç. Dr. Zeynep Oral tarafından tamamlandığını ifade etti. 
Prof. Dr. Haluk, Kaşgarlı Mahmud’un yalnızca bir Türk bilimci ya da sözlük yazarı olmadığına dikkati çekerek, "Kaşgarlı Mahmud Divanü Lügati’t Türk’te sadece Türk soylu halklarla ilgili bilgi vermemiş, Türklerle birlikte aynı coğrafyada yaşayan halkların yaşadıkları ülkeleri, kentleri, kasabaları ve köyleri tanıtan, tüm birimleri hakkında bilgiler veren, çizdiği haritayla bilgiler veren ‘İlk Türk Coğrafyacısı’ ünvanını da kazanan dil bilimcimizdir" dedi. 
İnsanlığın Hafızası Prof. Dr. Haluk şöyle konuştu: 
"-Kaşgarlı Mahmud, Divanü Lügati’t-Türk isimli ansiklopedik eserinde sözcükleri tanımlarken Türk sözlü edebiyatının önde gelen örnekleriyle divanı renklendirmiş, Türk atasözlerinin en eski biçimleriyle Türkçe’nin söz varlığının gücünü ortaya koyan eşsiz bir başvuru kaynağı ortaya koymuştur. Kitapta yalnızca Türklerle ilgili bilgi yoktur. Aynı coğrafyada yaşayan tüm uluslarla ilgili bilgiler yer alır. Bu nedenle Divanü Lügati’t-Türk pek çok yönüyle insanlığın deneyimlerinin hafızasıdır. Uygarlığın ortak kültür kitabıdır, kökleridir." 
Türk Dünyası Sultan Ahmet Meydanında Buluşuyor 1 4-15-16 Nisan tarihlerinde yapılacak olan 5.Milletler Arası Öğrenci Buluşması Sultan Ahmet Meydanında başladı. Açılışını Türkiye Başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ gerçekleştirdi.  Farklı kültürlere ev sahipliği yapan faaliyete; Balkanlar, Kafkasya ve Orta doğu ülkeleri katılıyor. Oldukça renkli görüntülerin olduğu organizasyonda, ülkeler kendi kültürlerini tanıtıyor. Üç gün sürecek olan faaliyet 16 Nisan Pazartesi günü kapanış konuşmasıyla sona erecek.
Doğu Türkista'da Türkiye Rüzgârı Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Çin'e gerçekleştirdiği tarihi ziyareti Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin başkenti Urumçi'den başlattı. Urumçi'de ilk kez bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı gören Uygur Türkleri, Erdoğan'a sevgi gösterisinde bulundu. Erdoğan'ın yaklaşık 40 araçtan oluşan uzun konvoyunun uzun güzergâhı boyunca trafik akışı kesildi, caddelerde yaya akışı da donduruldu. Güzergâh boyunca elli metrede bir polis yerleştirilerek güvenlik önlemi alındı.  Başbakan Erdoğan Urumçi’deki Büyük Pazar’ı dolaşırken Uygur Türkleri’nin aşırı ilgisi ve sevgi gösterileriyle karşılandı. Pazar gezisine Emine Erdoğan ve kızı Sümeyye ile bakan eşleri de katılarak alışveriş yaptı.  Daha sonra kendisine verilen mahalli kıyafetleri giyen Erdoğan ikram edilen çevirme kuzuyu kesti. Uygur halkının haklarının düzeltilmesinden duyduğu memnuniyeti belirten Erdoğan, "Soydaşlarımızı size emanet ediyorum" dedi.  Ardından Büyük Pazar’a gelen Erdoğan ve beraberindekiler, Uygur Türkleri’nin büyük sevgi gösterisiyle karşılaştı. Erdoğan, pazarda Uygur Türkleri ile sohbet etti, meyve kurusu tattı ve satın aldı. Başbakan Erdoğan’ın hanımı Emine Erdoğan, kızı Sümeyye Erdoğan ile bakan hanımları da pazarı dolaştılar.
Saraybosna'da Şehitler Yâd edildi B osna'daki savaşın başlamasının 20. sene-i devriyyesinde başkent Saraybosna'da hayatını kaybeden 11 bin 541 Bosnalının hatırasına şehrin en merkezi caddesi olan Titova'ya 11 bin 541 kırmızı sandalye dizildi.   Saraybosna'nın kuşatma altına alınmasının 20. yıl dönümü sebebiyle şehirin çeşitli yerlerinde anma törenleri yapıldı.   Anma törenleri çerçevesinde, Saraybosna'nın en işlek caddesi olan Titova trafiğe kapatıldı.   Savaşta hayatını kaybeden Saraybosnalılar hatırasına Hürriyet Ateşi’nden Alipaşa Camii'ne kadar kırmızı sandalyeler dizildi.   Savaşta hayatını kaybedenlerin “kanını” temsil eden kırmızı sandalyeler, cadde boyunca insanları hüzne boğan acı bir görüntü oluşturdu.   Kırmızı sandalyelerin dizildiği cadde boyunca Cuma namazının ardından, anma programı düzendi. Törende, çoğunluğu çocuk ve öğrencilerden oluşan 750 kişilik koro hüzünlü parçalar seslendirdi.   Törenlerin organizatörü Haris Paşoviç, yaptığı açıklamada, hayatını kaybeden insanları anmak ve onların hatırasına saygıda bulunmak maksadıyla böyle bir faaliyet düzenlediklerini belirtti.   Dünyaya barış mesajı göndermek istediklerini anlatan Paşoviç, ülkedeki problemleri halletmeye çalıştıklarını söyledi.
Kazakistan 1929-1933 kıtlığında nüfusunun yarısını kaybetti K azakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, 1929-1933 yılları arasında yaşanan kıtlık döneminde Kazak nüfusunun yaklaşık yarısının açlıktan öldüğünü söyledi. Nazarbayev Üniversitesi öğrencileri ile bir araya gelen Nazarbayev, "Holodomor" olarak tanımlanan kıtlık döneminde yaşananları anlattı. Holodomor sırasında yaşanan acının 80´nci yılı olduğunu belirten Nazarbayev, "Bizim milletimiz çok büyük acılardan geçti. Bir çok şey yaşandı. Bu dönemde Kazak nüfusunun yaklaşık yüzde 40´ı açlıktan öldü" diye konuştu. Kazakistan´ın bugün 16 milyon nüfusa sahip olduğunu söyleyen Nazarbayev, ´´Eğer Holodomor yaşanmasaydı, nüfusumuz bugün yaklaşık 45-50 milyon olurdu´´ dedi. Nazarbayev, geçmişte yaşananların dikkate alınmasını isteyerek, Kazak gençliğinin ülkelerini daha ileri götürmek için çalışmaya davet etti. Rusça "açlık" anlamına gelen "Holodomor" veya "Galadomor", 1929-1933 yılları arasında, Sovyetler Birliği´nin toprakta özel mülkiyetten vazgeçerek, köylüleri kolhoz ve sovhozlarda toplamak istemesi, köylülerin de buna karşı çıkması ile başlamış, Sovyet yönetimi de köylülerin bu tepkisine karşılık tarımsal üretimi durdurma kararı almıştı. Bu karar, Sovyetler Birliği´nde milyonlarca insanın açlık sebebi ile hayatını kaybetmesine yol açmıştı.
Azerbaycan Her Alanda Türkiye’yi Örnek Alıyor Azerbaycan’da hükümet yetkilileri ve halk, Türkiye’ye sevgi ile bakıyor. Her 5 kişiden dördü Türkiye’yi stratejik müttefik olarak görüyor. Azerbaycan halkı Türkiye’ye aşırı güveniyor. Türkiye sevgisi için halk, ‘genetiğimizde var’ diyor. Hatta kendi Milli Takımlarından çok Türk Milli takımının futbol maçlarını izliyor. Kazandığımızda bizim gibi seviniyorlar. Herkes burada da Galatasaray, Fenerbahçe ya da Beşiktaşlı. Hafta sonu Türkiye’de olduğu gibi orada da Türkiye lig maçları seyrediliyor.

Azerbaycan Ermenistan ile ilgili meselelerinde komşuları tarafından adeta yalnız bırakılmış. Azerbaycan’a Türk dünyası içinde tek destek veren ülke ise Türkiye. Ermenistan ile birçok diyaloğu bulunan İran, askeri alanda da Ermenistan’ı destekliyor. Ara sıra Türkiye ile Azerbaycan hükümetleri arasında esen soğuk rüzgârlara rağmen Azeri ve Türkler birbirine ayrılmayacak gibi kenetlenmişler. Azerbaycan’da bir çok sistem Türkiye’den alınmış. Polis ve askerî teşkilatı ise tıpatıp aynı. Araçların plaka sistemi, kimlik ve vatandaşlık sistemi de Türkiye’den farksız. 
Türk’ün Gücünü Hafife Almayın 

Azerbaycan’ın ünlü milletvekili ve Azerbaycan-Türkiye Parlamentolararası Dostluk Grubu üyesi Ganire Paşayeva, “Türkiye ile özel ilişkilerimiz var” dedi. Paşayeva, şöyle konuştu: “Bir millet, iki devletiz. Türkiye bizim dostumuz, müttefikimizdir. Bizim Türkiye ile tarihî, kültürel bağlarımız var. Bugün Azerbaycan’la Türkiye arasındaki iş birliği bölgede istikrara hizmet ediyor. Azerbaycan halkının Türkiye’ye aşırı güvendiği açık bir gerçektir. Azerbaycan, Türk dünyasının birliğine önem vermektedir. Dünyada bulunan bütün Türklerin bir araya gelmesi için elimizdeki bütün imkanları ortaya koymaktayız. Türk’ün gücünü kimsenin hafife almaması gerekir...”
Bu Ne "Yaman" Tezat: Yunus Emre'yi anlıyorum Önsözünü Anlayamıyorum Azerbaycan Yazarlar Birliği Başkanı ve  dünyaca tanınmış en büyük yazarlardan Anar Rızayev, Türkiye Türkçesinin çok değişikliklere uğradığına dikkat çekti. Kendilerinin de anlamakta güçlük çektiklerini söyleyen Rızayev, “Ben  Yunus Emre Divanı'nı okuyup anlıyorum  ama ön sözünü  anlayamıyorum. Türkiye Türkçesi çok fazla yabancı kelime alıyor. Bu doğru değil” diyerek sitem etti.   Türk Ocakları'nın kuruluşunun 100. yılı dolayısıyla Bakü'ye giden Türk Ocağı heyetini Azerbaycan Yazarlar Birliği'nde kabul eden ünlü yazar Anar Rızayev'in, doğum günü dolayısıyla özel bir kutlama yapıldı.   Anar, yaptığı açıklamada Azerbaycan'da Sovyetler Birliği döneminde bir kitabın en az 50 bin adet satıldığını ve insanların çok kitap okuduğunu belirterek; “Bağımsızlığımızı kazandıktan sonra sanat ve edebiyatta üretim durma noktasına geldi” dedi.   Sovyetler Birliği döneminde Azerbaycan'da insanların esarete direniş gösterdiğini, şiir, roman, hikâye gibi sanat dallarında çok sayıda sanatçının yetiştiğini, eserlerinin her birinin en az 50 bin adet satıldığını hatırlatan Anar, şöyle konuştu: “Esaret, insanlarımızda bir direnç meydana getiriyordu. Müstakilliğimizi kazandıktan sonra bu direnç ortadan kalktı. Şimdi bir kitap bin adet sattığı zaman sevinir hale geldik.” Hayal Ülke TürkiyeRızayev, çağdaş Azerbaycan edebiyatının yaşayan en büyük yazarlarındandır. Yazarın “Sıraselviler'de Bir Otel Odası” adlı kitabı Türkiye Türkçesine çevrildi. Kitapta, Azeri bir bilim adamının gözünden, Azerilerin “hayal ülkesi” Türkiye anlatılıyor. Türk Ocakları'nın 100. Kuruluş Yıl Dönümü KutlandıTürk Ocakları'nın kuruluşunun 100. yılı dolayısıyla Bakü'ye giden Türk Ocağı heyetini Azerbaycan Yazarlar Birliği'nde kabul eden  ünlü yazar Anar Rızayev (solda), Dış Haberler Servisi Müdürümüz Hayrettin Turan'a açıklamalarda bulundu.
Ülkemize Çiçek Gibi Geldiniz Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Nevruz dolayısıyla Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) üyesi ülkelerin kültür ve sanat elçilerini kabul etti. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın da katıldığı kabulde misafirler, şiir ve şarkı okudu.

Abdullah Gül ile görüşen heyette TÜRKSOY Genel Sekreteri Düsen Kaseinov, Genel Sekreter Yardımcısı Fırat Purtaş, Kazakistan’dan Nurıya Nurpeisova, Kırgızistan’dan Kanykei Alymbekova, Özbekistan’dan Malika Fathullahojaeva ve Rovşancon Yunusov, Türkmenistan’dan Annajemal Nurmuhammedowa, Altay’dan Aıkhan Shinzhin, Başkurdistan’dan Liana Garaeva, Moldova’nın Gagavuz yerinden Igor Pidghırniı, KKTC’den Aydın Hikmet, Tataristan’dan Gulshat Sharapova, Tıva’dan Sarıklar Çayındı, Kırım’dan Mıdat Khalilov, Dağıstan’dan Raisat Gadzhieva, Çin Halk Cumhuriyeti Sincan Bölgesi’nden Dilara Dilnarabdullah ve Çuvaşistan’dan Albina Lubimova yer aldı.

Konukların Nevruz Bayramı’nı tebrik eden Gül, “Bu geniş coğrafyanın her tarafından bir çiçek gibi bir buket gibi geldiniz buraya. Baharı böylelikle başlatmış olduk” dedi. Bakan Günay’ın, TÜRKSOY temsilcilerinin Türkiye Türkçesi’ni gayet iyi konuştukları yönündeki gözlemine de katılan Gül, “Fevkalade güzel konuşuyorlar” değerlendirmesinde bulundu. (AA)
Kazak Türkleri Adnan Menderes'i Dualarla Andı Türkiye’de yaşayan Kazak Türkleri, 60 yıl önce kendilerine Türkiye’nin kapılarını açan merhum Başbakan Adnan Menderes’i kabri başında andı. Törene Kazakistan İstanbul Başkonsolosu Arslan Dandıkayef, Doç. Dr. Abdulvahap Kara, Kazak Türkleri Vakfı Başkanı A.Vahap Kılıç, 60 yıl önce Türkiye’ye gelen Kazak kafilesiyle Türkiye’ye gelen Mansur Teyci’nin de aralarında bulunduğu Türk vatandaşı Kazaklar katıldı. 

Kazak göçmenlerin İsmet İnönü tarafından kabul edilmediğine dikkat çeken Doç. Dr. Abdulvahap Kara “13 Mart 1952’de Bakanlar Kurulu kararının ardından Kazak Türkleri kafileler hâlinde Türkiye’ye geldi. Bize Türkiye’nin kapılarını açan Adnan Menderes’i şükranla anmak için toplandık” dedi. 
Türk Ocakları 100. Yılını Bakü’de Kutladı T ürk Ocakları, kuruluşunun yüzüncü yıldönümünü, temellerinin atıldığı yer olan Bakü’de görkemli bir şekilde kutladı. Kutlamalara Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ başta olmak üzere birçok üst düzey devlet adamı katıldı. Türkiye’yi Azerbaycan’da başarıyla temsil eden Kafkas Üniversitesi’nde “Türk dünyasının dünü, bugünü ve yarını” konulu bir sempozyum düzenlendi.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Türk tarihinin en zor ve en buhranlı döneminde Türk Ocakları’nın faaliyetlerine başladığını hatırlatılarak, “Bu Ocak 600 yıllık imparatorluğun parçalanmaya yüz tuttuğu bir zamanda, milli değerlerin muhafaza edilmesi ve Türk varlığının devam edilmesi için bir araya gelen fedakâr aydınlarımız tarafından kurulmuştur” dedi. 
Türkler Katkı Sağladı 

Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Hulusi Kılıç da Türk Ocakları’nı kuruluşu sırasında sadece Anadolu topraklarında yaşayan insanlar değil, Kazan, Kırım, Azerbaycan ve Başkurtistan gibi Türk dünyasının farklı bölgelerinden gelen aydınların Türk dünyasının var oluş mücadelesine katkı sağladığını dile getirildi. Kılıç, “Balkan savaşları, Avrupa sınırlarına dayanmış olan Türk varlığını Anadolu topraklarına hapsetmeye çalışırken, Türk Ocakları yeni bir başlangıç olmuş, ülke temelleri atılmıştır” dedi. Azerbaycan Milletvekili Ganire Paşayeva da, “Ben inanıyorum ki; Türk Ocakları bugüne kadar sürdürdüğü misyonu bundan sonra da devam ettirecek” dedi. 
Bakü'de Kutlamamız Anlamlı 

İstanbul Türk Ocakları Başkanı Dr. Cezmi Bayram da, Türk Ocakları’nın 1912’de Bakü’de kurulduğunu belirterek, “Türk Ocakları’nın kuruluşunun 100. yıl dönümünü Bakü’de kutlamamızın büyük anlamı var. Çünkü Türk Ocakları’nın temeli Hüzeyinzade Alibey ve Ağaoğlu Ahmetbey’in evlerinde atıldı” diye konuştu. Bir diğer toplantı ise Türkiye’yi Azerbaycan’da başarıyla temsil eden Kafkas Üniversitesi’nde gerçekleşti. “Türk Dünyasının Dünü Bugünü Ve Yarını” konulu sempozyumda, Türk birliğindeki ortak dil, inanç ve kültürün önemi anlatıldı. “Dil bir köprüdür” diyen konuşmacılar, Türk dünyası aydınlarından, sanatçı ve bilim adamlarından dile sahip çıkmalarını istedi. 
Sempozyumda Bir Araya Geldiler 
Kafkas Üniversitesi’nde düzenlenen sempozyuma; Türkiye-Azerbaycan Dostluk Grubu Başkanı AK Parti Adana milletvekili Nejdet Ünüvar, Türk Ocakları İstanbul Şube Müdürü Cezmi Bayram, Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Hulusi Kılıç, Kafkas Üniversitesi Rektörü Ahmet Saniç, TİKA Başkan Yardımcısı Mehmet Süreyya, Azerbaycan Türkiye İşadamları Birliği Başkanı Cemal Yangın konuşmacı olarak katıldı. 
Azerbaycan Devlet Bakanı Nazım İbrahimov;
“Türkiye sevgisi genetiğimizde var” 

Azerbaycan Cumhuriyeti Diasporadan Sorumlu Devlet Bakanı Nazım İbrahimov, Türkiye-Azerbaycan münasebetlerinin benzersiz olduğunu ve iki ülke arasındaki münasebetlerin başka ülke ile mukayese etmenin mümkün olamayacağını söyledi. İbrahimov, Azerbaycan’ın ve bütün  Azerilerin Türk dünyasının birliğine önem verdiğini dile getirerek;
 
“Dünyada bulunan bütün Türklerin bir araya gelmesi için elimizdeki bütün imkânları ortaya koyuyoruz. Azerbaycan halkının Türkiye’ye aşırı güvendiği açık bir gerçektir. Türkiye sevgisi halkımızın genetiğinde var”
diye konuştu. Nazim İbrahimov, Azerbaycan diaspora teşkilatlarının yeni yöntemler kullanarak Türk dünyasının problemlerini dünyaya duyurduklarını belirterek, “Adeta hücum politikası izliyoruz. Dünyada ciddi bir Türk diasporasının var olduğunu gördük. Ancak esas önemli olan, bu diasporanın bir araya getirilmesiydi ki gerçekten güzel bir birlik oldu” dedi.
İlk Türkçe-Boşnakça Sözlük Saraybosna'da Tanıtıldı Dr. Esad Durakoviç, Boşnak dilini inkâr edenlere karşı bu sözlüğün çok iyi bir cevap olduğunu belirterek, “Bu eser birkaç yüzyıllık tarihi anlatan temel bir eserdir. Bu sözlüğün bugünkü önemi de çok büyüktür’’ dedi.   Bosna-Hersek doğumlu Muhammed Hevayi Uskufi’nin 1631 yılında yazdığı ilk Türkçe-Boşnakça sözlük olan Makbul-i Arif, Saraybosna’da tanıtıldı. Saraybosna’daki Bilim ve Sanat Akademisi’nde düzenlenen tanıtım toplantısına, AB’nin Bosna-Hersek Yüksek Temsilcisi Valentin Inzko, Bosna-Hersek Federasyonu Başbakan Yardımcısı Desnica Radivoyeviç, Federasyon Eğitim Bakanı Damir Maşiç ile çok sayıda akademisyen ve medya temsilcisi katıldı.   Ünlü dil bilimci Dr. Esad Durakoviç, Boşnak dilini inkar edenlere karşı bu sözlüğün çok iyi bir cevap olduğunu belirterek, “Diğer taraftan, bu eser birkaç yüzyıllık tarihi anlatan temel bir sözlük bilimcilik eseridir. Bu tarihin bugünkü önemi de çok büyüktür’’ dedi.   Tarihî Önemi Büyük Bir Eser   Sözlüğün yayımlanmasına katkıda bulunan Tuzla Belediye Başkanı Yasmin İmamoviç, yazarın Tuzla doğumlu olduğunu belirtti. Bosna-Hersek Federasyonu Eğitim Bakanı Damir Maşiç de bu eserin Boşnakça için önemli bir eser olduğunu kaydetti. Asıl adı Mehmet Bosnevi olan Muhammed Hevayi Uskufi, 1610 yılında Zvornik sancağının, Donya Tuzla yakınlarındaki Dobirnya köyünde doğdu. Takma adı ‘’Hevayi’’, mahlası ise “Uskufi” olan yazar, 1651 yılında vefat etti.   Türkçe ilahiler de kaleme alan yazarın, 1631 yılında yazdığı "Makbul-i arif" adındaki eseri ilk Boşnakça-Türkçe sözlük olarak biliniyor.   Türkçe ve Boşnakça Öğütler de Yer Alıyor   “Oku, yaz, çok çalış; uğursuz olma!’’, “Kim iyilik ederse karşılığını bulur!’’, “Ey oğul, iyi ol; iyilik güzeldir!’’, “Kötü gözle bakma, iyilik yap!” gibi Boşnakça ve Türkçe öğütlerin de yer aldığı sözlüğü, Dr. Esad Durakoviç ve Tuzla Belediye Başkanı Yasmin İmamoviç, tanıttı.
Dünya Kazakları İstanbul’da Buluştu B aşkanlığını Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in yaptığı Dünya Kazakları Konseyi, kuruluşunun 20. yılını İstanbul’da törenle kutladı. İstanbul Zeytinburnu’nda düzenlenen törene Kazakistan Büyükelçisi Canseyit Tüymebayev, İstanbul Konsolosu Arslan Dandybayev, Türksoy Genel Sekreteri Düsen Kaseinov, AK Parti İstanbul milletvekili Prof.Dr. Türkan Dağoğlu, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’ndan Ramazan Çokçevik, Zeytinburnu Belediye Başkanı Yardımcısı İlyas Saka, Kazak Türkleri Vakfı Başkanı Abdulvahap Kılıç ve Dünya Kazakları Konseyi Başkan Yardımcısı Talgat Mamashev katıldı. 

Konsey Başkan Yardımcısı Mamashev “Sizlere Cumhurbaşkanımız Nursultan Nazarbayev’in selamını getirdim. 20 yılı geride bıraktık nice 20 senelere...” dedi. 
Törende Kazakistan’dan gelen sanatçılar seyircilere keyifli dakikalar yaşatırken, Gazipaşa İlköğretim Okulu öğrencisi minik Kazaklar da sergiledikleri performansla büyük beğeni topladı. Minik Kazakların oyununa zaman zaman eşlik eden Büyükelçi Tüymebayev, “Bu çocuklar hem Türkiye’nin hem Kazakistan’ın ortak geleceğini temsil ediyor. Bu çocuklara sahip çıkmak bizlerin en büyük görevimiz” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Gül: Bir Millet İki Devletiz Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türk-Türkmen İş Forumu'nda yaptığı konuşmada, son 20 yıl içerisinde Türkmenistan'ın çok büyük atılımlar ve gelişmeler yaptığını, her gittiğinde Aşkabat'ın değiştiğini, dünyanın en modern şehirlerden birisi haline geldiğini gördüğünü söyledi.
Berdimuhammedov'dan Talimat 
Gül, bu kadar fazla ekonomik işbirliği ve münasebetler söz konusu olunca bazı problemlerin olmasının gayet normal olduğunu, gerçekçi ve realist olunması gerektiğini ifade ederek şöyle konuştu: 
''Hiç münasebet ve faaliyet olmazsa hiçbir problem de olmaz. Ama çok fazla işbirliği olunca bazı problemlerin olması da kaçınılmazdır. Ama önemli olan bütün bunların hal yoluna konulması için halisane, samimi ve bu kardeşliğe yakışır bir davranış içinde olunmasıdır hepimizin. Bunu özellikle Türk iş adamlarına ifade etmek istiyorum. Değerli Cumhurbaşkanı ile biz bu konularda konuştuk. Kendisi gayet alicenap bir şekilde hareket ederek, bunların çözümü için talimatlar vermiştir.''
Aramızda protokol yok
Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhammedov'un Türkiye'ye beşinci ziyareti olduğunu hatırlatan Gül, her ziyaretin resmi çerçevede olmadığını, çeşitli vesilelerle ziyaretler yapıldığını söyledi. Gül, şunları kaydetti:
''Ben de 4 defa Cumhurbaşkanı olarak Türkmenistan'ı ziyaret ettim. Aramızda hiçbir protokol söz konusu değildir. Birimizin başarısı, diğerinin başarısıdır. Birimizde bir üzüntü olursa, buna hepimiz de üzülürüz. Bu anlayış içinde inşallah geleceğimiz çok parlaktır. Türk-Türkmen birdir, bir demektir. Arada fark yoktur. Bu anlayış içinde, inşallah istikbalimiz de geleceğimiz de çok daha parlak olacaktır. İşte bu yolda iş adamlarının, Türk ve Türkmen iş adamlarının muhakkak ki çok büyük katkıları vardır. Bundan dolayı hepinize çok teşekkür ediyorum. Bir Millet İki Devletiz''
Gül, Ankara'da Berdimuhamedov onuruna verdiği akşam yemeğine birçok Türk iş adamının da katıldığını belirterek, Berdimuhamedov için, ''Tek tek hepinizle tokalaşırken, gördüm ki sizleri benden daha iyi tanıyan kadirli doğanım. Ben sizlerin çoğunuzu ismen tanıyorum, bir defa görmüşümdür ama neredeyse hepinizin hatırınızı sordu, 'Ne yapıyorsun' dedi, isminizle hitap etti. Doğrusu bu kadar hepinizi yakından bildiğini, tanıdığını tahmin ediyordum ama bu kadar olduğunu bilmiyordum, onu da itiraf edeyim'' dedi.
Aramızdaki Bağlar Gittikçe Gelişecek
Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhamedov ise iki devlet tek millet olarak Türkiye-Türkmenistan münasebetlerinin gittikçe gelişeceğini ifade etti. İşbirliği alanlarının, teknoloji eğitim ve bilime kaydırılmasının önemine değinen Berdimuhamedov, konuşmasını şöyle tamamladı:
"Atalarımız aynıdır, özümüz birdir. Aramızdaki münasebetlerin gelişmesinde atalarımızın bize bıraktıkları yardımcı olacaktır. Aramızdaki bağ "iki devlet bir millet" anlayışıyla devam etmektedir. Aramızdaki münasebetler daha da geliştireceğiz. Devlet nişanının takdim edilmesi bunu göstermektedir. Barışın, güvenliğin, sürdürülebilir gelişmenin sağlanması konusunda ortak çabalar sergiliyorlar.

Ülkemizdeki büyük işlerde Türk şirketlerinin büyük payı var. Gerek inşaat, gerek tekstil, kimya alanlarında Türk şirketler büyük işler yapıyorlar. 2011 yılı itibariyle 4 milyar doları bulmuştur, 2010 yılına göre yüzde 25 artış göstermiştir. Yapacağımız işler çok olacak, iş birliğini sürdüreceğiz. Ülkemizde yeni sanayi teknolojilerinin kurulması, endüstriyel bir toplumun oluşması için Türk tarafıyla çalışmalarımızı sürdüreceğiz. 270'den fazla şirket Türkmenistan hidro karbon kaynaklarına sahiptir. Kaynakları yeniden işleme ve kimya sanayiini geliştirme iki ülke tarafından önem arz etmektedir."
Doğu Türkistan Lideri Merhum İsa Yusuf Alptekin'e İftira Türkistan Tarihçisi Yrd. Doç. Dr. Ömer Kul, büyük dava adamı, dürüst ve vatanperver insan, Doğu Türkistan’ın milliyetçi lideri merhum İsa Yusuf Alptekin’in aleyhine bir yazı yazan İklil Kurban’a “İklil Kurban ve Hezeyanları” adlı makalesinde şu cevabı verdi: [ İklil Kurban adlı bir zat yayınlamış olduğu “İsa Beg Kimdir?” başlıklı yalan-dolan ve iftira dolu yazısında  merhum İsa Yusuf Alptekin’i bir “vatan haini” olarak damgalamaya çalışmıştır. İklil Kurban daha önceleri de bu tür yazılar yazmış fakat bugüne kadar onun bu tarz hakaretlerine cevap veren kimse çıkmamıştı. Bu durum bana merhum İsa Yusuf Alptekin’in sıkça kullandığını duyduğum; “Bir kişi bana küfretmekle kendi gönlünü hoş tutuyorsa, bu da benim o insana bir iyiliğim sayılır” sözünü hatırlattı.Lakin İklil Kurban, herhalde kendisine cevap verilmemesini bir acizlik olarak telakki etmiş olacak ki son yazısını da yazma cüretini göstermiştir. Son 10 yılını Doğu Türkistan üzerine çalışmalarla geçiren, dahası bu konuda doktora yapmış bir akademisyen olarak İklil Kurban’ın kişisel duygularını, gerçek bir vatanperver insanın aziz hatırasını yerle bir etme gayretine gönlümün daha fazla rıza gösteremeyeceği kanaati ile bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissettim. Bir nevi “İsa Beg Kimdir?” yazısı bardağı taşıran son damla olmuştur.  Daha fazla sessiz kalmanın “haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır” sözü mucibince insanî bir duruş ve ahde vefa, zannedersem İklil Kurban’da bunların hiçbirisi yoktur, olmayacağı kanaatindeyim.]  Not: Yrd. Doç. Dr. Ömer Kul’un yazısının tamamı için: http://www.gazete2023.com/haber/13497/iyalptekine-hakaret-eden-iklil-kurban-ve-hezeyanlari.html  
Hocalı Katliamı Unutulmadı E rmeni askerlerinin 1992 yılında Hocalı’da 613 Azeri vatandaşı öldürmesinin yıl dönümünde binlerce kişi Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi’nde toplandı. Hocalı Katliamını Anma Gönüllüleri Komitesi tarafından organize edilen miting Galatasaray Meydanında toplanan çok sayıda grubun yürüyüşüyle başladı. Çeşitli sendikalar, sivil toplum örgütleri, siyasi partiler ve Türkiye’nin değişik şehirlerinden gelen vatandaşların katılımıyla oluşan büyük kalabalık, Türk ve Azerbaycan bayrakları “Hepimiz Türküz”, “Ermeni Yalanına Son” pankartlarıyla yürüdü.

Mitinge katılan grup, “Bir millet iki devlet”, “Ermeni yalanına sessiz kalma” şeklinde sloganlar atarak katliamı protesto etti. Mitinge İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin de katıldı. Yürüyüşe katılanlara “Sorkozy Tuvalet Kağıdı” yazan tuvalet kağıtları dağıtılırken “Sorkozy pisliğini temizle” sloganları atıldı. 
Azerbaycan'dan 60 Bin Kişi Yürüdü 

Ermenilerin Hocalı’da yaptığı katliamın 20. yılı münasebetiyle Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de de büyük bir yürüyüş düzenlendi. Bakü Deniz Vağzalı’nın önünden başlayan yürüyüş Hocalı Soykırımı Anıtı’nı ziyaretle bitti. Yürüyüşte Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, hanımı Mehriban Aliyeva, devlet ve hükümet yetkilileri, diplomatik temsilciler ve diğer vatandaşlar bulundu. Aliyev ve hanımı, anıtı ziyaret edip çiçek koydu. Yaklaşık 60 bin kişinin katıldığı yürüyüşte Hocalı Katliamı’nı yapanlar ve onların himayecilerinin aleyhine sloganlar atıldı.
Katliamın Şahitleri 

Taksim Meydanında düzenlenen mitingde en dikkat çekici döviz “Hepimiz Türküz” oldu. Katılanlar arasında 20 yıl önceki katliamın şahitleri de vardı. 
Belçika'da Faymonville Köyünde Türk Günü Belçika'da hiçbir Türk'ün yaşamamasına rağmen asırlardır ''Türk köyü'' olarak ünlenen Faymonville'de törenler coşkulu geçti. Belçika, Hollanda ve Almanya'dan gelen yüzlerce Türk'de törenlere katıldı. Köyün merkezinde, bugün kütüphane olarak kullanılan binanın girişinde, mermer üzerine oyulmuş ay yıldız, binanın içindeyse camlara işlenmiş Türk bayrağı motifleri dikkati çekiyor. Faymonville'e ''Türk köyü'' denilmesi ve Türk bayrağının bu köyün sembolü olması, bazıları 8inci yüzyıla kadar giden çeşitli rivayetlerle izah ediliyor. En yaygın rivayete göre 16. ve 17. yüzyıllarda, Osmanlı'ya karşı koymak için Kilise önderliğinde Avrupa'da toplanan vergilere katılmayı reddeden Faymonville köylüleri, ''Müslümanlarla gizli ittifak yaptıkları'' gerekçesiyle ''Türk'' olarak adlandırıldı. Yaşlı köylüler, ''Türk'' olmanın faydasını II. Dünya Savaşı'nda gördüklerini, Belçika'yı işgal eden Nazi ordularının her yeri bombalarken ay yıldızlı bayrağın dalgalandığı köylerine dokunmadığını anlatıyor.      
Türkmenistan'da Bayrak Bayramı T ürkmenistan’da 19 Şubat “Bayrak Bayramı” 20 bin seyirci kapasiteli Aşkabat Stadyumunda kutlandı. Vatandaşların büyük ilgi gösterdiği törenlere Türkmenistan Devlet Başkan Yardımcılarının yanı sıra bakanlar, milletvekilleri, aralarında Türkiye’nin Aşkabat Büyükelçisi Şevki Mütevellioğlu’nun da bulunduğu diplomatik misyon şefleri, Türk iş adamları ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Halk, bayram dolayısıyla evlerine ve iş yerlerine bayrak astı. Türkmenistan’da Bayrak Bayramı 1995 yılından bu yana her yıl 19 Şubat’ta milli bayram olarak kutlanıyor.
Suriyeli Türkmenler " Halkımızın sesi olacağız " T ürkiye’de yaşayan Suriyeli Türklerin oluşturduğu "Suriye Türkmen Kitlesi", düzenledikleri basın toplantısıyla kuruluşlarını ilan etti. Yaptıkları eylemlerle adlarında sıkça söz ettirmeyi başaran kitle, Suriyeli muhaliflerin sesi olarak devam edecek. Oluşturulan yönetimin başkanı olan kitlenin sözcüsü Yusuf Molla, “Suriye direnişinin meyvesi olan Suriye Türkmen Kitlesi özellikle çekingen duran Türkmenlerin ve Suriye halkının hak ve adalet hususundaki sesi olacaktır. Suriye Türkmen Kitlesi halk ayaklanmasında yer alan, yüksek ahlak ve eğitim seviyesine sahip pırıl pırıl bir grup Türkmen gencinin kenetlenmesi ve çabasıyla, Suriye’deki olumsuz şartlardan dolayı, İstanbul’da doğmuştur. Bu kuruluşun ulu bir ağaca dönüşmesi için ve Suriye halkının bir olması için cenabı hakka dua ediyoruz” dedi.


