921-1923 yılları arasında Sovyet coğrafyasında
büyük bir açlık felaketi yaşanmıştır. 1920’li yılların başındaki bu açlık, daha
çok Kırım, Ukrayna, İdil-Ural bölgesi ile Kazakistan’ı etkilemiştir. Özellikle 1920
kışının şiddetli ve uzun olması ve Sovyet yönetiminin baskıcı politikalarla
halkın geleneksel hayatına müdahale etmesi, açlık felaketine sebep olmuştur. O
zaman Rusya’daki bu açlık felaketini yerinde görmek için Türkiye Büyük Millet
Meclisi tarafından görevlendirilen heyetin üyelerinden olan İsmail Suphi Bey,
yazdığı raporda, “bu açlık ve kıtlıktan
en çok Başkurt, Tatar, Kazak ve Kırgız çocuklarının etkilendiğini” belirtir
ve bu çocuklardan 20-30 bin kadarının Türkiye’ye getirilmesini teklif eder.
1930-1933 yılları arasında da Sovyet rejimin
bazı uygulamalarından kaynaklanan daha büyük bir açlık ve kıtlık meydana
gelmiştir. Ukrayna Parlamentosu, bu açlığın Sovyet rejimi tarafından sunî olarak
meydana getirdiğini belirterek, 28 Kasım 2006 tarihinde, Stalin döneminde yaşanan
açlığı “Soykırım” olarak kabul eden
bir karar aldı. 1930-1933 yılları arasında meydana gelen açlık faciasında,
yaklaşık 10 milyon Ukrayna’lı ölmüştür. Aynı dönemde açlık felaketine uğrayan ikinci
ülke Kazakistan olmuştur. Bu açlık sırasında, o tarihlerdeki Kazak nüfusunun
yarısına yaklaşan 2.230.000 Kazak Türkü hayatını kaybetmiştir.
1930’lu yılların başında doktor olan
babası ile birlikte Almatı’da bulunan 19 yaşındaki Rus kızı Tatyana
Nevadoskaya, Almatı sokaklarında açlıktan kıvranarak ölen insanlara şahit olmuş
ve onların dayanılmaz acısını yüreğinde duymuştur. Gördüğü korkunç manzarayı
günlüğüne not etmiş ve karakalemle resmetmeye çalışmıştır. Çok etkilendiği bu
açlıktan ölen insanların halini anlatan bir de şiir yazmıştır. Nevadoskaya,
gençlik hafızasında silinmez izler bırakan bu olayı unutamamış ve yıllar sonra,
1990 yılında Almatı’ya gitmiş, 1933’te tutuğu günlüğünü, yazdığı şiiri ve o
günkü faciayı anlatan, kendi çizimi olan resimleri Kazakistan Devlet Arşivine
teslim etmiştir.
Tatyana Nevadoskaya, bu belgeleri
yetkililere teslim ederken bir de not bırakmıştır. Bu notta Nevadoskaya: “O kış bizim için, özellikle yerli halk
için kelimelerle ifade edilemeyecek şiddetle bir kış oldu. Ben çok genç ve çok
hassastım. Bu yüzden çok acıklı ve insanın tüylerini ürperten korkunç olayı,
yani açlık ile yokluğu, o zamanlar zavallı ve cahil olan halkın durumunu
düşünerek çok ıstırap çektim. Kazakların bugünkü nesilleri açlıktan ölen insanları,
çocukları ve ihtiyarları, yeryüzünden tamamen silinen ve bomboş kalan köyleri,
bozkırda donanları ve hastalananları unutmasınlar, diyorum” demektedir.
Büyük
oranda, Kazakistan’daki Kolektifleştirme ve göçebe halkın yerleştirilmesi
uygulamalarının bir sonucu olan ve Nevadoskaya’nın şahit olduğu hadiseler,
gerçekten de insanlık tarihinin en korkunç olaylarından birisidir. 1920-1933
yılları arasında sunî bir şekilde meydana getirilen açlık felaketi sebebiyle,
Kazakların %49’u, yani 2.230.000 kişi ve besi hayvanlarının %90’ı, yani
36.000.000 hayvan yok olmuştur. Kazak tarihçisi Manas Kozibayev, bu felaketi
Kazak Türklerinin tarih boyunca maruz kaldığı felaketlerin en korkuncu ve en
ıstırap vericisi olarak nitelendirmektedir.
Kaynak: Prof.Dr. Ahmet Buran-Kurşunlanan Türkoloji