Dili zenginleştiren, ona renk ve mânâ kazandıran hususiyetlerden biri de ince farklardır. İnce farklar (nuance) dilin kendi bünyesinde doğan veya kültür alışverişi sonunda dile giren kelimelerin yardımı ile meydana gelen mefhumlar ve hususiyetlerdir.
Bunu birkaç örnekle göstermek istiyoruz. Bilindiği üzere
dilimizde öz Türkçe "ak"
ve "kara" yanında
Arapçadan gelen "beyaz" ve
"siyah" kelimeleri de
tabii olarak yaşamaktadır. Bugün "ak"
ve "kara" yi aynı zamanda
mânevi mânâda kullanıyoruz.
"Alnı ak. Bahtı kara adam." diyoruz. Bu mânâda "Alnı beyaz, bahtı siyah." sözleri bize munis gelmiyor. Beyazla siyah, "Beyaz duvar, siyah elbise" misallerinde olduğu gibi maddî mânâda dilde yerlerini almışlardır.
Cumhuriyet devrinden önce yetişmiş Türk aydınları dilimizin
nüanslarına büyük değer vermişlerdir. Bunu "misal" ve "numune"
kelimelerinde açıklayabiliriz.
Eski nesil, “misal" ve "numune" yi Fransızcadaki birbirinden farklı "exemple" ve “modele" karşılığında sıhhatle, yerli yerinde, şuurlu olarak kullanmışlardır.
Bugün, spikerlerden üniversite profesörlerine kadar birçok okur-yazar, bu iki mefhumun mânâ bakımından gösterdiği ayrılığı ve inceliği bilmedikleri için dilde "sadelik"i "safiyet"le karıştıran Türk Dil Kurumunun bulduğu "örneğin" kelimesinin ruhsuz kalıbına mahkum olmuşlardır.