Türkmenistan'da "Toy" Gibi Seçim T ürkmenistan sıra dışı bir seçime sahne oldu! 2.9 milyon kişi, 8 adaydan birini devlet başkanı olarak seçmek için sandık başına gitti. Halk, seçim merkezlerinde folklor ekiplerinin gösterileri ve hediyelerle karşılandı. Seçmenlere tatlı ve içecekler dağıtıldı. Sanatçılar konser verdi. Türkmenler de mahalli kıyafetlerini giyerek oylarını kullandı.
Türkmenistan, devlet başkanlığı seçimleri için sandık başına gitti. 2 milyon 900 bin seçmenin bulunduğu ülkede seçimlere büyük ilgi gösterildi. Devlet Başkanı Gurbangulı Berdimuhamedov’un da aralarında bulunduğu 8 adayın yarıştığı seçimlerde, bütün adaylar oylarını kullandı. Aşkabat yakınlarındaki Çandibil ilçesinde oyunu kullanan ve ikinci dönem için yarışan Berdimuhamedov, diğer adaylara başarı diledi. 
Oy kullanana hediye verildi 

Oy verme işlemleri renkli görüntülere de sahne oldu. Seçim merkezlerinde halk oyunları ekipleri gösteriler yaptı, sanatçılar şarkı söyledi. Seçmenlere de görevliler tarafından çeşitli hediyeler verildi. Yabancı gazetecilerin pek ilgi göstermediği seçimlerde, basın kuruluşlarının temsilcileri, Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden bilgi aldı. Sandıklar mahalli saatle 20.00’de kapandı. 
Yılmaz Öztuna Vefat Etti Ö mrünü, şanlı tarihimizi, gençlerimize sevdirmekle geçiren Türkiye Gazetesi Başyazarı,  büyük Türk tarihçisi Yılmaz Öztuna, Ankara'da tedavi gördüğü Güven Hastanesi'nde sabah saat 09.00'da vefat etti.

 Gazeteci - tarihçi Yılmaz Öztuna bir süredir Ankara'da astım ve solunum yetmezliği tedavisi görüyordu.

Yılmaz Öztuna'nın cenazesi yarın Cuma namazı müteakip Fatih Camiinde kılınacak. Öztuna'nın cenazesi daha zonra Zincirlikuyu'da aile kabristanına defnedilecek.
İspanya'da Türk Sevdası İspanya’nın güney-doğusundaki Sax kasabasında 1920 yılında kurulan, kendilerine ‘Türkler’  (Los Turcos) ismini koyan ve zamanla büyüyen grup, yeniçeri elbiseli bir çikolata ambalajı ve bir kitapta gördükleri Osmanlı döneminin kıyafetlerinden esinlenip kostümler giyerek fes ve pelerinli kostümler yapmış.

800’e yakın üyesi olan ‘Türkler’ grubu, Saxlıların Türkçe öğrenmeye başlamasına da vesile oldu.
Türkiye’nin Madrid Büyükelçiliği tarafından 2007 yılında, tesadüfen tanınan Sax ve ‘Türkler’ grubu, bu yıl da bir Türk Büyükelçiyi misafir etti. Geçen yaz Türkiye’nin Madrid Büyükelçisi olarak tayin olan Ayşe Sinirlioğlu, ilk defa gördüğü festivalden çok etkilendiğini belirtip, gösterilen misafirperverlik için Saxlılara teşekkür etti. 

 
Hocalı Katliamı Soykırım Olarak Tanındı E lli bir ülkenin parlamento temsilcileri, İslam İşbirliği Teşkilatı Gençlik Forumu'nun (İİT-GF) teklifiyle Endonezya'da İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamentolar Birliği (İİT-PB) toplantısında Hocalı katliamını ''soykırım niteliğinde'' ibaresini kullanarak tanıma kararı aldı.
İİT-PB; nın Endonezya;nın Palembang kentinde düzenlenen 7'nci toplantısında 51 İİT üyesi ülke, Hocalı katliamının ''soykırım niteliğinde'' olduğunu söyleyen bir cümleyi "Ermenistan Cumhuriyeti;nin Azerbaycan Cumhuriyeti;ne karşı saldırısı"yla ilgili geleneksel kararına ilave etti.
Kararın aldığı son şekilde, 51 üye ülkenin, Hocalı'da yaşanan ''soykırım niteliğindeki katliamın'' 20'nci yılı olan 2012'den itibaren 26 Şubat'ı ''uygun şekilde tanımaları'' ve suçun işlenmesinden sorumlu kişilerin cezalandırılmaları çağrısı da yapılıyor. Kararda şöyle deniliyor:
"Konferans ... üye parlamentolara (trajedinin 20'nci yılı olan) 2012'den başlayarak Azeri sivillere karşı Ermenistan kuvvetleri tarafından (Azerbaycan Cumhuriyeti) Hocalı kasabasında yapılan soykırım niteliğindeki katliamın uygun şekilde tanınması ve Hocalı katliamını yapanların adalete teslim edilmesi çağrısında bulunuyor''
Kararın alınmasında etkin rol oynayan İİT-GF Başkanı Büyükelçi Elşad İskenderov, AA muhabirine yaptığı açıklamada Ermenistan'ın Hocalı'da gerçekleştirdiği katliamın uluslararası bir platformda kabul edilmesinin, Fransız Parlamentosunda kabul edilen Ermeni teklifiyle aynı döneme gelmesinin manidar olduğunu söyledi. Fransız Parlamentosunun kararını ''ırkçı" ve ''dayatmacı'' olarak niteleyen İskenderov, ''Bu kararın dünya tarafından kabul edilmesi mümkün değil. Nitekim İİT-PB'nin Hocalı kararı da göstermiştir ki dünya tarihi Fransız reçetelerini hazmedemiyor'' dedi.?
İskenderov, İİT-PB'de alınan Ermenistan'ın Hocalı katliamıyla ilgili kararın İİT-GF Genel Koordinatörü Leyla Aliyeva;nın 2009'da başlattığı ''Hocalı için adalet'' kampanyasının bir sonucu olduğunu ifade etti.
Kararın önemine dikkat çeken Elşad İskenderov ''Bu kararla birlikte ilk kez Hocalı trajedisini uluslararası belgelerde 'soykırım'la eşitleyen politik ve hukuki bir temel atılmıştır.
İİT-PB'nin dünya parlamentolarının dörtte birini içerdiği göz önüne alınırsa, bu kararın Hocalı trajedisinin Ermeni milliyetçilerinin Azerbaycan halkına karşı uyguladıkları soykırım politikasını belgeleyen önemli bir aşamayı temsil ettiği söylenebilir. Ayrıca bu kararla birlikte soykırım kurbanlarının adalete ulaşabilmesi için gereken politik ön koşullar da sağlanmıştır" dedi.
-Hocalı Katliamı-
Dağlık Karabağ'ın Hocalı kasabasında, 26 Şubat 1992 yılında Ermenistan Silahlı Kuvvetlerine bağlı güçlerin düzenlediği saldırılarda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 613 sivil katledilmişti. 
Bosna Belgeselinin Galası Yapıldı Bosna Tüneli belgeselinin galası yapıldı. Keçiören Necip Fazıl Tiyatro Salonu’nda, senaristliği ve yapımcılığını Yahya Coşkun’un, yönetmenliğini ise Öner Kılıç’ın yaptığı ‘Bosna Tüneli Bir Tünel Kaç Kişiyi Hayata Bağlayabilir’ belgeselinin galası yapıldı. Galanın açılış törenine katılan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, geçmi şte Bosna Hersek’in büyük acılar yaşadığını ve Müslüman olduğu için yok edilmeye çalışıldığını ifade ederek, “Bugün asılsız bir takım kıyımı dile getirenler, Bosna’da yaşanan kıyıma sessiz kaldılar. O dönemde Bosna’da Fransa’nın birlikleri vardı. Bu birlikler tarihe geçecek bir katliam yaşanırken olaylara  seyirci kaldılar. Bugün ermeni soykırımını iddia edenler Bosna-Hersek de yaşanan katliamı sadece seyrettiler” dedi.

Dünya ve Türkiye’den bu haksızlığa isyan eden insanların ortaya çıktığını hatırlatan Günay, “Ben de bunlardan birisiyim. O dönemde Bosna Dayanışma Grubu’nun üyesiydim. 1992’yi 1993’e bağlayan yılbaşı gecesinde Bosna Hersek de bulundum. Ambargolar nedeniyle şehre sadece tünel ile ulaşılabiliyordu. Yaklaşık 800 metre uzunluğundaki tünel, kanalizasyondan bozmaydı. Saraybosna’nın hayata bağlandığı tek yoldu. Oradan insanlar su ve hasta taşıyor, yardım malzemeleri oradan geliyordu. Herkes birbirine yol verirken ise ‘Allah’a emanet’ diyordu. Bu Bosna Hersek’in bir tür parolası idi. Gerçekten Allah’a sığınarak bu savaştan çok büyük acılarla çıktılar” dedi. 

Kızıldereliler'de Türk Amerikalı ve Rus antropologların araştırmasında, Kuzey Amerika kıtasının ilk sakinlerinin genetik beşiğinin Sibirya'nın güneyindeki dağlık Altay bölgesi olduğu ortaya çıktı. ABD'deki İnsan Genetiği dergisinde yayımlanan araştırmayı yapanlardan Pennsylvania Üniversitesi Antropoloji bölümü Doçenti Theodore Schurr, Rusya, Moğolistan, Çin ve Kazakistan'ın kesiştiği Altay bölgesinin onbinlerce yıldır çok sayıda halkın gelip gittiği kilit bir yer olduğunu söyledi. Araştırmaya göre, Amerika kıtasındaki ilk insanların ataları bu halklardan biriydi ve bugün Rusya Federasyonu'nun bir parçası olan Altay'dan 20 bin ila 25 bin yıl önce gelmişlerdi. Asyalılara ait genetik özelliklere sahip bu insanlar, o dönemde sular altında olmayan Bering boğazını geçmeden önce tüm Sibirya'yı katettiler. Araştırmalarında, Amerikalı kızılderililerin ve Güney Altay bölgesinde yaşayan yerli kavimlerin DNA'larında Y kromozumunu (babadan geçen) analiz eden bilim adamları, iki grubun paylaştığı ve bunlara özgü genetik mutasyonu bulmaya çalıştılar. Araştırmanın sonucunda, Amerikalı ve Rus antropologlar, her iki grupta da, anneden miras mitokondriyal genlerde de aynı genetik özellikleri buldular. Çalışmalarında bu mutasyonların ortaya çıkması için ne kadar zaman geçmesi gerektiğini hesaplayan bilim adamları, Altay genlerinin 13 bin ila 14 bin yıl önce Amerikalı yerlilerinkinden ayrıldığını tahmin ediyorlar. Haber 7
Suriye'li Türkmenlerin Feryadı B aşbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a mektup yazan Türkmenler, rejimin zulmünden kurtulmak için yardım istedi. Yaşadıkları zulmü anavatana duyurmakta zorlanan ve çektikleri acılar gün geçtikçe artan Suriyeli Türkmenler, çareyi Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’a mektup göndermekte buldular.

Bülent Arınç’tan Türk hükümetinin kendilerine yardım eli uzatmasını talep eden ve Milli Konsey’de temsilcilerinin bulunmasını isteyen Suriyeli Türkmenler, “Öyle ki, çok az nüfusa sahip olan bazı grupların bile konseyde temsilcisi varken sayıları 3.5 milyon olan Türkmenlerin tek bir temsilcilerinin bile bulunmaması bizleri rencide ediyor” ifadelerini kullandılar. 
Türkiye Anavatanımız 

Suriyeli Türkmenler mektupta ayrıca, Türkiye’ye anavatan gözüyle baktıklarını da ifade ederek, “Tamamı Müslüman olan Suriye Türkmenleri olarak bizler her zaman kendi vatanımız olan Suriye’nin birlik ve beraberliğini korumak aynı zamanda Türkiye ile Arap dünyası arasında bir köprü olmaya çalışacağız. Türkiye’ye ise her zaman bizi kucaklayıp sahip çıkacak olan bir Anavatan gözü ile bakmaya devam edeceğiz” şeklinde duygularını dile getirdiler.
Türkmenler yoğun olarak sınıra yakın Lazkiye ve Halep ile iç bölgelerdeki Şam, Hama ve Humus’ta yaşıyorlar. Hatta Suriye’de muhalif gösterilerin en çok olduğu ve katliamların en çok yaşandığı bölge olan Humus’ta Bab-ı Amr adlı mahallenin büyük çoğunluğu Türkmenlerden oluşuyor. Suriye’de yaşanan iç çatışmalarda yüzlerce Türkmen’in öldürüldüğü, binlercesinin ise tutuklandığı ifade ediliyor. 
Kazak Türkleri'nin Acı Kaybı Hayatı mücadeleyle geçen Canaltay, 1922 yılında Doğu Türkistan'ın Altay bölgesinde dünyaya geldi. Burada Kazak-Kırgız teşkilatının başkanlığı yaptı. 1949'da babası Canımhan Hacı ve Osman Batur ile birlikte Çin Generali Peng De Huai'ye karşı savaştı. 1951'de Tibet üzerinden Hindistan'a oradan da Tayvan'a geçti. Bu ülkede komünizme karşı birliğin üyesi olarak milletvekili seçildi. 1970'te Türkiye'ye gelen Canaltay, göçmen Kazak Türkleri'nin teşkilatlanmasında önemli hizmetler yaptı. Bu hizmetlerinden dolayı 2001 yılında Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev tarafından üstün hizmet madalyası ile ödüllendirildi. İstanbul Güneşli'deki evinde 90 yaşında vefat eden Delilhan Canaltay evli ve üç çocuk babasıydı. Canaltay, bugün Güneşli Evren Mahallesi Altay Camii'nde öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından Altınşehir Mezarlığı'nda defnedilecek.
Cumhurbaşkanı Gül: Türkiye Her Alanda Kırgızistan'a Destek Verecektir C umhurbaşkanı Abdullah Gül ve eşi Hayrünnisa Gül, resmi ziyaret için Türkiye'de bulunan Kırgızistan Cumhurbaşkanı Atambayev ve eşi Raisa Atambayeva onuruna Çankaya Köşkü'nde resmi akşam yemeği verdi. 

Yemeğe TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan yardımcıları Ali Babacan ve Bekir Bozdağ, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun eşi Sare Davutoğlu, Türkiye-Kırgızistan Parlamentolararası Dostluk Grubu üyesi milletvekilleri, Atambayev'in beraberindeki bakanlar, bürokratlar, diplomatlar ve TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun da aralarında bulunduğu iş adamları katıldı. 

Gül, yemekte yaptığı konuşmada, 1 Aralık'ta Kırgızistan'daki cumhurbaşkanlığı devir teslim törenine gittiğinde ülkedeki büyük değişimi gördüklerini ifade etti. O dönem davet ettiği Atambayev'in, ilk yurt dışı resmi ziyareti Türkiye'ye yapmasından duyduğu mutluluğu dile getiren Gül, iki ülke arasında yeni bir sayfa açıldığını söyledi. Cumhurbaşkanı Gül, "Sizler bizim ana yurdumuzdan geldiniz, siz de oraya güzelce sahip çıkıyorsunuz" dedi. 

Kırgızistan'da son 1.5 yıl içinde olağanüstü değişim yaşandığının altını çizen Gül, "Bu değişikliklerin, başkalarıyla mukayese ettiğimizde çok az sancılı olması, bizi ayrıca mutlu etti" diye konuştu. 

Kırgızistan'daki demokratikleşme ve seçim sürecinden söz eden Cumhurbaşkanı Gül, demokrasinin ilkeleri ve halkın iradesine göre değişimin başarılmasından dolayı Kırgızistan'ı tebrik etti.

Kırgızistan'ın önünde ekonomik refahın sağlanması ve kalkınmasını hızlandırma dönemi olduğuna dikkati çeken Gül, "Mesuliyetiniz çok büyük. Türkiye her alanda Kırgızistan'a en büyük desteği verecektir" dedi. Gül, 1 Aralık'taki Kırgızistan ziyaretinin ardından ilgili kurumlara bu yönde talimat verdiklerini de vurguladı. 

  Gül, Türk iş adamlarının Kırgızistan'a daha güvenli bir şekilde gideceğini belirterek, değişim sürecinden sonra Kırgızistan'da kurallar ve kanunların olduğu, herkese eşit muamele yapılan bir dönem başlatıldığını söyledi. Gül, Atambayev'in, "Kırgızistan yatırımcılar için cennet olacak" sözünün, iş adamlarına en büyük davetiye olduğunu kaydetti.    
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Atambayev'de Konuşmasında;    Kırgızistan Cumhurbaşkanı Atambayev de Cumhurbaşkanı Gül ve eşi Hayrünnisa Gül'e hitaben samimi bir dil kullandığı konuşmasını, zaman zaman duygusal ifadeler, zaman zaman esprilerle süsledi. 

Konuşurken ara sıra attığı kahkahaların Çankaya Köşkü'nün resepsiyon salonunda yankılandığı Atambayev, Cumhurbaşkanı Gül'e, "Ağabey", eşi Hayrünnisa Gül'e ise "Yenge" diye hitap etti. 

 Gül'ün, 1 Aralık'taki Kırgızistan Cumhurbaşkanlığı devir teslim törenine katılmasını çok istediğini dile getiren Atambayev, "Bunu yaptırdım ağabeye. Zorladım, 'Ağabey, gel oraya buradan bana dua et' dedim. Ağabeyim bana dua verdi. Bana göre Allah ağabeyimin dualarını duyuyor" dedi. 

 Gül'ün devir-teslim törenine katılmasının kendisi için büyük şans olduğunu ifade eden Atambayev, törene katılımından dolayı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e teşekkür etti.    Kırgızistan'da cumhurbaşkanlığı devir teslim töreninin savaşsız ve kansız gerçekleşmesinin önemine vurgu yapan Atambayev, "İnşallah her ülkede böyle olursa, ne güzel olacak" dedi. 

 Ekonomilerini geliştirmek için yatırımcılara iyi imkanlar sunmaları gerektiğinin farkında olduklarını belirten Atambayev, bunu sağlayacaklarını söyledi. Atambayev, geçmişte Kırgızistan'daki bazı yatırımcıların mülklerinin ellerinden alındığını, bazılarının da rüşvetle iş yaptığını ifade ederek, "Bundan sonra Kırgızistan'da bütün işler kanuna uygun olacak" ifadesini kullandı.     Türkiye Bizim Yıldızımız     Geçmişte yaşadığı sorunlar nedeniyle ailesinin aylarca, yıllarca Türkiye'de yaşamak zorunda kaldığını vurgulayan Atambayev, şöyle konuştu: 

"O günleri ben biliyorum. Hayrünnisa yengemiz, hanımımı, çocuklarımı evine davet etti, morallerini düzeltti. Zor zamanda böyle şeyler hiç unutulmaz. İyi zamanda dostlar çok, zor zamanda yanında birisini bulmak zor oluyor, kaçıyor, korkuyor. Gerekse dost da satabilir, akraba da satabilir. Allah satmıyor, Allah yardımcı oluyor. Böyle zor zamanda büyük Türkiye'nin cumhurbaşkanı, hanımı, eşimi, çocuklarımı evine davet edip çay verdi, emek harcadı. Ben kendim Bişkek'ten duydum, çok mutlu oldum. 'Böyle yengelerimiz var, böyle ağabeylerimiz var' dedim. O zaman Bişkek'te akrabalarım benimle konuşmaktan korktular ağabey. Teşekkürler yenge, teşekkürler ağabey size." 

Atambayev, Türkiye'nin dostluğuna güvenini, "Biz biliyoruz, arka taraftan birisi gelse, ağabeylerimiz var; durur. Kalkanlı, kılıçlı..." sözleriyle dile getirdi. 

Türkiye'yi "ana vatan" olarak niteleyen Atambayev, "Türkiye, Kırgızistan'a uzak ama her Kırgız biliyor ki Türkiye var. O bir yıldız gibi. Kırgızlar için Türkiye bir yıldız, bize yol gösteren ana vatanımız" diye konuştu. 

  
Sarıkamış Şehitleri Unutulmadı S arıkamış Harekâtında  şehit olan 90 bin asker için anma yürüyüşü yapıldı.7 kilometrelik yürüyüşe Mehmetçik'in yanı sıra Türkiye'nin dört bir yanından gelen Yüzlerce  kişi katıldı. İçişleri Bakanı Şahin yürüyüşe katılan ve tamamlayan ilk bakan oldu. Eksi 15 derece yapılan yürüyüşe 34 bin kişi katıldı. Kortej, Şehit Kurmay Albay Faruk Sungur yolunu Türkiye Dağcılık Federasyonu temsilcileri önderliğinde takip ederek, 2 bin 800 rakımlı Soğanlı Dağları'nın zirvesinde ulaştı. Bakan Şahin yaptığı konuşmada "Bu topraklar aziz topraklardır. Bu toprakların bedelini karşılayacak yeni bir bedel keşfedilmemiştir, edilmeyecektir" dedi.
Seyyid Ahmed Arvasi Kabri Başında Anıldı Mütefekkir-yazar Seyyid Ahmed Arvasi, vefatının 23. yılında Edirnekapı’daki mezarı başında anıldı. Arvasi’yi anma programına ailesi, yakınları, İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Gökmen Kantar ve ilçe ocak başkanları ve Arvasi’nin çok sayıda seveni katıldı. Arvasi’nin mezarı başında Kur’an-ı kerim okunmasının ardından konuşan Kantar, Seyyid Ahmed Arvasi’nin Türk milleti için önemli bir şahsiyet ve dava adamı olduğunu belirterek, “Türk-İslam ülküsü davamızın en önemli fikir adamlarından biridir Arvasi Hoca. Onun fikirleri bizim için çok önemli bir kaynaktır. Onun hizmetlerini unutmayacak ve hatırasını her daim yaşatacağız” dedi.
21. Asır Türk Asrı Olacaktır Dışişleri Bakanlığı ile Türk İşbirliği Konseyi arasında ‘Ev Sahibi Ülke Anlaşması’ imzalandı. Anlaşmaya Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Türk İşbirliği Konseyi Sekreteri emekli Büyükelçi Halil Akıncı imza koydu. 4. Büyükelçiler Konferansı’ndaki törende konuşan Bakan Davutoğlu, görüş ayrılıkları olsa da her ülkenin Türk elçiliklerine rahatça girmesinde sıkıntı yaşamayacaklarını dile getirdi. Davutoğlu, “İnşallah 21. Asır Türkçe konuşan milletlerin asrı olacak. Türk Konseyi bu mantıkla faaliyete geçti. Bütün ülkelerdeki Türk elçilikleri aynı zamanda Türk cumhuriyetleri vatandaşlarının da elçilikleridir. Semerkand ve Buhara’yı rüyasında görmeyen bir Türk, gerçek bir kimlik bilinci oluşturamaz” dedi. 
Kitaplar 6-7 Bin Kelime İle Yazılıyor P rof. Dr. Abdurrahman Güzel, “Yaplan araştırmalara göre ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelerde temel eğitimden geçen çocukların ders kitapları 71 bin kelime ile yazılıyor. Türkiye’de ise ders kitapları sadece 6-7 bin kelime kullanılıyor ” dedi.4. Milletler Arası Dünya Dili Türkçe Sempozyumu’nda konuşan Prof. Dr. Abdurrahman Güzel, “Öğrenciler, bu 6-7 bin kelimenin sadece yüzde 10’uyla düşünüyor, konuşuyor ve yazıyor” dedi. İlköğretim birinci sınıf Türkçe kitabının kelime sayısının 860 olduğuna işaret eden Güzel:“Yedi bölgede yaptığımız anket çalışmalarında birinci sınıf çocuklarımızın kullandığı kelime çeşidi sayısının, ortalama 180-200 civarında olduğu tespit edildi. Ayrıca çocukların kullandığı bu kelimelerden 100 kadarı, birinci sınıf Türkçe kitabında bulunmuyor. Demek ki çocuk 860 kelimeye karşılık sadece 120 kelime ile eğitimine devam ediyor. Çocuk kitaptaki 750 kelimeden habersiz. Ülkemizde ferdin yaşadığı dil kısırlığını, anlatma ve anlama kabilyetlerindeki eksikliği açık bir şekilde göstermesi bakımından bu rakamlar önemli” diye konuştu.
Başbakan Erdoğan: "Türk Tarihinde Soykırım yoktur." S özde soykırım tasarısının Fransız meclisinden geçmesinden sonra Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bu gün yaptığı konuşmada şunları söyledi:“Cezayir'de 1945'ten itibaren nüfusun %15'i acımasızca şehit edildi. Fransa Cumhurbaşkanı bu soykırımı bilmiyorsa gitsin babasına sorsun. Eminim ki oğluna söyleyecek çok sözü vardır.1492 yılından itibaren 15. yy'ın sonlarında binlerce musevi aile engizisyondan kaçarken Osmanlı Devleti onlara kucak açtı. Binlerce musevi Osmanlı'nın hoşgörüsüne sığındı.İspanya'dan kaçıp Osmanlı'ya sığınan museviler Selanik'e yerleştirildiler. Museviler yüzlerce yıl burada hayat sürdüler. Selanik Osmanlı idaresinden ayrıldıktan sonra göç etmek zorunda kaldılar. Sarkozy Türkiye tarihinde soykırım bulamaz. Tarihimize bakarsa kendi ailesinin Türkiye'nin Türkler'in yardımından şefkatinden başka hiçbirşey göremez.Kanuni Sultan Süleyman'ın Fransa'ya gönderdiği mektubunda şöyle diyordu:"Ben ki sultanların Sultanı Hakanların başı krallara taç giydiren Allah'ın yeryüzündeki gölgesi atalarımın fethettiği Akdeniz’in, Karadeniz'in, Rumeli’nin, Karaman'ın, Sivas'ın, Diyarbakır'ın, Azerbaycan'ın, Kürdistan'ın, Şam'ın, Mısır'ın, Mekke'nin, Medine'nin ve de ateş saçan mızrağımın ve zafer getiren kılıcımın üstünde sahip olduğum nice ülkenin padişahı olan Sultan Süleyman Han. Sen ki Fransa ülkesini kralı olan Françesko'sun. Kralların sığınağı olan kapıma mektup göndererek ülkenizin işgale uğradığını ve esir edilerek hapse atıldığınızı bildirmişsiniz. Bu durumdan kurtulmak için benden yardım istiyorsunuz. Gölnünüzü ferah tutun ve sakın üzülmeyin. Sadece Allah'ın dediği olur. Ne yapacağımızı elçinizden öğreneceksiniz. Selim'in oğlu Süleyman. İstanbul, 1526." Sarkozy, Kendi tarihine de baksa bizim tarihimize de baksa Türkiye'nin yardımlarından başka hiçbir şey göremeyecektir. Oy hırsıyla baktığı için görmesi gerekenleri görmekten aciz kalıyor."  
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Ata Yurdunda C umhurbaşkanı Abdullah Gül, yemin ederek göreve başlayan yeni Kırgızistan Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev ile biraraya geldi. Cumhurbaşkanı Gül, yaptığı açıklamada, Atambayev'i yeni görevinden dolayı tebrik etti. Uluslararası camianın ve komşu ülkelerden temsilcilerin katıldığı güzel bir devir teslim töreni gerçekleştirildiğini dile getiren Gül:

 ''Bu büyük bir olgunluk. Kardeşiniz ve dostunuz olarak bu tarihi merasime tanıklık etmekten gurur duyduk. Türkiye Kırgızistan'ın sonuna kadar yanındadır ve dostudur'' dedi. Türk halkından Kırgız halkına selam getirdiğini söyleyen Gül, yeni görevinde Atambayev'e başarılar diledi.
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev'de görüşme sırasında, başbakan olarak yaptığı Türkiye ziyaretinde Erdoğan ile aralarında geçen renkli diyaloğu aktardı.

Türkiye halkının atalarının Orta Asya topraklarından Türkiye'ye gittiğini ifade eden Atambayev, "Biliyorsunuz zamanında atababalar gittiler bu taraftan Türkiye'ye... Türkiye'ye yaptığım ziyarette de söylemiştim. Kırgızlar gelmese Türkiye olmazdı. Bu sözüm üzerine Tayyip Abi alacağımızdan vazgeçiyoruz demişti." dedi.

Almazbek Atambayev,cumhurbaşkanlığı görevine başladıktan sonra yaptığı ilk resmi görüşmenin Cumhurbaşkanı Gül ile olduğunu belirterek, ''Törene katılmanızı çok istiyordum ağabey bu bütün Türk dünyası için bir simge. Sizin atalarınız da buralardan gitti. Burası sizin anayurdunuz'' diyerek, Gül'ün ziyaretinden duyduğu memnuniyeti ifade etti.
Yabancı Kelimeler En Büyük Tehlike Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ile Bursa Valiliği tarafından düzenlenen ‘Yerel ve Bölgesel Medya Eğitim Seminerleri’ nde "Türkçenin geleceği" masaya yatırıldı.Toplantida konusma yapan Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, kitle iletişim araçlarının ilköğretim çocukları üzerinde önemli bir etkisi olduğunu ifade ederek, “İlköğretim çağındaki çocuklarımız haftada 5 saat Türkçe eğitimi alıyor ama televizyonu da 5 buçuk saat seyrediyor. İşte dil becerilerini geliştirebilecekleri bu yaşta, 5 saatlik bir Türkçe eğitimin yanında 5 buçuk saat televizyon seyretmeleri, kitle iletişim araçlarının ne kadar etkili olduğunu gösteriyor. Çocukların odalarında tek başlarına televizyon seyretmeleri, her duydukları kelimeleri dağarcıklarına almalarına yol açıyor. Bu yüzden çocukların dil gelişiminde kitle iletişim araçlarının önemli bir payı oluyor” dedi. Türkçenin dünyada hızla yayıldığını söyleyen Akalın, “Bu dili öğrenmek isteyenler radyo ve televizyon yayınlarımızı uydudan seyrediyorlar. İfade bozuklukları, yabancı sözcük kullanımı dil için en önemli tehlike. Biz ‘dur’ demezsek Türkçenin yazımı, söyleşiyi insanlarımızı da zor durumda bırakacak. Elimizden gelen katkıyı sunmaya hazırız. Yayınlarda Türkçenin örnek bir şekilde ve doğru kullanılması gerek” diye konuştu. Akalın, Türkçenin önündeki en büyük tehlikenin yabancı dil ve anlatım bozukluğu olduğunu belirterek, konuşmasını “Dil hataları en bulaşıcı hastalıktan daha çabuk yayılıyor. Dilimizin söz varlığında bulunmayan yabancı kelimelere yer vermeden Türkçenin kendi kelimelerini kullanarak gelecek nesillere çok güzel bir dilin bırakılmasını sağlamalıyız” diyerek tamamladı.
Irak Türkmen Cephesi Lideri Gül'ü Ziyaret Etti Cumhurbaşkanı Gül, Irak Türkmen Cephesi Başkanı Erşat Salihi’yi Çankaya Köşkü’nde kabul etti. Kabulde Salihi’nin ‘büyük bir mücahit’ olduğunu vurgulayan Gül, “Erşat Salihi Bey, Saddam döneminde 9 sene cezaevinde yatan, bir kardeşini şehit veren ve bütün ailesi Kerkük’ten Irak’ın güneyine sürülen bir arkadaşımızdır” diye konuştu. 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Irak’ın birliği, bütünlüğü, güçlülüğü için Türkiye olarak elimizden geleni her şeyi yapıyoruz ve yapmaya devam ediyoruz” dedi. 
Türk Dünyası'nı Birleştirecek Dev Proje Kazakistan Türkiye Büyükelçisi Canseyit Tüymebayev İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ı ziyaret etti. Saraçhane Belediye Sarayı’nda gerçekleşen görüşmede konuşan Başkan Kadir Topbaş, Basın Ekspres Yolu üzerinde 10 dönümlük bir arazide bütün Türk dünyasının başkonsolosluklarını ve Türk Konseyi’nin (Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi) sekreterliğini bir arada toplayacak dev bir proje hazırlığı içinde olduklarını söyledi. Başkan Topbaş, konferans ve sergi alanlarının da yer alacağı projenin bütün Türk dünyasını bir araya getireceğine dikkat çekti.
Projeden çok etkilendiğini vurgulayan Kazakistan Büyükelçisi Canseyit Tüymebayev de projenin Türk Cumhuriyetlerini heyecanlandıracağını ve kardeş ülkeler arasındaki karşılıklı münasebetleri çok daha geliştireceğini söyledi. Kadir Topbaş ve Canseyit Tüymebayev, projenin Ekim ayında Kazakistan'da yapılacak Türk Konseyi Zirve Toplantısı'nda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından paylaşılması için Cumhurbaşkanlığı ile görüşme kararı aldılar.
Organize Sanayi Bölgesi Münasebetleri Daha da Geliştirecek
Türkiye ile münasebetleri daha da geliştirmek için ülkelerinde Kazakistan-Türkiye Organize Sanayi Bölgesi kurmak için çalışma başlattıklarını da söyleyen Büyükelçi Tüymebayev, Türk işadamlarını Kazakistan’da daha çok görmek istediklerini, ekonomik ve kültürel münasebetleri çok daha ileri noktalara taşımak istediklerini ifade etti.
Kazakistan ile Türkiye arasında başlatılan direk uçak seferlerinin önemine de işaret eden Tüymebayev, “Kazakistan’a uluslararası birçok firma yatırım yaptı. Türk işadamlarının da ülkemizde yatırım yapması için her türlü desteği vermeye, çekincelerini ortadan kaldırmaya hazırız” dedi.
Afganistanlı Muhacir Türkler Pakistan'daki Kamplarda Zor Şartlarda Yaşıyor S on 30 yılda iki vatan değiştirmek zorunda kalan Türkmen mülteciler, Pakistan’daki kamplarda çok zor şartlar altında barınıyorlar.

Sovyetler Birliği’nin Türkmenistan’ı işgalinden sonra baskılara dayanamayarak 1950’lerin başında, anavatanlarını terk edip Afganistan’a kaçtılar. 1980’lerde ise Sovyetler Birliği’nin bu sefer Afganistan’ı işgal etmesiyle Pakistan’a sığınmak zorunda kaldılar.

Yaşamaya çalışıyorlar 

Başkent İslamabad’ın 80 kilometre kuzeybatısında Haripur’daki 20 ayrı yerleşim bölgesinde 799 Türkmen ailesi mülteci olarak yaşıyor. Nüfusları 3 bini geçiyor. Yetişkin erkeklerin çoğunluğu iş bulmak amacıyla büyük şehirlere veya ülke dışına gittiğinden kampın sokaklarında çocuk ve yaşlılar göze çarpıyor. Kampta geleneksel eğitime ilgi yoğun. Camilerle iç içe inşa edilmiş dört medresede çocuklar yetişkin olana kadar sadece din eğitimi alıyor.

Kampta altyapı yok, burada yaşayanlar su ihtiyaçlarını sokak başlarına kurulan su kuyularından sağlıyor. Mülteci Türkmenlerin ana geçim kaynağı halıcılık. Her evin bahçesine kurulan halı tezgahlarında Türkmen kadınları tarafından dokunan halı ve kilimler evin erkekleri tarafından pazarlanıyor. Kampın diğer geçim kaynağı ise şehirlerde ve ülke dışında çalışan erkekler. Genellikle Körfez ülkelerinde iş bulan Türkmen erkekleri evlerine gönderdikleri paralarla ailelerin geçimine katkı sağlıyor. Kampta her aileden en az bir erkek Arap ülkelerinde çalışıyor.
Türk Dünyası I. Tıp Kongresi Bakü'de Yapıldı Birinci Türk Dili Konuşan Ülkeler ve Türk Toplulukları Tıp Kongresi Azerbaycan’ın Bakü şehrinde Azerbaycan Tıp Üniversitesi’nde başarı ile gerçekleştirildi. Kongre, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet ve Azerbaycan Tıp Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ehliman Emiraslanov’un şeref başkanı oldular.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Bilgin Saydam ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Özgün Enver’de oturum başkanlıklarında bulundular. Prof. Dr. Erbuğ Keskin Prof. Dr. Reşad Özaras Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu Prof. Dr. Fatiş Altındaş, kongre düzenleme kurulunda görev aldı. 
Kongreye, Türkiye’den İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Kardiyoloji Enstitüsü’nden 16 farklı anabilim bilim dalından Profesör, Doçent ve Uzman  35 akademisyen, Azerbaycan’dan 17 farklı anabilim bilim dalından 38 olmak üzere toplam 83  akademik personel iştirak etti

Azerbaycan’dan değişik branşlardan yaklaşık 500 hekim ve hekim adayı kongreye izleyici olarak katıldı. Bilimsel programda Onkoloji, Çocuk Cerrahisi, Kardiyoloji, Üroloji, Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Plastik Cerrahi, Nöroloji, Nöroşirürji, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, Göğüs Hastalıkları, İç Hastalıkları, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Hiperbarik Tıp, Androloji, Jinekoloji, Göz Hastalıkları, Genel Cerrahi Anabilim ve Bilim dallarında toplam 13 oturumda 62 sunum ve 2 panel düzenlendi. 
Başbakan Erdoğan: "Karabağ Yüreğimizi Dağlıyor" Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev in katıldığı pektim Aliağa tesislerinde yapılan temel atma töreninde azerbeycan’ın Van depremi için yaptıkları yardımlara teşekkür ederek şunları söyledi: “Karabağ’daki işgal, benim Azeri kardeşlerimin yüreğini ne kadar dağlıyorsa, biliniz ki her bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının yüreğini de o kadar dağlıyor. Biz ‘iki devlet, tek millet’ olduğumuz kadar, aynı zamanda tek yüreğiz” diye konuştu. İlham Aliyev ise, “Azerbaycan öz desteğini Türkiye’ye vermeye hazırdır. Bu bizim kardeşlik borcumuzdur." Normal 0 21 false false false MicrosoftInternetExplorer4 /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;} İki Devlet Tek Millet Kapsülü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev gelecek nesillere yönelik Türkçe ve Azerice hazırlanan ortak mesajı hazırlanan kapsülle Star Rafinerisi’nin temeline gönderdiler. İki lider ortak mesajlarında özetle şunları kaydetti: “Bizler Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak iki kardeş ülkenin birlikte gerçekleştirdiği büyük bir yatırımın temelini attık. Bu yatırım, hem bölgenin enerji ve petrokimya sektörüne hem de iki ülkenin geleceğine damgasını vuracaktır. Bu yatırım, iki ülke arasında ekonomik entegrasyonu daha da ileriye taşıyacaktır. İki devlet tek millet ülküsü üzerinde yükselen Türkiye-Azerbaycan kardeşliğinin bu yatırımla pekişeceğine ve sonsuza kadar yaşayacağına olan inancımızı tekrarlıyoruz...”
Türk Dili Çalışma Gurubu Ankara'da Toplandı T ürk Dünyası gazetecileri arasında bilgi paylaşımı, görüş alışverişi ve mesleki dayanışmanın sağlanmasına zemin sağlayacak ‘’Türk Dili Konuşan Ülkeler Medya Platformu’’, ‘’Çalışma Grubu’’ Ankara’da bir araya geldi.

T.C. Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, toplantıya, Türkiye’nin yanı sıra Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, KKTC ve Türkmenistan’dan gazeteciler katıldı. Toplantıya Azerbaycan Matbuat Fonu Başkanı Vugar Safarli, Matbuat Şurası Başkanı Aflatun Amashov, Kazakistan Enformasyon ve İletişim Bakanlığı Siyasi Basın Uzmanı Zhanara Shaimerdanova, KKTC Dış Basın Birliği Üyesi Prof. Dr. Ata Atun, Kırgızistan Kabar Haber Ajansı Genel Müdürü Kubanıcbek Taabaldiev, Türkmenistan Bisnes Reklama Gazetesi Genel Yayın Müdürü Sahysalyh Bayramov’un yanı sıra bu ülkelerden çok sayıda üst düzey medya temsilcisi katıldı.

Stratejik Araştırmalar

Çalışma Grubu toplantısına Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü Enformasyon Dairesi Başkanı Arif Gülen başkanlık etti. Gülen, konuşmasında, BYEGM ve Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi işbirliğiyle Ankara’da 21-22 Aralık 2010 tarihlerinde gerçekleştirilen ‘’Türk Dili Konuşan Ülkeler Medya Forumu’’nda, ‘’Türk Dili Konuşan Topluluklar Medya Platformu’’ teşkil edilmesi ve platformun kuruluş işlemlerinin yerine getirilmesini sağlamak için bir ‘’Çalışma Grubu’’ kurulmasının kararlaştırıldığını hatırlattı.

Münasebetler Güçleniyor

Türk Dili Konuşan Topluluklar Medya Platformu’nu oluşturma niyetiyle toplandıklarını kaydeden Gülen, ‘’Bu, bir ilk adım. Bu yıl Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının 20. yıl dönümü. Bu vesileyle Türk Cumhuriyetlerini kutluyorum. Geçen 20 yıllık sürede ülkelerimiz arasında çeşitli alanlarda ilişkiler gelişti, ancak medya alanındaki faaliyetlerimiz çok zayıf kaldı. Oysa devletlerarası ilişkilerde medyanın üzerine çok büyük görevler düşüyor. Bu görevleri yerine getirmek, ortak bir platform oluşturmak adına bu çalışmayı yapıyoruz. Bu toplantıya katıldığınız için teşekkür ediyorum’’ dedi. Azerbaycan’ın ‘’Türk Dili Konuşan Ülkeler Medya Forumu’’nun ikincisini Ekim ayı sonunda yapacağını dile getirdi.



Cemil Ciçek Ahıska Türklerini Kabul Etti TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Dünya Ahıska Türkleri Birliği Başkanı Ziyatdin Kassanov ve beraberindeki heyeti kabul etti. Ahıska Türkleri ile değişik platformlarda görüştüğünü ifade eden Çiçek, Türkiye'nin, Ahıska Türkleri'nin meseleleriyle baştan beri ilgilendiğini söyledi.

Çiçek, devletin ve bütün hükümetlerin, ellerinden geldiği kadar proplemlerin çözümü için gayret gösterdiğini vurgulayarak, ''Gelinen nokta, epey bir gayretin sonucudur. Her şey hallolmuş değil ama önemli bir aşama kaydedilmiştir'' dedi.

Kassanov da tarım, hayvancılık ve seracılık alanlarında Türkiye'den destek isteyerek, kendilerinin bu işi yapmalarının çok zor olduğunu belirtti.
Osmanlı Sefaret Binası Onarıldı Karadağ’ın Krallık dönemi’ndeki başkenti olan  Çetinye’de bulunan Osmanlı Sefaret Binası’nın kötü durumda olan cephesi TİKA tarafından onarıldı. Onarım tamamlandıktan sonra Çetinye Belediyesi ve Sivil İnisiyatif adlı STK tarafından aslına  uygun olarak yaptırılan ‘Osmanlı Arması’ düzenlenen  törenle yerine konuldu. Törene, T.C. Podgoritsa  Büyükelçisi Emine Birgen Keşoğlu, Karadağ Parlamento  Başkan Yardımcısı Rıfat Rastoder, Karadağ Kültür  Bakanı Branislav Miçunoviç, TİKA Podgoritsa Program  Koordinatörü Dr. Gökçen Kalkan, Topkapı Müzesi  Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı ile Milletvekilleri ve çok  sayıda Çetinyeli katıldı. 
T.C. Podgoritsa Büyükelçisi Keşoğlu yoğun ilgi  gören törende yaptığı konuşmada, Türkiye-Karadağ  münasebetlerinin çok iyi durumda olduğunu ve günden güne  geliştiğini belirterek, “Bu bina iki ülke arasındaki  dostluğun bir simgesi olması yanında Türkiye-Karadağ  münasebetlerinin ne kadar eski, köklü ve güçlü olduğunun  bir ispatıdır. Osmanlı Arması’nın hazırlanmasını  sağlayan Çetinye Belediyesi ve Sivil İnisiyatif adlı STK  yetkililerine teşekkür ediyorum” dedi. 

Prof. Dr. Ortaylı da iki ülke arasındaki ilişkilerin ne  kadar güçlü ve köklü olduğunu örneklerle anlattı.  “Türk halkıyla Karadağ halkı arasındaki köklü kültürel  bağların bu tür faliyetlerle yeni dönemde daha da  güçleneceğine olan inancım sonsuzdur” diyen Ortaylı,  ortak kültürel mirasımız olan bu binanın restorasyonu  ve Osmanlı armasının tekrar eski yerine asılmasının  bunun en güzel göstergesi olduğunu dile getirdi. 


Abdullah Gül: Altı Devlet Tek Milletiz Cumhurbaşkanı Gül’den “Hürriyetlerinin 20. Yılında Türk Cumhuriyetleri” toplantısında mesaj: Türkiye, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan Azerbaycan ve Türkmenistan “altı devletli tek millet” bilinciyle hareket etmeli. Dayanışma içinde olmayan kaybeder.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın “altı devletli tek millet” bilinciyle hareket etmesi ve dayanışma göstermesi gerektiğini belirterek, “Önümüzdeki büyük imtihan da budur. Dayanışma içinde olmayanlar, tek kaldıklarında bazı büyük sıkıntılarla başa çıkamazlar. Dayanışma içinde olmak karşılıklı eşit ve saygın münasebete asla gölge düşürmez” dedi.

Kendilerini İspatladırlar

Ankara Rixos Otel’de düzenlenen “Hürriyetlerinin 20. Yılında Türk Cumhuriyetleri” uluslararası toplantısında konuşan Gül, “Aradan 20 yıl geçti, 20 yıl içinde büyük bir gururla ifade etmek istiyorum ki Türk cumhuriyetleri kendilerini ispatladılar, kuruluşlarını gerçekleştirdiler, tarih karşısında imtihanlarını verdiler ve bugün her birisi başı dik birer devlet olarak tarihte, coğrafyada yerlerini aldılar” diye konuştu.

Türk cumhuriyetlerinin cumhurbaşkanlarıyla büyük bir dostluk, samimiyet ve birlik içinde olduklarını kaydeden Gül, “Bunun görünür olmasından da hiç çekinmiyoruz. Çünkü gayet açık ve şeffaf bir iş birliği içindeyiz. Bu da hakkımızdır. Eğer hepimiz kendimizi tek bir milletin parçaları olarak görüyorsak, bu milletin fertlerinin, bu milletin topluluklarının, bu milletin devletlerinin yakın iş birliği içinde olmaları en tabii haklarıdır” dedi.

Geçen 20 yılda ekonomi, dış politika ve başta eğitim olmak üzere hayatın bütün alanlarında çok önemli projeler geliştirildiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Gül, “Önümüzdeki yıllarda bu projeleri daha titizlikle geliştirmek, bunlara yenilerini eklemek zorundayız” dedi. Bununla ilgili olarak, altı ülkenin üniversitelerinin, araştırma kurumlarının, bakanlıklarının yoğun çalışmalar yürüttüğünü belirten Gül, on yıllar sonra yeni başarıların kutlanacağına inandığını söyledi.

Sergi Gezdi

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ankara Rixos Otel’de düzenlenen “Bağımsızlıklarının 20. Yılında Türk Cumhuriyetleri” uluslararası toplantısındaki konuşmasının ardından, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile birlikte “Kitaplar ve Belgelerle Türk Dünyası” sergisini gezdi.

İş Birliği Şart

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da, Türk Cumhuriyetlerinin iş birliği içinde olmaları gerektiğini vurgulayarak, “Biz artık dünyada belirleyici olacağız, etken olacağız, sözümüz olacak. Yeter ki bir araya gelsinler, yeter ki birlikte geleceği planlasınlar” dedi.

Şimdi yeni bir dönüşümün eşiğinde olduklarını kaydeden Davutoğlu, İpek Yolunu bu kez tren yolları, enerji boru hatları ile yeniden uyandırmak zorunda olduklarını belirtti. Ülkelerin kendi içinde ne kadar güçlü olurlarla olsunlar, bu gücü küresel alana da yansıtmaları gerektiğine işaret eden Davutoğlu, “Bizim dışişleri bakanlığımızı kendi dışişleri bakanlığınız gibi kullanabilirsiniz. Benim büyükelçilerime kendi büyükelçileriniz gibi talimat verebilirsiniz” diye konuştu.

Sürgün ve Gurbet Bitti: Cengiz Dağcı Vatanında Yazdığı romanları ile Kırım Türkleri’nin maruz kaldığı büyük zulümleri dile getiren edebiyatçı Cengiz Dağcı’nın naaşı Türkiye’nin teşebbüsleri ile Londra’dan Kırım’a getirildi. Akmescit Kebir Camisi’nde kılınan  cenaze namazına; Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, BBP Genel Başkanı Mustafa Desdici, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, eski bakanlar Hasan Celal Güzel ve Mehmet Sağlam’ın da aralarında bulunduğu 200 kişilik heyet katıldı.

Cenaze namazını, Diyanet İşleri Başkanı Görmez kıldırdı. Ardından Dağcı’nın naaşı, Simperofol’e 100 km uzaktaki Yalta’ya bağlı Kızıltaş köyüne doğru konvoy eşliğinde götürüldü. Sık sık duygulanan Davutoğlu ve Günay da konvoyda yer aldı. Yaklaşık bir buçuk saat süren yolculuğun ardından Dağcı’nın cenazesi toprağa verildi.

Cenaze töreninde konuşan Kırım Özerk Cumhuriyeti Meclis Başkanı Abdulcemil Kırımoğlu, Davutoğlu’nu kastederek “Türk agalar bugün Cengiz agamızı bize getirdi. Kendilerine şükran ve minnetlerimizi iletiyoruz” dedi. Davutoğlu ise esas teşekkür edilmesi gereken kişinin Cengiz Dağcı ve Kırım Tatarları olduğunu söyleyerek, “O günlerde esaret altında yaşadı ama bugün doğduğu topraklara defnedilmek için bile olsa getirildiği için esareti bitmiştir. Hayatı boyunca eserleri ile bize yol gösteren Dağcı; kitaplarında ana, vatan, bayrak dil, özgürlük temalarını işleyerek bize bir ışık olmuştur” diye konuştu.

Keldibekov "Türkiye Bizim İçin Model Ülke" Kırgızistan Meclis Başkanı Keldibekov TBMM'ni ziyaret etti. Ziyaret sırasında Meclis Başkanı Çiçek'e Kırgızistan'ın mahalli elbisesi "Kementay" giydirip, kalpak taktı , kamçı hediye etti. Parlementer sistem olarak Türkiye'yi örnek aldıklarını vurgulayan Keldibekov " Türkiye bizim için model ülkedir" dedi.
TBMM başkanı Çiçek ise  Kırgızistan’da Ekim ayında Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağını hatırlatarak, bunun başarıyla gerçekleştirileceğine inancını dile getirdi. Seçimlerin şeffaf, adil olmasının, iç barış ve istikrarın sağlanması açısından önemli gördüklerini belirten Çiçek:

“Bir ülkede iç barış, huzur olmazsa kalkınma çabaları eksik oluyor. Geçmişte siz bunları yaşadınız, Oş ve Celalabad şehirlerinde maalesef bizi de üzen gelişmeler oldu. Ümit ederiz ki bu sıkıntılar bir daha yaşanmasın” dedi.

Adriyatik'te Kalan Türkler Osmanlı idaresi altında uzun süre kalan Karadağ'da bu yıl nisan ayında yapılan ve bir süre önce sonuçları açıklanan nüfus sayımında, çoğu Adriyatik sahilindeki Bar şehrinden olmak üzere ilk defa 104 kişi kendini “Türk” olarak yazdırdı. Yüzyıllardır tarihi Bar şehrinde yaşayan ve dillerini unutmayan Türkler, “Türkiye'nin son yıllarda bölgede ve dünyada artan etkisinden ilham alarak” kimliklerine sahip çıktıklarını belirttiyorlar.

Balkanlar'da bir medeniyet inşa eden, Anadolu'dan getirilen nüfusla da bölgeyi adeta bir ikinci “vatan” haline getiren Osmanlı, özellikle Balkan harbinin kaybedilmesiyle birlikte bölgeden çekilmek zorunda kaldı.

Osmanlı'nın bölgeden çekilmesiyle birlikte burada kalan Türk ve Müslüman nüfusu ise zor günler bekliyordu. Bölgedeki Türklerin yanı sıra çok sayıda Boşnak ve Arnavut Müslüman, Osmanlının buradan ayrılmasından sonra vatanlarını terk ederek, Anadolu'ya göç etti. Göç etme imkanı bulamayan ve bulundukları bölgede azınlık konumuna düşerek zor günler yaşayan Türkler ise “bir gün Anadolu'dan kardeşlerinin yine yanlarına geleceği umuduyla” bugünlere dek yaşadı.

Balkanlarda bu umudu koruyan Türklerin yaşadığı şehirlerden biri de Bar. Osmanlının 1595 yılında fethettiği ve 1878 yılında Berlin Kongresi'yle o dönemki Karadağ Krallığı'na bırakmak zorunda kaldığı Bar, bugün bile birçok özelliğiyle Anadolu'dan herhangi bir şehir görünümünü muhafaza ediyor. Yıkılmış camilerin, tarihi evlerin içinde bulunduğu kalenin yanı sıra “Stari Grad” olarak adlandırılan eski şehirde saat kulesi, camileri, türbesi, tekkesi ve bünyesinde barındırdığı Türk, Boşnak, Arnavut gibi Müslüman nüfusla Osmanlı ruhu Bar'da hala yaşatılıyor.

Bar'da Türkler'in Yaşadığı İlk Defa Üç Yıl Önce Öğrenildi

Kosova, Makedonya, Bulgaristan ve Batı Trakya'nın aksine Karadağ'da Adriyatik sahillerinde bir süre öncesine kadar “Türkçe konuşan” Türklerin yaşadığından kimsenin haberi yoktu. Bu bölgede yaşayan Türklerden ilk defa haberdar olan ise yaklaşık 3 yıl önce Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı'nın (TİKA) eski Karadağ Koordinatörü Dr. Gökçen Kalkan oldu.

Şu anda TİKA'nın Sırbistan Koordinatörü olarak görev yapan ve Karadağ'daki görevi sırasında bu ülkenin Cumhurbaşkanı Filip Vuyanoviç tarafından, “üstün başarıları ve çalışmalarından" dolayı ülkenin en prestijli ödülü olan “Devlet Nişanı” takdim edilen Dr. Gökçen Kalkan, Bar'da yaşayan Türklerle ilk olarak 2008 yılında karşılaştığını söyledi.

Bar Belediyesi'nde bir toplantıya katıldıktan sonra Bar Kalesi ve eski şehrin bulunduğu alanı ziyaret ettiğini ifade eden Kalkan, Balkanlardaki Osmanlı şehirlerinin bir benzeri olan eski Bar'da yürüyüp asistanıyla Türkçe konuştuğu sırada yaşlı bir amcanın “Hoş geldiniz” sesiyle irkildiğini söyledi.

Adının daha sonra “Bayazid Karagözoviç” olduğunu öğrendiği bu kişinin Bar'da yaşayan eski Türklerden olduğunu öğrendiğini ifade eden Kalkan, “Daha önce burada Türklerin yoğun bir nüfusa sahip olduğu, ancak zaman içinde tamamının Bar'ı terk ettiği biliniyordu. Burada Türkçe konuşan, Türk nüfusun olduğunu öğrenince çok şaşırdım” dedi.

Adriyatik'ten Çin Seddi'ne Kadar Türkçe Konuşuluyor

Bayezid Karagözoviç'in kendisinin bölgeye yıllar sonra gelen ilk Türk olduğunu söyleyerek içten sarılması karşısında çok duygulandığını belirten Dr. Kalkan, şöyle konuştu:

“Bar ziyaretimden kısa süre önce bir vesileyle Urumçi'de bulunmuştum. Urumçi'de yaşadığım eşsiz güzellikleri hatırlayarak, 'Adriyatik'den Çin Seddi'ne' kadar Türkçe konuşulduğunu görmüş olma bahtiyarlığını yaşadım.”

Dr. Kalkan, daha sonra yaptıkları çalışmalarda Bar'da “Karagözoviç, Gülömeroviç, Şahinoviç, Mustafiç, Ömerbaşiç” soyadlı 18 Tük ailesi tespit ettiklerini ifade ederek, ancak bu ailelerden sadece yaşlıların Türkçe bildiğini kaydetti.

Yeni neslin de Türkçe öğrenmesi için Bar'da geçen yıl TİKA'nın desteğiyle Türkçe kursu açtıklarını ve 25 kişilik kursa 100 kişinin müracaat ettiğini belirten Dr. Kalkan, o gün tanık olduklarını şöyle anlattı:

“Yaşlı insanlar torunlarının elinden tutarak Türkçe kursuna adeta 'koşarak' gelmişti. 75 yaşında burada yaşayan Abdullah isimli amcaya kendisinin neden kursa geldiğini sorduğumda, mahalli şivesiyle 'Getirmişim baganları (çocuk anlamına geliyor), unukları (Sırpça torun) öğretesiniz onlara dilimizi, alışsınlar Türkçeye' yanıtını hiç unutamıyorum.”

Bar'da şu anda Türkçe konuşan yaklaşık 50 aile bulunduğunu ve bu durumun kendilerini çok sevindirdiğini dile getiren Mustafiç, şöyle konuştu:

“Osmanlının buradan ayrılmasının üzerinden 100 yıl geçti. Ancak burada o eski dili konuşan insanların yaşaması bizi çok mutlu ediyor. Burada cami, türbe, tekke gibi tarihi anıtların yanı sıra canlı anıtlarımız da bulunuyor. Burada Türkçe konuşan 50 aile bulunuyor, ancak Türk kökenli insanların sayısı daha yüksektir, fakat zamanla bu insanlar Türkçeyi unutmuşlar. Şu anda burada benim de devam ettiğim Türkçe kursu bulunuyor. Ben ümit ediyorum ki burada kısa sürede bin kişi Türkçe konuşacaktır.”

Sulyo Mustafiç, kendisinin de Türk kökenli olduğunu ve atalarının yüz yıllar önce Karaman'dan Bar'a gelerek yerleştiğini ifade ederek, “Bizim büyüklerimiz Türkçe konuşmadıkları için biz Türkçeyi öğrenemedik. Ancak Türkçeyi öğrenmeye karar verdim. Çünkü biz bir milletiz ve bu dili de öğrenmemiz lazım.”

Türk Dünyası'na Gönül Vermiş Kemal Çapraz Anıldı
Kalemiyle ve diliyle Türk Dünyası'nın dertlerini dile getiren gazeteci - yazar merhum Kemal Çapraz, vefatının 3. yılında Tuzla Yayla Mezarlığı’ndaki kabri başında anıldı. Anma törenine, Çapraz’ın eşi Zuhal, çocukları Çağrı ve Çağla Çapraz, babası Cemal ve annesi Meliha Çapraz, aile yakınları ve sevenleri ile İstanbul Bağımsız Milletvekili İhsan Barutçu katıldı.

Kur’an-ı Kerim okunmasıyla başlayan törende konuşan babası  Cemal Çapraz, ‘’Ben Kemal’i saksıda bir çiçek gibi yetiştirdim, ama Allah onu bizden daha fazla seviyormuş ki, hayatının baharında aramızdan aldı. Siz, arkadaşları olarak da onu unutmayarak, buraya gelmekle büyük bir vefa örneği veriyorsunuz’’ dedi.

Avukat Hasan Basri Pehlivan da ‘’Rahmetli Kemal kardeşimiz, bu dünyada iyi bir Müslüman ve Türk milliyetçisi olarak yaşadı. Onu üniversite yıllarımda tanıdım. Bizim öncü kuşağımızdı. Çok dramatik bir kazada kaybettik. Bütün hayatı boyunca iyi bir Müslüman ve ülkücüye yakışır bir şekilde yaşadı. Onun mücadelesini bıraktığı yerden, inancını da kararlılıkla sürdüreceğiz’’ diye konuştu.

 Ufuk Ötesi gazetesinin imtiyaz sahibi olan, Basın Birliği Derneği başkanlığını da yürüten Kemal Çapraz, 3 yıl önce Kartal’da geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Ayrıca, Sultanahmet’teki Hoca Ahmet Yesevi Vakfı’nda Kemal Çapraz için bir anma toplantısı düzenlendi. Erdoğan Aslıyüce, Yusuf Gedikli, Ali Osman Özcan ve Şahin Zenginal, arkadaşları Çapraz’ı anlattılar.

Bosna Selimiye Camii Yeniden İbadete Açıldı Bosna-Hersek’te Sırp nüfusun yoğun olarak yaşadığı Sokolac şehrinde 1512 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılan ve 1992 yılında Sırp Çetniklerce (keskin nişancılar) temeline dinamit konularak yıkılan tarihî cami, yeniden inşa edilerek ibadete açıldı.

Selimiye Camisi nin yeniden ibadete açılışı sebebiyle düzenlenen törene Reis-ul Ulema Dr. Mustafa Ceriç, Knejina İslam Birliği Başkanı Rifet Vrabac, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) Bosna-Hersek Koordinatörü Dr. Zülküf Oruç ile yaklaşık 10 bine yakın Bosnalı müslüman katıldı. 
Üsküp'teki 250 "Osmanlı" Torunu Sünnet Ettirildi Makedonya'nın başkenti Üsküp'te yaşayan Türk, Arnavut ve Makedon tebası 250 Müslüman çocuk, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen törenle erkekliğe ilk adımlarını attı. Heyecanları gözlerinden okunan Osmanlı torunlarının bazıları gözyaşlarını tutamadı.Osmanlı coğrafyasında yer alan ülkelerdeki ecdat yadigarı eserlerin ayağa kaldırılması için çalışan Büyükşehir Belediyesi, Makedonya'nın başkentinde Osmanlı torunlarını sünnet ettirdi. El Hilal Derneği ve Üsküp Çayır Belediyesi tarafından 9 yıldır düzenlenen ve son 4 yıldır da Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin destekleriyle gerçekleşen sünnet şölenin, beşincisi Üsküp Kalesi önünde yapıldı. Törene, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe'nin yanı sıra El Hilal Yardımlaşma Teşkilatı Başkanı ve Üsküp Milletvekili Behicüddin Şehabi, Çayır Belediye Başkanı İzzet Meciti, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Bayram Vardar, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mefail Hızlı ile Bursa'dan gelen davetliler ve sünnet çocuklarının aileleri katıldı.Törende konuşan Başkan Altepe, Türkiye ile Makedonya'nın yüzyıllardır dost ve kardeş ülke olduğunu söyledi. Her iki ülke arasında akrabalık bağı olduğunu her fırsatta göstermeye çalıştıklarını belirten Altepe:"Atalarımız, İstanbul'dan 62 yıl önce Üsküp'e geldi. Üsküp'ün gelişmesi Bursa ile birlikte oldu. Burada birçok ecdat yadigarı eserimiz var. Bugüne kadar bu eserleri ayağa kaldırmak için önemli çalışmalar yaptık. Bizim hiç bir beklentimiz yok. Biz sadece dostlukların ve kardeşlik bağının daha da kuvvetlenmesi için bu çalışmaları yapıyoruz. Üsküp'ün kalkınması için elimizden gelen gayreti göstermeye devam edeceğiz" diye konuştu.Bursa'nın Desteğini Herzaman Yanımızda GörüyoruzEl Hilal Yardımlaşma Teşkilatı Başkanı ve Üsküp Milletvekili Behicüddin Şehabi ise konuşmasına İstiklal Marşı'nın 'ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım' dizelerini okuyarak başladı.Vekil Şehabi, Türkiye'nin özellikle de Bursa'nın her zaman Üsküp'ün yanında olduğunu belirterek, "Osmanlı'nın ilk eserleri olan Alaca, Hatuncuk, Kebir Mehmet ve Arasta camileri Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin katkılarıyla eski ihtişamlarına kavuşuyor. Bunun yanında düzenlenen aşure günleri ve sünnet şölenleriyle iki ülke arasındaki bağlar daha da kuvvetleniyor. Bursa'nın desteğini her zaman yanımızda görüyoruz. Yaptıkları bu çalışmalar sebebiyle Büyükşehir Belediye Başkanımıza teşekkür ediyorum" dedi.Kalplerimiz Sımsıkı BağlıÇayır Belediye başkanı İzzet Meciti ise Büyükşehir Belediyesi'nin Üsküp'e yaptığı yatırımların önemine değindi. Meciti, "Bizim kalplerimiz, Türkiye'deki ve Bursa'daki dostlarımızla sımsıkı bağlı. Osmanlı döneminden kalma eserlerin korunması ve ayağa kaldırılması yönünde her ne pahasına olursa olsun verdiğimiz mücadeledeki anlamlı gayretleri bizim için çok değerli. Desteklerini bizden hiç bir zaman esirgemeyen Başkanımız Altepe'ye teşekkür ediyoruz" şeklinde konuştu.Üsküp'teki 250 Müslüman çocuğun erkekliğe ilk adımını attığı törende sünnetin İslam dinindeki önemine hakkında açıklama yapan Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mefail Hızlı ise "Sünnet Hazreti Peygamber demektir. Birlik demektir. Biraraya gelmek demektir. 1500 yıldır devam eden hatta Hazreti İbrahim ve öncesine uzanan bu dini geleneği sürdürüyoruz" dedi.Konuşmaların ardından Büyükşehir Belediye Başkanı Altepe ve protokol üyeleri sünnet çocuklarına çeşitli hediyeler verdi. Davetlilere pilav ve helva ikramının yapıldığı törende Karşıyaka ve Yeniyol folklor ekiplerinin gösterileri ilgiyle seyredildi. Ellerinde Büyükşehir flamaları ve Türk bayraklarıyla sahneye çıkan çocukların bazılarının neşe içinde objektiflere gülümserken bazılarının ise korkudan ağlaması gözlerden kaçmadı.
Dış İşleri Bakanı Davutoğlu: Bosna Benim Evim Saraybosna’da yayınlanan ‘’Oslobocenje’’ gazetesine demeç veren,  Ahmet Davutoğlu, ‘’İlk defa bayram namazını Türkiye dışında kılacağım. Şimdiye kadar bayramı kendi evimde ailemle nasıl kutladıysam, şimdi de diğer evim olan Bosna’da ailemle kutlayacağım” dedi.

 Balkanlar’da değişik millet, kültür ve dinlerin bir arada barış içinde yaşadığını görmeyi arzuladıklarını ifade eden Davutoğlu, önceki yıl Türkiye-Sırbistan-Bosna-Hersek, Türkiye-Bosna-Hersek-Hırvatistan arasındaki “üçlü görüşmeleri” başlattıklarına işaret ederek, bu görüşmelerle bölge ülkeleri arasındaki münasebetlerin gelişmesine katkı sağlayacak toplantıları gerçekleştirdiklerini dile getirdi.

 Davutoğlu, devletlerin komşularıyla olan münasebetleri gelecek açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, “Türkiye’nin sınırlarında olmamasına rağmen biz bütün Balkan ülkelerini komşumuz olarak görüyoruz. Bu sebepten dolayı iyi ilişkiler bizim için önemlidir” dedi.
İftarlarla Evlâd-ı Fatihanın Gönülleri Feth Edildi Bayrampaşa Belediyesinin düzenlediği ‘’Bereket Konvoyu’’ 2005 yılından bugüne kadar Bosna Hersek, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Sirbistan, Karadağ, Yunanistan, Romanya ve Arnavutluk’ta 60’a yakın şehir, Avrupa’nın Almanya, Avusturya ve Fransa ülkelerinden 5 şehir; Lübnan ve Türkiye’de ise 25 şehirde 500 bini aşkın yurttaş ve soydaşımıza ulaşarak kaybolan birlik ve beraberlik duygusunun canlanmasını sağladı. 
Balkanlar'da Varız 

Tam yedi yıldır 70 kişilik gönüllü ekip, 4 TIR, 2 otobüs, 4 minibüs,1 jeneratör aracı ve 1 canlı yayın aracının Balkan topraklarını karış karış gezerek soydaş ve yurttaşlarımızla buluştuğu gönül ve sanat sofralarında, Bereket Konvoyu iz bırakmaya devam ediyor. 2005 yılında Bayrampaşa Belediyesi’nin önderliğinde büyük çabalarla oluşturulan bir sosyal sorumluluk projesi olan Bereket Konvoyu tam yedi yıldır Balkan topraklarında gitmedik yer bırakmadı. Balkanların her karış toprağında yüz binlerce yurttaş ve soydaşımıza ulaşarak sosyal proje anlamında Türkiye de bir ilki gerçekleştiren Bereket Konvoyu sanat ve sevgi sofralarıyla kaybolmaya yüz tutmuş atalarımızla bağlarımızı tekrar canlandırmaya başladı. 
Gönül Bağımız Var 

Bereket Konvoyunun mimarlarından olan Bayrampaşa Belediye Başkanı Atila Aydıner,”2005 yılından beri inanılmaz bir gayretle oluşturduğumuz bu sosyal proje sayesinde 7 yılda 500 bin yurttaş ve soydaşımıza toplam 50 bin km yol katederek ulaştık. Sanat sofraları, gönül sofralarında atalarımızın topraklarında kaybolan akrabalık bağlarımızı güçlendirdik. Meclis üyelerimizle, siyasi büyüklerimizle, bakanlarımızla, dernek başkanlarımızla, STK’larımızla, milletvekillerimizle yeri geldiğinde yemek dağıttık, yeri geldi masa hazırladık. Maksat yemek götürmek olmadı hiçbir zaman; kardeşlerimizle eski bağlarımızı güçlendirmek oldu. Bunu da başardığımıza inanıyorum. Balkan topraklarında nereye giderseniz gidin Bayrampaşa adı artık tanınıyor. Demek ki doğru bir iş yapıyoruz. Bundan sonra da kalıcı eserler bırakarak bereket konvoyuna devam edeceğiz’’ dedi. 
Soydaşlarımızı Yalnız Bırakmadık
 Bayrampaşa Belediyesinin düzenlediği ‘’Bereket Konvoyu’’ 7 yılda Balkanlar ve Avrupada 12 ülkede kurduğu iftar, sanat ve gönül sofralarıyla 500 bin soydaşımıza ulaşarak, onlarla dostluk ve kardeşlik bağlarımızı perçinleştirdi. Bayrampaşa Belediye Başkanı Atila Aydıner,”Soydaşlarımızla buluşmak için toplam 50 bin km yol katederek bağlarımızı güçlendirdik’’ dedi.
Kosova’nın Tanınması İçin Gayret Ediyoruz Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve beraberindekiler Sultan 1. Murat Hüdavendigar’ın türbesinde dua etti.  Kosova’da bulunan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Biz Kosova’nın tanınması için büyük bir gayret sarf ediyoruz. Bu sayı şimdilik 77 ülkedir, mutlaka da artacaktır” dedi. 
Kosova Başbakan Yardımcısı Hayredin Kuçi ile görüşen Arınç, Kosova’nın ekonomik kalkınmasında Türk müteahhitlerinin ve işadamlarının önemli rolü bulunduğuna dikkati çekerek “Kosova’da çok sayıda Türk kurumu faaliyet göstermektedir. Türk İşbirliği Kalkınma Ajansımız (TİKA) Kosova’daki kültür ve tarih varlıklarını yeniden restore etmektedir. Eğitim, turizm, kültür alanında çok iyi bir noktadayız. Türkiye hem kendi bölgesindeki sorunlarla, ülkelerin içinde bulunduğu konumlarla hem de Balkan ülkeleriyle işbirliğini en üst düzeye, en üst noktaya çıkarmak istiyor” dedi.
Prizren'de Sinan Paşa Camii İbadete Açıldı Kosova'nın Prizren şehrinde tarihi Sinan Paşa Camii, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ın katıldığı törenle açıldı. Geçtiğimiz cuma günü Makedonya'nın Üsküp şehrinde tadilatın bitmesi sonrasında ibadete açılan Mustafa Paşa Camii'nin ardından Kosova'da gerçekleşen bu açılış, bölge Müslümanlarının yüzünü güldürürken, Türkiye'ye olan sevgiyi de artırdı. Biri Üsküp'te, diğeri Prizren'de bulunan 'iki nazlı yadigâr'ın altında eller artık semaya kalkacak.
Kosova'nın Prizren şehri, tarihi günlerden birini yaşadı. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Kosova ziyaretinin ikinci gününde, TİKA tarafından restorasyon çalışmaları tamamlanan Prizren'deki tarihi Sinan Paşa Camii'nin açılışını yaptı. Şadırvan Meydanı'nda düzenlenen açılış töreninde Bekir Bozdağ'ın yanısıra, Kosova Başbakan Yardımcıları Behçet Pacolli, Mimoza Kusari Lila ve birçok bakanın yanında, Belediye Başkanı, KFOR Komutan Yardımcısı, TİKA Başkanı Serdar Çam, Türkiye Milletvekilleri Hüseyin Bürge, Kemal Şerbetçioğlu, ve çok sayıda davetli hazır bulundu.
Açılış konuşmalarından önce Kuran'ı Kerim'den ayetler okundu. Ardından Sinan Paşa Camii'nin tarihi ve restorasyon çalışmalarını içeren bir sinevizyon gösterisi düzenlendi. Bozdağ, açılışta yaptığı konuşmada:
"Her köşesi tarih kokan, sayısız sanat eserleriyle dolu olan bu güzel coğrafyanın, ortak tarihi ve kaderi paylaşmanın verdiği yüksek bir tecrübeyle kardeşlerimizin, dostlarımızın, soydaşlarımızın ve akraba topluluklarımızın, Evladı Fatihan'ın silinmez izleriyle dolu. Sinan Paşa Camii de onun emarelerinden biridir" dedi. "Türkiye'nin İstanbul'u varsa, Kosova'nın da Prizren'i var" diyen Bozdağ, Kosova'nın bağımsızlığını ilan ettiği günün heyecanını en az Kosovalılar kadar, en az Prizrenliler kadar, büyük bir heyecan, büyük bir sevgi ile ayakta alkışladıklarını hatırlattı.
Teravih Burada Kılınacak
Konuşması sık sık alkışlarla kesilen Bekir Bozdağ, "Prizrenli kardeşlerimiz, ilk teravih namazını inşallah burada eda edecekler. Bundan sonra da inşallah sizlerin duaları ve destekleri ile bu ulu mabet, nice yüzyıllarca sizlerin hizmetinde olacaktır" dedi.

Kosovalı yetkililerin de yaptığı konuşmalarının ardından Bozdağ ve beraberindeki heyet ile Kosovalı üst düzey yetkililer kurdele kesimi için Sinan Paşa Camii'ne doğru hareket ettiler. Alkışlar eşliğinde kurdelenin kesilmesinin ardından, yeniden ibadete açılan Sinan Paşa Camii gezildi. Konuklar ve ev sahipleri hep birlikte camide ilk namazı kıldı. Başbakan Yardımcısı Bozdağ, Kosova'da görevlendirilen Türk Birliği'ni de ziyaret etti.

Yabancı Tabela İstilası: Aşağılık Komleksi Tabelalarda yabancı isimlerin seçilmesinin Avrupa karşısında eziklik duygusu içinde olmamızdan kaynaklandığını ifade eden Doç. Dr. Şahin Köktürk, “Bir diğeri, bilinmeyen kelimelerin cazip bir tarafı var ve insanlara çekici geliyor. Acaba ne demek istedi bu kelimeyle? Hayal dünyasına hitap etmiş oluyor bir anlamda” diye konuştu. Köktürk: Bizim çoğalttığımız isimler, markalar bizi tatmin edip dünyayla rekabete başladıktan sonra kendi isimlerimizi koymaya başlayacağız. 
Türkçe’ye Dönülecek


Ondokuz Mayıs Üniversitesi  Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Doç. Dr. Şahin Köktürk, “Avrupa karşısında eziklik duygusu içinde olmamız dolayısıyla Türkiye’de tabelalara İngilizce isim verme alışkanlığımız ağırlıkta. Yabancı dil kullanma merakı öz güvenimizi kazanmaya başlayınca değişebilir. Bunun göstergesi tabelalarda Türkçe’ye dönülmesi olacaktır.dedi.   Doç. Dr. Şahin Köktürk, Türkiye’de, iş yerleri ve dükkanlardaki tabela adlarının özellikle yabancı isimlerden seçilmesinin aşağılık kompleksinden kaynaklandığını ifade etti. Tabela seçimlerinde yabancı isimlerin kullanılmasının birkaç sebebi olduğunu söyleyen Köktürk, şunları söyledi:
 “Uzun zamandan beri Türkiye’de yabancı dillerin çokça öne çıkarılması, yabancı dil öğretiminin ve eğitiminin küçük yaşlara kadar indirilmesinin yanı sıra Avrupa karşısında eziklik duygusu içinde olmamızdan da kaynaklanıyor.  Özellikle İngilizce isimlerin tercih edilmesi bu kompleksten kaynaklanıyor. Bir diğeri, bilinmeyen kelimelerin cazip bir tarafı var ve insanlara çekici geliyor.  Acaba ne demek istedi bu kelimeyle? Hayal dünyasına hitap etmiş oluyor bir anlamda. Türkçe bir kelime olsa ve bilinse, anlamı tek olacak ama yabancı bir isim konunca bunun arkasında ne var gibi bir merak uyandıracak. Ben merak ettirme düşüncesinden ziyade batı karşısındaki kompleksimize, yabancı dil öğretiminin küçük yaşlara kadar indirilmesi gerçeğinden hareketle böyle bir yola başvuruyorlar.’’
 
Güven  Meselesi

Bu durumun ne şekilde düzeleceği konusunda da açıklamalarda bulunan Köktürk, sözlerine şöyle devam etti:

 ‘’Yabancı dil kullanma merakı kendi öz güvenimizi kazanmaya başladıktan itibaren değişebilir. Yani birden bire olmaz. Çünkü uzun yıllardan beri şuur altına yerleşen, dışardakiler bizden daha iyidir şeklinde bir kanaat var. Bizim ortaya koyduğumuz isimler, markalar bizi tatmin edip dünyayla rekabet etmeye başladıktan sonra kendi isimlerimizi koymaya başlayacağız. Bu durumun bizde bir özgüven hali oluşturmasıyla birlikte, bunun göstergesi tabelalarda Türkçe’ye dönülmesi olacaktır.’’ 

Köktürk, bu yabancı kelime kullanma hevesini, dil şuurunun tam yerleşmemesinden de kaynaklanabileceğine dikkat çekerek, Türkçe’ye sahip çıkılmadığını söyledi. “Türkçe isimlerin kullanılması insanların diline sahip çıktığının bir göstergesidir’’ diyen Köktürk, Bir otel, alışveriş merkezi, şirketler, eğer uluslararası bir alana hitap ediyorsa da Türkçe isimlerini büyük İngilizce isimlerini ise küçük ebatlarda yazmaları gerektiğini ifade etti. Köktürk, tanıdığı ‘Zarif Kundura’ isimli mağaza sahibinin kendisine “Zarif Kundura”nın İngilizcesi nedir diye sorduğunu belirterek, orta halli müşteriye hitap eden dükkânların bile yabancı tabela peşinde olduğuna dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Şumnu'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türklerin yoğun olarak yaşadığı Şumnu’da sevgi seliyle karşılandı. Gül, Bulgaristan’ın Şumnu şehri yakınlarındaki Pliska Tarih Müzesi’ni gezdi. Müzeye gelişinde mahalli kıyafetli kızlar tarafından ekmek ve baharat ikram edildi. Daha sonra, Şerif Halil Paşa Camisi’ni ziyaret eden Gül, vatandaşlarımızın yoğun ilgisiyle karşılaştı. Cumhurbaşkanı Gül’ü Şumnu’da görmekten çok mutlu olduklarını söyleyen Türk vatandaşları zaman zaman gözyaşlarını tutamadıkları görüldü.
Kayıp Türkler’in izinde
Osmanlılar’ın geçmişte hâkim olduğu topraklarda yaşayan Türkleri araştıran Ülkü Özel Akagündüz, kayıp Türkleri buldu. Akagündüz’ün ‘Kayıp Türkler’ isimli kitabı, Suriye, Lübnan, Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, Sudan ve Yemen’de varlığından haberdar olunamayan Türklerin hikayelerini anlatıyor. Kaynak Yayınları’ndan çıkan Ülkü Özel Akagündüz’ün ‘Kayıp Türkler’ isimli kitabı, raflardaki yerini aldı.
Kitapta, Suriye, Lübnan, Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, Sudan ve Yemen’de varlığından haberdar olunamayan Türklerin hikâyeleri yer alıyor. Aslında bir kitap niyetiyle yola çıkmadığını belirten Akagündüz, “Şam’ı, Halep’i görmek ve Arapça’ya bir başlangıç yapmak isteğiyle Suriye yollarına düştüm” diyor.

Akagündüz, Halep’te ‘İstanbul kaç dağ sonra?’ diye soran Türkmen çocuklarla tanışır. Humus’ta, ‘Şimdi sen beni ağnıyon mu?’ diyen yaşlı adamlarla, Şam’da kendilerini bugün bile ‘konargöçer yörük’ diye tanımlayan kadınlarla konuşur.



Bursa'dan Balkanlara Vefa
Balkanlar'daki Harabe Osmanlı Eserleri Ayağa Kalkıyor

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Saraybosna’da yaptırılan Bakırbaba Camisi’nin açılışına katıldı.  Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’da, 130 yıl önce yıkılan ve Bursa Büyükşehir Belediyesinin öncülüğünde yeniden inşa edilen Bakırbaba Camisi’nin açılışına katılan Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Balkanların Türkiye için çok büyük bir öneminin bulunduğunu söyledi. 
Bulgaristan, Kosova, Makedonya, Bosna ve Yunanistan başta olmak üzere, Balkanlar’da Bursa ile akraba çok sayıda insan bulunduğunu anlatan Altepe, “Şu anda Bulgaristan, Makedonya, Kosova ve Bosna Hersek, Balkanların her köşesinde artık faaliyetlerimiz var. Buradaki kültür ve birikimler canlandı” dedi. 
Türkiye'nin Avrupa'daki Yüzü

Saraybosna’da 130 yıl önce yıkılan Bakırbaba Camisi’nin, Durmazlar Makine ve Sanayi Ticaret A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Durmaz’ın katkısıyla yeniden inşa edildiğini anlatan Altepe, caminin açılışını gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. 

Kültürel faaliyetleri de yürüttüklerini dile getiren Altepe, sözlerini şöyle tamamladı: “Önümüzdeki günlerde Bulgaristan’da aynı şekilde yıkılan bir camiyi yapıyoruz. Kosova’da açılışlar var birkaç tane ve Üsküp’te devam eden 4 adet şu anda inşaatımız var. Ayrıca sosyal kültürel faaliyetler konusunda Bursa, Türkiye ile Balkanlar arasında bir köprü oluşturdu. Uzunca yıllar biraz Balkanlardan ayrı kaldık, herkes tabii ki kendi derdindeydi. Şu anda artık Türkiye güçlendi. Anadolu ile Balkanlar arasındaki köprüler yıllar önce atılmış, şimdi tekrar inşa ediyoruz.”
Kazakistan'ın Başkenti Astana'da Ankara Günleri Türkiye'nin Astana Büyükelçisi Lale Ülker, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve beraberindeki heyet onuruna resepsiyon verdi.
Astana'da bulunan Türk Büyükelçiliği'nde düzenlenen resepsiyona Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Astana Valisi İmangali Tasmagambetov, Kazakistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Kayrat Sarıbey, Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı, Mamak Belediye Başkanı Mesut Akgül, Ankara Büyükşehir Belediyesi bürokratları ile Kazak-Türk İşadamları Derneği Başkanı Zeki Pilge ve Türk işadamları katıldı.
Ülker, resepsiyonda bir süre sohbet ettiği Gökçek ve beraberindekilere Astana'da bir çok binayı Türklerin yaptıklarını, Türk mühendislerinin önemli çalışmalarda bulunduğunu söyledi.
Türklerin Astana'da çok emekleri olduğunu belirten Ülker, münasebetlerin gelişmesi amacıyla önümüzdeki günlerde de çalışmalarını devam ettireceklerini söyledi. Gökçek ise iki ülke arasında münasebetlerin gelişmesinin memnuniyet verici olduğunu söyledi.

Türkmenistan Günleri Atayurdu İle Kültür ve Tarih Köprüsü Güçleniyor

Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türkmenisten Ankara Büyükelçiliğinin ortaklaşa düzenledikleri ‘Türkmenistan Kültür Günleri’nın açılışı Topkapı Kültür Parkı’nda yapıldı. Programa Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Türkmenistan Kültür ve Teleradyoyayınları Bakanı Gulmurat Muradov katıldı. 
Törende bir konuşma yapan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Türkmenistan ile Türkiye arasında tarihten gelen çok derin ilişkiler bulunduğunu belirterek,’’Dünyada kimsenin yıkamayacağı köprüler tarih ve kültür köprüleridir, biz de bu köprüleri daha fazla güçlendirmeye çalışacağız. Yeni Türk devletleri ile birlikte bütün medeniyetimizin ufuklarından şarkın yeniden doğduğu bir yüzyılda olduğumuzu düşünüyorum" dedi.

Bakan Günay, bu güzel törende bulunmanın mutluluğunu paylaştığını belirterek, ‘’Cumhurbaşkanlarımızın zirve toplantısında bu etkinliklerin yapılma kararı alınmıştı. Bugün somut adımlarından birini atıyoruz. Bunun devam edeceğine inanıyorum. Önümüzdeki günlerde Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, buna benzer yeni adımlar, yeni kardeşlik köprüleri, yeni kültür köprüleri kurmaya çalışacağız. Çünkü dünyada kimsenin yıkamayacağı köprüler tarih ve kültür köprüleridir. Biz de bu köprüleri daha fazla güçlendirmeye çalışacağız’’ dedi.

Bakan Günay, sözlerine şöyle devam etti: ‘’Türkmenistan ile Türkiye arasında gerçekten tarihten gelen çok derin, yakın ilişkiler, bağlar var. Aslında Anadolu’da öz Türklüğün, gerçek Türklüğün isimlerinden biri de Türkmen olmaktır. Türkmen olmak asıl bizim kökümüzü ifade eden, bir terimdir. Bu da bizim nasıl derin bir tarih bağı içinde olduğumuzu yakından anlatır.’Derin Tarihî Bağlar

Türkmenistan Kültür ve Teleradyoyayınları Bakanı Gurlmurat Muradov da Türkmenistan’dan kucak dolusu selamlar getirdiğini kaydetti. İki ülkenin Cumhurbaşkanlarının ikili münasebetiyle bu etkinliğin hayata geçirildiğini ifade eden Muradov, daha önceki yıllarda iki ülkenin sanatçılarının beraber konser verdiğini, bunun ülkeler arasındaki derin bağların bir göstergesi olduğunu belirtti. Muradov, bu hizmette emeği geçenlere teşekkür ettiğini söyledi.


Orhun Abideleri TİKA İle Kurtuldu Türk tarihinin ilk alfabesi olan Orhun alfabesiyle Göktürklerin 1300 yıl önce taşlara işlediği Bilge Kağan ve Kül Tiğin kitabeleri bulundukları Moğolistan’ın Orhun vadisinde TİKA tarafından koruma altına alındı. 
Yapılan proje çerçevesinde kitabelerin kopyalarını çıkaran TİKA, Göktürk Kitabelerinin bulunduğu bölgede müze binası yapımını gerçekleştirdi ve Orhun Abideleri’nin orijinallerini müzeye taşıdı. 
Başşehri Ulan Batur’u tarihi anıtlara bağlayan 47 kilometrelik Bilge Kaan Karayolu ise tamamen TİKA tarafından yapılarak 2008’de hizmete açıldı. Ayrıca Tonyukuk kitabelerini başşehre bağlayan 11 kilometrelik iptidai yol yeniden yapılıyor. Bu ve başka projeler kapsamında Moğolistan’a yapılan yardımların toplam tutarının 21 milyon doları aştığı belirtildi. 
Ahmediye Camii Müze Olarak Restore Edilecek Gürcistan hükümetinin aldığı karar doğrultusunda Ahıska'da bulunan Ahmediye Camii'nin yeniden müze olarak restore edileceği bildirildi. 1944 yılında Stalin döneminde sürgün edilen Ahıska Türklerinin Ahıska'ya dönmeleri başlayınca müze olarak kullanılan ve harabe durumundaki cami, tekrar cami olarak kullanılmaması için  Gürcistan hükümeti bir dizi çalışmalar gerçekleştiriyor. 
Gürcistan hükümeti Ahıska'ya dönen Ahıska Türklerine adeta baskı uygulayarak geri dönmeleri için gereken her şeyi yapıyor. Şimdide aldığı kararla ecdat yadigarı camiyi müze olarak restore ederek hizmete sunulacağı günü bekliyor.
Caminin yeniden ibadete açılabilmesi için Ardahan Valisi Mustafa Tekmen'den yardım istendi. Vali Tekmen ise bu konuyla ilgileneceği müjdesini verdi.
Ahmediye Camii'nin Tarihi
Ahıska Atabeklerinden Hacı Ahmed Paşa, Ocaklı Çıldır/AHISKA Beylerbeyi iken, Ahıskalı ustalara, İstanbul Selâtin Camileri örneğinde çok Güzel bir medrese, çeşme/sebil ile Ahmediye adlı bir ulu cami yaptırdı. 1749 Yılında biten Ahmediye külliyesinin küçük bir örneğini de yine Ahıskalı ustalar, Atabekli Küçük İshak Paşanın Sancak Beyi olduğu Doğubayazıt Kalesinde 1785'te yapmışlardır. Her iki cami de Türk mimarlığının şaheserleridir. 1828 Ahıska felaketinin ardından Ruslar, Ahmediye'nin ak minaresini sökerek kiliseye çevirdiler. Bu mimarî eserler, Ahıska 'ya gelenleri büyüleyecek kadar güzeldi. Erzurum ulemasından İspirli Divan Şairi ve İbrahim Hakkı Hazretlerinin Farsça Hocası Hazık Efendi (1690 1763), tertip ettiği Divan'ında Ahıska'daki cami, medrese ve iki çeşme üzerine, tarih düşürdüğü manzumeler yazmıştır.
Türk Dünyası çocukları İstanbul'de buluştu K adıköy’deki yürüyüşe 19 ülkeden gelen mahalli kıyafetli gruplar katıldı. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfınca (TDAV) bu yıl 17’ncisi düzenlenen Türk Dünyası Çocuk Şöleni çerçevesinde Kadıköy’de şölen yürüyüşü yapıldı. İhsan Sungurlu İlköğretim Okulu’ndan toplanan Türkiye, Azerbaycan, KKTC, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tataristan, Dağıstan, Kırım, Macaristan, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, İran, Irak, Batı Trakya, Doğu Türkistan, Afganistan ve Romanya’dan gelen yerel kıyafetli gruplar İskele Meydanı’na kadar yürüdü. İstanbul Vali Yardımcısı Harun Kaya, “Bizim çocuklarımızla o coğrafyadaki çocuklarımızın kardeş olduğunu hissettirmemiz gerekiyor” dedi. TDAV Genel Başkanı Prof. Dr. Turan Yazgan da, Türklerin 17. asra kadar dünyanın yegane hakimi olduğunu belirterek, “Türkler, hiç kimsenin, sömürülmesine izin vermediler. Bu itibarla Türk milleti şerefle anılacaktır” diye konuştu. Etkinlikler 2 Haziran’da sona erecek.
Mahtumkulu İstanbul’da Anıldı Türkmen Milli Şairi Mahtumkulu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ve Türkmenistan İstanbul Başkonsolosluğu’nun düzenlediği törenle yad edildi.
Anma programına; Türkmenistan’ın İstanbul Başkosolosu Orazmukhamed Chariyev, Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Korkut Tuna, Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özkan ve Türkmenistan Ankara Büyükelçiliği Kültür ve Eğitim Ateşesi Şadurdı Meredov katıldı. 
Edebiyat Fakültesi’nden Yardımcı Doç. Dr. Nurcan Güder, Mahtumkulu’nun Türk ve dünya edebiyatına kazandırdığı eserlerden örnekler verdi. Türkmenistan İstanbul Başkosolosu Chariyev de, “Mahtumkulu sadece Türkmenistan’ın değil bütün Türk dünyasının kıymetli şairidir” dedi.
Emine Erdoğan’dan Gümülcine’ye Moral Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Batı Trakya’da Türk Azınlık tarafından düzenlenen bir dizi etkinliğe katıldı. Soydaşlar Emine Hanım’a büyük ilgi gösterdi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hanımı Emine Erdoğan ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Batı Trakya’da Türk Azınlık tarafından düzenlenen bazı etkinliklere katılmak üzere Gümülcine’yi ziyaret etti.
 Başbakan Erdoğan’ın selamlarını ileterek konuşmasına başlayan Emine Erdoğan; Türkiye’nin ısrarlı takipleri ve Yunanistan ile geliştirilen iyi dostluk ilişkilerinin, bölgeye yansıdığını gözlemlediğini belirtti.
 Erdoğan, şöyle devam etti: “Sevgili kardeşlerim, geleneklerinizi kültürünüzü, özellikle de ana dilinizi muhafaza etmenizi rica ediyorum. Bunun yanında Yunancayı öğrenmeyi de ihmal etmeyin. Bizi biz yapan değerleri çocuklarınıza en iyi şekilde anlatmanın mücadelesi içerisinde olun. Tarihî değerlerine, kültürüne sahip çıkan bir topluluk her zaman ayakta kalacak, her zaman güçlü olacaktır.” 
Soydaşlardan Büyük İlgi Gördü
Emine Erdoğan Gümülcine’de ilk olarak “Kur’an-ı Kerimi Güzel Okuma” yarışmasını izledi. Ardından Sirkeli köyüne geçen Erdoğan; Doktor Sadık Ahmet’in torunları Sadıkhan ile Mehmethan’ın sünnet törenine katıldı. Erdoğan, öğleden sonra da Gümülcine’de Batı Trakya Türkleriyle bir araya geldi.
Edebiyatçılar, Ahmed Arvasi İçin Buluştu İlesam İstanbul Şubesi, Çınaraltı Sohbetleri'nin yirmi dokuzuncusunu, S.Ahmet Arvasi için tertip etti. Gazeteci Hüdavendigâr Onur, merhum Arvasi'nin İmam-ı Azam, Ahmet Yesevi, İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani gibi büyük İslam kahramanları ile Bilge Kağan, Fatih Sultan Mehmet gibi Türk büyüklerinden de etkilendiğini söyledi. Toplantıda, Ali Nar, Cafer Vayni, Davut Haskırış, Selahattin Arpacı ve Recep Arslan da hâtırâlarını anlattı. Gazeteci Hüdavendigâr Onur, Seyid Ahmed Arvasi'nin, fikir adamı olarak bir neslin üzerinde emeği olduğu gibi gelecek nesilleri de etkileyeceğini anlattı. İLESAM'ın tertip ettiği "Asrın Yesevisi Seyyid Ahmet Arvasi" toplantısında, çeşitli din kitaplarının yazarı mütercim Ali Nar söz aldı. Ali Nar hoca, Arvasi'nin ''Kendini Arayan İnsan'' adlı kitabını okuduğunda çok etkilendiğini ve bir dergide kitap hakkında bir tanıtım yazısı yazdığını söyledi.Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) İstanbul Şubesi, Çınaraltı Sohbetleri'nin yirmi dokuzuncusunu S. Ahmet Arvasi hakkında düzenledi. Gazeteci Hüdavendigâr Onur, konuşmasında, Arvasi'nin fikir adamı olarak bir neslin üzerinde emeği olduğu gibi gelecek nesilleri de etkileyeceğini anlattı. Arvasi'nin bulunduğu dönemin bütün konularına yazılarında değindiğini ve çareler ürettiğini belirten Onur, Arvasi'nin İmam-ı Azam, Ahmet Yesevi, İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani gibi büyük İslam kahramanları ile Bilge Kağan, Fatih Sultan Mehmet gibi Türk büyüklerinden de etkilendiğinin görüldüğünü söyledi. Arvasi'ye sevenlerinin "Asrın Yesevisi" ünvanını verdiğini belirten Onur, Arvasi'nin insanın eğitimi, diyalektik ve estetik ve milliyetçilik konularında görüşlerinin birçok üniversitede tezlere konu olduğunu belirtti. Onur, konuşmasında, Arvasi'nin sanat ve estetik konularında görüşlerini aktarırken "Arvasi'ye göre, İslam'da güzel sanatlar, müminleri 'süflî' yani aşağılık hislerden kurtarıp, 'ulvî' yani yüce heyecanlara doğru yükselten değerlerdir" dedi. Şanlı Peygamberimizin, güzel sanatlar içinde şiire ve şaire hususi bir değer verdiğini anlatan Onur, bu konuda Arvasi'nin sözlerine yer verdi. Arvasi, bu konuda şöyle diyor: "Zaten; yüce sahabi kadrosu içinde, pek çok Peygamber Şairi vardı. Bunlardan en meşhurları olan Hassan bin Sabit için kendi mescidinde özel bir hususi minber yaptırmışlardı. Güzel tabiat seslerini ve insan sesini sever, Kur'an-ı Kerim'i teganniye kaçmadan okuyan, güzel sesli hafızları da dinlerken hususi haz duyarlardı. Hitabete ve kitabete önem verirlerdi. Şanlı Peygamberimiz, şehirlerimizin de mamur olmasını emrederek mimari dehanın ortaya çıkmasını isterlerdi." İLESAM'ın tertip ettiği "Asrın Yesevisi Seyyid Ahmet Arvasi" toplantısında çeşitli din kitaplarının yazarı mütercim Ali Nar söz aldı. Ali Nar hoca, Arvasi'nin Kendini Arayan İnsan adlı kitabını okuduğunda çok etkilendiğini ve bir dergide kitap hakkında bir tanıtım yazısı yazdığını söyledi. Ali Nar, o zamanlar Arvasi'yi tanımadığını, birkaç yıl sonra karşılaştığını, Arvasi'nin de yazıdan dolayı teşekkür ettiğini bildirdi. İLESAM İstanbul Şubesi Başkanı Cafer Vayni de, Arvasi gibi fikir öncüleri hakkında toplantılar tertip etmeyi sürdüreceklerini bildirdi. Ahmet Arvasi'yi anma toplantısında gazeteci Recep Arslan, 12 Eylül öncesi Ankara'da ülkücü gençlik liderlerinden olan Davut Haskırış, Avukat Selahattin Arpacı da hatıralarını anlattı. Toplantıya yazar Mehmet Nevzat Kürüm ile Mali Müşavir Seyfettin Özkanca'nın da aralarında bulunduğu seçkin bir davetli topluluğu katıldı.
Kazakistan'da Türk Akademisi Kuruldu Kazakistan Meclis Parlamento Başkanı Ural Muhamedjanov, Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin ile görüşmesi sırasında, Astana’da Türk Akademisi kurulduğunu açıkladı. Ural Muhamedjanov, “Astana’da, gelecekte Kazak halkının ve Türk halkının entelektüel yakınlaşmasında önemli rol oynayacak olan Türk Akademisi açıldı” dedi.Muhamedjanov’un ifadesine göre, Türk Akademisi, bütün Türk dili konuşan ülkeler arasında tarih, kültür ve sanat alanlarında tecrübenin ve uzmanların değişimini aktif olarak geliştirmek ve koordine etmek için kuruldu.Kazakistan Meclis Parlamento Başkanı Ural Muhamedjanov, “Kazakistan, ilgili olan bütün tarafları, Türkoloji alanındaki edebiyat, ilmi eserler ve başka bilgileri ihtiva eden veri tabanının oluşturulmasına aktif olarak davet etmektedir” diye konuştu.
Ata Yurdu Türkmenistan'da Atlar Yarıştı   Dünyada, At Bakanlığı’nın bulunduğu tek ülke Türkmenistan’da, “uluslararası en güzel at yarışması” düzenlendi. Birinci olan atın sahibine kupa ve son model lüks araba hediye edildi. 10 cins atın katıldığı yarışmada, Türkmen atları güzellik, renk, boy ve yürüyüş gibi dallarda yarıştı. Birbirinden güzel atların geçişi hipodromda toplanan vatandaşlardan büyük alkış aldı.  Türkmenistan’da, Türk-İslam kültüründe önemli bir yeri olan atlarla ilgili uluslararası güzellik yarışması düzenlenmesi, ülkemizde ve dünyada büyük yankı uyandırdı. Başkent Aşkabat’ta, At Bayramı etkinlikleri kapsamında, “Uluslararası Ahal-Teke Atları Güzellik Yarışması” düzenlendi.  Aşkabat yakınlarındaki Başkanlık Atçılık Tesisi’nde düzenlenen Ahal-Teke Atları güzellik yarışmasına Devlet Başkanı Gurbangulı Berdimuhamedov ile bakanlar, diplomatik misyon şefleri, vatandaşlar ve 50’ye yakın ülkeden gelen atçılık dernek ve kuruluşlarının temsilcileri katıldı. Ülkenin çeşitli yerlerinden gelen yaşlılar, Türkmen liderin bayramını tebrik ederek, at ve milli kıyafet hediye ettiler. Bu gösterinin ardından Ahal-Teke Atları güzellik yarışmasına geçildi. 10 cins atın katıldığı yarışmada, Türkmen atları güzellik, renk, boy ve yürüyüş gibi dallarda yarıştı. Yerli ve yabancı jüri üyeleri tarafından yapılan değerlendirme sonrasında Hanbeg adlı Ahal Teke Atı ‘en güzel at’ seçildi. Atın sahibi Övliyaguli Şeripov’a son model lüks araba ve kupa hediye edildi. Ayrıca, atı güzel bir şekilde anlatan yazıya 3 bin dolar, en iyi bezemeye 2 bin dolar, en iyi at resmine bin 500 dolar ödül verildi.  Çevik ve Hızlılar At Bayramı, dünyada At Bakanlığı bulunan tek ülke olan Türkmenistan’da 1992 yılından beri kutlanıyor. Türkmen “Ahal-Teke Atları” güzellikleri ve kısa mesafeli yarışlardaki hızlarıyla biliniyor. Ayrıca, bu ülkede at yarışları halktan yoğun ilgi görüyor. Asırlardır Ahal-Teke Atlarının cinslerini korumayı başaran Türkmenler, atların yetiştirilmesine de büyük önem veriyor. Türkmenistan’da her yıl Nisan ayının son Pazar günü düzenlenen At Bayramı kutlamaları bu sene erken başladı. Bu yıl ilk defa Türkmen Ahal-Teke Atları arasında uluslararası at güzellik yarışması ve sergisi düzenlendi. Daha önce ülke genelinde düzenlenen yarışmaya bu yıl uluslararası derece kazandırıldı. Akıncılar Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik, Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik! Haykırdı ak tolgalı beylerbeyi “ilerle!” Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle... Şimşek gibi atıldık bir semte yedi koldan, Simşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan! Bir gün yine doludizgin atlarımızla, Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla! Cennette bugün gülleri açmış görürüz de, Hâlâ o kızıl hatıra gitmez gözümüzde. Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik, Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik! Yahya Kemal Beyatlı
Bâkiler: "Kütüphanesiz evler, karanlık mağaraya benzer"
Ortaöğretim okullarında öğrenim gören öğrencileri, Türkçeyi doğru, etkili ve dil kurallarına uygun konuşmaya özendirme amacıyla İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğünce düzenlenen “Güzel Türkçemizi Güzel Konuşalım” yarışmasının finali, Fetih Koleji Konferans Salonu’nda yapıldı.
Yarışmanın açılışında konuşan  Yavuz Bülent Bâkiler, bir çocuğun üniversiteye gelene kadar 18 yıl eğitim aldığını ve okuduğunu anlayamadığı için üniversitede yeniden Türkçe dersi gördüğünü belirterek, “Kitapsız ve kütüphanesiz evler karanlık mağaralara benzer” dedi.

Dünyada 5 bin 655 dil bulunduğuna ve Türkçenin, dil zenginliği bakımından 4. sırada yer aldığına dikkati çeken Bâkiler, batıdaki 8 yıllık eğitim kitaplarının, 71 bin kelimeyle yazıldığını, Türkiye’de ise 8 yıllık eğitim kitabının 6-7 bin kelimeyle hazırlandığını ve öğrencilerin bu sayının yüzde 10’u ile konuştuğunu söyledi. Bakiler, Öz Türkçe Sözlüğü’nde 3 bin 175, Türkçe Sözlüğü’nde ise 120 bin kelime bulunduğunu sözlerine ekledi. 
Azerbaycanlılardan Erdoğan’a Teşekkür Erdoğan’ın AKPM’de Ermeni parlamentere söylediği “Azerbaycan halkının hakkını ve hukukunu Ermenistan’a yedirmeyiz” sözü Azerbaycan’da büyük bir memnuniyetle karşılandı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ndeki (AKPM) konuşmasında sarf ettiği “Azerbaycan halkının hakkını ve hukukunu Ermenistan’a yedirmeyiz” sözü Bakü’de büyük yankı buldu. Azerbaycan medyası Erdoğan’ın konuşmana geniş yer verdi.

Başbakan Erdoğan, Ermeni parlamenterin sınırın açılmasıyla ilgili protokolü hatırlatması ve Kars’taki İnsanlık Anıtı’nın yıkılmasıyla ilgili sorusunu şöyle cevaplandırdı:
 “Ermenistan halkının hak ve hukukunu koruma noktasında bizim kendi taahhütlerimiz var. Kardeş Azerbaycan halkının hakkını hukukunu Ermenistan’a yediremeyiz. Protokolde de hedeflenen budur. Bu adımlar atıldığında kapıları açmaya hazırız. Biz Minsk üçlüsünü göreve davet ettik. Minsk üçlüsü bu görevi yerine getirdiği takdirde çözüme ulaşırız. Görev yerine getirilmediği takdirde çözüm zorlaşır” 
Azerbaycanlılar Başbakan Erdoğan’a Strasbourg’daki konuşmasından dolayı minnettar olduklarını ifade ederek,  Erdoğan’ın daha önce verdiği “Karabağ meselesi çözülmeden sınırları açmayız” sözünü tutuğunu söylediler. Azeriler, en zor günlerinde hep yanlarında Türkiye’yi gördüklerini ifade ettiler. Başbakan Erdoğan’ın konuşmasını çok beğendiklerini dile getiren Azeriler, özellikle Ermeni parlamenterin sorusuna verdiği cevabın kendilerini çok sevindirdiğini söylediler.
Türkleri Kazakistan'a Bekliyoruz K azakistan’ın Ankara Büyükelçisi Canseyit Tüymebayev, aynı dili konuşmalarına rağmen Türk ülkeleri arasındaki münasebetlerin zayıf olduğundan dert yandı.

İlk100 büyük Türk şirketinin ülkelerine hâlâ yatırım yapmadığını vurgulayan Tüymebayev, “Ticaret rakamlarımız yeterli değil artırılmalı. Üretim, organize sanayi gibi konularda Türkiye’nin tecrübelerinden faydalanmak istiyoruz."  dedi.

Kazakistan’ın İstanbul Başkonsolosu Askar Shokybayev ile basın toplantısı düzenleyen Tüymebayev, şunları dile getirdi:
 “Türk Dili Konuşan Devletler İşbirliği Konseyi ve konsey tarafından kurulan Türk Akademisine rağmen halklarımız birbirleri hakkında henüz tam bilgiye sahip değiller. Ayrıca kültürel alanda ve iş birliği noktasında kardeş iki toplum olarak miraslarımızı daha sık paylaşmalıyız. Bağımsızlığımızdan beri Türk halkına asla vize uygulamadık. Türk halkının memleketimizi ziyaret etmelerini bekliyoruz.’’ 
Ülkesinin demokrasi alanında da büyük gelişmeler kaydettiğini ifade eden Tüymebayev, geçtiğimiz yıl Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı Başkanlığı yaptıklarını, bu sene de İslam Konferansı Örgütü dönem başkanlığını devralacaklarını sözlerine ekledi.
Türk Yurdu 100.Yılını Kutladı T ürk Ocakları ve Türk Yurdu dergisinin 100. yılı The Plaza Hotel’de düzenlenen bir toplantı ile kutlandı.

Türk Ocakları ve Türk Yurdu dergisinin 100. yılı The Plaza Hotel’de düzenlenen bir toplantı ile kutlandı. Toplantıda konuşan Türk Ocakları Genel Başkanı Nuri Gürgür, kısa bir tarih turundan sonra güncel konular hakkındaki görüşlerini paylaştı. Irkçılığa mesafeli durduklarını ve hiçbir zaman bir partinin hadimi olmadıklarını belirten Gürgür, basının kendilerini görmezden gelmesinden yakındı. Yurt sathına yayılan 78 şube ile faaliyetine devam eden Türk Ocakları, bünyesinden ünlü yazarlar ve devlet adamları çıkarmıştı.
Gözyaşı, Birinci Nesil Türk Gönüllüleri Buluşmasına Damgasını Vurdu A msterdam- Uetd Hollanda ve Türkevi Derneği, 2011 yılının Avrupa Konseyi tarafından  ilan edilmesi çerçevesinde, birinci nesil Türk gönüllülerin de katılımıyla, "Avrupa Gönüllülük Yılı ve Birinci Nesil Türk Gönüllüleri Buluşması" merasimi yapıldı.  Toplantıda UETD Hollanda Başkanı başta olmak üzere, yarım yüzyıla yaklaşan bir  süredir gazetecilik yapan İlhan Karaçay , T.C. Lahey Büyükelçiliği ve Rotterdam Başkonsolosluğu adına, Rotterdam Çalışma Ataşesi, Hollanda Türk İslam Kültür Dernekleri Başkanı Arif Yakışır birer konuşma yaparak günün anlam ve önemine dikkat çektiler.  Toplantıda ayrıca, Hollanda’ya ilk geldiklerinde programın yapıldığı binada (NDSM Gemi Tersanesi) kaynakçı  olarak çalışan ve diğer misafirler birer konuşma yaparak, göçün yaşandığı ilk yılların haleti  ruhiyesini anlattılar. Hollanda Türk  Yazaralar Kulübü Başkanı tarafından hazırlanan belgeselde, Hollanda’ya ilk gelişler ve o yıllarda kurulan dernek ve federasyonların nasıl ve hangi zorluklarla kurulduğu bir defa daha ifade edildi.  Belegeselin seyredilmesinden sonra, Türk işçilerinin 50 yıl önce Hollanda’ya ilk geldikleri ve çalışmaya  başladıkları eski NDSM Gemi Tersanesi salonlarında gerçekleşen bu tarihi buluşmada, İbrahim Görmez, Ali Sarı, M.Emin Ateş, İsmail Polat, Sabri Kenan Bağcı, İsmail İşler, Coşkun Yeğenoğlu, Hasan Güney’e teşekkür plaketleri verildi.  İlhan Karaçay’a da bir teşekkür plaketi sunulurken, “Bu plaket bana değil, birinci nesil Türkler’in tamamına verilmeli. Bu  sebeple, salonda bulunan birinci nesil dostlarımın hepsini sahneye davet ediyorum.” diye konuşan İlhan  Karaçay, günün en anlamlı fotoğrafının çekilmesini sağladı.   Toplantıda ayrıca, Hollanda Türk toplumuna hizmet veren bir evlat yetişdirdiği için Veyis Güngör’ün  babası İsmail Güngör’e de, Hollanda Yazarlar Kulübü Başkanı Sadık Yemni tarafından bir teşekkür plaketi  verdildi.   UETD başkanı Veyis Güngör ise yaptığı konuşmada: “Vefa; insanı insan yapan  duyguların başında gelir. Biz, Hollanda’yı birinci nesilden hazır aldık. Onların attıkları  temel ve yaptıkları binalar üzerine faliyetlerimizi devam ettirdik” dedi.   UETD  Hollanda Başkanı Veyis Güngör konuşasını şöyle südürdü: “UETD Hollanda ve Türkevi, Hollanda’da yaşanan göçün başlangıç yıllarında yapılan iyilikleri, hizmetleri  ve yardımları unutmamak, yani bu ülkede varlığımızı sürdürmek için oluşturulan  kurum ve kuruluşlarda emeği geçen güzel insanlara, o yıllarda gönüllü hizmet  verenlere teşekkür ediyoruz.  2011 Avrupa Gönüllülük yılında, birinci nesil Hollandalı  Türklerden, ebediyete intikal edenlere Allah’tan rahmet, hayatta olanlara da sağlık  ve afiyetler diliyoruz. Bu insanların isimleri tarihin sayfalarına altın  harflerle yazılacaktır”
Türk Dili'nin Dünü ve Bugünü Türk Dünyası Araştırmacısı Numan Aydoğan Ünal İhlas Koleji'nde “Türk Dili’nin Dünü ve Bugünü” konulu bir  Konferans verdi. Türk dilinin dünü ve bugününden örnekler veren Ünal, dil üzerinde oynanan oyunlara da dikkat çekti. “Bir milletin asıl dili, soydaşlarıyla anlaşabildiği dildir.” diyen Ünal, canlı örneklerle konuyu renklendirdi.Öğretmen ve öğrencilerin unutulmaz anlar  yaşadığı konferans, büyük ilgi ile dinlendi.  Konferansın ardından İhlas Eğitim Kurumları Genel Müdür Yardımcısı Azmi Aksoy, Numan Aydoğan Ünal’a teşekkür ederek günün hatırası olarak bir plaket sundu.        
Bakan Davutoğlu, İskeçe'de Temaslarda Bulundu Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İskeçe'nin Şahin köyünü ziyaret etti. İskeçe Türk Birliği'ni de ziyaret eden Davutoğlu, daha sonra İskeçe Müftüsüyle görüştü. Davutoğlu, Batı Trakya gezisi kapsamında Türklerin yaşadığı Şahin köyünü ziyaret etti. Orada kendisini yaklaşık 3 bin 500 kişi karşıladı. Halka hitaben konuşan Davutoğlu, "Sizlere Anadolu'dan, Türk halkından, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan'dan selamlar getirdim" dedi. Davutoğlu daha sonra İskeçe şehir merkezinde İskeçe Türk Birliğini ziyaret etti ve orada azınlık üyeleriyle görüştü. Programın uzaması sebebiyle Davutoğlu, İskeçe Müftülüğüne gece yarısı varabildi. Müftü Ahmet Mete ile yaklaşık yarım saatlik bir görüşmede bulundu. Davutoğlu daha sonra İskeçe'den Kavala'ya hareket etti.
Moskova'da "Mevlid-i Nebi" Türk Dünyası Müslümanlarını Bir Araya Getirdi Moskova’da düzenlenen “Mevlid-i Nebi” programına katılan Tatar, Dağıstanlı, İnguş, Çeçen ve diğer Orta Asya Müslümanlarından yüzlerce kişi Rusya Bilimler Akademisi’nin konser salonuna sığmadı.  Moskova’da düzenlenen “Mevlid-i Nebi” programına katılan Tatar, Dağıstanlı, İnguş, Çeçen ve diğer Orta Asya Müslümanlarından yüzlerce kişi Rusya Bilimler Akademisi’nin konser salonuna sığmadı. Her geçen yıl daha büyük bir ilgi ile takibedilen Hazret-i Muhammed’i anma programları bu yıl bir ay boyunca sürdü. Programa Müslüman ülkelerin büyükelçileri, çeşitli ülkelerden din adamları, hükümet ve Moskova valiliğinden temsilciler katıldı.                                               ****Hollanda'daki Meclis’te Türk sayısı 12’ye Yükseldi Hollanda’da çarşamba günü yapılan eyalet meclisi seçimlerinde Güney Hollanda bölgesinden aday olan Türk kökenli Bahattin Erbaş, tercihli oylarla seçilmeyi başardı. Hollanda’da çarşamba günü yapılan eyalet meclisi seçimlerinde Güney Hollanda bölgesinden aday olan Türk kökenli Bahattin Erbaş, tercihli oylarla seçilmeyi başardı. Erbaş’ın seçilmesiyle dört yıl boyunca eyalet meclislerinde görev yapacak Türk siyasetçi sayısı da 12’ye yükseldi.  
Kazakistan'ın Bağımsızlığı İstanbul'da da Kutlandı Kazakistan’ın bağımsızlığının 20. yıl dönümü İstanbul’da törenlerle kutlandı. Kazak Türkleri Vakfı tarafından, Zeytinburnu Kazlıçeşme Kültür Merkezi’nde düzenlenen gece renkli görüntülere sahne oldu. Geceye, Kazakistan’ın Türkiye Büyükelçisi Janseyit Tüymebayev, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Eyüp Belediye Başkanı İsmail Kavuncu ve çok sayıda davetli katıldı. Kazakistan’ın Kökşetav eyaletinden gelen orkestra ve dans topluluğu geceye renk katarken, Büyükelçi Tüymebayev, Vali Mutlu’ya Kazak milli kıyafeti olan “çapan” giydirdi. Vali Mutlu, Türk-Kazak ilişkilerine yaptığı katkılardan ötürü Kazak Türkleri Vakfı’na teşekkür etti.
Ahıska Türkleri Birlik İçinde Türkiye, Gürcistan, Rusya, Ukrayna, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Dünyanın çeşitli ülkelerinden İstanbul'a gelen Ahıskalı Türklerin Temsilcileri 19-20 Şubat 2011 tarihlerinde İstanbul Ceylan Interkontinental Oteli'nde bir araya geldiler ve düzenledikleri istişare toplantısında Dünya Ahıska Türkleri Birliği (DATÜB) adına önemli kararlar aldılar.Alınan kararlar, Türkiye, Gürcistan, ABD, Rusya, Ukrayna, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'da dağınık olarak yaşayan Ahıskalı Türkleri'n dünü, bugünü ve geleceği için büyük önem arz ediyor...Dünyanın dokuz çeşitli ülkesinden İstanbul'a gelen Ahıskalı Türk Temsilciler, DATÜB tarafından Ankara'da düzenlenecek olan ilk tarihi Kurultayı'nı 14-16 Nisan 2011 tarihinde yapmayı kararlaştırdılar. Kurultaya Cumhurbaşkanı, Başbakan, ilgili Devlet Bakanları, bürokratlar ve Ankara'daki yabancı ülkelerin Büyükelçilerinin davet edilmesi de kararlaştırıldı.Ahıskalı Türkler, DATÜB'un ilk Milli Meclisini oluşturuyorAhıskalı Türkler, toplantıda, ayrıca, DATÜB'un ilk Milli Meclisini oluşturma kararını da aldılar. Bu karara göre, her on bin kişiden bir delege seçilecek. Ancak, istişare toplantısına Türkiye'den katılan Ahıskalı Türk Temsilcilerin teklifi üzerine, ülkelere göre delege dağılımında bazı istisnalar yapıldı...Ahıska Türklerinin ülkelere göre tahmini nüfus dağılımı ve DATÜB'un ilk Milli Meclisi Delege sayısı aşağıdaki gibidir:Ahıskalı Türklerin Tahmini Nüfusu: Ülkesi                     Kişi Sayısı       Delege Sayısı1. Kazakistan.............................180 bin.................................142. Rusya Federasyonu..............105 bin.................................93. Azerbaycan............................90 bin...................................94. Kırgızistan...............................51 bin...................................55. Türkiye...................................50 bin....................................86. Özbekistan..............................40 bin...................................37. Ukrayna..................................11 bin...................................18. ABD.........................................15 bin...................................19. Gürcistan.................................2 bin....................................1Toplam: 544 bin kişi. 51 Delege.Bu karara göre, bölgelerinden seçilerek gelecek olan 51 daimi delege, aynı zamanda DATÜB'un Genel Kurulu'nu da oluşturacak. Dünya Ahıska Türkleri Birliği'nin (DATÜB) ilk Milli Meclisi, bölgelerinden seçilerek gelecek olan 51 daimi delege ve DATÜB Genel Başkanı  tarafından dışarıdan alınacak olan 4 delegeden, yani toplam 55 delegeden oluşacak. Haber: Muhammet İzzetoğlu
İrfan Köklerimize Yolculuk: Semerkand'dan Buhara'ya İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş., düzenlediği özel bir programla, İstanbul halkını Semerkand’ın, Buhara’nın manevî iklimine taşıyor.

Özbekistan’ın Taşkent, Semerkand ve Buhara şehirleri’ne düzenlenen ‘kültür gezisi’ne katılan akademisyenler, intibâlarını , fotoğraf sergisi ve panelde İstanbul halkıyla paylaşacaklar. 
Seyircileri tarih içinde bir yolculuğa çıkartacak olan “İrfan köklerimize yolculuk: Semerkand’dan Buhara’ya” başlıklı program, 19 Şubat 2011 Cumartesi günü saat 14.00’de Ali Emirî Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek. 
 
Türkiye’nin değişik üniversitelerinde görev yapan akademisyenler, UNESCO’ya bağlı “Milletlerarası Orta Asya Araştırmaları” tarafından 2010 yılında “Nizamî ve Nevaî: Tarihî ve Kültürel Bağlar” ismiyle Özbekistan’ın Semerkand şehrinde düzenlenen milletlerarası bir sempozyuma katılmışlardı.
 
Sempozyuma ve kültür gezisine katılan akademisyenler, katıldıkları faliyetlere dair intibâlarını, Fatih Ali Emirî Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan özel bir programla, İstanbul halkıyla paylaşacaklar.
 
Başbakan Erdoğan " Biz Birbirimize Yabancı Değiliz Aynı Atanın Evlatlarıyız" Başbakan Erdoğan;  Kırgızistana yaptığı ziyarette iş adamları ile bir araya geldi. Konuşmasında Erdoğan: Biz birbirimize yabancı değiliz aynı atanın evlatlarıyız, Türk işadamlarımız buraya gelirken gönül rahatlığı içinde geliyorlar sadece yatırım yapmak için değil  Kırgız kardeşleri ile kucaklaşmak için geliyorlar. Aynı atanın evlatları olarak burada yatırım yapmanın daha kolay olacağını düşünerek önceden çalışmalarını yapıyorlar.  Zaman zaman hatalar yapılmış olabilir bunları aşacağız. Geçmişe değil geleceğe bakacağız. Ben gelecek adına çok umutluyum. Benim bu Kırgızistan'a ilk gelişim değil; ilk gelişim İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyken, hatta daha önce siyasete ilk girdiğim dönemde gelmiştim. Belediye başkanı olduktan sonra tekrar geldim. O gelişimin misafirperverlik anlayışını unutamıyorum ve o zaman ki belediyebaşkanıma Allah'tan rahmet diliyorum dedi. Ardından iki ülke arasındaki münasebetlerin dahada gelişmesini dilediklerini belirtti.  Konuşmasını  "Allah yolunuzu açık etsin diyorum birdefa daha değerli kardeşim Atambeyav'a saygılarımı ve Kırgız halkına selamlarımı gönderiyorum" diyerek tamamladı. Kırgızistan Başbakanı Atambayev ise " Biz çok mutluyuz. Çok memnunuz. Mutluluktan uyku da uyuyamadım. Çok sevindim. Kardeşimiz, ağabeyimiz geldi. Zor zamanlarda da, iyi zamanlarda da her zaman konuşuyoruz, Sayın Tayyip Ağabey, sayın Başbakanımız her zaman arkamızda'' dedi.
Devlet Bakanı Faruk Çelik, Kırımoğlu'nu Kabul Etti Devlet Bakanı Faruk Çelik, Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ve beraberindeki heyeti kabul etti. Çelik, Kırımoğlu’nun ziyareti sayesinde Tatarların yerleşim proplemlerinden başlayarak o coğrafyada yaşadıkları sıkıntılara kadar pek çok konuya dair yapılması gerekenleri bir defa daha değerlendirme fırsatı bulduklarını söyledi. Kırımoğlu da Başbakan Erdoğan ile görüşmek istediğini söyledi.
Türk Dili Konuşan Ülkeler Medya Forumu Yapıldı Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ile Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından düzenlenen “Türk Dili Konuşan Ülkeler Medya Forumu”na Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, katıldı. Forumun açılışında bir konuşma yapan Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Türkçenin iletişim dili olması açısından basın mensuplarının önemli bir rolü bulunduğunu belirtti. Bu çerçevede kamu diplomasisinin önemine temas eden Davutoğlu, “Bugün artık diplomasi, sadece diplomatların kapalı kapılar ardında ya da büyük toplantı salonlarında gerçekleştirdikleri müzakerelerden ibaret değil. Yeni diplomasi alanları doğuyor” diyerek, bu yeni alanların başında da kamu diplomasisinin geldiğini bildirdi. Bakan Arınç’a Kazakistan’ın, Bakan Davutoğlu’na da Türkmenistan’ın yöresel kıyafetleri hediye edildi. İki bakan kıyafetleri giyerek fotoğraf çektirdi.
Türkiye'nin İlk Mübadele Müzesi Çatalca'da Açıldı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkent Ajansı Kültürel Miras ve Müzeler Direktörlüğü’nün katkılarıyla gerçekleştirilen Avrupa Kültür Başkenti Mübadele Müzesi ziyarete açıldı. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkent Ajansı Kültürel Miras ve Müzeler Direktörlüğü’nün katkılarıyla gerçekleştirilen Avrupa Kültür Başkenti Mübadele Müzesi ziyarete açıldı. Lozan Barış Ant-laşması’yla Yunanistan’daki Müslüman Türk nüfus ile Anadolu‘da yaşayan Rum Ortodoks nüfus arasında yapılması kararlaştırılan “Mübadeleyi” konu alan müze büyük bir eksikliği dolduracak. Lozan Mübadilleri Vakfı ve Çatalca Belediyesi öncülüğünde kurulan müze, Yunanistan’dan Türkiye’ye göç eden Türklerin, göçten önceki ve sonraki hayat biçimlerini şimdiki kuşaklara tanıtmayı amaçlıyor.
Kırgızistan'da Ahıska Türkleri'nin Evlerinin Onarımı Tamamlandı K ırgızistan’ın başkenti Bişkek yakınlarında Ahıska Türkleri’nin yaşadığı Mayevka köyünde saldırılar sonucu tahrip edilen ve TİKA tarafından onarımına başlanan evlerin tadilatı tamamlandı. Proje kapsamında, Ahıska Türkleri’ne ait 5 ev temelden inşaa edildi ve 15 evin de geniş kapsamlı tamiri yapıldı.82 Ahıskalı Türk ailenin yaşadığı köyde, 19 Nisan olayları sırasında evler büyük hasar görmüştü. Olayların ardından Mayevka köyünü ziyaret eden Türkiye’nin Bişkek Büyükelçisi Nejat Akçal ile TİKA Kırgızistan Program Koordinatörü Dr. Tayfun Atmaca, Türkiye’nin Ahıska Türkleri’nin evlerini yeniden inşa edeceğini belirtmişti. Kısa sürede tamamlanan inşa ve tadilatın ardından 20 ev düzenlenen törenle sahiplerine teslim edildi. Büyükelçi Akçal törende yaptığı konuşmada, “Olayların hemen ardından köye geldiğimde sizlerin üzüntülü yüzlerini görmüştüm. Olayların ardından dört ay geçti. Hasar gören evler TİKA tarafından onarıldı. Türkiye esasen bu bölgede bunun için vardır. Sizlerin güler yüzünüzü görmek için buradayız. Bu beni çok mutlu ediyor” dedi. Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi (KTMÜ) Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Balcı ise, kendisinin Ardahanlı olduğunu hatırlatarak, Ahıskalılarla hemşehri ve kardeş olduğunu belirtti. Ahıskalıların çok çile çektiğini bildiğini söyleyen Balcı, Türkiye olarak, Kırgızistan’da olduğu gibi bütün Türk dünyasında barış ve beraberlik, sevgi ve kardeşlik, dostluk ve dayanışma duygularının gelişmesini ve aynı hedefe birlikte gitmeyi arzuladıklarını vurguladı. Kırgızistan Ahıska Türkleri Derneği Başkanı Murafaddin Sakimov da yakılan ve yıkılan evlerini onararak kendilerine teslim eden Türk hükümetine ve TİKA’ya minnettar olduklarını ifade etti. Yeni evine kavuşan Binali Dursunov ise “Biz çok memnunuz. Halkımız zorluk görmedi. Bir buçuk ayda evlerimiz yeniden imar edildi. Biz bunu kısa sürede yapamazdık. Türkiye bize sahip çıktı. Evlerimizi yaptı. Bir evin inşaatında 30-40 kişi çalıştı Allah sizden razı olsun. Komşularımız şaşırdı” diye konuştu.
Türkmenistan'ı Türkler İnşa Ediyor Son yıllardaki hızlı gelişimiyle dikkati çeken Türkmenistan, Türk müteahhitlerin Orta Asya’daki en büyük pazarı haline geldi. Son yıllardaki hızlı gelişimiyle dikkati çeken Türkmenistan, Türk müteahhitlerin Orta Asya’daki en büyük pazarı haline geldi. 400 Türk firmasının faaliyet gösterdiği Türkmenistan’da altyapı yatırımları Türk müteahhitleri için yeni iş alanları oluşturuyor. Özellikle, turizm, santral, otoyol, demiryolları başta olmak üzere değişik alanlarda 30 milyar dolarlık yatırım öngörülüyor.Türkmenistan’ın dünyanın bilinen dördüncü büyük doğalgaz rezervine sahip olmasından dolayı, doğalgaz boru hatlarına ilişkin inşaatlar da Türk firmalarının ilgilendikleri projeler arasında yer alıyor. Şu anda Türkmenistan’da hayata geçirilen yıllık 3.5-4 milyar dolarlık yatırımın yüzde 70’i Türk firmaları tarafından inşa ediliyor. Bu arada, inşaat alanında büyük oranda Türk menşeli malzemelerin kullanılması da Türkiye’den yapılan ihracatı artırıyor.
Kosova'da Osmanlı Camileri Birbir Yenileniyor TİKA Balkanlar’da ki ecdad yadigarı camileri restoreye devam ediyor. Bu sene içerisinde Pirizren’de bulunan ve 1771 yılında Terzi Mehmet tarafından yaptırılan cami üç ay gibi kısa bir sürede onarılarak eski zerafetine kavuşturuldu. Caminin açılışına Kosova Diyanet Başkanı Naim Tırnava, Diyanet işleri başkanlığı Kosova koordinatörü Teyfik Yücesoy, Pirizren İslam Birliği Başkanı Lütfi Balık, TİKA Kosova Koordinatörü Kürşat Mahmud hazır bulundu. Fatih Sultan Mehmet Camide İbadete Açıldı Kosova’nın başkenti Piriştine’de bulunan ve Osmanlı Devleti’nin en muhteşem camilerinden olan Fatih Sultan Mehmet Camisi, ciddi bir restorasyondan sonra ibadete açıldı. 1461 yılında yapılan  ve 1999 sırasındaki savaş sırasında Sırplar tarafından harap edilen Fatih Camisinin kubbe kurşunları ile minarenin eski taşları ve cami içindeki halılar değitirildi. Cami kubbesinde bulunan kalem işleri yenilendi. Uzun yıllardır restore edilmeyen ve bir dönem depo olarak kullanılan caminin mihrap, mimber, kadınlar mahvili, ahşap kapı kanatları ve ahşap pencere kepenkleri de restorasyon çalışmalarının ardından eski ihtişamına kavuştu. Tarihi cami T.C Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iştirakiyle yapılan törenle ibadete açıldı.
Balkanlar'da Türkçe Kurslarına Büyük İlgi Kosova'nın Gilan ve Prizren şehirlerinde Türkçe öğrenmek isteyen Arnavut ve Bosnaklara yönelik olarak TİKA tarafından  düzenlenen Türkçe Kursu ilk mezunlarını verdi. Gilan Belediyesi Eğitim Müdürlüğü işbirliğinde Musa Zajmi İlköğretim Okulu'nda başlatılan ve  altı   ay  devam   eden   kurs için uzman öğretmenler görevlendirildi ve kitap temin edildi.Türkçe öğrenmek isteyen Arnavut ve Boşnak gençlerin yoğun ilgi gösterdiği kursun başarıyla tamamlanmasının ardından kursiyerlere sertifikaları dağıtıldı. Gilan Musa Zajmi İlköğretim okulu müdürü, öğrenciler ve velilerinin katıldığı sertifika töreninde, yeni bir dil öğrenmenin heyecanını yaşayan öğrencilerin hazırladıkları etkinlik, Türkiye'ye ve Türkçe'ye duydukları sevgiyi görünür kıldı.TİKA tarafından yürütülen Türkoloji Projesi kapsamında, Arnavutluk'un başkenti Tiran'da düzenlenen 2009-2010 eğitim yılındaki Türkçe Kursları'nı başarıyla tamamlayan öğrenciler, Yunus Emre Türk Kültür Merkezi'nde düzenlenen törenle sertifikalarını aldı.Törene, TİKA Arnavutluk Koordinatörü Dr. Ali Özgün Öztürk, TC. Tiran Büyükelçiliği'nden İbrahim Çetinkaya, Yunus Emre Kültür Merkezi Müdürü Dr. Bünyamin Çağlayan ile davetliler katıldı.Yunus Emre Kültür Merkezi Müdürü Dr. Çağlayan yaptığı açılış konuşmasında, sertifika almaya hak kazanan öğrencileri tebrik etti ve Türkçe öğrenen kişilerin Arnavutluk ve Türkiye arasında birer kültür elçisi olacağına inandığını belirtti.Düzenlenen törende öğrenciler tarafından istiklal Marşı ve Arnavutluk Milli Marşı okundu ve skeçler sunuldu. Tören, bir öğrenci tarafından hediye edilen dostluk ağacının Yunus Emre Kültür Merkezi'nin bahçesine dikilmesi ile son buldu
Davutoğlu Atayurdunda Doğu Türkistan olarak bilinen Sincan Uygur Özerk bölgesinin önemli kentlerinden Kaşgar'a sabah erken saatlerde gelen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu eşi Sare Hanım ve Türk heyeti, ilk olarak Kaşgarlı Mahmut Külliyesine, ardından Yusuf Has Hacip Külliyesi ile İdka Camii'ne gitti, ''Bir açıdan da ata yurdumuzu görmüş olacağız.'' dedi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Çin temasları çerçevesinde geldiği Kaşgar'da, Kaşgarlı Mahmut ve Yusuf Has Hacip külliyelerini ziyaret etti. Doğu Türkistan olarak bilinen Sincan Uygur Özerk bölgesinin önemli kentlerinden Kaşgar'a sabah erken saatlerde gelen Davutoğlu ve beraberindeki heyet, ilk olarak Kaşgarlı Mahmut Külliyesine, ardından Yusuf Has Hacip Külliyesi ile İdka Camii'ne gitti. Davutoğlu, eşi Sare Davutoğlu'nun da eşlik ettiği ziyaretleri sırasında orada bulunan vatandaşlarla sohbet etti, çocukları sevdi. Ziyaretlerinin ardından Kaşgar'ın önde gelenleri, Davutoğlu onuruna öğle yemeği verdi. Tarihte İpek Yolu'nun önemli merkezlerinden biri olan Türk şehri Kaşgar, Çin'in en batısında Sincan Uygur Özerk bölgesinin içinde yer alıyor. Yaklaşık 350 bin kişi olan Kaşgar nüfusunun büyük çoğunluğunu Türkler teşkil ediyor. Çin'in en büyük camii olan 500 yıllık İdka Camii de Kaşgar'da bulunuyor. Kaşgar'a 90 kilometre uzaklıktaki Opal kasabasında yer alan Kaşgarlı Mahmut Külliyesi, büyük bir bahçe içinde yer alıyor. Bahçede Kaşgarlı Mahmut'un yaklaşık 4 metrelik heykeli dikkati çekiyor. Davutoğlu, İdka Camii'ni ziyaretinin ardından açıklamada bulunurken, Çin gezisine bütün Türk dünyasının en önemli kültür merkezlerinden biri olan Kaşgar ile başladıklarını belirterek, Kaşgar'ın özellikle Karahanlılar döneminde iki büyük Türk düşünürünün yetiştiği bir kent olduğunu hatırlattı. Divanü Lugati't-Türk'ü ve Kutadgu Bilig'i ortaya koyan Kaşgarlı Mahmut ile Yusuf Has Hacip'in külliyelerini ziyaret ettiğini ifade eden Davutoğlu, şunları kaydetti: "Çin seyahati birçok açıdan önemli. Kültürel, ekonomik ve siyasi açılardan önemli görüşmeler yapacağız. Seyahate bir anlamda kültürel olarak başladık. Kaşgar, Urumçi ve Şian'da Çin'in en önemli kültür merkezlerini ziyaret edeceğiz. Bir açıdan da ata yurdumuzu görmüş olacağız. Şanghay'ı ziyaret ettikten sonra da Pekin'e gidip siyasi görüşmelerde bulunacağız. Bütün unsurlarıyla Türk-Çin ilişkilerinin gelişmesi, Sincan Uygur Özerk bölgesindeki kardeşlerimizi rahatlatacak. Bizim onlara daha rahat ulaşmamızı, kaynaşmamızı sağlayacak, tarihin bizi ayırdığı noktadan tekrar birleşmemizi temin edici bir rol üstlenecek." Davutoğlu Kaşgar'daki temaslarını tamamlamasının ardından bugün Doğu Türkistan'ın başkenti Urumçi'ye geçecek.
Üç Ekim Türk Dünyası Günü Kutlandı Türk Dünyası münasebetlerinin geliştirilmesi için Türk Cumhuriyetleri Devlet Başkanları 10. Zirvesi'nde her yıl kutlanması kararlaştırılan 3 Ekim Türk Dünyası Günü, Ankara'da kutlandı. Milli Kütüphane'deki konferans salonunda gerçekleştirilen programa Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen, BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu, Milli Kütüphane Başkanı Tuncel Acar, Avrasya Yazarlar Birliği Genel Başkanı Yakup Deliömeroğlu, Türk Dili konuşan ülkelerin elçilik görevlileri ve vatandaşlar katıldı. Programda konuşan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen, yapılan çalışmaların 1992'de başlayan 18 yıllık değil 150-200 yıllık bir rüya olduğunu söyledi. Türk Dünyası Günü'nün dilde, fikirde ve işte başlayan hayallerin gerçekleşmesi anlamına geldiğini ifade eden İsen, "Bu hayaller 18 yıl ile sınırlandırılmamalı. Çok daha büyük hayal ve emeklerin yattığı serüvenin hayalidir bu gün." dedi. Milli Kütüphane Başkanı Tuncel Acar ise İstanbul'da gerçekleştirilen Türk Cumhuriyetleri Devlet Başkanları 10. Zirvesi'nde alınan kararla bugünlere gelindiğini hatırlattı. Acar, "Türk Cumhuriyetinin ve Türk Dünyası'nın dil, kültür, tarih ve ortak siyaset bağlantılarının canlandırılması, küresel ve ekonomik ortaklıkların önemi artmıştır. Çağımızda yalnızca ekonomik boyutuyla değil çok yönlü stratejik münasebetlerin gelişmesi açısından tarihi bir dönüm noktası özelliği taşımaktadır." ifadelerini kullandı. Acar'ın ardından programda söz alan Avrasya Yazarlar birliği Başkanı Yakup Deliömenoğlu ise çok güzel bir günde çok üst düzey bir heyecan yaşadığını söyledi. Rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın girişimleriyle ilk adımların atıldığını ifade eden Deliömeroğlu, Türk Dünyası'nın kendini ifade edecek bir iradenin ortaya konulduğunu belirtti.
6 Devlet 1 Millet Cumhurbaşkanı Abdullah Gül: "Biz artık bir milletiz, ama 6 tane de devletiz. Ortak davalarımıza sahip çıkacak ve halklarımızın müreffeh geleceği için müşterek çaba göstereceğiz." Türk Lİderler istanbul’daCumhurbaşkanı Abdullah Gül, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Türkmenistan Cumhurbaşkanı Gurbanguli Berdimuhammedov ve Kırgızistan geçici yönetimi Devlet Başkanı Rosa Otunbayeva, Çırağan Sarayı’nda hatıra fotoğrafı çektirdi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, iş birliğinin sadece kardeş Türk devletleri arasındaki değil, bölgedeki bütün halkların barış, istikrar, huzur ve refahına katkı sağlayacağını kaydetti. Abdullah Gül, Türk Dili Konuşan Devlet ve Hükümet Başkanları 10. Zirvesi’nin ardından konuk devlet başkanlarıyla birlikte Çırağan Sarayı’nda ortak basın toplantısı düzenledi. Zirve sırasında genel görüşmelerin yanı sıra devlet başkanları, dışişleri bakanları arasında ve Başbakan ile çok yoğun görüşmeler olduğunu belirten Gül, ayrıca Azerbaycan, Türkmenistan ve Türkiye enerji bakanlarının üçlü bir toplantı gerçekleştirerek, Hazar Havzası enerji kaynaklarına ilişkin iş birliği imkânlarını görüştüklerini kaydetti. İş Birliği Konseyi KurulduGül, Türk dünyasının kardeş ülkelerle arasındaki iş birliğinin kurumsallaştırılması maksadıyla İstanbul’da Türk İşbirliği Konseyi Sekreteryasının kurulmasının kararlaştırıldığını bildirdi. Cumhurbaşkanı Gül, bu çerçevede Genel Sekreter olarak eski Moskova Büyükelçisi Halil Akıncı’yı bu göreve atadıklarını söyledi. Türk İşbirliği Konseyinin, Devlet Başkanları Konseyi, Dışişleri Bakanları Konseyi, Aksakallılar Konseyi, Kıdemli Memurlar Komitesi ve Daimi Sekreteryadan oluşacağını belirten Gül, Ankara’da yerleşik olan Türksoy ve BAKÜ’de yerleşik Türk Parlamenterler Asamblesi ile Astana’da kurulan Türk Akademisinin de bu kurumsal yapıyı güçlendirmesinin öngörüldüğünü kaydetti. 3 Ekim İş Birliği GünüAbdullah Gül, toplantı sırasında, ülkeleri ve halkları arasındaki karşılıklı etkileşimi ve dayanışmayı ve iş birliğini daha da kuvvetlendirmek, ekonomik ve ticari ilişkileri geliştirmek amacıyla Türk-İş Konseyi kurulması, Türk Kültür ve mirasının korunması için Bakü’de bir vakıf kurulması, Astana’nın Türksoy tarafından 2012 yılı Türk Kültür Başkenti olarak ilan edilmesi, Astana’daki Türk Akademisi bünyesinde bir müze ve kütüphane kurulması, üniversiteler arası iş birliğinin ilerletilmesi, araştırma geliştirme faaliyetleri için özel bir fon kurulmasını kararlaştırdıklarını bildirdi. Davamıza Sahip ÇıkalımTürk Cumhuriyetlerinin 20. bağımsızlık yıldönümünü gelecek yıl hep beraber kutlama üzerinde anlaşıldığını belirten Gül, bu çerçevede Türkmenistan’da bir kültür festivali düzenlemeyi kararlaştırdıklarını kaydetti. Gül, “Biz artık bir milletiz, ama 6 tane de devletiz. Bundan büyük bir gurur ve onur duyuyoruz. Ortak davalarımıza sahip çıkacak ve halklarımızın müreffeh geleceği için müşterek çaba göstermeye de devam edeceğiz” diye konuştu. Öte yandan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Hakkari’deki mayın patlamasına ilişkin, “Mayın kullanarak sivil insanlara baskı yapmak, onları tehdit etmek, sindirmek için bir şekilde onlara karşı terör kullanmak... Bunu şiddetle telin ediyorum” dedi. Devletin hiçbir zaman vatandaşını terör örgütü karşısında yalnız bırakmayacağını, ezdirmeyeceğini kaydeden Gül, “Ne gerekirse her türlü tedbir alınacaktır. Ümit ediyorum ki bölgedeki vatandaşlarımız bu terör saldırısından ibret alıp, Türkiye’de neler yapılmak istendiğini en iyi şekilde değerlendireceklerdir” dedi.
Türkçe Konuşan Ülkeler Tek Çatı Altında Toplanıyor Turgut Özal’ın Hayalini Abdullah Gül Gerçekleştirdi Türkçe konuşan ülkeleri bir şemsiye altında toplamayı hayal eden 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın hayalini Cumhurbaşkanı Abdullah Gül gerçekleştiriyor. Özal döneminde zirvelerle başlayan ve kurumsal bir çerçeveye oturtulamayan ‘Türkçe Konuşan Devletler İşbirliği Konseyi’ milletler arası bir teşkilat haline geliyor.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ev sahipliğinde 15-16 Eylülde İstanbul’da gerçekleştirilecek olan zirvede Konseyin kuruluşu resmen açıklanacak. İstanbul’daki zirveye Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in yanı sıra Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbangulu Berdimuhammedov ve ülkesinde yapılan darbeyle iktidara gelen Kırgızistan Devlet Başkanı Roza Otunbayeva da katılacak. Genel Sekreter Akıncı Türkçe Konuşan Devletler İşbirliği Konseyi’nin Genel Sekreteri olarak bir Türk belirlendi. Türkiye’nin Moskova eski Büyükelçisi Halil Akıncı’nın ismi üzerinde mutabakata varıldı. Konsey Türk dünyasında problemli milletler arasında çözüm sağlamanın yanı sıra çeşitli siyasi olaylara karşı da ortak duruş sergileyecek. Türk dünyası ülkelerinde farklı dillerin kullanılması en büyük problem olarak gösteriliyor. Zirve sırasında her ülkenin kendi lehçesine dair çeviriler yapılırken sonuç bildirgesi ise her lehçede ve İngilizce olarak yayınlanacak. Diplomatik kaynaklar TİKA’nın katkılarıyla çıkarılan Türkçe lehçeleri sözlüğünün ortak dil konusunda önemli bir adım olduğunun da altını çiziyor.
Çağlayan'dan Vize Sitemi: 'Kardeş Kardeşe İzin Alarak Gitmez' Türkmenistan’a vize siteminde bulunan Çağlayan “Rusya ile vizeleri kaldırıyoruz. Kardeş kardeşe izin alarak gitmez. Kardeşimin vize uygulamasını kimseye anlatamam” diye konuştu. Türkiye’nin 65 ülke ile vizeleri kaldırdığını ve 1 ay sonra Rusya ile vizesiz dönemin başlayacağını belirten Bakan Çağlayan, “Kardeş kardeşin evine sorarak gelmez. Rusya ile vizelerin kaldırıldığı bir ortamda ben kardeşimin bana vize uygulamasını kimseye anlatamam. İşadamlarım da anlatamaz. Başbakan Erdoğan veya Cumhurbaşkanımızın Türkmenistan ziyaretinde vizeleri kaldıracak anlaşmayı imzalamayı bekliyoruz” dedi. Türkmenistan’da müteahhitlik alanında önemli başarılara imza attıklarını da ifade eden Bakan Çağlayan, Türk müteahhitlik sektörünün Çin’in ardından dünya ikincisi olmasında Türkmenistan’ın büyük rolü olduğunu da dile getirdi.
Saraybosna'yı Kurtaran Tünel Müze Oldu Bosna-Hersek’teki savaş sırasında (1992-1995) Sırp kuşatması altında bulunan Saraybosna’nın kurtuluşunu sağlayan 800 metre uzunluğundaki tünel, şimdi savaş müzesi olarak kullanılıyor. Savaşta Boşnaklara gönderilen yardımların havaalanından kente ulaştırılamaması sebebiyle, İzzetbegoviç bir tünel kazılması emrini verdi. Kazılması 4 ay süren tünelin hayata geçirilmesiyle birlikte savaşın ve Saraybosna’nın geleceği değişmeye başladı. Silah, gıda, ilaç ve gereken her türlü sevkiyat bu tünelden yapılıyordu. Tünelin kazılmaya başlandığı Dobrinya Mahallesi’ndeki iki katlı ev, şimdi savaş müzesine dönüştürüldü. Halen müze olan evin dış cephesinde mermi izleri, iç duvarlarında ise savaşa ait unutulmaz resimler, asker giysileri ve ekipmanı teşhir ediliyor. Her gün yüzlerce turist tarafından ziyaret edilen müzede, ziyaretçilere, müzenin kazılması sırasında ve savaş sırasında çekilen görüntüler izletiliyor.
Bursa'dan Kosova'ya Tam Destek Mamuşa Belediye Başkanı Arif Bütünç ve Mitrovica Belediye Başkanı Avni Kastrati ile iş adamlarından oluşan Kosova heyetini Acemler’deki makamında ağırlayan Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Kosova’nın Türkiye’nin bir parçası olduğunu söyledi. Kosova’yı hiçbir zaman Türkiye’den ayrı tutmadıklarını ifade eden Başkan Altepe, “Sizler, bizim Avrupa’daki topraklarımızsınız. Sizin orada dik durmanız ve gelişmeniz, Türkiye’nin de gelişmesi anlamına gelir. Türkiye ile Kosova’nın birbirlerini desteklemesi çok önemlidir. İyi münasebetler içinde, el ele olmamız gerek. Türkiye, her zaman Kosova’nın arkasındadır. Bundan sonra da bu münasebetlerin artarak devam edeceğine inanıyorum” diye konuştu.  Kosova, Türkiye İçin Bir Avantaj Balkanlar’da yaptıkları çalışmalara değinen Başkan Altepe, iki ülke arasında sosyal ve kültürel alanların yanı sıra ekonomik anlamda da bağlantıların sağlanması gerektiğine işaret etti. Balkanlar’da en sık ziyaret ettikleri ülkenin Kosova olduğunu da hatırlatan Başkan Altepe, “İki ülke arasında köprüler kurdukça Kosova’nın da kısa sürede gelişeceğine inanıyorum. Kosova’nın Avrupa’nın içinde yer alması Türkiye için de bir avantaj. Münasebetlerin güçlendirilmesi için gerekeni yapacağız” dedi.  Bursa Mitrovica’ya Model Olacak Mamuşa Belediye Başkanı Arif Bütünç, Bursaspor’un şampiyonluğuna atıfta bulunarak, Bursa’da yapılan çalışmaların herkesin dikkatini çektiğini söyledi. Mitrovica Belediye Başkanı Avni Kastrati ise açıklamasında, “Kosova sermayesini Türkiye’ye çevirmiş durumda. Mitrovica Belediyesi olarak serbest gümrük bölgesi yapmayı düşünüyoruz ve Bursa’daki farklı çalışmaları yerinde inceleyeceğiz. Bundan sonra da daha iyi bir işbirliği yapabileceğimizi ve iyi sonuçlar alacağımızı düşünüyorum. Bursa’da da büyük işler yaptığınızı görüyor ve bundan büyük mutluluk duyuyoruz. Bizler de buradaki güzellikleri kopyalayacağız” diyerek Bursa’yı model aldıklarını ifade etti. Kosovalı iş adamları da Türkiye’de üretilen ürünlerin Kosova’da da güvenle ve ilgiyle kullanıldığını dile getirdi. Ziyaretin sonunda Başkan Altepe, Kosovalı konuklarına Bursa kitabı ve yeşil beyaz kravatları takdim ederken, Kosovalılar da Başkan Altepe’ye geldikleri şehirlere özgü hediyeler verdi.    
Bereket Kervanı Balkanlar'a Hareket Etti Bereket Konvoyu’nu uğurlama töreni, mehter takımının özel gösterisi, yapılan dua ile noktalandı. Konvoy, barışı sembolize eden beyaz güvercinleri uçurulmasının ardından Balkanlar’a hareket etti. Bayrampaşa Belediyesi’nin himayesinde, “Kardeşlik Sınır Tanımaz Derneği” tarafından devam ettirilen program çerçevesinde hazırlanan Bereket Konvoyu, dün Bayrampaşa Belediyesi önünden düzenlenen uğurlama töreninin ardından yola çıktı. Uğurlama törenine İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, milletvekilleri ve Bereket Konvoyu’nun gideceği Balkan topraklarında akrabaları olan göçmen vatandaşlar katıldı. Törende konuşan Başkan Hüseyin Bürge, “Balkanlara her gidişimizde ecdat yadigarı mekanlarda yaşayan soydaşlarımızın dualarıyla, hasret gözyaşlarıyla karşılanıyoruz. Bu sene yine aynı heyecan ve şevkle bereket konvoyumuzu Balkanlara uğurluyoruz” diye konuştu.İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu da, ramazanın İstanbul’da ve Türkiye’nin her yerinde aynı geleneklerle idrak edildiğine dikkat çekerek, “Ancak Bayrampaşa’da ramazan çok farlı idrak ediliyor. Çünkü Bayrampaşa halkı sofralarını Balkanlara, Avrupa’ya hatta Lübnan’a kadar taşıyarak oralardaki din kardeşlerimizle paylaşıyor” dedi.
Karabağ Harabeye Döndü Ermenistan tarafından 1993 yılında işgal edilen Akdam şehri, Today gazetesi tarafından görüntülendi. Dağlık Karabağ’ı çevreleyen 7 önemli bölgeden biri olan şehrin Ermeni güçlerince işgal edilmesinin yıl dönümünde bölgeden görüntüler alındı. Akdam’ın, atom bombası atılan Japonya’nın Hiroşima şehrine benzediği belgelendi. 128 Bin Kişi Mülteci Oldu1900’lü yılların başlarında Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine girmesiyle birlikte Ermenistan, Dağlık Karabağ bölgesi üzerinde hak iddia etmeye başladı. Etnik çatışmaların savaşa dönüşmesiyle birlikte Ermenistan, 1991 ve 1993 yılları arasında Azerbaycan topraklarının beşte birini işgal etti. Ermeni güçleri, 23 Temmuz 1993’te ise Akdam şehrini ve 80 köyü işgal etti. İşgal sonucu büyük çoğunluğu çocuklardan oluşan 128 bin kişi yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalırken bölgedeki savaşta 6 bin kişi hayatını kaybetti. İşgalin Azerbaycan’a olan maliyetinin 6.179 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. BM Kararına RağmenTamamen yıkılan evlerinden Azerbaycan’a kaçan mülteci durumundaki Azeriler, ilkel şartlarda felaket düzeyinde büyük bir sıkıntıyla hayatlarını idame ettirmeye çalışıyor. Gıda yardımı programıyla hayata tutulan mülteci Azeriler, evlerine dönmeyi dört gözle bekliyor. Ermenistan, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından Dağlık Karabağ ve diğer bölgelerdeki işgale son verilmesi ile ilgili kararı henüz yerine getirmiş değil.  
İşçi Olarak Gittiler Patron Oldular Almanya’nın başkenti Berlin’de faaliyet gösteren Türk-Alman İşadamları Birliği (TDU) Başkanı Hüseyin Özkanlı, yaklaşık 3 milyon Türk’ün yaşadığı Almanya’da 90 bin “Türk patron” bulunduğunu söyledi. Alman nüfusunun yaşlandığını, genç, dinamik ve girişimci bir yapıya sahip Almanya’daki Türklerin dördüncü kuşağının ise son derece eğitimli olduğunu belirten Özkanlı, Türkler’in, iki ülke münasebetlerinin gelişmesine büyük katkı sağladığını ifade etti. Özkanlı, “3 milyon Türk’ün yaşadığı Almanya’da işsizlik oranı Türkler’de yüzde 11, Almanlar’da yüzde 22 civarında. Çünkü 90 bin Türk iş adamı var. Birliğimiz aracılığıyla, Türkiye ile Almanya arasında karşılıklı yatırımlar ve özellikle mesleki eğitim konusunda Türkiye ile ortak çalışma yapmak istiyoruz.” dedi.Özkanlı, 15 yıldır faaliyet gösteren derneklerine kayıtlı yüzde 15’i Almanlar’dan oluşan toplam 300 üye bulunduğunu kaydetti. Türk-Alman İş-adamları Birliği (TDU) Başkanı Hüseyin Özkanlı ile Akdeniz Türk-Alman İşadamları Derneği Başkanı Tevfik Kısacık, ortak konularda birlikte çalışacaklarını söyledi.
Türk Dili ve Dünyası'nın Sevdalısı Yavuz Bülent Bâkiler Unutulmadı T ürksoy’la İpekyolu Dergisi ve Programı’nın geleneksel “İpekyolu Altın Adamlar Ödülü” İstanbul Wow Otel’de düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Törende Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Türk Diline ve Kültürüne Hizmet Ödülü”ne layık görülürken, gazetemiz yazarı Yavuz Bülent Bâkiler de Türk Dünyası Hizmet Ödülünün sahibi oldu. Törende bir konuşma yapan Arınç, “Türkçe’nin zenginliğinin farkında değiliz. Türkçe’yi yeniden keşfetmeye mecburuz” dedi. Gençlerin 20-25 kelimeyle konuşmasından ve iş yeri tabelalarının Türkçe olmamasından yakınan Arınç, “Türkçe bizim her şeyimiz. Türkçe’ye sahip olmamız, onu en iyi şekilde kullanmamız gerekir. Aslında bu konuyu içimizde en güzel konuşacak ve dinletecek olan üstadımız Yavuz Bülent Bâkiler’dir. Onu şiirleriyle, duygu yüklü, Türkçe’yi en zengin şekliyle kullanan anlatımıyla her zaman takdirle, hayranlıkla izlemişimdir” dedi. Konuşmasının ardından Arınç’a, şair-yazar Yavuz Bülent Bâkiler, “Türk Diline ve Kültürüne Hizmet Ödülü”nü takdim etti.
Gerçek Soykırım Burada S rebrenitsa’da Temmuz 1995 yılında yaşanan soykırımın izleri hâlâ silinemedi. 8 bin erkeğin katledildiği Srebrenitsa kentinde yaşayan Boşnak ailelerin evlerinin büyük kısmında erkekleri katledildiği için sadece kadınlar yaşıyor. Avrupa’nın 2. Dünya Savaşı’ndan sonra en büyük trajedesinin yaşandığı Srebrenitsa, savaş öncesi günlerini özlüyor. Savaştan önce 36 bin kişinin yaşadığı, kaplıcaları ve doğasıyla çok sayıda turistin geldiği, eski Yugoslavya’nın gelişmekte olan 4. büyük belediyesi olan kent, şimdi savaşta kaybettiği kurbanları, göç eden insanları, uçsuz bucaksız “beyaz zambaklar” gibi dikilen mezar taşlarıyla adeta terk edilmiş bir şehir görüntüsü veriyor. Sokakları boş olan şehirin Boşnakların yaşadığı evlerinde ise tam bir hüzün hakim... Erkeklerini kaybeden kadınlar, evlerinde kendilerine bırakılan emanete sahip çıkmanın mücadelesini veriyor. Geceler ise onlar için tam bir kâbus oluyor. Çünkü evlerinde yalnız yaşayan bu kadınlar, hâlâ bölgede yaşayan Çetnikler tarafından sık sık rahatsız ediliyor. Ancak bu kadınlar, kendilerini rahatsız edenlere aldırış etmeden mücadelelerine devam ediyor. Öte yandan Bosna-Hersek’in Srebrenitsa kentinde 11 Temmuz 1995 yılında katledilen binlerce insanın yakınları, olaylardan sorumlu tuttukları Hollandalı askerlerin 3 komutanı hakkında mahkemeye “savaş suçu” işlemekten suç duyurusunda bulundu.
Bosna'da Osmanlı sancakları B osna Hersek’te her yıl on binlerce insanın katılımıyla düzenlenen Ayvaz Dede Şenliklerinin 500. yıl dönümü renkli görüntülere sahne oluyor. Şenlikler kapsamında ülkenin çeşitli yerlerinden gelen atlı birlikler, Karaula kasabasında toplandı. Ellerinde Osmanlı’yı temsil eden sancaklar, başlarında kırmızı fesleriyle kasaba meydanında toplanan atlı birlikler Ayvaz Dede’nin Prusaç yakınlarındaki dağda 40 gün dua etmesinden sonra suyun çıktığına inanılan alana doğru hareket etti. Şenliklere Boşnakların yanı sıra Türkiye’den de yoğun katılım oluyor. Türkiye İzcilik Federasyonu ile İstanbul, Bursa, Keçiören gibi çok sayıda belediye de etkinliklere katılıyor. Ayvaz Dede Kimdir ?

Ayvaz Dede, irşad maksadıyla Anadolu’dan kalkıp bölgeye gelen Horasan erenlerinden. İnanışa göre, Akhisarlı bir derviş olan Ayvaz Dede, 500 yıl önce, kuraklığın yaşandığı Prusac kasabasına gelir. Hayvanların susuzluktan telef olduğu bölgeye suyu getirmek için 40 gün 40 gece burada ibadet eden Ayvaz Dede, bir gece, uykusunda iki koçun birbiriyle çarpıştığını görür. Boynuz sesiyle uykusundan uyanan Ayvaz Dede, bir anda karşısında yarılan dağı ve gürül gürül akan ırmağı bulur. Böylece bölge suya kavuşur, kıtlık sona erer.
Osmanlı'nın Hoşgörü Belgeleri Sergileniyor Balkanlar Medeniyet Merkezince (BALMED), Bosna-Hersek’in Tuzla şehrinde, Osmanlı’nın farklı millet ve inançlara gösterdiği hoşgörünün belgelerinden oluşan serginin açılışı yapıldı. “Balkanlar’daki Osmanlı Medeniyeti” adlı sergi, IRCICA Genel Direktörü Dr. Halit Eren’in genel başkanlığını yaptığı BALMED tarafından Tuzla Behrambey İmam Hatip Lisesi’nde açıldı. Sergi, Başbakanlık Arşivleri Genel Müdürlüğünden derlenen, Türkçe, İngilizce ve Boşnakça tercümelerinin de yer aldığı 40 belge ve fermandan oluşuyor.  Sergide, Fatih Sultan Mehmed’in Bosna-Hersek’in Fonitsa şehrinde yaşayan bir grup Hıristiyan azınlığa “hürriyet bahşeden” fermanının yanı sıra Osmanlı’nın en güçlü zamanından en zayıf dönemine kadar çeşitli tarihlerde padişahların tuğrasıyla yayımlanan fermanlar, tutulan belgeler, dini azınlıkların kiliseleri ve okullarına hazineden aktarılan paraların tutanakları teşhir ediliyor. Fatih’in Fermanı Fatih Sultan Mehmet Han Fonitsa şehrinde yaşayan bir grup Hıristiyan azınlık için gönderdiği fermanda özetle şöyle diyor: “Ben Fatih Sultan Mehmet Han, bütün dünyaya ilan ediyorum ki; kendilerine bu padişah  fermanı verilen Bosnalı rahipler ve kiliseleri ve her din ve milletten herkes himayem altındadır… Ve emrediyorum ki, ne padişahlık eşrafından, ne vezirlerden veya memurlardan, ne hizmetkârlardan, ne de imparatorluk vatandaşlarından hiç kimse bu insanların hürriyetlerini tahdit edemeyecek ve onlara zarar veremeyecektir!...” Bu ferman Foynica şehrindeki Fransisken Kilisesi’nin duvarında tam 526 yıldır asılı duruyor.
Büyük Rumeli Buluşması Rumeli Balkan Federasyonu koordinatörlüğünde düzenlenen “Büyük Rumeli Buluşması” binlerce kişinin katılımıyla Ali Sami Yen Stadı’nda, yapıldı. Etkinliğe MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Devlet Bakanı Faruk Çelik, Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, TBMM Başkanvekili Meral Akşener, milletvekilleri, Bosna Hersek, Kosova ve Makedonya’dan konuk bakanlar, Batı Trakya Müftüsü Ahmet Mete ile ilçe belediye başkanları katıldı. Bakan Çelik yaptığı konuşmada, Türk Milletinin kendinden olmayanı her dönemde koruduğunu belirterek, “Bugün 22 milyon kilometre kareyi aşan bir coğrafyada farklılık ve renklilik varsa, bütün bunlar ecdadımızın dünyaya bakışının bir ürünüdür” dedi. Rumeli Balkan Federasyonu Genel Başkanı Süheyl Çobanoğlu da Rumeli’de 10 milyona yakın Türk nüfusun yaşadığını söyledi.  
TİKA'dan Hayırlı Bir Hizmet Daha
Pamir Kırgızları'nın hasreti, Van'da bitti


1 978 yılındaki Rus işgalinin ardından, Afganistan'ın Pamir Yaylası'ndaki yurtlarından önce Pakistan'a, ardından da Van'ın Erciş ilçesine bağlı Ulupamir köyüne yerleşen Kırgız Türkleri, ana vatanlarındaki yakınlarıyla Türkiye'de buluştu.
TİKA (Başbakanlık Türk İşbirliği Kalkınma Ajansı) sayesinde Türkiye'ye gelen 14 kişilik grup, Ulupamir'e geçerek 32 yıldır görmediği akrabalarıyla hasret giderdi. Uzun zamandır birbirlerinden haber almakta zorlanan Kırgızlar, sadece telefonla görüşebildikleri akrabalarına kavuşmanın sevincini doyasıya yaşadı.
Kâbil'den Türkiye'deki akrabalarına getirilen Kırgızlar, mutluluk gözyaşları döktü. Ulupamir köyünde 3 bine yakın Kırgız yaşıyor. Afganistan'ın Pamir yaylasında da halen 3 bin 500 civarında Kırgız Türk'ü var.
Ertuğrul Fırkateyni Şehitleri Törenlerle Anıldı Osmanlı Donanması'na ait Ertuğrul firkateyninin batması sonucu şehit olan 600'e yakın denizci, Japonya Kuşimoto'da törenlerle anıldı. Törenlere imparatorluk ailesinden Altes Prens Tomohito, kızı Altes Prenses Akiko ile yerel siyasi ve askeri yetkililer ile Ertuğrul Firkateyni Komutanı Osman Paşa'nın torunu Osman Tektaş katıldı. İlk tören, Japon destroyeri Minabe'de düzenlendi. Türkiye'nin Tokyo Büyükelçisi Sermet Atacanlı "Elim kazayı hatırlamak her ne kadar bizleri hüzünlendirse de bu olayın Türk ve Japon halklarının ebedi dostluğuna vesile olması en büyük tesellimizdir" dedi. Büyükelçi, 3 Haziran 1929 günü Türk şehitliğini ziyaret eden ve Kuşimoto halkının anma törenlerini geleneksel hale getirmesine vesile olan İmparator Şova ve ada halkının atalarını saygıyla andığını belirtti. Tayfun'a Yakalanıp Batmıştı Ertuğrul firkateyni 16 Eylül 1890 günü Japonya'dan dönerken tayfuna yakalanarak batmıştı. Kaza sırasında 600 Osmanlı bahriyelisi şehit olmuştu. Kazada yaralanan askerler ise Kuşimoto halkının yardımları ile kurtulmuştu. Bir süre Kuşimoto halkının misafir ettiği kazazedeler, daha sonra İstanbul'a Japon deniz kuvvetleri tarafından ulaştırılmıştı. Kuşimoto'da Türk askerleri için şehitlik ve anıt inşa edilmişti.
Mahtumkulu İstanbul'da Yâd Edildi T ürkmenistan'lı şair Mahtumkulu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ve Türkmenistan İstanbul Başkonsolosluğu’nun düzenlediği törenle yad edildi. Anma programına; Türkmenistan’ın İstanbul Başkosolosu Orazmukhamed Chariyev, Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Korkut Tuna, Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özkan ve Türkmenistan Ankara Büyükelçiliği Kültür ve Eğitim Ateşesi Şadurdı Meredov katıldı. Edebiyat Fakültesi’nden Yardımcı Doç. Dr. Nurcan Güder, Mahtumkulu’nun Türk ve dünya edebiyatına kazandırdığı eserlerden örnekler verdi. Türkmenistan İstanbul Başkosolosu Chariyev de, “Mahtumkulu sadece Türkmenistan’ın değil bütün Türk dünyasının kıymetli şairidir” dedi.      Ceyhun ile Bahr-i Hazar arasıÇöl üstünde eser yeli TürkmeninGül goncası gara gözüm garasıKaradağdan iner seli Türkmenin                   Mahdumkulu
Türkiye-Kazakistan Dostluğu Güçleniyor K azakistan’da bulunan Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ahmet Yesevi Uluslararası Kazak-Türk Üniversitesi'ni ve Ahmet Yesevî Türbesini ziyaret etti. Cumhurbaşkanı Gül Türkiye ile Kazakistan arasında eğitim konusundaki her türlü işbirliğini destekleyeceklerini belirterek, ''Bu sadece ülkelerin kalkınması için değil, dostluk, kardeşlik şuurunun yeni nesillere taşınması için de gerekli'' dedi. Gül ve Nazarbayev'in, Kazak-Türk üniversitedeki Türk Dünyası Müzesi'nde incelemelerde bulunulmasının ardından, Cumhurbaşkanı Gül için düzenlenen fahri profesörlük unvanın verilmesi törenine geçildi. Üniversite rektörü tarafından cübbesi giydirilen ve kepi takılan Cumhurbaşkanı Gül, konuşmasına, ''Türklerin kutsal yurdu Türkistan'da ve bu üniversitede bulunmaktan büyük heyecan ve mutluluk duyuyorum'' diyerek başladı. Daha önce birçok üniversiteden benzer unvanlar aldığını belirten Gül, ''Orta Asya ve Anadolu'nun mayasını yoğuran tarihi liderlerimizden Ahmet Yesevi'nin adını taşıyan bu üniversiteden aldığım unvan ayrı bir değer taşımaktadır'' dedi. Türkiye ile Kazakistan arasındaki ilişkilerin dostane, kardeşçe ve birbirine yakışır şekilde geliştiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Gül, iki ülke arasındaki ilişkileri ''müstesna'' olarak ifade etti. Cumhurbaşkanı Gül, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından bütün Türk dünyasının tekrar kucaklaştığını ifade ederek, Türk cumhuriyetleri arasında büyük bir dayanışma ve işbirliği sergilendiğini kaydetti. Türkiye ile Kazakistan ilişkilerinin geldiği noktada Nazarbayev'in büyük katkısı olduğunu belirten Gül, Kazakistan'ın siyasi istikrarı, ekonomik değişimi ve eğitime verdiği önemden dolayı gurur duyduklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Gül, iki ülke arasındaki eğitim işbirliğine büyük önem verdiklerini belirterek, Ahmet Yesevi Üniversitesi'nin bunun en mükemmel örneği olduğunu kaydetti.    
Bosnalıların Dramı Bitmiyor 18 Yıl Sonra Defnettiler Beşbin sivil Boşnak’ın katledildiği Bratunaç'ta bulunan 31 kişinin kemikleri, mezarlarına nakledildi. Bosna Hersek’te 1992-95 yılları arasındaki savaşta Sırplar tarafından katledilen, cesetleri 6 ayrı toplu mezarda bulunan 31 Boşnağın cenazesi, törenle defnedildi. Srebrenitsa yakınlarındaki Bratunaç kentinde açılan toplu mezarlarda bulunanların kimlikleri, DNA testleriyle belirlendi. Cenazeler, yüzlerce Boşnağın gözyaşları arasında Bratunaç Şehitliği’nde törenle defnedildi. Yakınlarının cenazelerini ölümlerinden 18 yıl sonra defnettiler.
Hazin Bir Göç Hatıratı: Dumanlı Yıllar Bu satırların yazarı geçtiğimiz sene Türkiye Kazaklarının önemli tarihi şahsiyetlerinden Nurgoçay Bahadır'ın Arap harflerle Kazak Türkçesinde 1984'de 200 sayfa kadar yazılmış hatıratını Almatı'da hem bugünkü Kazakistan harfli transkripsiyonu ve dipnotlarda diğer kaynaklarla karşılaştırmasıyla birlikte orjinal el yazma nushayı neşretmişti. Buna benzer şekilde bir kitap daha İstanbul'da geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Eser Doğu Türkistan'dan Türkiye'ye göçün kahramanlarından Kaynas Gayretullah'in 50 sayfalık Arapça harfli Kazak Türkçesindeki hatıratıdır.  Dun elimize geçen ve "Dumanlı Yıllar" ismiyle yayınlanan eseri oğlu ve Türkiye Kazaklarının önde gelen yazarlarından Hızırbek Gayretullah yayına hazırlamış. 134 sayfadan oluşan kitabın ilk 80 sayfası latin harfli ve Türkçe açıklamalı metin yer almakta ve kalan 50 sayfada merhum Kaynaş Bey'in Türkiye'ye geldikten sonra göç ile ilgili olarak kaleme aldığı hatıratının orjinali faksimile olarak yer almaktadır. Bilindiği gibi, 1918'de Tarbagatay'da dünyaya gelen Kaynaş Bey, Türkiye Kazaklarının göç liderlerinden Alibek Hakim'in öncülüğünde Kesmir'e ve oradan 1953 yılında Türkiye'ye gelmişti. 1972 Şubatı'nda İstanbul'da vefat etti. Hızırbek Gayretullah'in önsözde yazdıklarından anladığımıza göre, bir aydın, bir toplum adamı sorumluluğu taşıyan Kaynaş Bey göç esnasında yaşadıkları ve gördüklerinin gelecek nesillere aktarılması için hiç vakit kaybetmeden hatıratını yazmaya girişmiş. Çünkü, Kaynaş Bey Tükiye geldikleri yıl, yani 1953 senesinde Sirkeci'deki Göçmenevi'nde hatıralarını Kazak yazı geleneğine uygun olarak manzum olarak yazdırdı. Hatıratına bir de önsöz eklemiştir. Merhumun şehadet parmağı savaş esnasında bir kurşun yarasıyla koptuğu için iyi yazamıyordu. Bu sebeple hatıratını kardeşleri Sıddık, Sadik ve hanimi Gülsara'ya dikte ettirdi. Görüldüğü gibi Kaynaş Bey tarihe verdiği önemi zor şartlar altında hatıratını kaleme alarak göstemiştir. Ayrıca Kaynaş Bey hatıratında sadece kendi başından geçenleri değil, bir tarihçi gibi kendi kendilerinden önceki göç hadiselerini, bildiklerini ve işittiklerini de kısa ve öz olarak kaleme almıştır. Bu yüzden eserde XX. yüzyılın başındaki Böke Batur göçü, 1930'lı yıllardaki Barkol Olayları, daha sonraki Elişhan Batur, Sultan Şerif Teyçi, Zayip Teyçi, Kusayin Teyçi, Delilhan Canimhanoğlu göçleri hakkında şiir diliyle çekici olarak bilgi vermektedir. Kaynaş Bey yazısında Osman Batur'un mücadelesine de yer verilmekte ve onun Kanambal'da kalması, göçe katılmaması anlatılmaktadır. Hatıratta daha sonra doğal olarak kendi içinde bulunduğu Alibek Hakim göçü ve arkadaşları hakkında malumatlar yer almaktadır. Hatırat Gaskölden Kesmir'e hareket edildiğinde sona ermektedir. Kitap bir göç kahramanın kendi dilinden ve elinden çıkmış birinci elden tarihi kaynak niteliğine haizdir. Yayına hazırlayan Hizirbek Gayretullah orjinal metni de esere dahil ederek kitabin tarihi değerini arttırmıştır. Temennimiz bu tip eserlerin çoğalmasıdır. Ayrıca göç kahramanlarının torunları olan bugünkü gençlerimiz şu anda hayatta olan dede ve ninelerini roportajlar şeklinde göç esnasında yasadıklarını kaleme alırlarsa veya en azından seslerini dijital ses kayıt cihazları ve hatta cep telefonlarıyla kayıt edebilirlerse tarihe büyük hizmet etmiş olacaklardır. Bu vesileyle Kaynaş Bey'e Allah'tan rahmet diliyoruz. Böyle bir eseri yayınladığı için Hizirbek Gayretullah'i kutluyoruz.  Doç. Dr. Abdulvahap Kara   
Bakan Davutoğlu: "Milli Kimlik ve Dil Korunmalı" Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kırım Özerk Cumhuriyeti ziyareti kapsamında çeşitli temaslarda bulundu. Davutoğlu bu çerçevede, Kırım'da Tatar dilinde eğitim yapan 15 ulusal okuldan biri olan Zuya okulunun ek binasının açılışını yaptı. Törende yaptığı konuşmada Davutoğlu, Kırım'a denizin ötesinden selamlar getirdiğini ifade ederek, "Her türlü meselenizde sizin yanınızda olmaya devam edeceğiz" diye konuştu. Tükkiye ile Ukrayna arasındaki ilişkilerin son dönemde hızla geliştiğini söyleyen Davutoğlu, bundan sonra Kırım ile denizin öte yakasını daha çok kaynaştıracaklarını kaydetti. Yalta ile Sinop arasında feribot seferlerini başlatmayı planladıklarını belirten Davutoğlu, Karadeniz'in barış ve istikrar gölü olmasını, Kırım Tatarlarının da kendi topraklarında barış, güven ve refah içinde yaşamalarını istediklerini ifade etti. Davutoğlu, bunların olabilmesi için "milli kimliğin ve dilin korunmasını gerektiğinin altını çizerek, bunlar için de okulların gerekli olduğunu kaydetti". Dışişleri Bakanı Davutoğlu, okul sayısının artırılması için yardımcı olacaklarını sözlerine ekledi.  
Osmanlı'ya ve Türklere Karşı Hatalıydık Filistin'e Dönüş Hareketi lideri Dr. Ali Ebu Hasan, Arap alemi olarak kandırıldık. Ben bir Arap olarak şunu söylüyorum ki, "Biz Osmanlı'ya ve Türklere karşı yaptığımız hatamızı kabul ediyoruz" dedi ve ekledi:“Biz, Osmanlı’ya ve Türklere Karşı Hatamızı Kabul Ediyoruz”Suriye'de yaşayan Filistin'e Dönüş Hareketi lideri Dr. Ali Ebu Hasan, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, Osmanlı Devleti'nin Arap coğrafyasına hükmettiği döneme ilişkin Arap kamuoyunda yanlış bilgilerin olduğunu belirterek, "Filistin'in İngiltere eli ile Yahudileştirilmesi" adlı bir kitap hazırladığını söyledi."Kitabında, acı da olsa gerçekleri ortaya koymaya çalıştığını" ifade eden Hasan, "Bizim (Arap dünyasında) bütün kitaplarımızda Osmanlı dönemi işgal ile tanımlanır. Ben kitabımda Osmanlı varlığı, Osmanlı hakimiyeti ifadelerini kullandım. Yaptığımız hatayı telafi etmeye çalışıyorum" diye konuştu.Kitabının Türkler tarafından belgesel veya film haline getirilmesini isteyen Hasan, "Hiçbir karşılık beklemiyorum. Bu kitap film veya belgesele dönüştürülürse bölge kamuoyunun tarihi de değişecektir. Bütün Arap ülkeleri bu film ile kendi tarihlerini temizlemek zorunda kalacaklardır" dedi.“Filistin’in Bir Hiç Uğruna Gittiğini Gördüm”Dr. Ebu Hasan, uluslararası ilişkiler alanında doktora tezi için İngiltere Arşiv Merkezinde araştırma yaptığı sırada 1914 yılı ve sonrasına ait çok sayıda belgeyi incelediğini söyledi."Doktora tezimi hazırlarken İngiltere'deki Arşiv Merkezine gittiğimde aklım başımdan gitti. Filistin'in bir hiç uğruna gittiğini ve bir hiç uğruna Türklerle ihtilafa düştüğümüzü gördüm" diye konuşan Ebu Hasan, Mekkeli Şerif Hüseyin ve İngiltere'nin Mısır Yüksek Komiseri Sir Henry McMahon arasındaki yazışmaları şaşkınlıkla okuduğunu vurguladı.Ebu Hasan, "1917 yılındaki İngiltere Savunma Bakanı bir açıklamasında 'Eğer biz, Şerif Hüseyin'e verdiğimiz sözü tutarsak Arap ülkeleri tek bir coğrafya olarak kalacak ve Filistin koruma altına alınacak' diyordu. Belgelere göre, Şerif Hüseyin'e dediler ki, 'Türkleri buradan kovalım, size bağımsızlığınızı verelim.' Biz Araplar, onlara inandık. 1916 yılında İngiliz ve Fransızlar kendi aralarında topraklarımızın nasıl bölüşüleceğine dair başka bir anlaşma daha yapmış" dedi.Söz konusu dönemde bölgede bulunan bir İngiliz komutanın kitabında yer verdiği "Şöyle bir bakıyorum, Araplarla birlikte çöllerde Türkleri nasıl hezimete uğrattığımız hiç gözümün önünden gitmiyor" ifadesini unutamadığını anlatan Ebu Hasan, "Kur'an-ı Kerim'de 'sizden olmayana inanmayın”diyor ama biz buna uymadık, “kardeşlerimizle savaştık" diye konuştu.“Türkler Kudüs Zarar Görmesin Diye Savaşmadılar”II. Abdülhamit'in Filistin davasına ilişkin tavrının Arap dünyasında tam olarak bilinmediğini kaydeden Hasan, "II. Abdülhamit, Filistin davasını, Arap lideri olarak tarihe geçen Enver Sedat veya Melik Hüseyin'den çok daha şerefle ve daha fazla sahiplendi" dedi.Ebu Hasan, "Türk askerlerinin kutsal mekanların zarar görmemesi için Kudüs'te savaşmadığını ve yenilgiyi kabul ettiklerini" belirterek, "Yüzlerce asker Kudüs'te şehit oldu. Buna benzer birçok bilgiyi kitabımda işledim. Ben, Türkiye ile İsrail'in ilişkilerinin kesilmesini istemiyorum. Ben, Filistin ile ilgili kirli oyunun ve Osmanlı Devleti ile ilgili gerçeklerin ortaya çıkmasını istiyorum. Bunu tarihi bir görev addediyorum" diye konuştu.-"1-2 Yıl Sonra Döneceğimizi Düşünüyorduk.62 Yıl Kalacağımız Aklımıza Gelmemişti”Babasının Osmanlı ordusunda askerlik yaptığını belirterek, 1948 yılında o dönemde Filistin toprağı olan Hayfa'dan ayrılış hikayesini anlatan Dr. Ebu Hasan, şunları söyledi:"Ben 1938 yılında Hayfa'da doğdum. Babam sık sık 'Nerede o Türklerin olduğu günler' derdi. Filistin'de İngiliz idaresinin sona erdiği 15 Mayıs 1948 gecesi Hayfa'daki bütün önde gelen Filistinlileri çağırdılar. Babam sabaha karşı 03.00'e doğru geldi. Evimizin karşısında bir Yahudi yerleşim birimi vardı, oradan evimize ateş ediyorlardı. Kapılar elek gibi oldu. Önce teyzemin Hayfa dışındaki evine sığındık. Annem ve kardeşlerimle birlikte kamyon kiralayıp Hayfa limanına doğru gittik. Limana yakın bir camiye sığındık. Ben daha 10 yaşındaydım. Abimle ben, insanların bir yere gittiğini gördük, onlarla birlikte yürüdük ve bir gemiye bindik. Babam teyzemin evinde, annem camide diğer kardeşlerimle, biz ağabeyimle gemideydik. Gemi hareket etti ama nereye gittiğini bilmiyorduk. Geminin Akka limanına gittiğini söylediler. Akka o zaman Filistin toprağıydı. Akka limanında günlerce gelen cesetlere annem, babam, kardeşlerim var mı diye baktık. Annem kardeşlerimle birlikte, karayoluyla Akka'ya ulaşmış ve bizi buldular. Bir hafta sonra babam geldi. Yol boyunca binlerce ceset görmüş. Bizi bir trene bindirdiler, 28 vagon vardı. Yol boyunca bazı yerlerde durdular ve isimlerini saydıklarının inmesini istediler. Kimisini Beyrut'ta indirdiler, kimisini Lübnan'ın köylerinde, Şam'da. Bu operasyonu kimin yaptığını hala bilmiyorum. En son biz kaldık ve bizi Halep'te indirdiler. Sonraki günlerde de Filistinliler gelmeye devam etti. Biz, 1-2 yıl sonra döneceğimizi düşünüyorduk, 62 yıl kalacağımız aklımıza gelmemişti. 1 yıl sonra da kız kardeşim iki çocuğu ile geldi. Eşi kaybolmuştu ve nereye gittiğini hala bilmiyoruz.AA  
Türkmenler Seçimden Memnun Irak’ta 7 Mart’ta yapılan ve Federal Mahkeme’nin onayını bekleyen seçim sonuçları Türkmenlerin yüzünü güldürdü. 2005 yılındaki genel seçimlerde Kerkük’te sadece 1 milletvekili çıkartabilen Irak Türkmen Cephesi, bu seçimlere Iyad Allawi liderliğindeki Irakiye listesi ile ittifak kurarak katıldı. Türkmenler, Kerkük’ten 2 ve Musul’dan 3 milletvekili çıkardı. Ayrıca 1 Türkmen, Maliki’nin Kanun Devleti ittifakından Bağdat’tan, bir Türkmen de Caferi liderliğindeki Irak Ulusal İttifakı listesinden Telafer’den milletvekili seçilme başarısı gösterdi. Türkmeneli Kültür Merkezi Başkanı Mustafa Ziya, “Seçim sonuçlarına göre, Türkmenler Irak Parlamentosu’nda daha fazla temsil edilecekler” diye konuştu.  
Doğu Türkistanlılar Çin'i Protesto Etti D oğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği üyesi bir grup, 20 yıl önce Doğu Türkistan’ın Barın kasabasında yaşanan olayların yıl dönümü dolayısıyla Çin’i protesto ederek Büyükelçilik önüne siyah çelenk bıraktı. Grup adına basın açıklamasını okuyan derneğin Ankara Şube Başkanı Hayrullah Efendigil, 5 Nisan 1990’da Doğu Türkistan’ın tarihi şehri Kaşgar’a bağlı Aktuğ yöresinin Barın kasabasında yerli Uygur halkı tarafından cami onarımı yapıldığı sırada Çin askeri güçlerinin karadan ve havadan gerçekleştirdiği operasyonla söz konusu kasabanın “haritadan sildiğini” belirtti. Efendigil, yaşanan olaylara insan hakları savunucularının seyirci kaldığını ifade etti. Katliam İstanbul’da da protesto edildi. (AA)    
Muhsin Yazıcıoğlu İçin İlk Sempozyum B üyük Birlik Partisi  İstanbul İl Başkanlığı tarafından düzenlenen 1. Uluslararası Muhsin Yazıcıoğlu Sempozyumu, Üsküdar Belediyesi Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Sempozyuma, helikopter kazasında hayatını kaybeden Muhsin Yazıcıoğlu’nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu ve oğlu Furkan Fatih Yazıcıoğlu’nun yanı sıra, BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu, AK Parti İl Başkanı Aziz Babuşçu ve Dünya Ehlibeyt Vakfı Başkanı Fermani Altun da katıldı. Sempozyumda konuşan Yalçın Topçu şunları söyledi:“Rahmetlinin hayalini, ölümünün birinci yıl dönümü itibariyle burada gerçekleştirmiş olacağız. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kaynaşmış ve birleşmiş, dilde, fikirde ve işte birlik etmiş bir birliğin, onun ruhaniyetiyle beraber tekrar burada bir meyvesini göstereceğiz. İnşallah bu birlik ve beraberlik, buradan Anadolu coğrafyasına dalga dalga yayılacak.”
Nazarbayev Türkiye'den "Önderlik" İstedi Türk Akademisi Açılıyor K azakistan'ın başşehri Astana'da yapılan Türk Akademisi'nin açılışını, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile beraber yapacaklarını söyleyen Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Türk Dünyası’nı bir araya getirerek bütünleştirecek kimselerin olmamasından yakınarak, bunu Türkiye’nin önderliğinde el birliği ile yapmak istediklerini söyledi. Kazakistan’da "pantürkizm" ideolojinin yaygın olmadığını dile getiren Nazarbayev, bu sebepten Türk Akademisi’nin kurulmasını tavsiye ettiğini ve Türkiye ile Kazakistan'ın Türk dünyasının birliği için beraber mücadele etmekte kararlı olduklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Gül'ün 2 ay sonra Kazakistan'a geleceğini ifade eden Nazarbayev, "Biz, Sayın Abdullah Gül ile birlikte iki ülke olarak, Astana'da bir Türk Akademisi kurulsun diye gayret gösterdik. Kendisi buraya geldiğinde bu akademiyi birlikte açacağız'' diye konuştu. Nazarbayev, barış ve hoşgörünün merkezi olarak kabul edilen bir piramit içinde yapılan akademinin Türk tarihi ve kültürü konusunda önemli çalışmalara ev sahipliği yapacağını söyledi.
Çin'e Protesto: "Türkistan'daki Soykırımı Bitir" İ HH İnsani Yardım Vakfı’nın da aralarında bulunduğu İstanbul Barış Platformu tarafından düzenlenen Doğu Türkistan Sempozyumu Zeytinburnu Sanat ve Kültür Merkezi’nde başladı. Sempozyum Türkiye’deki Doğu Türkistanlıları bir araya getirdi. Yerel kıyafetleriyle sempozyuma katılan bazı Uygur kadınların, Doğu Türkistan’daki yakınları için gözyaşı dökmesi dikkat çekti. Sempozyuma farklı ülkelerden gelen Doğu Türkistan kökenli akademisyenler katıldı.Nepal’de sürgün hayatı yaşayan Tibet’in Ruhani Lideri Dalay Lama’nın Temsilcisi Tseten Samdup Chhoekyapa, Çin’den sürülen insan hakları savunucusu Dr. Yang Jianli sempozyuma katılan isimler arasındaydı. Sempozyumun açılış konuşmasını İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım yaptı. Yıldırım, “Şu İslam dünyası Doğu Türkistan’ı Çin yok etse de kurtulsak diye düşünüyor. Bu kadar ağır konuşmak durumundayım. Çünkü hiç kimse bir şey yapmıyor. Yaşanan baskıları ve insan hakları ihlallerini dünyaya duyurmak için sempozyum düzenledik. Müslüman Uygur Türklerinin insanca yaşamasını talep ediyoruz. Buradan BM’ye, İKT’ye ve Arap Birliği’ne çağrıda bulunuyoruz. Doğu Türkistan için bir şeyler yapın. Çin yönetiminin bu konuda artık İslam dünyasıyla masaya oturup problemi çözmesi lazım. Durum düzelmezse en büyük zararı Çin görecektir” dedi. Yaşananları soykırım olarak nitelendiren Başbakan Tayyip Erdoğan’a teşekkür eden Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı ve Dünya Uygur Kurultayı Başkan Yardımcısı Seyit Tümtürk ise dünyanın Doğu Türkistan’da yaşananlar karşısında sessiz kalmasına tepki gösterdi Osman Sağırlı
Tataristan Diyanet Heyeti İstanbul'da R usya Federasyonu, Tataristan Cumhuriyeti’nin başşehri Kazan’dan, Diyanet Başkan Yardımcısı İldar Bayazitov başkanlığındaki bir heyet muhtelif temas ve ziyaretlerde bulunmak için İstanbul’a geldi. İhlas Vakfını da ziyaret eden heyet üyeleri Türk Dünyası Koordinatörü Numan Aydoğan Ünal ile görüştüler. Tataristan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Bayazitov, İhlas Vakfı’nın Tataristan’a gönderdiği kitap, takvim ve giyim eşyalardan dolayı Tataristan halkının memnuniyet ve teşekkürlerini dile getiren bir konuşma yaptı. Tataristan heyetini İstanbul’da görmekten dolayı memnuniyet duyduklarını ifade eden Türk Dünyası Koordinatörü Numan Aydoğan Ünal da yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Kazan; Buhara, Bağdat ve İstanbul gibi Türk-İslam Tarihinde önemli yeri olan şehirlerden birisidir. Bir zamanlar Türk Dünyasında en iyi Kur’an-ı Kerim’ler Kazan’da basılırdı. Bugün dahi Türkistan ve Afganistan’da kazan çaplı(baskılı) Kur’an-ı Kerim tabiri yaşamakta ve bu baskılar aranmaktadır.” Numan Aydoğan Ünal sözlerine şöyle devam etti: “1933 senesinde vefat eden hemşehriniz Muhammed Murad-î Kazanî Hazretleri geçen asrın en büyük İslam âlimlerinden biri idi.  Çok kıymetli eserleri vardır. İmam-ı Râbbâni Hazretleri’nin Mektûbât isimli kitabını Farsça’dan Arapça’ya tercüme ederek Mekke-i Mükerreme’de bastırmıştır. Bu kitabın bir nüshası İstanbul Bayezid Kütüphanesinde mevcuttur. Hakikat Kitabevi bu kitabı ‘El-Müntehabat’ ismiyle yeniden bastırmıştır. Muhammed Murad-î Kazanî Hazretleri, ayrıca İmam-ı Râbbâni Hazretlerinin hayatını da en mükemmel şekilde yazmıştır. Tataristan gençliği böyle kıymetli âlim ecdadını tanımalı, eserlerini okuyarak dinini ve tarihini doğru öğrenmelidir. Tataristan halkı da bugün kavuştuğu hür ve demokratik ortamın kıymetini iyi bilmeli, hizmetleri artırmalıdır.” dedi. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı İldar Bayazitov, Tataristan Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde görme engelliler eğitim merkezi kurduklarını, burada Tataristan ve diğer cumhuriyetlerden gelen âmâ çoçuklara başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere çeşitli konulardan eğitim verdiklerini; Türk halkından bu merkeze yardım beklediklerini ifade etti.      
Türk Birliği İnşa Edilmeli Avrasya Bir Vakfı’nın Küçükçekmece’deki merkezinde gerçekleştirilen “Türk Dünyası ve AB münasebetlerinden Türk Birliği” konulu konferansta, Osmanlı’dan günümüze Türkiye ve Orta Asya devletlerindeki gelişmeler ve münasebetler ele alındı. Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş 21. yüzyılda Türk Birliği’nin ekonomik, sosyal ve kültürel olarak yeniden inşa edilebileceğini belirterek, “200 milyonu aşan bir topluluğun lisan ve kültürel birliğinin tesis edilmesi şarttır. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar büyük bir coğrafyada yer alan ve dünya sathına yayılan soydaşlarımız arasında söz ve güç sahibi olmaması için hiçbir engel yoktur” diye konuştu. Prof. Dr. Ahat Andican ise “Dünyanın hızlı bir değişim sürecine girdiği bu yüzyılda Türk dünyası birlik şuurunu idrak etmeye başlamalı, halkların soy ve kültürel bağlarının farkına varılmalı” diye konuştu. *** İstanbul’da Hür Doğu Türkistan Sempozyumu Ç in’in Doğu Türkistan’da yaptığı katliamlar ve insan hakları ihlalleri İstanbul’da düzenlenecek bir sempozyumda tartışılacak. 20-21 Mart 2010 tarihlerinde Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenecek olan sempozyuma, İHH İnsani Yardım Vakfı’nın yanı sıra çok sayıda akademisyen, düşünür, sivil toplum kuruluşu temsilcisi ve Doğu Türkistanlı katılacak.  Urumçi katliamının şahitleri de sempozyuma katılarak yaşadıklarını anlatacak. Türkiye’de ilk defa düzenlenen Hür Doğu Türkistan Sempozyumu’nu Çin yönetimi de yakından takip ediyor. “Konfüçyüs yapılanları görseydi bu bir soykırım derdi” sloganıyla düzenlenen ve iki gün sürecek konferansta Doğu Türkistan’da son yıllarda yaşanan katliamlarla insan hakları ihlalleri raporlarla ortaya konulacak.  
Türk, Soydaş ve Akraba Buluşması Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türk, soydaş ve akraba topluluklarına hitaben, ''Tarih ve talih bizi ayrı coğrafyalara dağıtmış olabilir ama bizim gönüllerimiz bir, bizim yüreklerimiz ortak çarpıyor'' dedi.   Erdoğan, Devlet Bakanı Faruk Çelik'in koordinasyonunda Grand Cevahir Oteli'nde düzenlenen Türk, soydaş ve akraba topluluklarının kurdukları sivil toplum örgütleriyle buluşma yemeğinde bir araya geldi.   Başbakan Erdoğan, yemekte yaptığı konuşmada, ''Hasreti birlikte giderdiğimiz bu anlamlı günde, siz değerli kardeşlerimle bir arada olmanın mutluluğunu yaşıyorum'' dedi.   Misafirlere, ''Türkiye'ye ve İstanbul'a hoş geldiniz'' diyen Erdoğan, onların aracılığıyla dünyanın beş kıtasına yayılmış, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını da selamladığını belirtti.   Recep Tayyip Erdoğan, şu anki tablonun aslında yılların hasreti olduğunu vurgulayarak, bunun sonu gelmeyecek bir ilk adım olması temennisinde bulundu.   Avrupa, Amerika, Afrika ve Asya kıtasındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ve soydaşları selamladığını dile getiren Erdoğan, ''Sizlerin aracılığıyla Kırcaali'ye, İskeçe'ye, Gümülcine'ye, Piriştine'ye, Köstence'ye, Saraybosna'ya, Batum'a, Tiflis'e, Grozni'ye, Yukarı Karabağ'a, Nahçıvan'a, Bakü'ye ve Mostar'a selam ve sevgilerimi yolluyor, en kalbi muhabbetlerimi gönderiyorum'' dedi. Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:   ''Tarih ve talih bizi ayrı coğrafyalara dağıtmış olabilir ama bizim gönüllerimiz bir, bizim yüreklerimiz ortak çarpıyor. Hasretimiz bir, özlemlerimiz, arzularımız, kaderimiz bir. Biz hepimiz kardeşiz. Biz aynı boyun evlatlarıyız. Solingen'de bir kardeşimizin burnu kanasa aynı anda beş kıtada sızısını yüreğimizde hissederiz. Saraybosna'da bir masumun gözyaşı toprağa değdiğinde aynı anda hepimizin yüreğine ateş düşer."   "İskeçe dara düşse Kırcaali üzülse Piriştine hüzünlense biliyorum Melbourne'de, Toronto'da, Capetown'da yankısını bulur. İstanbul'daki, Diyarbakır'daki, Yozgat'taki, Sivas'taki düğün, hepimizin düğünüdür. Rize'de uşaklar horon teperken beş kıta horona durur. İzmir'in zeybeği, beş kıtadan izlenir. Gaziantep halay çekerken, beş kıta halay çeker. Biz bir sofranın etrafında toplanmış, tek bir ailenin fertleriyiz. Biz hep birlikte, bir aileyiz. Her birimiz bin yılların ötesinden gelen ortak bir kültürün, ortak geleneklerin ve ortak tarihin mensuplarıyız.''  ''Tarihimizle kültürümüzle kardeşliğimizle gururluyuz. Velhasıl medeniyetimizle gururluyuz'' diyen Erdoğan, ''Bulunduğumuz, nefes alıp verdiğimiz her yerde bizler barışın temsilcileri olduk. Çalıştığımız ülkelerde çalışkanlığın, güzel ahlakın ve dürüstlüğün temsilcisi olduk'' şeklinde konuştu.
Yücel Şehitleri Anıldı Rumeli Türkleri, Makedonya’da 62 yıl önce asılarak şehit edilen 4 evladını unutmadı. Aksaray’da dün 19 Mayıs Toplantı Salonu’nda biraraya gelen Rumeli Türkler Kültür ve Dayanışma Derneği mensupları tarafından, Yücel şehitleri; Şuayip Aziz, Ali Abdurrahman, Nazmi Ömer ve Adem Ali yadedildi.   Toplantıya Bayrampaşa Belediye Başkanı Hüseyin Bürge de misafir oldu. Bürge, “Rumeli Türkleri hep zulüm gördü. Bosna-Hersek ve Kosova’daki zulümler neticesinde memleketimize göç eden Müslüman Türklerin sosyal ve kültürel bağlarını tekrar kuvvetlendirmek, Rumeli kültürünü yaşatmak ve ayakta tutmak için çok çalışmalıyız” diye konuştu.   Rumeli Türkleri Külltür Dayanışma Derneği Başkanı Sadullah Sipahioğlu da, “1945 yılında Üsküp’te kurulan Yücel Teşkilatı’yla, insanımıza hizmet etmeye çalışan, milletimizin 4 asil evladı evlerinden apar topar götürülerek, düzmece mahkemelerde yargılanmış ve işkencelerin ardından 27 Şubat 1948’de idam edilmişlerdir. Yücel şehitlerini rahmet ve minnetle yadediyoruz” şeklinde konuştu.
Hocalı Katliamı Unutulmadı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, sözde Ermeni soykırımı iddiaları hakkında, “Bizim alnımız, yüzümüz ak” diye konuştu. Ermeniler’in 25-26 Şubat 1992’de gerçekleştirdikleri Hocalı katliamında ölenler dünya genelinde düzenlenen törenlerle anıldı.   Londra, New York ve Washington’da çeşitli dernekler tarafından düzenlenen etkinliklerde, katliamda ölenler anılırken, dünyanın halen olaya sessiz kalmasına tepkiler yağdı.   Ankara’daki “Hocalı İçin Adalet Uluslararası Kampanyası” toplantısında konuşan Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ise, Hocalı’da yaşanan insanlık dramının Batı tarafından görülmemesinin bakış açısından kaynaklandığını ifade ederek, halen “ölenler Müslümansa bu ciddiye alınmaz” yaklaşımının hakim olduğunu söyledi.
Milletlerarası Ahmet Yesevi Sempozyumu Yapıldı Bağcılar Belediyesi’nin düzenlediği ‘Uluslararası Hoca Ahmed Yesevi Sempozyumu’nun açılışını TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin yaptı. Burada konuşan Şahin, “Hikmet dersleriyle Hoca Ahmet Yesevi, Anadolu’nun Türk yurdu haline gelmesini sağlayan din ve devlet büyüklerimizin ilham kaynağı olmuştur. ‘Güçlüyken kavga etme, muhtaçken ver’ gibi mesajlarla Türk-İslam medeniyetinin yerleşmesine katkıda bulunmuştur” diye konuştu. Şahin, konuşmaların ardından çapan giydi ve Osmanlı şerbeti içti. Sempozyum alanında mahalli kıyafetleriyle dolaşan Kazak öğrenciler ilgi çekti.  
TİKA, Kazakistan'da Ahıska Türkleri için okul yapacak Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı, TİKA Kazakistan'da yaşayan Ahıska Türklerinin eğitimi için okul yapacak. Bu sebeple TİKA, Ahıska Türkleri İlköğretim Okulu Projesi'ni hayata geçiriyor.Söz konusu proje ile ilgili olarak TİKA Başkanlığı, Ahıska Türk Milli Merkezi, Fakir Çocuklar Eğitim Fonu, Almatı Valiliği ve Talgar Bölge Valiliği arasında işbirliği protokolü imzaladı. Bahse konu protokol ile Türkiye'nin katkılarıyla Kazakistan'ın ticaret ve kültür merkezi eski başkent Almatı vilayetine bağlı Talgar bölgesinde yaklaşık 500 öğrenci kapasiteli, 300 kişilik yurda sahip modern bir lise kurulacak.

   23 Ekim 2009 tarihinde ihalesi gerçekleştirilen proje ile ilgili olarak Almatı Vilayeti'nin Talgar Bölge Valisi T. A. Umraliyev, Türkiye'nin kendilerine sağladığı eğitim desteğini unutmayacaklarını söyledi. Umraliyev, dünyada ekonomik bir kriz yaşanırken, TİKA'nın Kazakistan'da eğitim alanında böyle bir okul inşasına kaynak ayırmasının kendileri için büyük bir jest olduğunu aktardı.

   Ahıska Türk Milli Merkezi ve Fakir Çocuklar Eğitim Fonu Başkanı Ziyaeddin Kasanaov ise Başbakan Recep Tayyip Edoğan'ın Kazakistan 2005 yılında gerçekleştirdiği ziyareti esnasında gündeme gelen okul inşası projesinin Ahıska Türkleri için oldukça önemli olduğunu, ifade etti. Kasanaov , Kazakistan'da köylerde yaşamakta olan fakir ve zeki Ahıska çocuklarının eğitim imkanlarından mahrum oluşunun karşılaştıkları en büyük problem olduğunu ifade ederek, TİKA Başkanlığına teşekkür etti.

   TİKA'nın Astana Program Koordinatörü Dr. Ömer Kocaman ise bu projenin hayata geçirilmesinde Kazakistan tarafından gösterilecek kolaylıkların önemli olduğunu dile getirdi. Proje ile Ahıska Türklerin sosyal ve eğitim alanındaki problemlerinin bir nebze çözülmüş olacağını vurguladı. TİKA temsilcisi Ahıskalılara yardımlarının devam edeceğinin altını çizdi.

   Resmi rakamlara göre Kazakistan'da 70 bin Ahıska Türk'ünün yaşadığı bildiriliyor. Resmi olmayan rakamlara göre bu sayı en az 170 bin. Eğitim, Ahıska Türklerinin Kazakistan'da karşılaştıkları en büyük problemlerden dan birisi olarak kabul ediliyor.
Mikail İbrahimoğlu

Türkiye Kendine Güvenerek Türk Birliği Hedefine Doğru İlerlemeli Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş yeni çıkan “Avrupa Birliği mi, Türk Birliği mi?” adlı kitabının tanıtım toplantısında şunları söyledi:   “AB macerasında kaybedeceği yeni bir 50 yılı yok. Türkiye AB'deki ikinci sınıf bir üyeliği de kabul edemez. Dünyada geçen asrın ortalarından itibaren başlamış olan devletlerin kendi aralarında bütünleşme hareketini Türkiye, kendi soydaş ve kardeş ülkelerle fiiliyata geçirip gerçekleştirebilir.   Bu hayati hedefin ilk önemli adımı geçen yıl Ekim ayında Azerbaycan'ın Nahçıvan şehrinde atılmış, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye'nin Cumhurbaşkanları ülkelerinin arasında birliği hedefleyen Nahçıvan Anlaşması'nı imzalamışlardır. Anlaşma diğer Türkçe konuşan müstakil ülkelere de açıktır. Anlaşma, sadece bir iyi niyet bildirisi olarak kalmamalı, gerçekleşmesi için sağlam adımlar atılmalı.” Türkiye'nin kendine güvenerek gerçekçi bir karar alması ve sahip olduğu imkanları harekete geçirmesi gerektiğini vurgulayan Yalçıntaş,” AB'deki 50 senelik bir dönemin cılız da olsa bize getirdiği haklarımızdan vazgeçmeden 'Türk Birliği' hedefine doğru ilerlemeli ve bu birliğin inşasına katkıda bulunmalıyız” dedi.  
Ali Şir Nevai Yâd Ediliyor T ürkistan'lı meşhur edebiyatçı, siyasetçi ve şair Ali Şir Nevai doğumunun 569. yıl dönümü dolayısıyle yâd edilecek.    İstanbul'da üniversitelerde okuyan Afganistan'lı Türk Öğrenciler tarafından 5 şubat 2010 Cuma günü saat 14-00'de Eminönü Halk Eğitim Merkezi Konferans Salonu'nda yapılacak anma töreninde Ali Şir Nevai'nin hayatı, eserleri ve hizmetleri anlatılacak.
Ahıskalı Bilek Güreşi Şampiyonunun Türk Vatandaşlığı Sevinci B şampiyonluklarla dünyada adını duyuran Ahıska Türkü Ferit Osmanlı, yıllardır sürdürdüğü Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma mücadelesini kazanmanın mutluluğunu yaşıyor.   Denizli'nin Honaz ilçesinde yaşayan Osmanlı, Türk kimliğini aldıktan sonra çıktığı Rusya Federasyonu'ndaki Moskova Lotoşimo Bilek Güreşi Şampiyonası'nda Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Ukrayna ve Rusya'nın ünlü bilek güreşçilerini yenip şampiyon olarak döndü.   Osmanlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2012 yılında yapılacak olan dünya şampiyonasına hazırlandığını ve burada Türk bayrağını dalgalandıracağını söyledi.   Uzun yıllar Özbekistan'da yaşadıktan sonra ailesi ile birlikte 2004 yılında Türkiye'ye geldiklerini ifade eden Osmanlı, o dönemlerde Osmanov olan soyadını Osmanlı olarak değiştirdiğini anlattı.   Türk vatandaşı olmak için uzun yıllar mücadele ettiğini, sonunda amacına ulaştığını belirten Ferit Osmanlı, şunları kaydetti:   ''Özbekistan vatandaşıydım, ama Türk soyundanım. Osmanlı torunuyum. Yeni Türk vatandaşlığına geçtim. Türk'tüm şimdi gerçek Türk oldum. Bu yıldan başlayarak, 2010'dan itibaren uluslararası turnuvalarda hep Türkiye adına yarışacağım. Ağır sıklet dünya şampiyonluklarını yine kazanacağım. Türk'ün gücünün ne olduğunu bütün dünyaya göstereceğim. Bilek güreşi sporuna 2000 yılında Özbekistan'da başladım. 2003 yılında ilk dünya şampiyonasına 95 kiloda katıldım ve şampiyon oldum. 2004, 2005, 2006 dünya şampiyonalarında da dünya birincilikleri elde ettim, altın madalyalar kazandım.''   Ferit Osmanlı, bilek güreşinde sponsorların öneminin büyük olduğunu ve bu konuda Türk firmalarından destek beklediğini dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:  ''Denizli'de bana yardımcı olan bir spor kulübünde şampiyonalara hazırlanıyorum. Honaz Belediye Başkanı Turgut Devecioğlu, maddi ve manevi olarak destek sağlıyor. 2012 bilek güreşi dünya şampiyonasına girmem söz konusu. Derece yapma ihtimalim çok yüksek. Onun için, sponsor desteği istiyorum. Gıda yönünden ve şampiyonalara hazırlanırken maddi ihtiyaçlarımız çok oluyor. Amacım bilek güreşinde Naim Süleymanoğlu gibi olmak, ilimin, ülkemin ismini dünyaya duyurmak.''  
"Kurşunlanan Türkoloji" Kitabının İkinci Baskısı Çıktı P rof. Dr. Ahmet BURAN tarafından kaleme alınan ve ilk baskısı 2007 yılında Elazığ’da faaliyet gösteren Manas Yayıncılık tarafından basılan  Kurşunlanan Türkoloji adlı eserin 2. baskısı Akçağ Yayınları tarafından basılmıştır.   İlk baskısı Elazığ’da Manas Yayıncılık tarafından yapılan ve 396 sayfa olan eserin 2. baskısı 551 sayfa olup gözden geçirilmiş ve genişletilmiş hâlidir. İlk baskıda görülemeyen çeşitli kaynaklara ulaşılmış ve bir takım yeni bilgi, belge ve fotoğraflarla eser zenginleştirilmiştir.Kurşunlanan Türkoloji başlıca Ön söz den sonra (s. 11-17) iki bölümden oluşmaktadır. Eserin “Korku Tüneli” (s. 22-272) adını taşıyan Birinci Bölümünde, 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın ilk yarısı arasında, yaklaşık yüz yıllık zaman dilimi içinde Türk dünyası coğrafyasında meydana gelen sürgün, kıyım ve ölümler özetlenmiştir.  Türkler, bu süreçte Kırım’da, Balkanlarda, Kafkaslarda, İdil-Ural’da, Batı Türkistan’da, Doğu Türkistan’da (Çin), İran, Irak, Suriye bölgeleri ile Anadolu’da gerçek bir ölüm kalım mücadelesine girişmiş ve nüfuslarının yarıdan fazlasını kaybetmişlerdir. Kitabın bu bölümünde, sonsuza akan zaman yolculuğunda, Türklerin panik halinde girdikleri, yüz yıllık karanlık “korku tüneli” nden sağ çıkanları ile çıkamayanlarının öyküsü özetlenmiştir.   Kitabın “Kurşunlanan Türkoloji” (s. 273-541) adlı İkinci Bölümünde ise, çoğunluğu Sovyetler Birliğinde olmak üzere, Çin’de ve Türkiye’de Türkologların, şair, yazar, fikir adamı Türk aydınlarının uğradığı katliam, sürgün ve baskılar anlatılmaktadır. Bu bölümde, daha çok cezalandırılan; sürgüne gönderilen, hapsedilen ve öldürülen şair ve yazarlara yer verilmiştir. Şair ve yazarlar temsil ettikleri Türk topluluğu ile ilgili bölümde ismen anılmış, hangi cezaya çarptırıldıkları daha çok dipnotlarda belirtilmiştir.  Bunlar arasından, dilbilimci-Türkolog olan şahsiyetlerin hayatı ve aldıkları cezalar kısaca açıklanmıştır. Bunlardan başka, özellikle Türkiye dışındaki Türklerin mahalli ve genel Türklük mücadelesine önemli katkıları olan veya Türk dünyasında özel bir yeri olan Gaspıralı İsmail Bey, Sultan Galiyev, Bekir Çobanzade, İsa Yusuf Alptekin, Elmas Yıldırım gibi bazı kişiler ve mücadeleleri hakkında da önemli  bilgiler verilmiştir.  Eser, çoğunluğu katledilen veya cezalandırılan Türkologlara ait yüze yakın fotoğraf, çeşitli resmi belge ve kararlar, hatıralar ve şiirlerle de zenginleştirilmiştir. Özellikle Sovyetler Birliği’nde Türkolojiye hizmet edenlerin uğradığı haksızlıkları dile getiren bu eser, bu alanda Türkiye’de yapılan en kapsamlı çalışmadır. Yar. Doç. Dr. Ercan Alkaya - Fırat Üniversitesi
Türk Dünyası'nın Acı Kaybı Prof. Reha Oğuz Türkkan tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Uzun zamandır tedavi gören Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan dün gece İstanbul'da vefat etti. 1920 yılında İstanbul'da doğan akademisyen yazarın cenazesi yarın toprağa verilecek. Türkkan'ın cenazesi 19 Ocak Salı günü Marmara İlahiyat Fakültesi Camiinden öğle namazını müteakiben kılınacak cenaze namazının ardından Zincirlikuyu mezarlığına defnedilecek Reha Oğuz Türkkan Kimdir?   ALGE'nin kurucusu ve EHO Sistemi'nin üreticisi Ord. Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan, New York Columbia ve CCNY Üniversiteleri eski öğretim üyesidir. 1960-1969 arasında Amerika'da 124 öğretim merkezi (UNİ-TEQ) kurmuş (beşinde Speed Reading-Hızlı Okuma kursları açmıştır). Başkan olduğu ‘Learning Foundations’ Vakfına ABD Federal hükümetince 4 eyaletin öğretim tekniklerini yenileme görevi verilmiş, 1970'lerde de ‘Learning Materials Publishing’ Yayınevinin Başkanlığını yapmıştır.   Son yüzyılın en önemli psikologlarından, ünlü bilim adamı Prof. Skinner (Harvard Üniversitesi) ve Prof. Crowder’la (UCLA) birlikte ‘Sorularla Programlı Öğrenim’ metodunu geliştirmiş; bu yeni öğrenme metodunun üç kurucusundan biri olarak ve ABD'deki eğitime katkılarından dolayı ‘WHO'S WHO’ ansiklopedisinde yer almıştır. ABD Federal Hükümeti tarafından 4 eyaletin eğitim planlaması ve Sunrise Açık Üniversitesi’nin kuruluşunda eğitim teknolojisi danışmanı olarak görev almıştır.   124 okul (4 tanesi Hızlı Okuma ve Bilgisayar üzerine) açtı. Aynı doğrultuda, Türkiye'de Yaykur Açıköğretim Üniversitesi’ni kurdu. 1975-1976 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı'nın Yaykur Açık Üniversitelerinin kurucusu ve yöneticisi olarak görev yapmıştır. 1976'da NASA'ya danışman olarak Hindistan'daki uydulu Eğitim çalışmalarını inceledi.   ABD'de bulunduğu süre içerisinde ‘Psikolojinin İş Dünyasında Başarıya Etkisi ve Uygulanışı, İkna Psikolojisi ve Satış Teknikleri’ konularında iş dünyasına yönelik eğitimler verdi, çeşitli şirket ve kuruluşlara danışmanlık ve yönetim kurulu başkanlığı yaptı.   1970’lerde Türkiye’de, ‘Hızlı Okuma’ adıyla ‘Speed Reading’ tekniğini tanıtmış, 1976-1980 arasında Milli Eğitim Bakanlığı, sonra da Kültür ve İçişleri Bakanlığı’nın üst düzey yöneticilerine, Boğaziçi Üniversitesi’nin Öğretim Üyelerine, ve birçok firmalara kurslar ve seminerler vermiştir. Daha sonra da halka açık seminerler başlatmıştır. ‘Çok Hızlı Okuma’ konusundaki Türkiye’de ilk kitabını 1985’te yazmıştır.   1987 yılından itibaren, birçok firmaya, kamu kuruluşuna, okullara ve dershanelere eğitimler vermiş, halka açık seminerler düzenlemiştir.   2000 yılında Tuğrul Türkkan’la beraber, en yeni ve çağdaş öğren & okuma yöntemlerinin Hızlı Okuma tekniğine bilgisayar desteğiyle uyarlanmasıyla, ‘4 Aşamalı Etkin Hızlı Okuma Sistemi’ni geliştirmiştir. Kısa adı EHO olan, bu programın uygulanması sonucunda, eskiye nazaran, gerek hız gerekse de okuma veriminde büyük ilerlemeler kaydedilmiştir.   Yerli ve yabancı basında binlerce makale, dizi ve araştırması yayınlanan Reha Oğuz Türkkan, ayrıca İstanbul Ticaret Odası Gazetesinde ‘Amerika ve Türkiye'de İş Dünyası’ konularında 2 sene sütun yazarlığı yaptı. Türkçe, Fransızca ve İngilizce olarak yayınlanmış 43 kitap, 9 film ve 6 TV senaryosu vardır. ‘Too Early For Death’ 1954' de NBC’de oynadı. ‘Türk Mavisi, Türk Yeşili ve Türkuaz’ Kültür Bakanlığı Ödülünü kazandı. 'Tarihimizin Akışı’ ise Bakanlıkça video filmi olarak çekildi). Amerika'da İngilizce olarak ‘Turkish-American Encylopedic Digest’, Türkiye'de ‘Türkkan 21. yy. Ansiklopedisi’ni (birer cilt olarak) yayınlandı.   Hayır işlerindeki faaliyetleri arasında ABD'de ‘Human Values Foundation’ Vakfı başkanlığı (Çevre ve Uyuşturucu Eğitimi), Türkiye'de de ‘Türk 2000’ler Vakfı’ Yönetim Kurulu (Geleceğe Hazırlık Bilimi / Füturoloji) başkanlığı vardır.  
Seyyid Ahmet Arvasi Yâd Edildi Seyyid Ahmet Arvasi, düzenlenen anma programında sevenleri tarafından hatırlandı. Ünlü sosyolog, öğretmen ve gazetemizin yazarlarından Seyyid Ahmet Arvasi, vefatının 21. yılında Türk Ocakları Pendik Şubesi tarafından düzenlenen toplantıda yâd edildi. Açılış konuşmasını yapan Türk Ocakları Pendik Şube Başkanı Ahmet Kara, Ahmet Arvasi’yi anmanın bir borç olduğunu belirterek, “Vefa duygusu imandandır” vecizesini hatırlattı. Büyük Tefekkür Adamı  Eski milletvekili Bozkurt Yaşar Öztürk de, “Seyyid Ahmet Arvasi, Türk-İslam düşüncesinin fikir babasıdır. Onu hapse atanlar daha sonra kendisinden bölücü hareketlere karşı sosyolojik reçeteler istemişlerdi. Hocamızın hazırladığı ‘Türkiye’de Şark Meselesi ve Alınacak Tedbirler’ adlı kitap gerçek bir reçete idi ama ne yazık ki gereği yapılmadı” dedi.   Rahmetlinin oğlu Murat Arvasi ise babasının büyük bir ilim ve tefekkür adamı ve aynı zamanda bir şehid olduğunu belirterek “Allah bizleri de rahmetli gibi Ehl-i Sünnet anlayışı üzerinde sabit eylesin” dedi. “Rahmetli babamın Necip Fazıl’la birçok sohbetleri olmuştu. Üstadın da mürşidi olan Abdülhakim Arvasi hazretleri gibi ‘Yeryüzünde iki Türk kalsa birisi benim, hatta bir Türk kalsa bilin ki o da benim, ama Jöntürk değilim’ der ve Eshab-ı Kiram’dan sonra İslam’a en büyük hizmeti Türk milletinin yaptığına inanırdı” dedi.   İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Dr. Semih Uşaklıoğlu da, “Hocamızın ‘Kongo’da da dünyaya gelseydim yine Türk Miliyetçisi olurdum. Çünkü inanıyorum ki, İslam Dünyasının kurtuluşu Türk milletinin ayağa kalkmasıyla olacaktır’ sözünü unutamam” dedi.
Ahıska Türkleri Vatanlarına Ne Zaman Kavuşacak? Gürcistan Hükümeti tarafından çıkarılan, Ahıska Türklerinin topraklarına dönmesini sağlayacak ''Vatana Dönüş Kanunu''nun  süresi 31 Aralıkta dolacak. Sürgünden bu yana 65 yıldır vatan özlemi çeken Ahıska Türklerinin önemli kısmı, imkansızlıklar ve yaşanan bazı problemler dolayısıyla bu kanundan faydalanamadı.     II. Dünya Savaşı devam ederken Sovyetler Birliği'nin o dönemki lideri Stalin'in emriyle bir gecede evlerinden çıkartılarak, hayvan vagonlarıyla Sibirya'ya ve Orta Asya bozkırlarına sürülen  Ahıska Türkleri, sürgünün yaşandığı 1944 yılından bu yana vatan özlemi çekiyor.    Vagonlarla yolculuk sırasında 17 binden fazlası çocuk olmak üzere 30 bin kişinin öldüğü ''kara gün''ün acısını halen derinden hisseden Ahıska Türkleri, topraklarına dönecekleri günü iple çekiyor Gürcistan Hükümeti, Ahıska Türklerinin topraklarına dönmek için bir süre önce ''Vatana Dönüş Kanunu'' çıkardı.   9 ülkede yaşayan 600 bine yakın Ahıska Türkünün önemli bir kısmı,imkansızlıklar ve yaşanan bazı sorunlar nedeniyle 31 Aralıkta sona erecek yasadan faydalanmak için başvuru yapamadı.             Başvuru İçin İnanılmaz Şartlar Koşuldu           Sürgüne Uğramış Ahıska Türklerinin Haklarını Koruma Merkezi Başkanı Paşa Alihan, sürgünden bu yana geçen 65 yıllık sürede çok acılar çektiklerini, birçok kişinin vatan özlemiyle hayata gözlerini yumduğunu söyledi.   Kırgızistan, Özbekistan, Kazakistan, Azerbaycan, Gürcistan, Ukrayna, Rusya, ABD ve Türkiye'de yaklaşık 600 bin Ahıska Türkü'nün yaşadığını ifade eden Alihan, şöyle konuştu:     "Yıllardır vatanımıza kavuşmak için mücadele verdik ve geri dönüş yolu açıldı. Türkiye ve Avrupa Konseyi'nin yoğun çabaları sonucunda Gürcistan Hükümeti 2007 yılında 'Vatana Dönüş Kanunu' çıkardı. Bu yasanın süresi 31 Aralıkta dolacak. Yani 31 Aralıktan sonra 65 yıllık özlemin sonucunda Ahıska Türklerinin elinde yine hasret kalacak."   Gürcistan hükümeti, başvuru için inanılmaz şartlar koştu. Bu şartları yerine getirmek için para ve kimlik gerekiyor. Türkiye'de yaşayan Ahıska Türklerinin ne işi var ne de kimlikleri. Böyle olunca kimse başvuru için gerekli evrakı toplayamadı.            Topraklarımız Stratejik Noktalarda              Azerbaycan hükümetinin ülkelerinde yaşayan Ahıska Türklerine destek verdiğini belirten Alihan, ''Sadece Azerbaycan'dan 17 bin başvuru oldu. Birçok ülkede bir tane bile başvuru yapılamadı. 100 bine yakın Ahıska Türkünün yaşadığı Türkiye'de ise sadece Bursa'dan binin üzerinde dilekçe topladık. Dilekçeler eksikliklerle dolu, ancak yapacak bir şey yok. Bir umutla dilekçeleri gönderdik'' dedi.           Ahıska Türklerinin yasanın süresinin dolmasına sayılı günler kala diken üstünde olduğunu ifade eden Alihan, ''Biz de hükümetimizden destek bekliyoruz. Elimiz kolumuz bağlı. Maddi imkanlarımız yetersiz. Gürcistan'daki topraklarımız  stratejik noktalarda. Biz oraya Türkiye olarak gideceğiz. Kimseye bunu anlatamadık'' diye konuştu.    Alihan, 31 Aralıktan sonra Ahıska Türklerini çok daha zor günlerin beklediğini vurgulayarak, Türkiye ve Gürcistan hükümetinden tek isteklerinin  Ahıska Türklerinin vatan özleminin sona erdirilmesi olduğunu kaydetti.   
Selçuklu Mirasının Haritası Çıkarılıyor Dünyadaki Selçuklu mirası Cumhurbaşkanlığının himayesinde dev bir proje ile kayıt altına alınıyor. Kasım ayında başlanan proje ile 12 ülkedeki 400’ü aşkın eser tek tek fotoğraflanacak ve belgesel filmi çekilecek.    Büyük Selçuklu Mirası Projesi’nin Belgesel Yönetmeni ve Fotoğraf Sanatçısı İbrahim Dıvarcı, projenin Başbakanlık Tanıtma Fonu’nun maddi katkıları, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) denetim ve koordinasyonunda, Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle hayata geçirileceğini söyledi  Proje kapsamında, Afganistan, Azerbaycan, Ermenistan, Irak, İran, İsrail, Mısır, Özbekistan, Suriye, Türkmenistan, Türkiye ve Yemen ile özerk cumhuriyet olan Nahcıvan’daki Selçuklu mimari eserlerinin son durumlarının tespit edilip, fotoğrafları ve görüntülerinin çekileceğini anlatan Dıvarcı, ayrıca İngiltere, Almanya, ABD, Rusya, Fransa, Suriye ve İran’daki Büyük Selçuklu Koleksiyonlarına sahip müzelerde bulunan eserlerin de fotoğraflanacağını bildirdi. 2 Yıl Sonra Tamamlanacak  Dıvarcı, bunun yanı sıra eserlerin planlarını da çıkarmayı hedeflediklerini dile getirerek, şöyle devam etti: “Sahada toplam 400’den fazla eser üzerinde çalışma yapılacak. Ayrıca müzelerdeki belki yüzlerce eser üzerinde de aynı çalışmaları yapacağız. 30 ay sürecek proje sonunda 3 ciltlik fotoğraf albümü, 120 dakikalık bir belgesel ve 1 ciltlik Büyük Selçuklu’nun müzelerdeki envanterinin bulunacağı kitap hazırlanacak.”  Dıvarcı, yaklaşık 850 bin dolara mal olması ve 2012’de tamamlanması planlanan projenin maliyetinin 500 bin dolarlık kısmının Başbakanlık Tanıtma Fonu tarafından karşılanacağını dile getirdi
Devlet Bakanı Faruk Çelik: "Türk Açılımı da Olacak" Y akın tarihimizde Türk ve Müslüman soydaşlarımızın maruz kaldığı "İnsan Hakları İhlalleri Sempozyumu" Devlet Bakanı  Faruk Çelik’in himayesinde, Bursa Büyükşehir Belediyesi ve TİKA desteğinde, Ahıska Türk Dernekleri Federasyonu koordinatörlüğünde Bursa’da yapıldı    Sempozyuma, Azerbaycan, Batı Tarakya, Ahıska, Kırım, Afganistan, Doğu Türkistan, Bosna-Hersek, Kıbrıs, Bulgaristan, Irak başta olamak üzere 22 ülkeden gelen temsilciler iştirak etti. Sempozyumda temsilciler, birlik ve beraberlik mesajları verdi, Türk Dünyası'nın meseleleri tartışıldı.   Sempozyumun  açılış konuşmasını yapan Devlet Bakanı Faruk Çelik, Türk Dünyasının şu an her zamankinden daha çok birliğe ihtiyaç duyduğunu hatırlattı. Çelik,’’Geçmişteki yaşanılan acıları asla unutmadan, ama o acıları kin ve nefrete dönüştürmeden, toplumsal hafızamızı canlı tutmalıyız ve birbirimize kenetlenmeliyiz’’ dedi.    Açılımların gündemde olduğunu ifade eden Çelik;  ’’Açılımları yoğun şekilde takip ediyorsunuz. Bu açılımlar Türkiye için önemlidir. Bu açılımlar olmalıdır. Ama, Adriyatik'ten Çin seddine kadar büyük coğrafyada hüküm sürmüş soydaşlarımız, akrabalarımız ve vatandaşlarımıza karşı da Türk açılımının başlangıcını bugün burada başlatıyoruz.’’ dedi.    Dış Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı ile ilgili kanun tasarısının da Başbakanlığa sunulduğunu açıklayan Bakan Faruk Çelik, tarihi yargılama niyetinde olmadıklarını da sözlerine ekledi.  22 ülkeden katılımcıların iştirak ettiği sempozyumda söz alan konuşmacılar, ülkelerinde yaşanan soykırımları ve yapılan zulümleri dile getiren konuşmalar yaptılar. Muhammet İzzetoğlu - Bursa
Sultan Alparslan'ın Mezarının Yeri Bulundu Türkmenistan’da yeri tespit edilen mezarın kazılması için Türkmenistan hükümeti ile protokol imzalanacak. Kazıya ODTÜ de destek veriyor.   Türk Tarih Kurumu eski Başkanı ve öğretim üyesi Prof.Dr. Yusuf Halaçoğlu, Türklere Anadolu’nun kapısını açan Sultan Alparslan’ın mezar yerinin sonunda bulunduğunu açıkladı. Mezar yerinin Merv’de olduğunu Türkiye tespit etti.    Dışişleri ile Türkmenistan arasında imzalanacak protokolün ardından kazı çalışmalarına başlanacağını belirten Halaçoğlu, kazı çalışmalarına ODTÜ ve TÜBİTAK da yerin altını gösteren cihazlarıyla katkıda bulunacağını belirtti. Talan Edilmesin Diye    Halaçoğlu, Sultan Alparslan’ın mezar yerinin yerle bir edildiği için kayıp olduğunu, ancak 3 yıl süren bir araştırma sonucunda mezar yerini tespit ettiğini söyledi. Halaçoğlu, “Şu anda yerini tam olarak açıklamak istemiyorum, çünkü talan edilmesin istiyorum. Ben Çağrı Bey’in mezar yerlerini inceleyerek yeri tespit ettim. Krokisini çizdim. Türbenin temellerine ulaştım” diye konuştu. Malazgirt Savaşı'nın Delili   Alparslan’ın mezarının Türkmenistan’da bulunmasının “Malazgirt Savaşı olmadı” diyenlere  cevap olduğunu ifade eden. Halaçoğlu, “Malazgirt’e gidelim, dedektörle her tarafı dinleyelim. Bu savaş olmasaydı Türkmenistan’da yaşıyor olacaktık” dedi.                                                               *** Yavuz Bülent Bâkiler’den Ümraniyeli Öğrencilere Türkçe Dersi Türkçemizin bayrak isimlerinden yazarımız Yavuz Bülent Bâkiler, Ümraniyeli öğrencilere tahsil hayatlarında kılavuz olacak etkileyici bir konferans verdi. Hakkari’nin Yüksekova ilçesinden gelip Ümraniye’ye yerleşen Turan ailesinin yaptırdığı kütüphanenin açılışında öğrencilere seslenen Bâkiler, lisan ve dilbilgisinin önemine temas etti.    Yazar, “Türkçe’yi çok iyi konuşup, yazamıyoruz. Bir binanın yapısında; kum, çimento, demir, ne kadar önemliyse, bir milletin hayatında da lisan o kadar önemlidir. Biz Türk milleti olarak başarıyı yakalayıp, dünyada söz sahibi olmak istiyorsak, ana dilimiz Türkçe’yi çok iyi bilmeli ve kullanmalıyız Sevgili çocuklar okuyup, kendinizi geliştiremezseniz bir hiç olursunuz” diye konuştu.
Herkes Soyunu Öğrenecek Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu kökenini merak edenlere hizmet verecek. Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, “Kürtlerin yüzde 30'u Türk kökenli” açıklamasının dayanağı olan Osmanlı tahrir belgelerini 6 ciltlik kitapta topladı. Arşiv belgelerini, sanal aleme taşımaya hazırlanan Halaçoğlu, www.anadoluasiretleri.com adlı site üzerinden kökenini merak edenlere hizmet verecek. 1 TL karşılığında girilecek sitenin, 2 milyon' TL gelir elde etmesi bekleniyor.Belgelerini 6 Ciltlik Kitapta Topladı.    Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, 2 yıl önce yaptığı, " Kürtlerin yüzde 30" u Türk kökenli  açıklamasına dayanak oluşturan Osmanlı tahrir belgelerini 6 ciltlik kitapta topladı. “Anadolu'da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar” adını verdiği çalışmayı sanal aleme taşımak için kolları sıvayan Halaçoğlu, 60 bin TL masraf yaparak, server kurdu ve belgeleri internete aktardı. Korsanlara karşı bir bilgisayar şirketiyle anlaşan Halaçoğlu, www.anadoluasiretleri.com  adlı siteden 1 TL karşılığında etnik köken belgesi sunacak. 41 Bin Fiş Çıkardı   “Yaptığımız değerlendirmelere göre siteye en az 1 milyon kişinin girmesini bekliyoruz”diyen Halaçoğlu, 1986 yılında başladığı çalışmanın maliyetinden ise manevi boyutunun daha büyük olduğunu söyledi. “Uyumadığım günler oldu. Günde ortalama 3-4 saat uyku ile TTK Başkanlığı yaptım; üniversitede derslerime ve akademik kariyerime devam ettim. Belgeleri, sıralarken tam 41 bin fiş yaptım” diye konuştu.            *** Türk- İslam Dünyasında İnsan Hakları İhlali Sempozyumu Devlet Bakanı Faruk Çelik’in himayelerinde Bursa Büyük Şehir Belediye Başkanlığı ile TİKA desteğinde “Yakın Tarihimizde Türk Ve Müslüman Soydaşlarımızın Maruz Kaldığı İnsan Hakları İhlalleri Sempozyumu” 11-13 Aralık 2009 tarihleri arasında Bursa’da yapılıyor.    Sempozyumda genel olarak Türk ve İslam Dünyasının karşı karşıya kaldığı insan hakları ihlalleri bu ihlallerin dünya kamuoyunda duyurulması ihlallerin takibi ve ihlallere karşı politika oluşturulması ana başlıkları altında;    Ahıska Türkleri, Arnavut Müslümanları, Azarbaycan Türkleri, Batı Tırakya Türkleri, Bosna-hersek Müslümanları, Bulgaristan Türkleri, Filistin Müslümanları, Irak Türkleri, Kıbrıs Türkleri, Kırım Türkleri, Kosova Müslümanları, Anadolu Müslüman Türkleri, Uygur Türkleri, Afganistan Türkleri, karşı karşıya maruz kaldıkları insan hakları ihlalleri ele alınacaktır.
Hayallerin İzinde: Doğu Türkistan Çocukluğu babasının hasret kaldığı Doğu Türkistan hikâyelerini dinlemekle geçen sanatçı Eser Saka, fotoğraflarla hayallerinin izini sürdü.    Babasının küçük yaşta ayrılmak zorunda kaldığı Doğu Türkistan ile ilgili hikâyelerle büyüyen Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Özel Kalem Müdürü Eser Saka, hatıralarının peşine düştü ve fotoğraf makinesiyle atalarının izini sürdü. Türkistan’ı babasının gözünden yansıttığı bir sergi açan Saka, buradaki yaşadıklarını ve fotoğrafları “Düşten Gerçeğe Yolculuk: Doğu Türkistan” isimli bir albümde topladı.    Kültürümüzün abidelerinden Kaşgarlı Mahmud ve Yusuf Has Hacib’in türbelerinin yanı sıra Turfan, Urumçi, Kaşgar’dan insan manzaraları sunan ve ata mekanının yemeklerini tanıtan yazar, Doğu Türkistan’a gideceklere de bir yol haritası sundu.    Gezide sevinç ve hüznü bir arada yaşadığını anlatan yazar, şunları söyledi: “Babamın anlattığı hasreti zamanla benim düşlerim oldu. Ben de hasretlik yaşadım ve düşlerimin peşine düştüm. Gittim gördüm. Çarşılar, pazarlar duyduklarım gibiydi. Hele insanlar... Diller, inançları, misafirperverlikleri hep aynıydı. Bizim Türkiye’de kaybettiğimiz birçok şeyi orada buldum. “Mihman” (misafir) gelmiş diye bir otobüs insan karşıladı beni. Fiziki çevre farklıydı. Mesela Urumçi bir Çin kenti gibiydi. Ama insanlarda köklerimin derinliklerini buldum.”     Türkiye Gazetesi
Ahıska Sürgünü Anıldı A hıskalı üniversite öğrencileri birliği tarafından düzenlenen toplantıda Ahıska Türkleri’nin Anavatandan sürgün edilişinin 65. yıl dolayısyla bir toplantı düzenlendi. Eminönü Halk Eğitim Merkezi salonunda yaıplan anma proğramında sürgünle ilgili belgesel gösterildi. Daha sonra Prof. Dr. Ali Aslan ve Doç. Dr. Deniz Ekinci Ahıska ve sürgünle ilgili bir konuşma yaptılar. Ayrıca sürgünü yaşamış olan Ahıskalı şair Hasan Emingil sürgün hatıralarını anlattı. Dinleyiciler bu hatıraları büyük bir ilgi ve göz yaşı ile takip ettiler. Proğram sonunda başarılı Ahıskalı öğrencilere hediyeler verildi.  
Ahıskalı Türklerin Sürgününün 65. Yıl Dönümü A hıska Türkleri’nin yurtlarından sürülüşünün 65. yıl dönümüne denk gelen 14-16 Kasım günlerinde, başta Türkiye olmak üzere ABD, Rusya, Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve diğer ülkelerde anma programları düzenlendi, düzenleniyor.    14-16 Kasım 1944 tarihinde, 86 bin Ahıskalı Türk, Sovyetler Birliği lideri Josef Stalin ve İçişleri Bakanı Lavrenti Beriya’nın emriyle, vatanlarından Orta Asya’da Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan’a sürgün edildiler. Bir ay süren sürgün sırasında, 17 bin Ahıskalı kadın, çocuk ve 2. Dünya Savaşı’ndan dönen yaralı gaziler soğuk, hastalık ve açlıktan hayatlarını kaybettiler.    Sürgünün hemen öncesinde, 40 bin Ahıskalı Türk, Sovyetler Birliği Ordusu saflarında Nazi Almanyası’na karşı cephelerde savaşıyordu. Bu savaşta 26 bin şehit veren Ahıskalılar’dan, sağ kalıp vatanlarına dönmeyi başaranlar da Stalin tarafından yurtlarından sürülerek, Orta Asya’da ölüm kamplarına gönderildiler. Bu acıları yaşayan nesil hâlâ hayatta. Bu yaşananları unutmamız mümkün değil.    Ahıska Türkleri, 1989-1990 yıllarında da Özbekistan’ın Fergana ve Taşkent vilâyetlerinde soykırım saldırısına uğradılar. Bu saldırılar da sürgünün kötü sonuçlarından biri idi. Sonunda ne oldu? 100 bin Ahıskalı Türk, Bağımsız Devletler Topluluğu’na üye olan 12 ülkenin 4267 yerleşim birimine dağıtıldı.    Sürülenlerin dışındakilerle birlikte, sayıları yaklaşık 350 bin olan Ahıskalı hâlen bulundukları  ABD, Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya, Ukrayna ve BDT’ye üye diğer ülkelerde dağınık hâlde yaşıyorlar. Bunlar, bir taraftan kaybettikleri vatanlarına kavuşma ümitlerini yaşatırken, bir taraftan da dil ve kültürlerini, kimliklerini korumak için mücadele ediyorlar.    Ahıskalı Türklerin Gürcistan’a dönme meselesi, 1999 yılında Gürcistan’ın Avrupa Konseyine üye olması ile gündeme geldi. Gürcistan Hükûmeti, uluslararası hukuk kurallarına göre Ahıskalıları 2012 yılına kadar topraklarına kabul etmeyi taahhüt etti. Ancak Gürcistan bu konuda samimi davranmıyor. Dönmek isteyenlere olmadık engeller çıkartıyor, dönülmemesi için elinden geleni yapıyor. Uluslararası kurumların Gürcistan’ı uyarması, bu konuya daha köklü çözümler bulması gerekir.   Kaynak: M.İzzetoğlu - Türkiye Gazetesi 
Doğu Türkistan Cumhuriyetleri Anıldı Doğu Türkistan Cumhuriyetlerini Anma Toplantısı,  Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Süleymaniye Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Doğu Türkistan Vakfı tarafından gerçekleştirilen toplantının açılış konuşmasını, Doğu Türkistan Vakfı Başkan Vekili Prof. Dr. Mahmut Kaşgarlı yaptı. Toplantıda, Prof. Dr. Metin Karaörs, Yrd. Doç. Dr. Ali Ahmetbeyoğlu ve Yrd. Doç. Dr. Yılmaz Polat da birer konuşma yaptı.   Kaynak: Türkiye Gazetesi          
Türkler Tek Çatı Altında Birleşiyor Devlet Bakanı Faruk Çelik, Dış Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı kurulması çalışmalarıyla ilgili olarak hazırlananyasataslağını  Başbakanlığagönderdiklerini söyledi.  Feshane’de Dış Türkler ve Akraba Topluluklar Derneklerine verilen yemeğe; Devlet Bakanı Faruk Çelik, AK Parti milletvekilleri İrfan Gündüz,Mehmet Müezzinoğlu, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, gazetemizin Genel Yayın Müdürü Nuh Albayrak, birçok Türk Cumhuriyeti derneği ve üyeleri katıldı.    Dış Türk ve Akraba Toplulukları Derneklerinin çalışmalarını takdirle izlediğini, bu süreçte devletin de etkin rol alması gerektiğinin farkında olduğunu vurgulayan Bakan Faruk Çelik, “Başbakan’ın talimatıyla Adriyatik’ten Çin Seddi’ne soydaş ve akrabalarımıza hizmet verecek yeni bir yapılanmanın içinde olunduğunu ve yasa taslağını Başbakanlığa gönderdiğimizi sizinle paylaşmak istiyorum” dedi. Lobicilik Çok Önemli    Dünyada lobicilik faaliyetlerinin dış politikada devletlerin elini güçlendiren önemli bir unsur olduğuna dikkati çeken Faruk Çelik, Yahudi ve Ermeni lobilerini buna örnek gösterdi. Lobi faaliyetleri sonunda, 1915 olaylarıyla ilgili tasarıların 19 ülke meclisince kabul edildiğini belirten Çelik, Uruguay’da halkın bilgisi olmasa da bu tasarının 1965 yılında geçtiğini anlattı.    Bu konuda arşivleri açıp, meydan okumanın yanı sıra sokaktaki vatandaşa da Türkiye’yi doğru tanıtmak gerektiğini ifade eden Bakan Çelik, bu sorumluluğun da Dış Türk ve Akraba Toplulukları derneklerine düştüğünü söyledi. Çelik, “Biz kapıyı aralarsak, sizin köprüler inşa edeceğinizi biliyoruz” dedi.    Dış Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı yapısının yurt dışında yaşayan vatandaşlar, soydaş ve akrabalar, Türkiye’ye gelen soydaş öğrenciler, sivil toplum örgütlerinin lobi faaliyetlerinin geliştirilmesi üzerine oturduğunu anlatan Devlet Bakanı Çelik, dış ülkelerde idari bir yapı kurulmayacağını, Ankara’daki yapı içinde 1 başkan, 2 başkan yardımcısı ve 5 daire başkanı ile her ülke masalarında uzmanların yer alacağını kaydetti.     İş birliğinin derinleşmesinin Türk dünyasının barış ve huzur dolu geleceğinin de teminatı olduğunu söyleyen Bakan Çelik, “Günlük politik gelişmelerin kardeşlik bağlarımızı zedelemesine, ilişkilerimize gölge düşürmesine izin vermemeliyiz. Bunun için diyalog kanallarını açık tutmalı, birbirimizi dinlemeli, birbirimize güvenmeliyiz. Kardeşlik ilişkilerimizden daha önemli hiçbir konu yoktur. Türkiye hiçbir zaman kardeşlerini incitecek, onların hakkına halel getirecek bir davranış içinde olmamıştır, olmayacaktır” şeklinde konuştu. Önce İkamet Meselesi Çözülmeli    Doğu Türkistan Derneği Başkanı İsmail Cengiz, Dış Türkler ve Akraba Topluluklar Koordinasyon Başkanlığı ile Bakan Faruk Çelik’in şimdiye kadar kimsenin cesaret edemediği tarihî bir olayı gerçekleştirdiğini belirterek, kurulacak yapı hakkında tekliflerini dile getirdi. Türkiye dışında yaşayan, ancak Türkiye’ye gelen Türklerin ikamet problemi yaşamak istemediklerini kaydeden İsmail Cengiz, özellikle bu meseleye çözüm getirilmesini istedi. Herkes Bu Projeye Destek Olmalı    İstanbul Türk Ocağı Şube Başkanı Dr. Cezmi Bayram; Türkiye’nin elinde, çok fazla para harcamadan, sadece ilgilenerek lobi faaliyetleri oluşturabileceği büyük akraba toplulukları olduğunun altını çizdi. Türkiye’nin bu coğrafyada bekası için ciddi bir yapılanmaya ihtiyacı olduğunu dile getiren Bayram, “Türklerin lobicilik faaliyetlerine ağırlık vermesi gerekiyor. Proje, bunun için büyük bir fırsat. Sayın Bakanımıza herkesin destek vermesi gerek” dedi. Kaynak: Türkiye Gazetesi